Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Riyad'ın belirli bir fıkıh ekolüne veya Muhammed bin Abdulvehhab dahil herhangi bir şahısa bağlı olmadığını vurguladı

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor
TT

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Mustafa el-Ensari
Suudi Arabistan, son beş yılda çeşitli düzeylerde hızlandırılmış bir değişim süreci yaşadı. Fakat bu sürecin fikri ve dini yönü özellikle bir süre sonra ülkenin eski haline dönmesini uman bazı muhafazakarlardan ve siyasal İslamcı gruplardan ötürü bir yığın belirsizliği barındırmaya devam ediyor.
Ancak Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yapılan son röportaj, dönüşümün fikri yönünü ile ilgili devlet projesinin özelliklerini ortaya koydu.
Suudi Arabistan 2030 Vizyonu çerçevesinde Emri Bil Maruf ve Nehyi Anil Münker (İyiliği Emretme ve Kötülükten Alıkoyma) heyetinin nüfuzunun sona erdirildiği ve onlarca yıllık yasaklamaların ardından sanat, sinema ve eğlence gibi alanlarda çalışmaların yapılmasıyla çeşitli dönüşümler gerçekleşti.
Veliaht Prens, 27 Nisan Salı günü devlet televizyonunun yanı sıra önde gelen Arap televizyon kanallarında yayınlanan gazeteci Abdullah el-Mudifer’e verdiği röportajında takip ettiği yaklaşımı anlatmadan önce bu yaklaşımı pratik olarak hayata geçirdi. Veliaht Prens Muhammed Bin Selman röportajda, “Bizim anayasamız Kur’an-ı Kerim’dir ve sonsuza kadar da böylece olacaktır. Temel Yönetim Kanunu bunu çok açık bir şekilde belirtmektedir. Hükümet ya da Şura Meclisi olarak veya kanun koyucu ya da Kral olarak veya Danışma Mercii olarak Kur’an’ı şu veya bu şekilde uygulamakla yükümlüyüz” ifadelerini kullandı.

 Mütevatir ve Ahad hadis arasındaki fark
Toplumsal ve bireysel meselelere ilişkin açıklamalarda bulunan Veliaht Prens, devletin sadece Kur’an-ı Kerim’de yer alan metinleri uyguladığını açıkça vurgulayarak, “Yani, Kur’an-ı Kerim’de veya Sünnet'te açık bir nas (delil) olmadan yasal bir hüküm uygulamamalıyım. Sünnet'teki açık bir metinden bahsettiğimde bunlar, Müslim (Sahih Müslim'in sahabesi) gibi hadis yazarlarının çoğunun sahih, hasen veya zayıf gibi kategorilere ayırdıkları hadislerdir.  Ama en önemlisi olan başka bir sınıflandırmadır. Bu da mütevatir hadis (Hz. Peygamber'e ittisâlinde hiçbir şüphe bulunmayan hadis) ve ahad hadis/haber-i vahid (mütevatir haberin şartlarını taşımayan haber)’dir.  Kararların ve yasaların çıkarılmasında ana referans Kur’an-ı Kerim ve mütevatir hadislerdir” şeklinde konuştu.
Bu yöndeki problemin, başlangıçta hadislerin Kuran ayetleri ile karıştırılmaması için yazılmasından kaçınılması şeklindeki yaklaşımdan kaynaklandığını belirten Veliaht Prens, “Hal böyleyken bugün gelip, Kur’an-ı Kerim ile çelişse bile, sanki Kuran’ın her zaman ve her yerde geçerli olduğunu buyuran Allah'ın sözüne meydan okuyormuşuz gibi sahihliği (doğruluğu) kesin olarak ispatlanmamış hadislere insanları nasıl teslim edebiliriz? Hükümetin hukuki açıdan Kur’an-ı Kerim ve mütevatir hadislerdeki hükümleri uygulaması zorunludur” dedi.

