Suriye: Rejim Dera’da eski muhaliflere karşı tuzak kuruyor

Dera’daki ‘yerleşim grupları’, Suriye çölünde DEAŞ’a karşı savaş için takviye gönderiyor

Suriye’nin güneyindeki Busra eş-Şam’da bulunan Beşinci Kolordu üyelerinin arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Suriye’nin güneyindeki Busra eş-Şam’da bulunan Beşinci Kolordu üyelerinin arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
TT

Suriye: Rejim Dera’da eski muhaliflere karşı tuzak kuruyor

Suriye’nin güneyindeki Busra eş-Şam’da bulunan Beşinci Kolordu üyelerinin arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Suriye’nin güneyindeki Busra eş-Şam’da bulunan Beşinci Kolordu üyelerinin arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

Rusya ve Suriye rejimi tarafından desteklenen ‘Beşinci Kolordu’nun Suveyda ilinin kuzeydoğusundaki çölden Deyri Zor’a kadar uzanan bölgeyi tarama faaliyetine hazırlık olarak Rus savaş uçakları, dört gün önce Suriye çölünde DEAŞ’ın yayıldığı alanlara bombardımanlarını sürdürdü.
Dera’dan bilgi sahibi kaynaklar, “Rusya tarafından desteklenen Beşinci Kolordu’ya bağlı 8. Tugay güçleri arasındaki çok sayıda grup ve güney halkından 4. Tümen’e katılan yerel gruplar, Rusya’nın son günlerde DEAŞ ile savaşmak için Suriye çölüne başlattığı operasyona katılmak amacıyla Suriye çölüne yöneldi” dedi.
Dera’daki Beşinci Kolordu savaşçıları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Dera’daki yerleşim birimlerinin unsurları ve liderlerinden oluşan, Rusya destekli Beşinci Kolordu’ya bağlı 8. Tugay’ın, Suriye çölüne büyük askeri takviye kuvvetleri yönlendirdiğini belirtti. Savaşçılar, bu takviye kuvvetlerin Palmira ve Deyri Zor arasında, kuzey çölü olarak isimlendirilen Süveyde ilinin doğusuna kadar konuşlandığını vurguladı. Beşinci Kolordu kuvvetlerinin, 23 Nisan’da Humus’taki Sohna bölgesi çevresindeki Suriye çölüne gruplar halinde gelmeye başladığı aktarıldı. Aynı şekilde 8. Tugay’ın ilk askeri konvoyunun, geçen cuma günü öğleden sonra, 300 personelden oluşmuş bir şekilde, 23 Nisan’da Busra eş-Şam şehrinden tam teçhizatlı, orta ve ağır silahlarla ve insansız hava araçlarıyla Rus askeri polisinin arabaları eşliğinde hareket ettiği aktarıldı. Savaşçılar ayrıca, daha sonra 24 Nisan’da Beşinci Kolordu’ya bağlı 8. Tugay’dan 100 askeri takviyenin, Rus destekli Beşinci Kolordu savaşçılarının Dera’nın dışında konuşlandırıldığı aynı bölgeye ulaştığını belirtti.
Savaşçılar, Beşinci Kolordu’nun çöl bölgesinde DEAŞ örgütüyle ilk kez savaşmadığını söylerken, Beşinci Kolordu’yu örgütleyen Suriye’nin güney halkının da başta 2018 yılında Süveyde’nin doğusunda DEAŞ hücrelerine karşı verilen savaşlar olmak üzere 2019- 2020 yıllarında DEAŞ’a karşı savaşlara katıldığını belirtti.
Bir kaynak da “Rus tarafı, 8. Tugay Başkomutanı Ahmed el-Avde’nin (Suriye’nin güneyindeki yerleşim yerlerinin en önde gelen liderinden) ve Suriye rejiminin ordusundan ayrılan bir subay olan askeri yetkili Albay Nesim Ebu Ara’nın geri dönüşü ve Rus tarafı ile koordineli bir çözüm anlaşmasının ardından Dera’da kolordudaki askeri liderlik pozisyonunu üstlenmesi sonrasında 8. Tugay liderleriyle Busra şehrinde görüşmeler yaptı. Ve çöldeki belirli bölgelerde DEAŞ’a karşı yapılan bu askeri harekata katılma kararı verildi” dedi. Aynı şekilde Dera’nın batı kırsalından aktivistler, “Dera’nın batı kırsal bölgelerinden ve Dera şehrinden çözüm anlaşmaları sonrasında 4. Tümen’i örgütleyen grupların yaklaşık yüz üyesi ve lideri, iki gün önce Suriye rejim güçleri eşliğinde DEAŞ ile savaşmak üzere Suriye çölüne gitti” dedi.
