ABD ve İsrail el ele mi değil mi?

Tel Aviv'in ilişkileri netleştirme ve güçlendirme konusundaki başarısı, Washington'ın benimsediği Ortadoğu politikalarından kaynaklanmıyor

Eski ABD Başkanı Obama, görev süresi boyunca, Netanyahu'nun küstahlığı ve davranışlarından rahatsızlık duydu (Reuters)
Eski ABD Başkanı Obama, görev süresi boyunca, Netanyahu'nun küstahlığı ve davranışlarından rahatsızlık duydu (Reuters)
TT

ABD ve İsrail el ele mi değil mi?

Eski ABD Başkanı Obama, görev süresi boyunca, Netanyahu'nun küstahlığı ve davranışlarından rahatsızlık duydu (Reuters)
Eski ABD Başkanı Obama, görev süresi boyunca, Netanyahu'nun küstahlığı ve davranışlarından rahatsızlık duydu (Reuters)

Nebil Fehmi (Mısır’ın eski Dışişleri Bakanı)
ABD ve İsrail arasında Amerikan Donanması'na ait USS Liberty zırhlısının 1967'de uluslararası sularda, İsrail tarafından deniz ve havadan saldırıya uğraması olayında ya da ABD eski Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Tel Aviv'in 1990'ların başında Madrid'de yapılan Barış Konferansı’nı düzenlemesini engelleme çabalarından ve yasadışı yerleşim birimleri inşa etmeye devam etmesinden ötürü öfkelenip İsrail'in telefon numarasını bildiğini ve kendisiyle ciddi bir şekilde muhatap olmak istiyorsa onu kullanması gerektiğini söylediği sert açıklamasında olduğu gibi zaman zaman farklı tutumlar sergilense de kimse ABD'nin İsrail ile ilişkilerinin, uzun zamandır bölge ülkeleriyle arasındaki en güçlü ilişki olduğu konusunda şüphe etmiyor. Ayrıca, İsrail'in, Başkan Barack Obama yönetimindeki ABD ve diğer beş ülkenin, İran'la imzaladıkları, ancak daha sonra eski Başkan Donald Trump'ın tek taraflı olarak çekildiği nükleer anlaşmaya varmalarına karşı duyduğu kızgınlığa tanık olduk.
İsrail’in bu ilişkileri netleştirme ve güçlendirme konusundaki başarısı, Washington’ın benimsediği Ortadoğu politikalarından kaynaklanmıyor. Daha ziyade, bu başarı, iç siyasi sisteme yüksek verimlilikle ve kurnazlıktan kaynaklanmaktadır. Bu başarıya yönelik atılan adımların başında, ABD seçim yarışlarında Amerikan Yahudi cemaatini ve genel olarak İsrail’in destekçilerini, Hıristiyan sağ kanada özel bir odaklanmayla birlikte çeşitli düzeylerde, yerel ve federal konseylerde, uygun pozisyonlar için adaylar çıkararak veya adayların seçim kampanyalarına maddi ve manevi katkıda bulunarak tam anlamıyla şımartmak geliyordu. İsrail’in destekçileri, dış ilişkilerle fazla ilgi göstermeyen ülkelerde, İsrail'in hedefleri ve tutumlarını savunan parlamenter bloklar oluşturmak için seçimleri olumlu ya da olumsuz şekilde etkilemeyi de ihmal etmediler. İsrail’in destekçileri ve İsrailli yetkililer, tutumları örtüşmese bile Amerikan kamuoyuna hitap edebildiler ve İsrail’in haklarını ve bunların ABD için de önemli olduğunu vurgulayabildiler.
Öte yandan bu mesele, İsrail başbakanlarının ABD Kongresinde ABD başkanından bile daha fazla coşkuyla karşılaması nedeniyle çok daha dikkat çekici bir hale geldi. Bu coşkulu karşılamalar, Netanyahu’nun İsrail Başbakanı olmasına kadar sıradan bir sahneydi. Çünkü Netanyahu’nun göreve gelmesiyle, yabancı bir konuğun ABD’li ev sahibine Kongre'ye birlikte hitap etme niyetini bildirmesine ilişkin asgari protokol kurallarının ötesine geçilmeye başlandı. Netanyahu, Kongre'ye hitap ederken, Obama döneminde İran politikaları konusunda ABD başkanını uyararak, bu protokol kurallarının ve çok daha fazlasının ötesine geçti. Netanyahu’nun Kongre'yi başkanın politik çabalarını engellemeye teşvik etmeye çalışması, Obama'yı kızdırdı. İsrail Başbakanı ile arasına büyük bir mesafe koydu. Obama'nın başkanlığının son yılında ABD’li bir yetkilinin bana, ABD Başkanı’nın Netanyahu'nun küstahlığına ve davranışlarına kızdığını ve görev süresi bitmeden önce ona bir tokat atmak istediğini söylediğini hatırlıyorum.