Öbür dünyaya ait cezalar devletin işi değildir
İslam dininde bir erkekle bir kadın arasındaki gayri meşru ilişkilere değinen ve hadislerde ve siyerde anlatılan evlilik dışı doğum yapan bir kadının hikayesini örnek veren Veliaht Prens, Hz. Muhammed’in birkaç kez ‘zina için had cezası’ verilmesini istediğini, ancak tövbe edip bu kötü amelden (fiil) uzaklaşması halinde meselenin Rabbi ile ameli işleyen kişi arasında bırakıldığını, bunun da ahiret cezasının devletin işi olmadığı anlamına geldiğini vurguladı. Muhammed bin Selman, “Allah bir şeyi haram kıldığında (yasakladığında) ve bunun ahirette cezası olduğunu vaat ettiğinde, insan olarak bizler bu haram davranışı cezalandırmamızı emretmemiştir. Bu haramın cezasını kıyamet gününe ve ahirete bırakmıştır. Allah kendisine şirk koşulması dışında her günahı affeder. Kuran ve Sünnet'in uygulandığı Anayasamıza ve yönetim sistemimize dayanan doğru yaklaşım budur” diye konuştu.
Suudi Arabistan evlilik dışı ilişkileri suç sayıyor, ancak önceki gibi bireylerin mahremiyetine müdahale etmiyor. Bu yüzden ülkede ‘tacize karşı’ ve ‘kamu ahlakını korumak’ için başka bir yasa çıkarıldı. Cezaları uygulanma yetkisi ahlak polisi yerine güvenlikten sorumlu normal polis birimlerine verildi.
Veliaht Prens, devletin Vahhabilik ekolüne bağlı kalıp kalmayacağına ilişkin bir soruya ise verdiği yanıtta ülkesinin dini ve siyasi gerçekliği ile yurtiçi ve yurtdışındaki muhafazakarların Suudi Arabistan'ı yaklaşık 300 yıl öncesine dayanan seçimleri ve içtihatları nedeniyle yargılamaya devam ettiği Muhammed bin Abdulvahhab ekolü arasındaki bağlantıyı kopararak uzun zamandır tartışmalı olan bu konuya açıklık getirmekte hiç tereddüt etmedi.

