Taliban: Sovyetler Birliği’nin geri çekilmesi sonrasında yaşanan senaryo tekrarlanmayacak

Taliban Hareketi, El-Kaide ile ilişkisinin devam ettiğine yönelik söylemlerin yalnızca iddialardan ibaret olduğunu bildirdi. Taliban tarafından Independent Arabia’ya yapılan açıklamalarda “ülke topraklarının herhangi bir tarafın güvenliği tehdit etmesi iç

Yapılan değerlendirmeler ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesinin bölgede değişime yol açacağı yönünde. (Reuters)
Yapılan değerlendirmeler ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesinin bölgede değişime yol açacağı yönünde. (Reuters)
TT

Taliban: Sovyetler Birliği’nin geri çekilmesi sonrasında yaşanan senaryo tekrarlanmayacak

Yapılan değerlendirmeler ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesinin bölgede değişime yol açacağı yönünde. (Reuters)
Yapılan değerlendirmeler ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesinin bölgede değişime yol açacağı yönünde. (Reuters)

Mustafa el-Ensari
Taliban Hareketi, Sovyetler Birliği’nin 1989 yılında Kabil’den çekilmesinin ardından Afgan halkı arasında yaşanan iç çatışma senaryosunun “tekrarlanmayacağından” emin olduğunu duyurdu. Hareket tarafından Independent Arabia’ya yapılan açıklamalarda ayrıca El-Kaide ile ilişkinin devam ettiğine yönelik iddiaların “sadece uydurma” olduğu ve ülke topraklarının herhangi bir tarafın güvenliği tehdit etmesi için bir platform olarak kullanılmasına izin verilmeyeceği” kaydedildi.
Taliban’ın Doha’daki Siyasi Ofisi Sözcüsü ve müzakere heyeti üyelerinden Muhammed Naim, ABD’lilerin Afganistan’dan çekileceklerini açıklamasını da memnuniyetle karşıladı. Naim Independent Arabia’nın kendisine yönelttiği konuya ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:
“Yabancı güçler önce Allah’ın sonra da şerefli Afgan halkının cihadı ve mücadelesi sayesinde ülkemizden çıkacak. Sonrasında halk özgürlüğe, bağımsızlığa ve sürdürülebilir bir barışa kavuşacak.”
Müzakerelerde birtakım sıkıntılar olduğunu kabul etse de halkın tüm kesimlerinin ülkelerinin kalkınması, refahı, ilerlemesi ve işgal yüzünden bozulan durumun düzeltilmesi için bağımsız bir İslami rejimin şemsiyesi altında toplanmasını sağlayacak sonuçlara ulaşacaklarını umut ettiğini vurgulayan Naim sözlerini şöyle sürdürdü:
“Herkesin, Allah’ın izni ve inayetiyle işgalin sona ereceğini anlamasını umuyoruz. Bu yüzden refaha ulaşma konusunda ilerleme kaydetmek ve onurlu bir yaşam fırsatına erişmek amacıyla herkesin samimi ve içten bir şekilde çalışması gerekiyor.”
ABD geçtiğimiz cumartesi Washington için 20 yıllık bir savaşın sonu anlamına gelen bir kararla son askerlerini Afganistan’dan resmen çekmeye başladı. Ancak geri çekilme sürecinin tamamlanmasının ardından Taliban Hareketi’nin gittikçe artan kontrolü altında ezilen ülkede büyük bir belirsizlik döneminin başlayacağı tahmininde bulunuluyor.
Diğer yandan Afgan hükümeti ise Taliban’ı harap olmuş ülkede barışı sağlamak için düzenlenen müzakereleri engellemekle ve ABD’nin kuvvetlerini geri çekeceğine dair taahhütte bulunmasına rağmen ateşkes yapmayı kabul etmemekle suçluyor. Aynı zamanda, Taliban’ın Afganistan halkının en sağdan en sol kanada kadar fikri eğilimlerin farklılığına aldırış etmeden yönetim görüşünü empoze etmekte ısrarcı olduğunu savunuyor.

