Suriye: Rejim Dera’da eski muhaliflere karşı tuzak kuruyor

Dera’daki ‘yerleşim grupları’, Suriye çölünde DEAŞ’a karşı savaş için takviye gönderiyor

Suriye’nin güneyindeki Busra eş-Şam’da bulunan Beşinci Kolordu üyelerinin arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Suriye’nin güneyindeki Busra eş-Şam’da bulunan Beşinci Kolordu üyelerinin arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
TT

Suriye: Rejim Dera’da eski muhaliflere karşı tuzak kuruyor

Suriye’nin güneyindeki Busra eş-Şam’da bulunan Beşinci Kolordu üyelerinin arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Suriye’nin güneyindeki Busra eş-Şam’da bulunan Beşinci Kolordu üyelerinin arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

Rusya ve Suriye rejimi tarafından desteklenen ‘Beşinci Kolordu’nun Suveyda ilinin kuzeydoğusundaki çölden Deyri Zor’a kadar uzanan bölgeyi tarama faaliyetine hazırlık olarak Rus savaş uçakları, dört gün önce Suriye çölünde DEAŞ’ın yayıldığı alanlara bombardımanlarını sürdürdü.
Dera’dan bilgi sahibi kaynaklar, “Rusya tarafından desteklenen Beşinci Kolordu’ya bağlı 8. Tugay güçleri arasındaki çok sayıda grup ve güney halkından 4. Tümen’e katılan yerel gruplar, Rusya’nın son günlerde DEAŞ ile savaşmak için Suriye çölüne başlattığı operasyona katılmak amacıyla Suriye çölüne yöneldi” dedi.
Dera’daki Beşinci Kolordu savaşçıları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Dera’daki yerleşim birimlerinin unsurları ve liderlerinden oluşan, Rusya destekli Beşinci Kolordu’ya bağlı 8. Tugay’ın, Suriye çölüne büyük askeri takviye kuvvetleri yönlendirdiğini belirtti. Savaşçılar, bu takviye kuvvetlerin Palmira ve Deyri Zor arasında, kuzey çölü olarak isimlendirilen Süveyde ilinin doğusuna kadar konuşlandığını vurguladı. Beşinci Kolordu kuvvetlerinin, 23 Nisan’da Humus’taki Sohna bölgesi çevresindeki Suriye çölüne gruplar halinde gelmeye başladığı aktarıldı. Aynı şekilde 8. Tugay’ın ilk askeri konvoyunun, geçen cuma günü öğleden sonra, 300 personelden oluşmuş bir şekilde, 23 Nisan’da Busra eş-Şam şehrinden tam teçhizatlı, orta ve ağır silahlarla ve insansız hava araçlarıyla Rus askeri polisinin arabaları eşliğinde hareket ettiği aktarıldı. Savaşçılar ayrıca, daha sonra 24 Nisan’da Beşinci Kolordu’ya bağlı 8. Tugay’dan 100 askeri takviyenin, Rus destekli Beşinci Kolordu savaşçılarının Dera’nın dışında konuşlandırıldığı aynı bölgeye ulaştığını belirtti.
Savaşçılar, Beşinci Kolordu’nun çöl bölgesinde DEAŞ örgütüyle ilk kez savaşmadığını söylerken, Beşinci Kolordu’yu örgütleyen Suriye’nin güney halkının da başta 2018 yılında Süveyde’nin doğusunda DEAŞ hücrelerine karşı verilen savaşlar olmak üzere 2019- 2020 yıllarında DEAŞ’a karşı savaşlara katıldığını belirtti.
Bir kaynak da “Rus tarafı, 8. Tugay Başkomutanı Ahmed el-Avde’nin (Suriye’nin güneyindeki yerleşim yerlerinin en önde gelen liderinden) ve Suriye rejiminin ordusundan ayrılan bir subay olan askeri yetkili Albay Nesim Ebu Ara’nın geri dönüşü ve Rus tarafı ile koordineli bir çözüm anlaşmasının ardından Dera’da kolordudaki askeri liderlik pozisyonunu üstlenmesi sonrasında 8. Tugay liderleriyle Busra şehrinde görüşmeler yaptı. Ve çöldeki belirli bölgelerde DEAŞ’a karşı yapılan bu askeri harekata katılma kararı verildi” dedi. Aynı şekilde Dera’nın batı kırsalından aktivistler, “Dera’nın batı kırsal bölgelerinden ve Dera şehrinden çözüm anlaşmaları sonrasında 4. Tümen’i örgütleyen grupların yaklaşık yüz üyesi ve lideri, iki gün önce Suriye rejim güçleri eşliğinde DEAŞ ile savaşmak üzere Suriye çölüne gitti” dedi.