Muhammed Bin Abdulvahhab ne düşünür?
Veliaht Prens Muhammed Bin Selman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kendimizi sadece belirli bir ekole/mezhebe veya dünyaya adadığımızda insanları ilahlaştırmış oluruz. Allah ve Resulü,  insanlarla aralarına bir engel koymadı. Kur’an-ı Kerim nazil oldu (indirildi). Hz. Muhammed’in sünneti, Kur’an-ı Kerim’in yeryüzündeki uygulanışıdır ve içtihadı sonsuza kadar açıktır. Şeyh Muhammed Bin Abdulvehhab, mezarından çıkıp bizi onun metinlerine bağlı kaldığımızı, aklımızı içtihada kapattığımızı ve onu tanrılaştırdığımızı ya da aşırı övdüğümüzü görse buna itiraz ederdi. Dinin hükümleri konusunda kendimizi bir ekole veya belirli bir kişiye bağlayamayız. Her fetva, zamana, yere ve anlayışa göredir.”
Fakat bunun, Müslümanların kıblesi olarak nitelendiren Mekke ve Medine'nin yer aldığı bir ülkede İslami kimliğin göz ardı edilmesi anlamına gelmediğine dikkati çeken Veliaht Prens, daha ziyade bu özelliği merkezi devletin güçlü yönlerinden biri olduğunun altını çizdi. Veliaht  Prens ayrıca, Suudi Arabistan'ın ‘İki Kutsal Cami’nin (Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi) ülkesi, dünyanın en saf yeri, bir milyardan fazla Müslüman’ın göz bebeği, Arap ve İslam ülkelerinin kalbi olduğunu’ vurguladı. Veliaht Prens, “Kovid-19 krizi öncesinde yapılan planlar arasında, bu yıldan itibaren hacı sayısını yılda 10 milyona çıkarmak ve onlara sunulan hizmetlerin kalitesini ve memnuniyet seviyesini artırmak yer alıyordu” dedi.
Veliaht Prens, reform adımlarıyla çelişmek yerine, onları tamamlayıcı olarak nitelediği değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın kimliğinin bugün gücünü Arap ve İslami kültürel mirastan aldığını vurgulayarak “Eğer dünyadaki büyük çeşitlilik karşısında güçsüzseniz, bu kimliğinizin zayıf olduğu ve ondan vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelir. Ancak kimliğiniz güçlü ve özgünse, onu geliştirebilir, içindeki olumsuzlukları değiştirebilir ve pozitifleri ortaya çıkarabilirsiniz. Bu da kimliğinizi koruduğunuz ve geliştirdiğiniz anlamına gelir. Bugün kıyafetlerimiz, eski geleneklerimiz, göreneklerimiz, kültürel ve tarihi mirasımız, kimliğimizin güçlü olduğunun kanıtıdır. İslam mirasımız, zamanla geliştirdiğimiz kimliğimizin önemli bir parçasıdır. Kimliğimizin aynı zamanda dünyayı oluşturan unsurlarından biri olması için geliştirmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Tekerleği yeniden icat etmiyoruz
Yeni Suudi Arabistan'ın temelleri olarak kurmayı hedeflediği devlet sistemlerinden bahseden Veliaht Prens, dini değerlerine bağlı kalan, ancak dünyadan da kopmayan bir devlet olma konusuna açıklık getirdi.
Muhammed Bin Selman şunları söyledi:
“Tekerleği yeniden icat etmiyoruz, tüm dünya insan hayatını düzenlemek için şeffaf sistemler ve açık yasalar üzerinde çalışıyor. Bizim rolümüz, ülkede Kur’an-ı Kerim ve Sünnet ile çelişmeyen, çıkarlarımıza ters düşmeyen, vatandaşın güvenliğini ve çıkarlarını koruyan, ülkenin kalkınmasına ve refahına yardımcı olan yasalar çıkarmaktır. Yasalar aynı zamanda uluslararası alanda kabul görmüş prosedürlere göre çıkarılır.”
Veliaht Prens’in atıfta bulunduğu konularla ilgili eski çağlardan bu yana fıkhi mezhepler ve fikri ekoller arasında hüküm süren tartışma, devletin dini ve medeni teorilerinin, hukuk politikasının, şeriatın (kanun) amaçlarının, içtihat kurallarının ve Sünnet otoritesinin liderleri arasında tartışma konusu haline geldi. Bu tartışmaların en ünlüsü İbn Kayyim el-Cevziyye’nin “Maslahatın gözetildiği yerde Allah’ın kanunu ve dini de gözetilir” şeklindeki sözüdür. Ayrıca Hanbeli bilginlerinden Necmuddîn et-Tufi’nin “Zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yoktur” hadisine dayanarak “Şeriat delillerini bir maslahatla birleştirmek mümkün değilse, maslahat diğerlerinden üstündür” şeklinde ifade ettiği görüşü halen Selefi akımlar arasında büyük bir tartışma konusudur.
Öte yandan Tunuslu çağdaş fıkıh alimi İyad İbn Aşur, yakın zamanda yayınlanan bir kitabında en büyük sorunun, ‘Ortodoks İslam’ olarak adlandırdığı, siyasal İslamcı akımların tartıştığı ve İslami kitlelere dayatmaya çalıştığı ‘popüler İslam’ olduğunu söylemiştir. Bu da, “Zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yoktur” hadisine dayanan orijinal İslam dininden neredeyse tamamen farklıdır.