Suriye’nin güneyindeki aktivistler, Suriye’nin güneyindeki halk arasından tüm bu güçlerin, DEAŞ’a karşı yürütülen savaş cephelerine yönlendirilmesini, ‘bir tuzak veya onları, Suriye rejimi için ilerleme sağlayan savaşlara itmek’ olarak nitelendirdi. Aktivistler, Dera’nın istikrarsızlık durumuna, büyük bir güvenlik kaosuna ve neredeyse günlük suikastlara tanık olduğunu da hatırlattı. Aktivistler ayrıca, Rusların ‘Dera’daki 8. Tugay’ın çöl bölgesindeki savaşa katılması’ talebinin, Busra eş-Şam’daki Beşinci Kolordu ileri gelenlerinin ve liderlerinin ‘Suriye’deki devlet başkanlığı seçimlerine destek mitinglerine katılmayı’ reddetmesi sonrasında geldiğini belirtti.
Öte yandan Merkezi Müzakere Komitesi’nin bir üyesi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “2018 yılında Suriye’nin güneyinde gerçekleşen çözüm anlaşması, yalnızca Suriye’nin güney bölgelerindeki yeni güç ve oluşumların bir parçası olan yerel grupların burada kalmasını ve tüm Suriye topraklarında DEAŞ ile mücadeleye katılımını kapsıyordu. Çözüm anlaşmasının ardından Suriye’nin güney halkının organizatörlerine, kuzeydeki savaşa katılmaları için yapılan Rus baskılarına ve 4. Tümen’den gelen baskılara rağmen bu, yerel grupların liderleri, üyeleri ve Merkez Komite tarafından her zaman reddedildi. Müzakereler, yerel grupların Dera dışında savaşmak için cephelere gitmeyeceğini öngören çözüm anlaşmasının şartlarının uygulanması gerekliliği ile sona erdi. Talep, bu oluşumların Suriye çölünde Rusya tarafından denetlenen belirli noktalarda DEAŞ ile savaşa katılmaları ve Suriye ordusu subaylarının, emirlerinin Rus subaylardan alan bu güçlere müdahale etmemesi yönündeydi” değerlendirmesinde bulundu.
Dera’daki Beşinci Kolordu’ya mensup bir unsur, Lazkiye kırsalında Beşinci Kolordu’ya ait kamplarda askeri eğitim aldıklarını, Dera’dan gruplar halinde ayrıldıklarını ve Suriye rejimi güçleriyle birlikte herhangi bir savaşa katılmadıklarını söyledi. Unsur, eğitimlerinin Rus generaller ve Beşinci Kolordu’ya bağlı Suriyeli subaylar tarafından denetlendiğini belirtti. Unsur ayrıca, Beşinci Kolordu’nun Dera’dan Lazkiye kırsalına yönelmesinin, 20 Haziran 2021’de Beşinci Kolordu’nun 9 üyesinin Dera’da ölmesi ve 20’den fazla üyesinin de yaralanması sonrasında durduğunu kaydetti. O dönemde güçlerin Beşinci Kolordu’nun eğitim kampından dönen bir otobüsü hedef alınmıştı.
Aktivistlere göre Suriye’nin güneyindeki yerel gruplar, çoğu doğu bölgesi gruplarından olan ve Rus destekli Beşinci Kolordu tarafından organize edilmiş eski muhalefet gruplarının liderleri ve üyelerinden, Temmuz 2018’de yapılan uzlaşma anlaşmasının ardından oluşturuldu. Kolordu, Suriye’nin güneyinde büyük bir halk desteğine sahip. Zira birçok defa bölgedeki rejim güçleri pahasına, kendisine verilen görevi yerine getirerek, müdahalede bulundu ve İran’ın bölgeden çıkarılmasının ve güvenlik yumruğunun kaldırılmasının talep edildiği gösterilerin yanı sıra, bölgede Rusya’nın garantör olduğu çözüm anlaşmasının ihlalini de önledi. Aynı şekilde Rusya, güney bölgesinde yerleşim anlaşmasını koruma taahhüdünü kolaylaştırmak, bölgede çözümün çökmesine ve bölgenin yeniden alevlenmesine yol açan aşırılıkları önlemek için kolorduya geniş yetkiler verdi. Bu bağlamda Rusya, Suriye’nin güneyinde gelecekte kendi çıkarlarına hizmet edecek ve güneyin ‘diğer ülkelerin gençleri kendilerine çekmesi’ için bir arena olarak kalmasını engelleyecek büyük bir askeri güç elde etmeye çalışıyor.