Suriye’nin güneyindeki aktivistler, Suriye’nin güneyindeki halk arasından tüm bu güçlerin, DEAŞ’a karşı yürütülen savaş cephelerine yönlendirilmesini, ‘bir tuzak veya onları, Suriye rejimi için ilerleme sağlayan savaşlara itmek’ olarak nitelendirdi. Aktivistler, Dera’nın istikrarsızlık durumuna, büyük bir güvenlik kaosuna ve neredeyse günlük suikastlara tanık olduğunu da hatırlattı. Aktivistler ayrıca, Rusların ‘Dera’daki 8. Tugay’ın çöl bölgesindeki savaşa katılması’ talebinin, Busra eş-Şam’daki Beşinci Kolordu ileri gelenlerinin ve liderlerinin ‘Suriye’deki devlet başkanlığı seçimlerine destek mitinglerine katılmayı’ reddetmesi sonrasında geldiğini belirtti.
Öte yandan Merkezi Müzakere Komitesi’nin bir üyesi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “2018 yılında Suriye’nin güneyinde gerçekleşen çözüm anlaşması, yalnızca Suriye’nin güney bölgelerindeki yeni güç ve oluşumların bir parçası olan yerel grupların burada kalmasını ve tüm Suriye topraklarında DEAŞ ile mücadeleye katılımını kapsıyordu. Çözüm anlaşmasının ardından Suriye’nin güney halkının organizatörlerine, kuzeydeki savaşa katılmaları için yapılan Rus baskılarına ve 4. Tümen’den gelen baskılara rağmen bu, yerel grupların liderleri, üyeleri ve Merkez Komite tarafından her zaman reddedildi. Müzakereler, yerel grupların Dera dışında savaşmak için cephelere gitmeyeceğini öngören çözüm anlaşmasının şartlarının uygulanması gerekliliği ile sona erdi. Talep, bu oluşumların Suriye çölünde Rusya tarafından denetlenen belirli noktalarda DEAŞ ile savaşa katılmaları ve Suriye ordusu subaylarının, emirlerinin Rus subaylardan alan bu güçlere müdahale etmemesi yönündeydi” değerlendirmesinde bulundu.
Dera’daki Beşinci Kolordu’ya mensup bir unsur, Lazkiye kırsalında Beşinci Kolordu’ya ait kamplarda askeri eğitim aldıklarını, Dera’dan gruplar halinde ayrıldıklarını ve Suriye rejimi güçleriyle birlikte herhangi bir savaşa katılmadıklarını söyledi. Unsur, eğitimlerinin Rus generaller ve Beşinci Kolordu’ya bağlı Suriyeli subaylar tarafından denetlendiğini belirtti. Unsur ayrıca, Beşinci Kolordu’nun Dera’dan Lazkiye kırsalına yönelmesinin, 20 Haziran 2021’de Beşinci Kolordu’nun 9 üyesinin Dera’da ölmesi ve 20’den fazla üyesinin de yaralanması sonrasında durduğunu kaydetti. O dönemde güçlerin Beşinci Kolordu’nun eğitim kampından dönen bir otobüsü hedef alınmıştı.
Aktivistlere göre Suriye’nin güneyindeki yerel gruplar, çoğu doğu bölgesi gruplarından olan ve Rus destekli Beşinci Kolordu tarafından organize edilmiş eski muhalefet gruplarının liderleri ve üyelerinden, Temmuz 2018’de yapılan uzlaşma anlaşmasının ardından oluşturuldu. Kolordu, Suriye’nin güneyinde büyük bir halk desteğine sahip. Zira birçok defa bölgedeki rejim güçleri pahasına, kendisine verilen görevi yerine getirerek, müdahalede bulundu ve İran’ın bölgeden çıkarılmasının ve güvenlik yumruğunun kaldırılmasının talep edildiği gösterilerin yanı sıra, bölgede Rusya’nın garantör olduğu çözüm anlaşmasının ihlalini de önledi. Aynı şekilde Rusya, güney bölgesinde yerleşim anlaşmasını koruma taahhüdünü kolaylaştırmak, bölgede çözümün çökmesine ve bölgenin yeniden alevlenmesine yol açan aşırılıkları önlemek için kolorduya geniş yetkiler verdi. Bu bağlamda Rusya, Suriye’nin güneyinde gelecekte kendi çıkarlarına hizmet edecek ve güneyin ‘diğer ülkelerin gençleri kendilerine çekmesi’ için bir arena olarak kalmasını engelleyecek büyük bir askeri güç elde etmeye çalışıyor.



