Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, adil ve şeffaf bir seçim sözü verdi

Önümüzdeki Haziran ayında yapılması planlanan parlamento seçimlerini protesto eden göstericiler (AFP)
Önümüzdeki Haziran ayında yapılması planlanan parlamento seçimlerini protesto eden göstericiler (AFP)
TT

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, adil ve şeffaf bir seçim sözü verdi

Önümüzdeki Haziran ayında yapılması planlanan parlamento seçimlerini protesto eden göstericiler (AFP)
Önümüzdeki Haziran ayında yapılması planlanan parlamento seçimlerini protesto eden göstericiler (AFP)

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, 12 Haziran'da yapılması planlanan parlamento seçimlerinin dürüst ve şeffaf olacağı sözü verdi ve seçmenlerin görevlerini barış ve güvenle yerine getirebilmeleri için gerekli tüm kaynakların kullanıldığını ifade etti. Tebbun’un açıklamaları, göstericilerin seçimlerin düzenlenmesine karşı devam eden baskısı sonrası geldi.
Cezayir resmi haber ajansı, dün Cumhurbaşkanının, İşçi Bayramı münasebetiyle Cezayirlilere gönderdiği mesajını yayınladı. Cumhurbaşkanı Tebbun’un mesajında şu ifadeler yer aldı: “Yaklaşan seçimler güçlü ve güvenilir kurumlar inşa etmek için halkın özgür iradesi ve egemenliğiyle üstleneceği hayati bir sınav olacak. Adaylar adil rekabet ilkeleri ve siyasi faaliyet etiği ışığında seçim kampanyalarını (üç hafta sonra başlayan) yürütmelidirler. Halk, temsilcilerini güven veren kadın ve erkeklerden, kamu işleri konusunda yetkin ve donanımlı biyografilere sahip olanlardan seçmeli. Bu seçim, demokrasinin ve milletin sesinin yükseltilmesi için bir miad olmalı”. İslamcılar seçimlere beş parti ve düzinelerce bağımsız adayla katılıyor. Bu durum yeni parlamentoda pek çok sandalye kazanma ihtimallerini artırıyor. Aynı zamanda, eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika'nın politikalarını destekleyen muhafazakar bir ulusal yönelime sahip partiler de seçimlere katılıyor. Öte yandan, laik ve sol eğilimli partiler ile demokrat çizgideki partiler, yasama kurumu üzerinde yasadışı bir rejimin hegemonyasının kurulacağını öne sürerek seçimleri boykot ettiler.
Hirak Hareketi aktivistleri Cuma günü düzenlenen gösterilerde, "otoritenin radikal bir sistem değişikliği talebini aşmak için kullandığı bir araç" olarak gördükleri seçim sürecini reddettiklerini ifade ettiler.
Birkaç sendikanın iki hafta önce daha yüksek ücret talebiyle başlattıkları grevleri örtülü bir şekilde eleştiren Tebbun, “Çeşitli sektörlerdeki her türlü talepler, vatandaşların menfaatlerini dikkate almalı, Cumhuriyet yasalarının çatısı altında olmalı ve şüpheli istismarcı niyetlerin içine dahil edildiği bir araç olmamalıdır. Çalışma dünyası her zaman üstün bir vatanseverlik bilinci ve saflarını güçlendirmek için güçlü bir isteklilik göstermiştir” ifadelerini kullandı.
Bakanlar Kurulu tarafından geçen Çarşamba günü yapılan açıklamada, grevlerin “faaliyet izni olmayan sendikalar tarafından yönetildiği, ulaşılamaz talepler doğurduğu, bazı sendika uygulamalarının açıklanmasa da net hedeflere hizmet ettiği ve kamu otoriteleri tarafından ortaya konan değişim iklimini bozmayı hedeflediği belirtilmişti. Açıklama eğitim, sağlık, posta ve sivil savunma sendikalarının protestolarının, otorite için büyük bir sınav olan yasama seçimlerini çarpıttığına işaret etti.
Salgından kaynaklanan durumun zorluklarına rağmen iş kurumlarını korumaya istekli olduğunu vurgulayan Tebbun, “Ekonomik kurumları desteklemek için mekanizmalar kurarak, işsiz gençlerimizin bir kısmını istihdam etmek için kademeli olarak ilerliyoruz. Bir yıldan fazla bir süredir, bürokrasinin zincirlerinden ve yozlaşmış fırsatçıların uygulamalarından kurtulup bağımsız ekonomik hareketliliğe hazırlanmak için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Salgının neden olduğu acil durumlar bazı hedeflerimize belirlenen süreler içinde ulaşmamızı engellerken, siyasi irade ekonomik toparlanmayı hızlandırmak için daha güçlü hareket ediyor.”
İşçi Partisi lideri Louisa Hanoune ise dün yayınladığı bir video kaydından hükümeti "Kovid-19" krizinin başlangıcından bu yana kaybedilen iş pozisyonlarıyla ilgili "gerçeği gizlemekle" suçladı. Hanoune, konuya ilişkin şunları söyledi: “İş dünyasında kaybedilen iş sayısı iddia ettikleri gibi yarım milyon değil, 1 milyon 600 binden fazla. İşsizlik oranı yüzde 15 değil, bundan çok daha fazla. Sosyal kriz, Hirak Hareketinin 22 Şubat 2019'da patlak vermesinin sebepleri arasındaydı. 2020'de hükümetin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle uyguladığı kapanma, yoksulluk çemberinin daha da genişlemesine neden oldu. Ayrıca yüzlerce küçük işletme iflas etti.”



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.