Donald Trump'ın başkanlığı sırasında, ABD’nin İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) beş daimi üyesi ve Almanya arasında imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi ve Trump'ın sözde İsrail-Filistin barış planı çerçevesinde güçlü bir şekilde İsrail yanlısı tutumlar sergilenmesi de dahil olmak üzere İsrail’in tutumlarına uygun politikalar benimsenmesi ABD ve İsrail ilişkilerini sakinleştirdi. Netanyahu, ABD’nin bu tutumlarını, son iki yıldır gerçekleştirdiği seçim kampanyalarında kullandı. Ancak yine de meseleleri kendi lehine kesin bir şekilde çözmeyi başaramadı.
Ancak ABD’nin ve İsrail’in sağcı kanatları arasındaki balayı, Trump’ın başkanlığı kaybetmesinden ve seçim kampanyası sırasında ABD’yi hızla nükleer anlaşmaya geri döndürme niyetini defalarca kez vurgulayan Obama'nın yardımcısı Joe Biden'ın başkan olarak seçilmesinden sonra fazla sürmedi. ABD seçimleriyle gelen bu değişiklik, nükleer anlaşmanın yeniden canlanmasını engellemeye yönelik İsrail, İran ve ABD’nin sağcı kesimleri arasında üstü kapalı garip bir ittifak ve potansiyel bir çatışma olasılığı yarattı.
Bu arada İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in, ülkesindeki güvenlik ve askeri yetkilileri, kendini savunmak zorunda bırakan ve müzakereleri kısıtlamayı hedefleyen tutumlarını eleştirdiği röportajın sızdırılan ses kayıtlarında ABD’nin eski Dışişleri Bakanı John Kerry'nin Tel Aviv'in askeri olarak hedef aldığı İran’a ait bazı noktaları Zarif'e bildirdiğinin orta çıkması, ABD’li bazı Cumhuriyetçilerin Kerry’yi İsrail'e karşı olumsuz bir tutum sergilediği bahanesiyle yoğun şekilde eleştirmelerine neden oldu.
Çatışma ihtimaline gelince, bu, ABD ile İran arasında değil, protokol kurallarının çok ötesine geçen nedenlerle ve hatta Amerikan siyasi sistemine hukuka aykırı müdahalesi nedeniyle Washington ile İsrail Başbakanı arasında olan bir çatışmadır. Son derece hassas olan bu çatışma, Viyana'da nükleer anlaşmaya ilişkin müzakere çabalarını engellemek için İran sınırları içerisindeki bilim adamlarının öldürülmesi veya Natanz Nükleer Tesisi’ne saldırı düzenlenmesi gibi bir takım eylemler de dahil olmak üzere İsrail’in mevcut tüm araç ve yöntemlerle tekrarlanan ve kasıtlı olarak yürütülen politikalarıyla ilgilidir. Bunlar, İsrail’in Tahran'ı ABD'ye karşı peşinden bir askeri bir müdahalenin gelmesi beklenen sert bir tepki vermesi için yürüttüğü politikalardır. Ancak ABD’nin şuan istediği son şey İran’la çatışmaya girmek. Çünkü son yirmi yılda çok sayıda yurtdışı askeri operasyon gerçekleştirmesi nedeniyle ABD kendini oldukça yorgun hissediyor. Buna ABD yönetiminin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını yüzünden bölünmüş, gergin ve tehdit altında olan, salgının ekonomik yansımalarından etkilenen bir toplum karşısında içişlerine odaklanmayı istemesi de ekleniyor.
ABD ve İsrail’in çıkarlarının her zaman örtüşmediğinin, hatta İsrail sağının tutumlarının ABD’nin tutumlarıyla açıkça çelişebildiğinin anlaşılmasının ardından ABD ve İsrail’in İran ile ilgili güvenlik çıkarlarının farklılaşması, Amerikan düzeninin gözden geçirilmesi ve açıklık getirilmesi konusunda bir tetikleyici olabilir mi?
ABD Kongresi’nin bazı üyeleri, İsrail sağının eylemleri, ABD çıkarlarına olan ilgisizliğini yansıtması ve İsrail'in Amerikan siyasi sistemine sayısız müdahalesinin ardından bir gözden geçirmenin yapılması ve ABD'nin İsrail'e olan yardımına ilişkin şartların yeniden belirlenmesi önerisinde bulundular.
Aralarındaki siyasi iletişim ağının büyüklüğü ve karmaşıklığı nedeniyle ABD-İsrail ilişkilerinde hızlı bir değişime şahit olacağımızı düşünmüyorum. Bunun yanı sıra İsrail'e her şartta verilen destekle ilgili kısmi bir değerlendirme yapılabileceğini düşünüyorum. Amerikan siyasi akımlarının özellikle ABD’nin Ortadoğu'da İsrail ile yakından bağlantılı olan, ancak Amerikan güvenlik çıkarlarıyla çatışan herhangi bir ihlalde sabırlı davranılmamasını öngören bir tutum olan yeni askeri operasyonlara karşı çekinceleri sürerken eğer Netanyahu, siyasetçilerle ve orduyla olan anlaşmazlıklarını aştıktan sonra başbakan olarak görevine devam ederse bu değerlendirmeye dikkat çekileceğine inanıyorum. Söz konusu ABD’li siyasi akımlar, İsrail’i daha önce ABD askeri teknolojisine bağlı kalması için Çin'le yapılan silah anlaşmalarını iptal etmeye zorlamışlardı.



ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.