Şeybani: İsrail'le müzakerelerin yakında yeniden başlamasını bekliyoruz

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)
TT

Şeybani: İsrail'le müzakerelerin yakında yeniden başlamasını bekliyoruz

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Şam'ın İsrail'le, İsrail'in Suriye topraklarından çekilmesini sağlayacağını umduğu bir güvenlik anlaşması konusunda müzakerelerin yakında yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Şeybani, İsrail'e “tarihî bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, İsrail'in Suriye'deki Ebu Zuhur hava üssünü bombalamasından günler sonra, cumartesi günü Şam'da Reuters'a verdiği röportajda, Şam'ın önceliğinin İsrail saldırılarının durdurulması olduğunu belirtti. Bu yönde güven artırıcı adımlar atılmasının gerekli olduğunu söyledi.

Washington, bir yılı aşkın süredir İsrail ile ABD'nin Ortadoğu'daki yeni müttefiki Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara hükümeti arasında bir güvenlik anlaşması yapılması için girişimlerde bulunuyor. Ancak İsrail'in Suriye topraklarına asker konuşlandırması ve güvenliğine yönelik tehditleri gerekçe göstererek hükümet hedeflerine saldırılar düzenlemesi nedeniyle anlaşmaya hâlâ ulaşılamadı.

cvfghy
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (Reuters)

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu sürecin tamamlanması için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” dedi.

Şeybani, “Şu anda İsrail'e güvenmiyoruz. İlişkilerimizi sürdürüyoruz ancak şu anda güven yok” ifadelerini kullandı. Bakan, hava üssünü hedef alan saldırının ardından taraflar arasındaki iletişimin kesildiğini belirtti.

Şeybani, “İletişim olması gerekiyor. Özellikle de Suriye'nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla iletişim kurulması gerekiyor. Ancak bu iletişim herhangi bir sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” dedi.

İsrail Başbakanlık Ofisi, Reuters'ın yorum talebine yanıt vermedi.

ABD baskısı

Şara, Suriye'nin diğer ülkeler için bir tehdit oluşturmadığını ve Şam'ın 14 yıl süren iç savaşın ardından yeniden yapılanmaya odaklandığını söylüyor.

İsrailli yetkililer ise Beşşar Esad'ın devrilmesinden bu yana Suriye'deki muhtemel tehditlere dikkat çekiyor.

Esad'ın 2024'te devrilmesinin ardından geçen günlerde İsrail, kendi vatandaşlarını saldırılardan korumanın gerekli olduğunu belirterek Suriye'nin güneybatısındaki bazı bölgeleri ele geçirdi ve onlarca Suriye askeri tesisini bombaladı.

Şeybani, İsrail'in “güvenliğini kaba güç kullanarak sağlamayı defalarca denediğini ancak başarılı olamadığını” söyledi.

“Kapı açık. Bu meseleye gelecek ve bence müzakereler yakında yeniden başlayacak” diyen Şeybani, bununla birlikte henüz bir tarih belirlenmediğini ifade etti.