Muhafazakar ideolojiyle bir yere varılamaz
Veliaht Prens, birbiri ardına göreve gelen Suudi liderin gündeminde olan en ağır dosyalardan biri olan radikalizm ile ilgili değerlendirmesinde ülkesinin yayılmak isteyen aşırılık yanlılarının hedefi olmasının dini, siyasi ve ekonomik nüfuza sahip olması nedeniyle doğal olduğunu söyledi. Muhammed bin Selman, “Eğer Usame Bin Ladin olsaydım ve aşırılıkçı ideolojimi tüm dünyaya ve özellikle Müslümanlar arasında yaymak isteseydim, nereden başlardım? Müslümanların kıblesinin ve kutsal mekanlarının, umre ve hac yapmak isteyenlerin geldiği ülkeden başlardım. Müslümanlar günde beş vakit oraya yöneliyor. Eğer projemi orada yaymayı başarırsam otomatik olarak tüm dünyaya yayılacaktır. Bir aşırılık yanlısı ideoloji başlatılmak istendiğinde önce Suudi Arabistan’ın hedef alınacağına hiç şüphe yok. 1950'lerden 1970'lere kadar çok zor bir dönem yaşadık. Arap ulusal projesi, sosyalizm, komünizm ve bölgedeki birçok aşırılık yanlısı grubun şu ya da bu şekilde Suudi Arabistan’a sızıp devlette, ekonomide ve benzeri yerlerde farklı noktalara ulaşmalarına fırsat veren diğer projeler, talihsiz sonuçlara yol açtı. Etkilerini geçtiğimiz yıllarda gördük. Bugün, ülkeye yatırım ve turist çekemiyoruz. Aşırılık yanlısı ideolojinin varlığıyla ilerleyemiyoruz” ifadelerini kullandı.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, projesine aşırılık yanlısı fikirlere karşı bir kampanyayla başlamıştı.  Bu kampanya çerçevesinde bazı eski vaizler ve cihatçıların yanı sıra Müslüman Kardeşler ve Sururi Selefilik akımlarıyla bağlantılı olanların bir kısmı tutuklandı. Birçoğu Suudi Arabistan mahkemelerinde yargılandı. Bazıları hakkında halen kesinlemiş hükümler verilmedi.
Kampanyanın başladığı sıralarda bir açıklama yapan Veliaht Prens ülkesinin aşırılık yanlıları yüzünden 40 yıl daha kaybetmeyeceğini, onları derhal ortadan kaldıracağını söyledi. Bu açıklama, uluslararası insan hakları kuruluşlarının Riyad'ın bu konudaki bazı uygulamalarına yönelik eleştirilerine rağmen, Suudi Arabistan'ın radikalizme karşı yaptığı en güçlü duyuruydu. Söz konusu insan hakları kuruluşlarından bazıları o dönem Suudi Arabistan'ın bu konudaki reformlarının meyvesini verdiğini ve ölüm cezalarının yaklaşık yüzde 80 azaldığını henüz kabul etmemişlerdi.  
Veliaht Prens uzun röportajın fikri kısmının sonunda şunları söyledi:
“Aşırılık yanlısı ideolojinin varlığıyla ilerleyemiyoruz. Eğer milyonlarca kişiye istihdam sağlanmasını ve işsizlik oranlarının düşmesini, ekonominin büyümesini ve gelirlerin artmasını istiyorsanız dünyevi çıkarlar için üretilen bu projenin ortadan kaldırılması gerekir. Bu insanların şu ya da bu şekilde İslam dinini ve hoşgörülü ilkelerimizi temsil etmediklerinden bahsetmiyorum bile. Aşırılık yanlısı ideolojilerin benimsenmesi, hem dünyada hem de Suudi Arabistan’da insanların hayatlarına mal olan, ekonomilere zarar veren terör örgütlerinin kurulması gibi bir suçtur.  Bu, Suudi Arabistan anayasasına göre yasadışı ve cezalandırılması gereken bir eylemdir. Aşırılık yanlısı bir ideolojiyi benimseyen bir kişi terörist olmasa bile, bundan hukuken sorumlu tutulacak olan bir suçludur.”

 


İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
TT

İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ile Riyad arasındaki ilişkilerin bugün benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında olduğunu belirterek, iki ülkenin tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasite geliştirmeye dayalı gerçek ortaklıklar inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel bir unsur haline geldiğini ifade etti. İki ülkenin, bölgesel gerilimin tırmanmasını önlemek amacıyla ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşması için birlikte çalıştığını kaydetti.

Crosetto, Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı’na (WDS 2026) katılımı kapsamında yaptığı değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamını ‘son derece cazip’ olarak nitelendirdi. Crosetto, söz konusu etkinliğin, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki giderek artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar ile yeni teknolojilerin ele alınmasına olanak sağlayan bir platform sunduğunu ifade etti.

Stratejik güç

Crosetto, Suudi Arabistan ile İtalya arasındaki ilişkilerin son derece iyi olduğunu ve ‘benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında’ bulunduğunu söyledi. Crosetto, “Liderlerimiz arasındaki siyasi anlayış, savunma alanında askerî ve sanayi boyutlarını kapsayan, somut ve kurumsal iş birliğine dönüşen bir güven çerçevesi oluşturdu. Ülkelerimiz; güvenilir ortaklıklar, verilen sözlere bağlılık, diplomasinin önemi ve uluslararası hukuka saygı gibi temel ilkeleri paylaşıyor. Bu da iş birliğimizi istikrarlı, öngörülebilir ve uzun vadeye yönelik kılıyor” ifadelerini kullandı.

Silahlı kuvvetler arasında diyalog

Crosetto, iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki diyaloğun sürdüğünü belirterek, bu kapsamda operasyonel tecrübe, askerî doktrinler, stratejik analizler ve bölgesel senaryo değerlendirmelerinin karşılıklı olarak paylaşıldığını söyledi. Crosetto, söz konusu temasların ‘birlikte çalışabilirliği ve karşılıklı anlayışı artırdığını’ ifade etti.