İşgal saflarındaki herkesin halka dönmesi
Ancak Taliban, ülkeye kendi verdiği adla Afganistan İslam Emirliği’nin analistlerin yabancı güçlerin çekilmesinin ardından yeni bir iç savaş yaşanacağı tahminlerine katılmıyor. Naim konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Böyle bir şey beklemiyoruz. Aksine işgal saflarında olan herkesten halkının ve vatanının kollarına geri dönmesini ve halka ve ülkeye hizmet etmek için birlikte çalışmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Sözcü açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Savaş, 20 yıl önce işgal ve bunu destekleyenler tarafından denendi. Ancak sonunda işgalci gücün ve işgalin devam etmediği ve sonuza kadar sürmeyeceği herkes tarafından görülüyor. İşgal ve işgalci güç gitti ancak halk ve ülke halen burada ve her zaman da burada olacak. Bütün bu yaşananlardan sonra başarısız deneyimleri tekrarlamak mantıklı değil.”
Naim, dış güçlerin geri çekilmesinden sonraki dönemi barışçıl bir şekilde atlatma konusunda Afganları desteklemeye yönelik uluslararası yarış karşısında tavırlarının ne olacağı sorusuna, tamamen insani olmayan herhangi bir yardımı kabul etmeyecekleri cevabını verdi. Taliban Sözcüsü konuya dair şunları söyledi:
“Hiç şüphesiz ülkemiz ve halkımız, 40 yılı aşkın bir süredir devam eden savaşların acılarını tattı. Belirli amaçlarla lekelenmemiş olması kaydıyla her alanda ciddi şekilde yardım ve desteğe ihtiyacımız var.  Bu yüzden bize yardım etmek isteyen herkese sesleniyoruz: Yardımlarınızı Allah rızasını gözeterek tamamen insani amaçlar için yapın. Nitekim güven dürüstlük ve samimiyetle ilişkilidir” ifadelerini kullandı.
Independent Arabia’nın Naim’e yönelttiği bir diğer soru ise “Bu, Pakistanlı ve İranlı komşularınız için de geçerli mi?” oldu. Sözcü şu cevabı verdi:
“Komşularla ilişkilerin önemli olduğu su götürmez bir gerçek. Bu nedenle herkesin, özellikle de komşu ülkelerin sorunlarımızı çözerken yapıcı bir rol üstlenmesini bekliyoruz. Nitekim bu durum hem onların hem de bizim çıkarımıza olur.”

“Aynı senaryonun tekrarlanmasını beklemiyoruz”
ABD askerlerinin Afganistan’dan ayrılmasının ardından 1990’lardaki Sovyet sonrası senaryonun tekrarlanıp tekrarlanamayacağına ilişkin değerlenirmelerde bulunan Muhammed Naim aynı senaryonun tekrarlanmasını beklemediklerini vugruladı.“Bu ne beklediğimiz ne de istediğimiz bir senaryo. Allah’ın izniyle tekrarlanmayacağına dair göstergeler var. Zira şu an mücahid safları da bir, liderlik de. Söz konusu dönemdeki görüş ayrılıkları mevcut değil.”
Sovyetler Birliği, 10 yıl süren zorlu çatışmaların ve uğradığı ağır yenilginin ardından 1989 yılında Afganistan’dan çekildiğini duyurdu. Ancak ardında, Kabil’de bıraktığı hükümet halkın iktidar paylaşımı ve hakim olması gereken yönetim şekli konusundaki görüş ayrılıkları nedeniyle kısa sürede çöktü. Talşban daha sonra, 1996 yılında Usame bin Ladin liderliğindeki El-Kaide örgütünün de yardımıyla, 11 Eylül’den önce suikaste kurban giden Ahmed Şah Mesud’un kontrol ettiği küçük bir bölge dışında ülkenin çoğunu kontrol etmeye başladı. Ancak Mesud liderliğindeki Kuzey İttifakı, Taliban’ın El-Kaide’den ayrılmayı kabul etmemesi ve 11 Eylül 2001’de ABD’de gerçekleştirilen saldırıların ardından Usame bin Ladin’i teslim etmeyi kabul etmemesinin ardından ABD’lilerin Taliban’ı devirmek için ittifak kurduğu bir merkez haline geldi.
Taliban Hareketi Sözcüsü Muhammed Naim, Independent Arabia ile gerçekleştirdiği röportajda söz konusu dönem ile günümüz koşulları arasında karşılaştırma yaptı. Aynı hataların tekrarlanmaması için deneyimlerden faydalınalacağı imasında bulundu.
Sözcü açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Afganistan İslam Emirliği’nin ülke yaklaşık beş yıl boyunca yönetti. Bu nedenle yönetim tecrübesi var. Neredeyse son 10 yıldır ülkenin büyük bir bölümünü yönetmesinden söz etmiyorum bile. Sadece bu da değil. Yönetim ve teknik ilerleme de dahil olmak üzere farklı koşullar ve durumlarla başa çıkma konusunda tecrübemiz var.”

Taliban Sözcüsü Muhammed Naim, ABD askerlerinin geri çekilmesi sonrasındaki döneme ilişkin görüşlerini Independent Arabia ile paylaştı. (Reuters)
Taliban değişti mi?