ABD'nin tutumuna ilişkin Şeybani, “İsrail'e sürekli baskı yapmaya veya İsrail'i yeniden diyalog masasına dönmeye ve Suriye ile bir anlaşmaya varmaya yönlendirmeye çalışıyorlar” dedi.

Ne kadar iyimser olduğu sorusuna ise Şeybani, “İsrail'e güvenmek çok zor” yanıtını verdi. Ancak Suriye'nin “çevresiyle ilişkilerinin istikrarlı olmasına yönelik çok büyük bir hedefi” bulunduğunu söyledi.

Şeybani, “Suriye bugün uzlaşma, barış ve diplomasi için elini uzatıyor. İstikrarlı bir bölge istiyor” diye konuştu.

Suriye, İsrail'in anlaşma yapma konusunda istekli olduğunu görmedi

Suriye'ye ilişkin gerilim salı günü, İsrail'in Ebu Zuhur hava üssünü bombalamasıyla yeniden tırmandı. İsrail, Şam'ın burada Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermek üzere olduğunu savundu. Suriye ve Türkiye ise bu iddiayı reddetti.

Şeybani, “İsrail güvenlik endişelerinin dikkate alınmasını istiyor. Bununla ilgili bir sorunumuz yok, bu endişelerin farkındayız. Ancak İsrail de Suriye'nin güvenlik endişelerine saygı göstermeli ve egemenliğine riayet etmeli” dedi.

cdvfgh
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Reuters'a verdiği röportaj sırasında (Reuters)

Şeybani, İsrail'in Suriye hava sahasını kullanmasına, hava saldırılarına ve ülkenin güneyinde gerçekleştirdiği gözaltı operasyonlarına dikkat çekti.

Güvenlik anlaşmasına ilişkin bilgi veren Şeybani, yılın başlarında “kâğıt üzerinde neredeyse her konuda anlaşmaya vardıklarını” söyledi.

Şeybani, anlaşmada birçok başlık bulunduğunu belirterek bunların başında “İsrail'in Suriye'ye saldırmaması ve Suriye'nin iç işlerine müdahale etmemesinin” geldiğini ifade etti.

Anlaşmanın İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarını durdurmasını öngörmesi ve Esad'ın devrilmesinin ardından İsrail'in kontrolüne geçen bölgelerden çekilmesiyle bağlantılı olması planlanıyor.

Anlaşma ayrıca İsrail sınırı yakınlarındaki Suriye topraklarında çeşitli güvenlik bölgeleri oluşturulmasını öngörüyor. Bunlar arasında yalnızca Birleşmiş Milletler güçlerinin bulunacağı bir tampon bölgenin yanı sıra, farklı sayılarda Suriye askerlerinin konuşlandırılacağı diğer bölgeler de yer alıyor.

Ancak Şeybani, İsrail'in anlaşmanın tamamlanmasından kaçınmaya çalıştığını belirterek, “Onlarda anlaşmaya varmak için gerçek bir motivasyon veya irade olduğunu görmedik” dedi.

Golan Tepeleri

Suriye ve İsrail, resmî olarak 1948'den bu yana savaş halinde. İsrail, Golan Tepeleri'ni 1967 Savaşı'nda Suriye'den ele geçirdi.

Şeybani, “Şu anda önceliğimiz, güvenlik anlaşmasından bile önce, saldırganlığın durdurulması. Daha sonra barış konusunu ve Golan meselesini gündeme getirmek mümkün. Şimdi bir adım geriye gittik” dedi.

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi de salı günü Washington'ın İsrail, Türkiye ve Suriye arasında çatışmayı önleyecek bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını açıklamıştı.

Şeybani, söz konusu mekanizma üzerinde henüz anlaşmaya varılmadığını belirterek, “Bunun İsrail'in yeni Suriye'deki işgal durumunu kalıcılaştıracak bir mekanizma olmasını istemiyoruz. Saldırıları durduracak ve İsrail'in Suriye'den çekilmesiyle sonuçlanacak bir güvenlik anlaşmasına ulaşmamızın önünü açacak bir mekanizma istiyoruz” diye konuştu.