Crosetto, Kızıldeniz ile Arap Körfezi’nin birbirleriyle yakından bağlantılı iki stratejik bölge olduğunu belirterek, bu bölgelerin güvenliğinin İtalya ve Suudi Arabistan için ortak bir çıkar teşkil ettiğini kaydetti. Bu çerçevede Roma ile Riyad arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel öneme sahip olduğunu vurgulayan Crosetto, Lübnan, Gazze Şeridi ve Suriye’de siyasi çözümlerin desteklenmesine özel önem verildiğini, ayrıca ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşmasının bölgesel gerilimin önlenmesi açısından kritik olduğunu dile getirdi.

vfgb
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ocak 2025'te El-Ula’daki kış çadırında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yi ağırladı. (SPA)

Bu siyasi taahhüdün pratik bir boyutunun da bulunduğunu belirten Crosetto, İtalya’nın tıbbi tahliyeler ve insani yardım sevkiyatları yoluyla Filistinli sivillere sağlık hizmeti sunan en aktif Batılı ülkeler arasında yer aldığını söyledi. Crosetto, bunun askerî imkânların istikrarı destekleyici hedefler doğrultusunda kullanılmasına somut bir örnek teşkil ettiğini ifade etti.

Veliaht Prens – Meloni görüşmesi

Crosetto, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile gerçekleştirdiği görüşmenin, ikili ilişkilere güçlü bir ivme kazandırdığını söyledi. Crosetto, askerî alanda iş birliğinin eğitim, lojistik, askerî doktrin, teknolojik inovasyon, deniz güvenliği ve kritik altyapıların korunması gibi alanlarda güçlendiğini belirterek, siber alan, uzay ve gelişmiş sistemler başta olmak üzere yeni ortaya çıkan alanlara yönelik ilginin de giderek arttığını ifade etti.

Crosetto, sanayi alanında ise iki ülkenin geleneksel müşteri-tedarikçi ilişkisi anlayışını aştığını belirterek, tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasitenin güçlendirilmesine dayalı gerçek ortaklıklar kurmayı hedeflediklerini söyledi.

Suudi Arabistan, İtalya’nın enerji güvenliği için önemli bir ortak

Crosetto, İtalyan şirketleri ile Suudi muadilleri arasındaki savunma kapasitesi, teknoloji transferi, havacılık ve gemi inşa projelerindeki iş birliğinin, Suudi Arabistan’ın sanayi, teknoloji ve insan sermayesini güçlendirmeyi hedefleyen Vizyon 2030 planıyla tamamen uyumlu olduğunu vurguladı.

Crosetto, “İtalyan şirketlerinin katkıları yalnızca platform sağlamakla sınırlı değil; aynı zamanda uzmanlık, eğitim ve mühendislik desteğini de kapsıyor. Bu yaklaşım, savunma sektörünün ötesine geçerek altyapı, teknoloji ve turizm alanlarını da kapsıyor. NEOM gibi büyük projeler, ekonomilerimiz arasındaki entegrasyonu gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı.

İş birliğinin enerji ve enerji dönüşümü sektörlerini de içerdiğini belirten Crosetto, Suudi Arabistan’ın İtalya’nın enerji güvenliği açısından kilit bir ortak olduğunu söyledi. Crosetto, hidrojen ve yenilenebilir enerji alanındaki iş birliğinin büyüdüğünü, ayrıca stratejik ve kritik hammaddelere yönelik Suudi yatırımlarının sanayi ve teknoloji alanındaki iş birliğinde önemli gelişmelere yol açabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamı cazip

Crosetto, İtalya ve Suudi Arabistan savunma bakanlıklarının iş birliğiyle Riyad’da düzenlenen Suudi Arabistan-İtalya Yatırım Forumu’nun iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirme açısından çok güçlü bir mesaj verdiğini belirtti. Crosetto, forumun küçük ve orta ölçekli şirketler ile büyük grupları bir araya getirerek somut ve pratik bağlantılar kurulmasını sağladığını söyledi.