Babul Mendeb: İran Kızıldeniz'deki kozunu kaybettikten sonra ne olacak?

Yemen hükümetine bağlı Sahil Güvenlik birlikleri, stratejik Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in batısında hükümetin kontrolündeki Muha şehrinin açıklarında Kızıldeniz'deki bir devriye botunu izliyor, 12 Aralık 2023 (AFP)
Yemen hükümetine bağlı Sahil Güvenlik birlikleri, stratejik Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in batısında hükümetin kontrolündeki Muha şehrinin açıklarında Kızıldeniz'deki bir devriye botunu izliyor, 12 Aralık 2023 (AFP)
TT

Babul Mendeb: İran Kızıldeniz'deki kozunu kaybettikten sonra ne olacak?

Yemen hükümetine bağlı Sahil Güvenlik birlikleri, stratejik Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in batısında hükümetin kontrolündeki Muha şehrinin açıklarında Kızıldeniz'deki bir devriye botunu izliyor, 12 Aralık 2023 (AFP)
Yemen hükümetine bağlı Sahil Güvenlik birlikleri, stratejik Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in batısında hükümetin kontrolündeki Muha şehrinin açıklarında Kızıldeniz'deki bir devriye botunu izliyor, 12 Aralık 2023 (AFP)

Enver el-Ansi

Yemen hükümetine bağlı Amalika Tugayları, Babul Mendeb Boğazı'nı geri alarak gerçekleştirdiği bir dizi askeri başarıyı taçlandırdı. Bu gelişme, İran destekli Husi milisleriyle son derece zorlu koşullar altında günlerce süren şiddetli çatışmaların ardından yaşandı. Çatışmalar, Taiz şehrinin batı kesimindeki el-Vaziye bölgesinden, Kahbub Dağları'nın engebeli zirvelerine kadar geniş bir coğrafi alanda yaşandı ve boğazın kalbindeki Perim (Mayyun) Adası'nın ele geçirilmesiyle sonuçlandı.

Bu mutlak başarıyla birlikte, Amalika Tugayları, bir önceki yılın 10 Eylül'ünde bazı hükümet güçlerinin yaşadığı geri çekilmelerin ardından yeni bir sayfa açtı. Ayrıca, Husi milislerinin yanılsamaları ile İran Devrim Muhafızları'nın hayallerini de yıktı. Milisler ve Muhafızlar, stratejik ve ideolojik bölgedeki en hayati önemdeki ikinci su koridorunu kontrol etme hedeflerine ulaştıklarına inanıyorlardı, ama bu hayalleri suya düştü. Zira konumu itibarıyla, Babul Mendeb, Arap Körfezi'nin girişindeki Hürmüz Boğazı'ndan çok daha kritik.