Şeybani, İsrail'in Ebu Zuhur hava üssünü, Suriye'nin buranın Türk üssü olmayacağı yönündeki mesajı kendilerine iletmesinden sonra dahi bombaladığını söyledi.

Suriye'nin askerî eğitim ve iş birliği alanlarında Türkiye'nin desteğine dayandığını belirten Şeybani, sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye girişimde bulunduğu ve bu alanda Suriye halkına destek vermeye hazır olduğu sürece, öncelikle kendilerine bu konuda teşekkür ediyoruz ve bu destekten vazgeçmeyeceğiz.”


Mısır, Libya'da siyasi çözüm sürecini hızlandırmak amacıyla ülkenin doğusundaki liderlerle istişarelerini yoğunlaştırdı

Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
TT

Mısır, Libya'da siyasi çözüm sürecini hızlandırmak amacıyla ülkenin doğusundaki liderlerle istişarelerini yoğunlaştırdı

Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)

Mısır, siyasi çözüm sürecini hızlandırmak ve yıllardır bölünmüş olan devlet kurumlarını birleştirmek amacıyla, başta son dönemde Libya'nın doğusundaki liderler olmak üzere Libya krizinin taraflarıyla yürüttüğü siyasi ve güvenlik temaslarını sürdürüyor.

Bu adımların en yenisi, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad'ın dün Mısır’ın Akdeniz’e bakan kıyısında bulunan El Alameyn şehrinde Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter ile gerçekleştirdiği görüşme oldu. Bu görüşme, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin LUO Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter ile bir araya gelmesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti.

Mısır basınına göre Tümgeneral Reşad ve Saddam Hafter arasındaki görüşmede, ‘istikrara zemin hazırlamak ile cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılabilmesi için yürütme erkinin birleştirilmesi yoluyla Libya'daki siyasi süreci ilerletme çabaları’ ele alındı. El-Kahire el-İhbariyye televizyon kanalı, Tümgeneral Reşad’ın son dönemdeki girişimler etrafında oluşan mevcut siyasi ivmeyi değerlendirmenin, Libya'da istikrara ve safların birleşmesine yönelik bir fırsat olarak önemini vurguladığını aktardı.

Görüşmenin ardından Saddam Hafter dün resmi Facebook hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Toplantı sırasında, ülkemizde istikrarın sağlanmasına ve güvenliğin pekiştirilmesine katkıda bulunacak şekilde, eşzamanlı cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına giden yolda Libya kurumlarının birleştirilmesi gerektiğine dair ortak vizyonumuzu teyit ettik” ifadelerini kullandı.

Tümgeneral Reşad ve Saddam Hafter arasındaki görüşme, Cumhurbaşkanı Sisi'nin geçtiğimiz çarşamba günü El Alameyn'de LUO Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ve Libya İmar Fonu Başkanı Bilkasım Hafter'in de katılımıyla Halife Hafter ile gerçekleştirdiği toplantıdan üç gün sonra yapıldı. Cumhurbaşkanı Sisi görüşme sırasında, başta Libya'nın bütünlüğünün korunması ve kurumlarının birleştirilmesi olmak üzere, bölünmüşlüğün sona erdirilmesi ve seçimlerin yapılması için uygun zemin hazırlayacak olan Mısır'ın krize yönelik tutumunun değişmez ilkelerini bir kez daha vurguladı.

Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Tümgeneral Reşad ile Saddam Hafter arasındaki görüşmenin ‘aynı anda hem siyasi hem de güvenlik boyutları taşıdığını’ belirterek, istihbarat teşkilatlarının rollerinin ‘artık yalnızca güvenlik dosyalarıyla sınırlı kalmadığını, bölgesel meselelerde siyasi ve diplomatik temasların yönetilmesini de kapsayacak şekilde genişlediğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Abdeli, görüşmenin ‘Mısır'ın farklı Libyalı taraflara açılmaya ve siyasi bir çözüme ulaşmayı amaçlayan temasları yoğunlaştırmaya yönelik artan ilgisini’ yansıttığını belirterek, Kahire'nin Libya'da istikrarın yeniden sağlanmasını ve ülkenin bütünlüğünün korunmasını doğrudan kendi ulusal güvenliğiyle bağlantılı gördüğüne işaret etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati de yakın zamanda televizyon ekranlarında yaptığı açıklamalarda, ülkesinin Libya'nın bölünmesine yol açacak herhangi bir senaryoyu kesin bir dille reddettiğini vurgulayarak “Libya'nın bütünlüğü, tıpkı Sudan'ın bütünlüğü gibi Mısır'ın ulusal güvenliğini ilgilendiren bir meseledir" ifadelerini kullanmıştı. Abdulati ayrıca, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin eşzamanlı olarak yapılmasını ‘Libya'da sürdürülebilir istikrarı sağlamanın nihai güvenlik supabı’ olarak değerlendirmişti.