Crosetto, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamının yüksek cazibeye sahip olduğunu vurgulayarak, ülkenin büyük kamu yatırımları, avantajlı vergi sistemi, malzeme ve ekipman teşvikleri ile çifte vergilendirmeyi önleyen anlaşmalarla stratejik bir sanayi ortağı olduğunu ifade etti.

sdbfrb
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Ekim 2024'te Roma'da İtalyan sanayi şirketleriyle yaptığı toplantıda (SPA)

Ticaretin yalnızca savunma sektörüyle sınırlı olmadığını belirten Crosetto, makineler, moda, tasarım ve ilaç sanayi gibi alanlarda da İtalyan ürünlerine yüksek talep olduğunu aktardı. Crosetto, ikili anlaşmaların değeri 10 milyar euroyu aştığını ve bunların Leonardo ile Fincantieri gibi büyük şirketleri kapsadığını kaydetti.

Prens Halid bin Selman’ın ziyareti

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Suudi mevkidaşı Prens Halid bin Selman’ın Roma ziyareti ile iki ülke arasındaki diyaloğun güçlendiğini belirtti. Crosetto, görüşmelerin uzaydan denizciliğe, havacılıktan helikopter projelerine kadar çeşitli sektörleri kapsadığını ve esas olarak askerî iş birliği, eğitim ve ortak stratejik analizlerin paylaşılmasına odaklandığını söyledi.

Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın üçüncü kez düzenlediği Dünya Savunma Fuarı’nın, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar, yeni teknolojiler ile iş birliği modellerinin tartışılabileceği bir platform sunduğunu belirtti.

Crosetto, “Yatırım açısından büyük potansiyele sahip bir ülkenin, sürekli büyüyen bir sektörde dünyanın en iyi şirketleriyle doğrudan diyaloğa imkân veren uluslararası bir etkinliğe ev sahipliği yapmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

tryjyuj
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto (İtalya Savunma Bakanlığı)

Crosetto sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu bağlamda, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği modelinin, diyalog, karşılıklı güven ve uzun vadeli vizyona dayalı olarak stratejik çıkarların, inovasyonun ve sorumluluğun birlikte nasıl sağlanabileceğine örnek teşkil ettiğine inanıyorum. Bu ilke doğrultusunda, mevcutun ötesine geçen, bölgesel istikrara katkı sağlayan ve hem iki ülkeye hem de uluslararası topluma somut fırsatlar sunan bir ortaklığı güçlendirmek için birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.”


Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
TT

Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)

Kuveyt’te terörle mücadele ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi ile ilgili Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Yedinci Bölümü Kapsamındaki Kararların Uygulanması Komitesi, sekiz Lübnan hastanesini terör listesine ekledi.

Şarku’l Avsat’ın Kuveyt basınından aktardığına göre, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı komite, söz konusu hastaneleri terörle bağlantılı kuruluşlar listesine dahil etti.

Komite, kendi inisiyatifiyle veya yabancı yetkili bir makam ya da yerel bir talep doğrultusunda, makul gerekçelerle terör eylemi gerçekleştirdiği, gerçekleştirmeye çalıştığı veya bu eylemleri kolaylaştırdığı şüphesi olan kişileri veya kurumları listeye alabiliyor.

Listeye eklenen hastaneler şunlar: Nebatiye’deki eş-Şeyh Ragıb Harb el-Camii Hastanesi, Bint Cubeyl’deki Salah Gandur Hastanesi, Baalbek’teki el-Emel Hastanesi, Hadath’taki Saint George Hastanesi, Baalbek’teki Daru’l Hikme Hastanesi, Hermel’deki el-Betul Hastanesi, Khalde’deki eş-Şifa Hastanesi ve Beyrut Havalimanı yolu üzerindeki er-Resulü’l Azam Hastanesi.

Komite, listeye ekleme kararının uygulanmasını, kendi yürütme yönetmeliğinin 21, 22 ve 23. maddelerine uygun olarak istedi.

Madde 21’e göre, herkesin söz konusu kişilere ait tüm mal ve ekonomik kaynakları, doğrudan veya dolaylı olarak, tamamen veya kısmen, gecikmeksizin ve önceden bildirim yapmaksızın dondurması gerekiyor.

Madde 23 ise Kuveyt sınırları içinde veya yurt dışında herhangi bir Kuveyt vatandaşının, listeye alınan kişi veya kuruluşlara para, ekonomik kaynak veya finansal hizmet sağlamasını yasaklıyor. Bu yasak, doğrudan veya dolaylı, kısmen veya tamamen sağlanan hizmetleri ve listeye alınan kişi tarafından kontrol edilen ya da yönlendirilen varlıkları kapsıyor. Ancak dondurulan hesaplara faiz eklenmesi bu yasak kapsamına girmiyor.


Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.