Şüphesiz, Husi milislerinin Babul Mendeb'den kovulmasının ardından, bölgedeki ve dünyadaki birçok kişi rahat bir nefes aldı. Söz konusu zafer ile Yemen'in batı kıyısının tamamen özgürleştirilmesinin önü açıldı ve Zubab'dan başlayıp, ardından Muha'ya ve nihayetinde yakın gelecekte Hudeyde şehri ve üç limanına (tarihsel öneme sahip Hudeyde Limanı, ticari Salif Limanı ve Ras Isa petrol terminali) kadar tüm kasaba ve şehirlerin özgürleştirilmesinin zeminini hazırladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Amalika Tugayları’nın boğaza nazır yüksek Kahbub dağlarından hızlı ve beklenmedik ilerleyişinin ardından, cuma sabahı erken saatlerde Babul Mendeb'de yaşananlar bazılarını şaşırtmış olabilir. Buradan harekete geçen Amalika Tugayları unsurları Yemen anakarasından yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta, dağın batısında bulunan Perim Adası'na ulaştılar. Milislerin adayı ve Kızıldeniz'in güneyindeki Yemen kıyılarını ele geçirmesinden bu yana geçen bir aydan kısa bir süre içinde, İran Devrim Muhafızları'nın desteğiyle Husiler, boğaz üzerindeki kontrollerini pekiştirmek için hızla tahkimatlar kurmaya, tüneller inşa etmeye ve radar sistemleri kurmaya başlamıştı. Ayrıca, Babul Mendeb Boğazı'nı kontrol etmelerinin, ilettikleri tehditlere göre Suudi Arabistan’a ait gemiler hariç, Kızıldeniz'de seyredecek Amerikan ve İsrail gemileri dahil diğer gemiler için bir tehdit oluşturmayacağına dair Washington'u temin etmek amacıyla Umman'ın başkenti Maskat'taki ABD Büyükelçiliği yetkilileriyle görüşmeye de çalıştılar.

Birçok Yemenli, Babul Mendeb Boğazı'na ve içindeki veya çevresindeki adalara nazır Yemen'in batı kıyılarını, vazgeçilemez ve kimsenin herhangi bir dış çatışmada manevra veya pazarlık için kullanamayacağı Yemen toprakları olarak görüyor

Ancak Yemen güçlerinin boğazı hızla geri alması, Suudi Arabistan liderliğinde meşru Yemen hükümetini destekleyen koalisyonun desteğiyle, Yemen Hava Kuvvetleri'nin hem savaş uçakları hem de insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği yoğun saldırılar altında ve saatler içinde gerçekleşti. Bu zafer, batı kıyısından Taiz şehrinin merkezindeki bölgelere binlerce savaşçısını nakleden ve el-Vaziye bölgesi ile Kahbub yaylaları üzerinde kontrol kurarak boğazda ve çevresinde varlıklarını güvence altına alabileceklerine inanan milislerin umutlarını yerle bir etti.

Bu, milislerin Babul Mendeb'deki ilk yenilgisi değildi. Daha önce 2014 ve 2015 yılları arasında Yemen'in güneybatı kıyısı boyunca ilerlediklerinde de geri püskürtülmüşlerdi. Ancak bu yenilgi farklı bir öneme sahip. Bu sefer Babul Mendeb'e, ABD ile büyük bir askeri çatışma beklentisiyle, İran Devrim Muhafızları ile yıllarca süren planlamanın, hazırlığın, onun desteğinin ve eğitiminin ardından ulaşmışlardı. Bu plan kapsamında İranlılar, Hürmüz Boğazı'nın kontrolü ile birlikte vekilleri Husilerin Babul Mendeb dahil olmak üzere Yemen'in güney batı kıyısını ele geçirmesini, seyrüsefer ve küresel ticaret yollarını etkilemek için ek bir araç olarak kullanmalarına olanak sağlamasını umuyorlardı. Bu, sadece Amerika Birleşik Devletleri için değil, tüm dünya için savaşın maliyetini artırmayı amaçlayan Hürmüz Boğazı'ndaki eylemlerine benziyor. Birçok İranlı siyasi ve askeri yetkili, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasına karşılık Babul Mendeb Boğazı'nı kastederek, başka bir boğazın kapatılacağını ima etmişti.

xscdfrg
Güneyli Devler (Amalika) Tugayları tarafından yayınlanan bir videodan alıntılanan kare, Taiz’e bağlı Zubab bölgesindeki bir yolda askeri bir konvoy içinde ilerleyen bir aracı gösteriyor, 6 Ekim 2026 (AFP)