Mısır'ın bu adımları; başta Birleşmiş Milletler (BM) misyonunun sunduğu ‘yol haritası’ ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos’un öncülüğünde yürütülen, Libya'daki kurumları ve yürütme erkini birleştirmeyi hedefleyen inisiyatif olmak üzere, siyasi çıkmazı aşmayı amaçlayan uluslararası ve bölgesel girişimlerin ivme kazandığı bir dönemde geliyor.

fvgbhtyjukı
ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos (AFP)

ABD girişimine dair sızdırılan bilgilere göre öneriler, Abdulhamid ed-Dibeybe başkanlığında birleşik bir hükümet kurulmasına paralel olarak Saddam Hafter'e Başkanlık Konseyi'nde bir rol verilmesini içeriyor. Bu girişim Libya'nın doğusundaki cepheden olumlu tepki alırken, Dibeybe cephesinden ise buna yönelik henüz kamuoyuna açık ve nihai bir açıklama gelmedi.

Bu adımlar, Libya'ya ilişkin bölgesel temasların tırmanışa geçtiği bir döneme denk geldi. Nitekim Libya dosyası, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın yakın zamandaki El Alameyn ziyareti sırasında Libya'nın bütünlüğünü koruma ve bölünmüşlüğü sona erdirecek siyasi bir süreci ilerletme gerekliliğine dair bir Mısır-Türkiye yakınlaşmasını yansıtıyor gibi görünen bir bağlamda ele aldığı konular arasındaydı. Söz konusu ziyaret, Fidan'ın Trablus ve Bingazi'yi kapsayan ve krizle ilgili çeşitli taraflarla bir araya geldiği turun ardından gerçekleşti.

Öte yandan Rusya da, Saddam Hafter'in Kremlin'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşme aracılığıyla Libya dosyasıyla bağlantılı temaslar sürecine dahil oldu. Libya tarafının aktardığına göre Putin bu görüşmede; kurumları birleştirmeye, istikrarı güçlendirmeye ve Libya'nın toprak bütünlüğünü korumaya yönelik çabalara olan desteğini vurguladı.

Abdeli Mısır, ABD, Türkiye ve Rusya'nın hamlelerinin eşzamanlı olarak gerçekleşmesinin ‘üzerine inşa edilebilecek bir siyasi pencerenin ve umut ışığının varlığına işaret edebileceğini’ değerlendiriyor. Ancak bu girişimlerin başarısının, Libyalı tarafların geçiş süreçlerini yeniden üretmek (tekrarlamak) yerine fiilen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine götürecek bir yolu kabul etmeye ve karşılıklı tavizler vermeye ne ölçüde hazır olduklarına bağlı kalacağı uyarısında bulunuyor.

bghnjmkl
Sisi, çarşamba günü Mısır’ın El Alamein kentinde Hafter’i kabul ederken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Sisi ve Tümgeneral Reşad'ın Hafter ve oğluyla gerçekleştirdiği bu görüşme Mısır Cumhurbaşkanı'nın Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Dibeybe'yi kabul etmesinden üç haftadan daha kısa bir süre sonra gerçekleşti. Bu durum, Kahire'nin devlet kurumlarının birleştirilmesini ve yürütmedeki bölünmüşlüğün sona erdirilmesini kapsayan siyasi bir çözümü teşvik etmesine paralel olarak, Libya'daki bölünmüşlüğün her iki tarafıyla da temaslarını sürdürdüğünün bir göstergesi niteliğini taşıyor.