Röportajda, Taliban ile Afgan hükümeti arasındaki anlaşmazlığın da temelinde yatan İslami yönetim modeli ile ilgili hareketin ülkede istediği rejimin şekli de gündeme geldi. Taliban bu rejimin Afgan halkının fikirsel ve mezhepsel eğilimlerinin farklılığı ile uyumlu olacağını umut ediyor. Taliban Sözcüsü konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Rejim öncelikle toplumun içinden doğmalıdır. Temeli halkın ilkelerine ve değerlerine dayanmalıdır. Rejimin türü ve şekli Afganların kendisi ile ilişkilidir. Ülkenin yüzde 99’undan fazlası Müslüman. Aralarında uzlaşarak hedefe ulaşacaklardır.”
Taliban’ın İslam hukukunu katı bir şekilde uyguladığı dönemde imajı, uluslararası arenanın zihnine olumsuz bir şekilde kazındı. Taliban Hareketi’nin bu dönemdeki radikal görüşleri ülkenin köklü İslam tarihine rağmen asırlardır koruduğu eserlerin yıkılmasına neden olmuş, kadınlara başörtüsü takma zorunluluğu getirilmişti. Bunlar, Taliban’ın El-Kaide’ye kucak açmasından önce yaşanmıştı.
Ancak Naim konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Çözüm, sistemleri dışarıdan veya başka toplumlardan getirip halka uygulamak değil. Sorunların temelini oluşturan şey de bu. Çünkü her ülkenin ve halkın kendi çıkarları ve onu diğer ülkelerden ayıran özellikleri var. En ideal çözüm, Afganlara müdahaleler ve dikteler olmaksızın fırsat vermek.”
Hareketin yönetime bakış açısında revizyonlar ve gelişmeler olduğunu ima eden Naim “20 yıl geçtikti Yaşanmaması gereken bazı sorunların tekrar etmemesini sağlayacak tecrübeler ve gelişmeler var.”

“Topraklarımızın kullanılmasına izin vermeyeceğiz”
Naim “Bu sorunlar arasında El-Kaide’nin Afganistan’ı merkez olarak kullanarak yabancı ülkeleri hedef alması var mı?” sorusuna “Şu an ortada bir sorun yok. Aslında hepsi uydurma ve asılsız” yanıtını verdi.
El-Kaide’nin Afganistan’a geri dönmesine ilişkin iddialar hakkında da açıklamalarda bulunan Naim, CNN ağının El-Kaide örgütündeki kaynaklara dayandırdığı haberine işaretle şunları söyledi:
“Bu sadece bir iddia ve propagandadır. Bunun kanıtı da yapılan haberin meçhul ve konuşan kişilerin de kimliğinin bilinmiyor olmasıdır.”
El-Kaide’den kaynaklar söz konusu haberde Afganların silahlı liderleri koruması sayesinde cihatçı cephelerin birçoğunun uzun süredir İslam dünyasının çeşitli yerlerinde başarılı bir şekilde faaliyet gösterdiğini öne sürmüşlerdi.
Naim, Taliban Hareketi’nin El-Kaide’den eski müttefiklerine karşı tutumuna ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Afganistan’da El-Kaide yok. Olmayan bir şeyle ilişkinin anlamı nedir? Afganistan İslam Emirliği, herhangi birinin güvenliğine zarar verilmesi için topraklarının kullanılmasına izin vermeyecek. Emirlik kendi işlerine karışılmasına izin vermediği gibi başkalarının işlerine de karışmıyor.”
El-Kaide, Afganistan’daki Uluslararası Koalisyon tarafından ülkeden çıkartıldığı için artık ülkeyi merkez olarak kullanmıyor.Ancak Pakistan sınırı ve İran’daki varlığı ile halen Afganistan’ın etrafındaki varlığını sürdürüyor. Birçok kişi El-Kaide’nin üzerindeki baskı kalkar kalkmaz Afganistan’a geri döneceği görüşünde. Usame bin Ladin’in Ağustos 2011’de Abbottabad’da öldürüldükten sonra arkasında bıraktığı belgeler, iki taraf arasında gerileme yaşanacağına ancak ilişkinin tamamen kopmasının uzun bir zaman alacağına işaret ediyor.

Büyük tahliye
Afganistan’daki ABD’li yetkililer, 1 Mayıs tarihinin her şeyden önce sembolik olduğuna işaret ederek geri çekilme sürecinin çoktan başladığını söylüyorlar. Taliban ile Şubat 2020’de Doha’da imzalanan anlaşmaya göre bu tarih, ABD kuvvetlerinin geri çekilmesi için eski ABD Başkanı Donald Trump başkanlığındaki yönetim tarafından belirlendi. Doha’da imzalanan anlaşma tüm uluslarası alanın yanı sıra Afganistan’a güvenlik ve istikrar getirerek tansiyonu düşürecek her adımı desteklediğini vurgulayan Suudi Arabistan da dahil olmak üzere bölgesel düzeyde de memnuniyetle karşılanmıştı. Suudi Arabistan, tüm isteklerinin yerine getirilmesi konusunda eskiden olduğu gibi şimdi de Afganistan’ın ve Afgan halkının yanında olduğunu vurgulamıştı.
Ülkeden geri çekilmenin 11 Eylül 2001 saldırılarının 20’inci yıl dönümüne, 11 Eylül 2021 tarihine kadar tamamlanması bekleniyor. Kabil semâları ve Bagram Hava Üssü tahliyenin tamamlanması için çalışmalar yürüten ABD helikopteriyle dolu.

 


ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.