Yemen halkının büyük çoğunluğu, Babul Mendeb'in ABD-İran çatışmasında bir pazarlık kozu olarak kullanılmasını ve Husi grubunun kendisini, topraklarını ve destekçilerini kendi savaşı olmayan bir savaşta İran'a hizmet etmek için kullanmasını reddediyor. Zira bu durum, tıpkı İsrail'in Gazze Savaşı sırasında Husi milislerinin direniş ekseninin İsrail’e karşı savaşına katılmasına karşılık olarak Yemen topraklarına düzenlediği saldırılarda olduğu gibi, Yemen'i hedef haline getirebilir ve kaynaklarına, sivil altyapısına ciddi zararlar verebilir. Yahut ABD'nin, Husi milislerinin ABD'nin Gazze Şeridi'ndeki İsrail savaşına ilişkin tutumuna misilleme olarak ABD gemilerini hedef almasının ardından, grubun kontrolündeki bölgelere karşı 53 gün süren hava harekatı başlatmasının ardından yaşanan yıkım gibi bir yıkıma maruz bırakabilir. Husi milisleri, Yemen devletinden bir yetki almadan ve İran'ın o savaş sırasında benimsediği “arenalar birliği” stratejisi doğrultusunda çatışmaya dahil olmuştu.

Babul Mendeb'in sembolizmi ve geri alınmasının önemi

Birçok Yemenli, Babul Mendeb'e nazır Yemen'in batı kıyısını, içindeki ve çevresindeki adalarla birlikte, Arap ulusal güvenliğinin çıkarlarına aykırı herhangi bir dış çatışmada manevra veya pazarlık aracı olarak kullanılamayacak Yemen toprakları olarak görüyor. Bu duruma örnek olarak, 6 Ekim 1973’teki Arap-İsrail savaşında, Kızıldeniz'e ve güney giriş kapısına kıyısı olan Arap devletlerinin tam mutabakatıyla Yemen ve Mısır arasında yapılan stratejik güvenlik anlaşmasıyla boğazın İsrail'e kapatılması verilebilir. Bu kapatma, Arap çıkarlarını korumaya ve savaş sırasında işgalci İsrail devletinin boğazı militarize etmesini önlemeye yönelik stratejik bir hamleydi.

Yemen'e bağlı Perim Adası arasında Babul Mendeb Boğazı, her iki tarafında yaklaşık 3 kilometre genişliğindedir. Maksimum derinliği yaklaşık 30 metredir ve bu da onu büyük ticari gemilerin ve dev petrol tankerlerinin geçişi için uygunsuz hale getirmektedir

Çoğu Yemenli için Babul Mendeb Boğazı, hem ulusal, hem bölgesel, hem de uluslararası düzeyde özel bir sembolik değere sahip. Bu nedenle boğazın, İran Devrim Muhafızları tarafından planlanan ve Husi milisleri tarafından uygulanan son savaşın başlığı haline gelmesine izin verilmemesi gerektiğinde ısrar ediyorlar. Bazılarına göre, planlama ve uygulamadan önce, bu sembolik önemi zayıflatmak ve tüm bölge üzerinde İran hegemonyasını kurmak için uzun süredir devam eden bir çaba vardı.

Bu nedenle, Yemenliler, Kızıldeniz'in güneyinde Husi milisleriyle devam eden çatışmada ülkelerinin egemenliğinin ve bağımsızlığının öncelik olmasını talep ettiler. Bilgili bir kaynağa göre, diğer herhangi bir askeri eylemden önce birincil amacın, “İran ve Husi milislerinin bu bölgede savaş ve çatışmadaki güç dengesini değiştiren ve böylece dünyanın bu hayati bölgesinde İran'ın yayılmacı projesine hizmet eden bir askeri gerçeklik kurmasını engellemek” olması çağrısında bulundular. Kaynak şunu da ekledi: “Birçok Yemenli ve Arap, operasyonun tamamını zorlaştıracak bir durum ortaya çıkmadan önce Babul Mendeb'in acilen geri alınması çağrısında bulundu. Zira Husiler Yemen’in Babul Mendeb kıyılarını ele geçirdikten sadece birkaç saat sonra, İran Devrim Muhafızları’ndan bazı uzmanlar hemen oraya giderek inceleme yapıp nasıl kullanılacağını belirlediler. Husilerin boğaz üzerindeki kontrolünü pekiştirmek ve sürdürmek için acil bir strateji geliştirmek üzerinde çalıştılar.”