Libya, 2014 yılından bu yana iki hükümet arasında bir bölünmüşlük yaşıyor. Ülke, Trablus'ta bulunan Dibeybe başkanlığındaki UBH ile Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen, Hafter'in desteğiyle ülkenin doğusundaki geniş bölgeler ile güneyinin bazı kısımlarını yöneten Usame Hammad başkanlığındaki paralel hükümet olmak üzere iki ayrı hükümet tarafından yönetiliyor. Bu durum, ertelenen ulusal seçimlerin uzayan geçiş sürecini sona erdirmek için hâlâ en acil çıkış yolunu temsil ettiği bir dönemde devam ediyor.


Suikasttan 6 gün önce Haddam, Hariri'yi uyardı: Lübnan'dan ayrıl

Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)
Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)
TT

Suikasttan 6 gün önce Haddam, Hariri'yi uyardı: Lübnan'dan ayrıl

Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)
Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)

Refik Hariri'nin suikastından altı gün önce, Abdülhalim Haddam anılarında, Beyrut'taki evinde dönemin Lübnan Başbakanı ile kaygıların hâkim olduğu bir öğle yemeğinde buluştuğunu ve ona tek bir tavsiyeyi tekrarladığını anlatıyor: Lübnan'ı derhal terk et.

Şarku’l Avsat’ın Mecelle (Al Majalla) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak olan anılara göre hikâye, bu buluşmadan haftalar önce başladı.

Ocak 2005'te, Suriye Devlet Başkanlığı Sarayı'nda iktidardaki Baas Partisi'nin bölgesel yönetim toplantısı sırasında gündem örgütsel konularla sınırlıyken, Beşar Esad yönetim kurulu üyelerine şöyle dedi: “Suriye'ye karşı Amerikan-Fransız komplosu var ve Refik Hariri bunun içinde.”

Haddam, bu tehlikeli açıklama karşısında kendisi gibi toplantıya katılanların da şaşkına döndüğünü belirtiyor. Haddam, iki gün sonra eski Lübnan Savunma Bakanı Muhsin Dellul aracılığıyla Hariri'ye sözlü bir mesaj göndererek durumunun karmaşık olduğunu ve derhal Lübnan'ı terk etmesi gerektiğini iletti.

sfergthyj
Kitabın kapağı

Haddam, 8 Şubat 2005'te Amerikan Beyrut Üniversitesi Hastanesi'nde bazı tıbbi kontroller yaptırmak üzere Beyrut'a gitti. Ardından Hariri'nin öğle yemeği davetini kabul etti. Hariri'nin endişeli olduğunu belirten Haddam, Dellul'un ilettiği mesajı sorduğunu, kendisinin de durumu açıklayarak Hariri'ye derhal ülkeden ayrılmasını tavsiye ettiğini aktarıyor.

Hariri ise “Seçimlerim var... İnsanları nasıl bırakıp gidebilirim?” diye yanıtladı. Haddam da “Senin hayatın insanlardan daha önemli, ailen de seçimlerden daha önemli” karşılığını verdi.

Anılarda, bu öğle yemeğine ilişkin dikkat çekici iki ayrıntı daha aktarılıyor.

Bunlardan ilki, Hariri'nin Mahir Esad'ın rolüne ilişkin sorusu. Hariri, eş-Şark gazetesinin sahibi Avni el-Kaaki'nin kendisine Mahir Esad'ın kendisiyle ilişki kurmaya önem verdiğini, aralarındaki mevcut sorunları çözmeye hazır olduğunu ve onu “Suriye'nin sadık bir dostu” olarak gördüğünü söylediğini aktardı.

Haddam'ın buna yanıtı ise şöyle oldu: “Dikkatli olmalı ve Lübnan'dan ayrılmalısın.”

İkinci ayrıntı ise Hariri'nin güvenliğine ilişkin sorusuna verdiği yanıt oldu. Hariri, “50 kişilik koruma ekibim vardı. Onları geri çektiler ve yalnızca altı kişi bıraktılar” dedi.

fghyju
Abdülhalim Haddam, 16 Şubat 2005'te Hariri'nin cenaze törenine katılırken (AFP)

Altı gün sonra, 14 Şubat'ta Haddam Şam'da Baas Partisi'nin bölgesel yönetim toplantısındaydı. Bir arkadaşının ofisinde televizyonda Beyrut'ta İngiliz Bankası yakınlarında meydana gelen büyük bir patlamaya ilişkin son dakika haberini gördü. Ardından patlamanın Hariri'nin konvoyunu hedef aldığı ve Hariri'nin korumaları ile çok sayıda vatandaşla birlikte hayatını kaybettiği duyuruldu.

Haddam, Beyrut'a giderek taziyelerini sunmak istediğini yönetime bildirdiğini, ancak Devlet Başkanı'nın ofis müdürü aracılığıyla kendisine “Gitmek istiyorsan şahsi sıfatınla git” yanıtının verildiğini anlatıyor.

Haddam, eşi ve iki oğluyla birlikte Beyrut'a gitti. Buna karşılık Suriye yönetimi cenaze törenini ve taziye meclisini boykot etme kararı aldı. Suriye'nin resmi gazeteleri de olayı “Beyrut'ta büyük patlama” başlığıyla duyurdu. Hariri'nin adı ilk sayfalarda öne çıkarılmazken, haberlerin içinde yalnızca “kurbanlar arasında” olduğu belirtildi.

Haddam'a göre bu ayrıntı, suçlamaların Beşar Esad'a yönelmesine daha da katkıda bulundu.

Anılar, öğle yemeğinden dört ay önce yaşanan bir başka gelişmeye de ışık tutuyor: Velid Canbolat'ın müttefiki milletvekili ve eski Bakan Mervan Hamade'nin Ekim 2004'ün başında uğradığı suikast girişimi.

cfvju
Abdülhalim Haddam, suikast girişiminin ardından Mervan Hamade'nin kaldırıldığı hastanenin önünde Velid Canbolat ile birlikte, 2004'ün başları (AFP)

Haddam, bu saldırıyı “Lübnan'da Cumhurbaşkanı Emil Lahud'a karşı çıkan tüm muhaliflere gönderilmiş bir uyarı” olarak nitelendiriyor.

Haddam, saldırının ertesi günü Suriye'nin Lübnan'daki askeri istihbaratının başındaki Tuğgeneral Rüstem Gazali'yi arayarak Hamade'yi ziyaret etmek üzere Beyrut'a geleceğini bildirdiğini anlatıyor. Ardından Amerikan Beyrut Üniversitesi Hastanesi'ne giden Haddam'ı, yaralı Hamade ameliyathanedeyken Canbolat, parti yöneticileri ve Cibran Tüeyni karşıladı.

Haddam ayrıca Devlet Başkanı ile doğrudan iletişiminin Ekim 2004'ün sonlarından itibaren fiilen kesildiğini, iletişimin Devlet Başkanı'nın ofis müdürü aracılığıyla veya yazılı mesajlarla yürütülmeye başlandığını belirtiyor.

Bu tanıklığın önemi, kamuoyunca belgelenmiş olaylar zincirindeki konumundan kaynaklanıyor: Lahud'un görev süresinin uzatılması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1559 sayılı kararı, Haddam'ın Velid Canbolat ile birlikte hastanede ziyaret ettiğini anlattığı Mervan Hamade suikast girişimi, ardından Hariri'ye yönelik siyasi ve medya kampanyası ve nihayet suikast.

vfgbhnjk
Abdülhalim Haddam, Haziran 2005'teki bir toplantı sırasında Beşar Esad'ın yanında (AFP)

Anılar yeni bir hüküm ortaya koymuyor. Ancak olayların merkezinden yeni bir halka ve tamamlanmış bir geri sayım sunuyor: yönetim içindeki suçlama, ardından uyarı mesajı, son öğle yemeği ve 14 Şubat'taki patlama.

Son öğle yemeğinin ayrıntıları ve öncesinde gönderilen mesajlar, kitabın “Refik Hariri Suikastı” başlıklı bölümünde eksiksiz biçimde yer alıyor.