Babul Mendeb: Alan ve önemi

Babul Mendeb Boğazı'nın genişliği ve derinliği her iki tarafta da farklılık gösteriyor. Yemen'in Perim Adası’nın ikiye böldüğü kısmında, doğu İskender Kanalı Yemen anakarasına doğru uzanır ve yaklaşık 3 kilometre genişliğe ulaşır. Bu kanalın maksimum derinliği yaklaşık 30 metredir ve bu da onu büyük ticari gemilerin ve dev petrol tankerlerinin geçişi için uygunsuz hale getirmektedir. “Batı Perim Kanalı” olarak bilinen, ada ile Afrika kıyıları arasında uzanan kanalsa, yaklaşık 25 kilometre genişliğinde ve yaklaşık 310 metre derinliğindedir.

Yemen'deki çatışmanın başlamasından bir yıl sonra, 2016'da, askeri amaçlarla kullanılmak üzere bir hava üssü ve pist olarak hizmet vermek üzere, Babul Mendeb Boğazı'ndaki Perim Adası'na küçük bir havaalanı inşa edildi

Boğaz, bir tarafta Aden Körfezi ve Arap Denizi'ni, diğer tarafta ise Süveyş Kanalı üzerinden Kızıldeniz ve Akdeniz'i birbirine bağlıyor. Önemi, tüm bu denizleri ve su yollarını birbirine bağlayan hayati bir bağlantı ve ulaşım merkezi olmasından kaynaklanıyor. Boğaz, İran da dahil olmak üzere Körfez bölgesinden gelen petrol tankerleri için Güneydoğu ve Batı Asya ile Kuzeybatı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasında bir köprü görevi görüyor. Normal şartlar altında, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'si ve konteyner ticaretinin yüzde 30'u, ayrıca deniz yoluyla taşınan petrol ve ürünlerinin yaklaşık yüzde 10'u Babul Mendeb ve Kızıldeniz'den geçmektedir. Husi saldırılarının 2023 sonlarında başlamasıyla birlikte, nakliye şirketleri gemilerini Ümit Burnu’na yönlendirmeye başlayınca, boğazdaki gemi trafiği keskin bir şekilde azaldı. Babul Mendeb Boğazı'nın kapatılması, Asya ve Avrupa arasındaki nakliye sürelerine 10-14 gün daha ekleyebilir, ulaşım ve sigorta maliyetlerini artırabilir ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayıplara yol açabilir.

Perim Askeri Havaalanı

Yemen'de çatışmanın başlamasından bir yıl sonra, 2016'da, Zubab bölgesinin bir parçası olan ve doğrudan Babul Mendeb Boğazı'na bakan Perim Adası'nda küçük bir havaalanı inşa edildi. Burası askeri amaçlarla kullanılan bir hava üssü ve pist olarak hizmet veriyor.

cdfghyju
Bir videodan alınan bir karede, Yemen'in Taiz şehrinde Husi milislerine ait teçhizatı ve hareketliliği hedef alan saldırılar sırasında meydana gelen bir patlamadan yükselen duman görülüyor, 1 Ekim 2026 (Reuters)

Askeri kaynaklara göre, pist 1,85 ila 3 kilometre uzunluğunda olup, “askeri uçaklar, kargo bombardıman uçakları veya uzun menzilli uçaklar da dahil olmak üzere” çeşitli uçak tiplerini barındırabiliyor. Bu havaalanı, gelişmiş askeri altyapının yanı sıra beton ve çelikten inşa edilmiş uçak hangarları ve sığınakları içerecek şekilde tasarlandı. Perim Adası'ndaki havaalanı, boğaz ve güney Kızıldeniz bölgesinde boğaza nazır stratejik Yemen limanları ve adaları boyunca uluslararası seyrüsefer rotalarını izlemek, takip etmek ve güvence altına almak amacıyla inşa edildi.


BM Yemen Özel Temsilcisi: Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları bölgesel güvenliği tehdit ediyor

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)
BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)
TT

BM Yemen Özel Temsilcisi: Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları bölgesel güvenliği tehdit ediyor

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)
BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)

Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının tehlikeli bir gerilim anlamına geldiğini ve bölgesel güvenlik için ciddi tehdit oluşturduğunu belirtti. Grundberg, saldırıların şiddet döngüsünü sürdürdüğünü ve Yemen’de barış çabalarını daha da karmaşık hâle getirdiğini ifade etti.

Grundberg, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil altyapıya yönelik devam eden saldırılarını şiddetle kınadı. Bu saldırılar arasında, dün Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlenen ve 12 kişinin hayatını kaybetmesine, 309 kişinin yaralanmasına yol açan saldırının da bulunduğunu belirtti.

BM Özel Temsilcisi, söz konusu saldırının hafta başında Riyad ve Abha havalimanlarını hedef alan, sivillerin ölümüne ve yaralanmasına neden olan saldırıların ardından gerçekleştiğine dikkat çekti.

Grundberg, bugün yaptığı açıklamada Husilere saldırıları durdurma çağrısında bulunurken, sivillere ve sivil varlıklara yönelik saldırıların yasaklanması da dâhil olmak üzere uluslararası insancıl hukuka uyulması gerektiğini yineledi.


Darfur Valisi: Milis gruplarının çoğalması Sudan’ı tehdit ediyor

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
TT

Darfur Valisi: Milis gruplarının çoğalması Sudan’ı tehdit ediyor

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, milislerin ve devlet kurumlarının dışında faaliyet gösteren paralel güçlerin yayılmasının Sudan’ın birliğini tehdit ettiğini ve ülkeyi birbiriyle çatışan nüfuz bölgelerine dönüştürebileceğini söyledi. Minawi, bütün silahlı oluşumların hukuka tabi kılınması ve birleşik bir ulusal ordunun kurulması gerektiğini vurguladı.

Aynı zamanda Sudan Kurtuluş Hareketi’nin liderliğini yürüten Minawi, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, sahada üstünlüğün ordunun elinde olduğunu ve güç dengesinin ordu lehine değiştiğini belirtti. Çatışmalarda karşılıklı ilerleme ve geri çekilmelerin sürdüğünü kaydeden Minawi, mensubu olduğu Ortak Güçler’in Sudan Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde savaştığını ifade etti. Güvenlik düzenlemelerinin tamamlanması için kurumların reformdan geçirilmesi, silahlı güçlerin orduya entegre edilmesi ve yeniden yapılandırılması gerektiğini ifade etti.

Minawi, olası bir ateşkesi sivillerin korunmasını, yerinden edilen kişilerin geri dönüşünü ve ülkenin bölünmesinin önlenmesini sağlayacak güvencelere bağladı. Sudanlıların özgürce ve eşit koşullarda katılımını güvence altına alacak şartlar oluşana kadar siyasi diyaloğun ertelenmesi çağrısında bulundu. Paralel yönetimlerin kurulmasına karşı da uyarıda bulunan Minawi, dış müdahaleler ve bölgesel çıkarlar karşısında ülkenin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguladı.

Minawi, generallerin çıkarlarının ötesine geçilerek, Sudan halkının sorunlarına ve devletin birliğine odaklanan çözümler geliştirilmesi çağrısı yaptı. Savaşın genişleyerek daha fazla aktörün dahil olduğu bir çatışmaya dönüştüğünü belirten Minawi, mevcut durumun artık yalnızca iki askeri lider arasındaki bir mücadele olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Sahra bölgesi, Libya, Yemen ve Somali’deki çatışma deneyimlerine atıfta bulunan Minawi, savaşın sonuçlarını kalıcılaştıran ve ülkenin bölünmesini pekiştiren bir ateşkesin tehlikelerine dikkat çekti. Böyle bir ateşkesin sivilleri korumak ve ülkede güvenlik ile istikrarı yeniden tesis etmek yerine mevcut ayrışmayı derinleştirebileceği uyarısında bulundu.