Fransa’nın, güvenlik ile özgürlüklerin korunması arasındaki denge ikilemi

Ülke bir ‘şüpheli demokrasi’ döneminden geçerken ‘generallerin bildirisi’ cumhurbaşkanlığı seçimlerine kapıyı aralıyor

Macron, Fransa'nın ‘paralel bir sistem kurmaya’ ve ‘cumhuriyeti reddetmeye’ çalışan ‘İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele etmesi’ gerektiğini söyledi. (AP)
Macron, Fransa'nın ‘paralel bir sistem kurmaya’ ve ‘cumhuriyeti reddetmeye’ çalışan ‘İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele etmesi’ gerektiğini söyledi. (AP)
TT

Fransa’nın, güvenlik ile özgürlüklerin korunması arasındaki denge ikilemi

Macron, Fransa'nın ‘paralel bir sistem kurmaya’ ve ‘cumhuriyeti reddetmeye’ çalışan ‘İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele etmesi’ gerektiğini söyledi. (AP)
Macron, Fransa'nın ‘paralel bir sistem kurmaya’ ve ‘cumhuriyeti reddetmeye’ çalışan ‘İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele etmesi’ gerektiğini söyledi. (AP)

Sawsana Mehanna
Bugün Fransa'nın iç arenasında yaşananlar, yetmişli yılların sonlarından, yani yabancı işçilerin ülkeye göçünü düzenleyen 1974 tarihli ‘İltica ve Göç Yasası’nın yürürlüğe girmesinden bu yana yaşanan olayların genel bağlamından ayrı tutulamaz. Bu yasa, göç akışını sınırlandırırken yerini kaçak göçlere bıraktı. Fransa, Arap Mağrip (Kuzey Afrika) ülkelerinden yapılan kaçak göçlerin neredeyse kesintisiz hale gelmesinin ardından 1 Ağustos 2018 tarihinde bu durumu kontrol altına almak için İltica ve Göç Yasası’nda değişiklik yaptı. Bu değişiklik o dönem, Cumhuriyet Yürüyüşü Hareketi (LREM) Partisi’nden milletvekillerinin göç ve iltica başvurularına getirilen sert şartlar nedeniyle yasadan duydukları rahatsızlıkları ve bunun olası olumsuz sonuçlarını dile getirmesinin ardından Fransa Parlamentosu’nda tartışmalara yol açtı.

Fransa’da ‘siyasal İslam’
Avrupa'da en büyük Müslüman topluluğun yaşadığı Fransa'da giderek artan bir ‘siyasal İslam’ korkusu söz konusu. Resmi rakamlara göre Fransa’da altı milyon Müslüman’ın olduğu tahmin ediliyor. Çoğunluğunu Kuzey Afrika'daki eski Fransız kolonilerinden gelenler oluşturuyor. Ancak Şarku'l Avsat'ın The Independent Arabia’dan aktardığı habere göre gerçek rakamlar resmi verilerin çok üzerinde. Fransa’da yaklaşık 11 ila 12 milyon Müslüman olduğu tahmin ediliyor. Bu da ülke nüfusunun yüzde 18'ini oluşturdukları anlamına geliyor. Fransa'da son yıllarda en bariz ve kanlı terör saldırıları, radikal İslamcılar tarafından gerçekleştirildi. Çok sayıda Fransa vatandaşı, bu saldırılardan zarar gördü. Fransız basınında yer alan istatistiklere göre 2015 yılından bu yana ülkede yaklaşık 18 terör saldırısı gerçekleşti. Bunların başında Ocak 2015'te Charlie Hebdo dergisini hedef alan saldırı, aynı yılın Kasım ayında Paris’te gerçekleşen saldırılar, Temmuz 2016’daki Nice saldırısı, Aralık 2018'deki Strazburg saldırısı ve son olarak geçtiğimiz Nisan ayında Tunuslu bir göçmenin bir polis memuruna düzenlediği bıçaklı saldırı geliyor. Tüm bu terör eylemleri sonucunda yaklaşık 253 kişi zarar gördü. Bazıları hayatını kaybetti, bazıları yaralandı. Saldırılar, aşırılık yanlısı örgütlere bağlı veya onların izinden giden kişiler tarafından gerçekleştirildi.
Fransa İçişleri Bakanlığı 2020 yılından bu yana, 51'i cezaevi dışında olmak üzere aşırılık yanlıları listesinde yer alan 231 yabancıyı sınır dışı etme, eğitim merkezlerinde güvenliği artırma yanı sıra yurtdışından fonlanan İslami derneklere yönelik denetimi sıkılaştırma gibi tedbirler aldı. The Independent Arabia’nın edindiği bilgilere göre aşırılık yanlısı yabancıların sınır dışı edilmesi prosedürleri, normal yollardan uygulanması imkansız hale geldiğinden şuan İçişleri Bakanı Gerald Darmanin’in inisiyatifinde yürütülüyor. Bakan Darmanin, son olarak 9 Nisan'da Çeçen kökenli Rus mülteci Magomed Gadayev'i sınır dışı etmek için Rusya İçişleri Bakanı Vladimir Kolokoltsev ile görüştü.

‘İslamcı izolasyonculuğa direnmek’
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz yılın Ekim ayında, Pakistanlı bir genç tarafından gerçekleştirilen paralı saldırının ardından yaptığı bir konuşmada, Fransa'nın ‘paralel bir sistem kurmaya’ ve ‘cumhuriyeti reddetmeye’ çalışan ‘İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele etmesi’ gerektiğini söyledi. Bu radikal İslamcı eğilimde, cumhuriyetin kanunlarını aşmak, farklı değerlere dayalı paralel bir sistem kurmak ve farklı bir toplum düzeni geliştirmek için sistematik bir yapının yerini alma kararlılığının olduğunu belirten Macron, “İslam, bugün tüm dünyada kriz içinde olan bir dindir” dedi. Macron bu sözleri hem yurt içinden hem de yurtdışından tepki aldı.
Fransa’da 21 Nisan gecesi aralarında 20 emekli generalin (daha sonra destekleyenlerle bu sayı 23 oldu) bulunduğu bin kadar muvazzaf asker tarafından imzalanan bir bildiri yayımlandı. Aşırı sağcı haftalık Valeurs Actuelles dergisinde yayınlanan bildiri, ‘Yöneticilerimizin onurunu geri kazanmak için’ başlığını taşıyordu. Önce 20 emekli general tarafından yazılmaya başlanan bildiri daha sonra 18 bin muvazzaf askerin desteğini aldı. Bazı kaynaklar, bildirinin 1961 yılında Cezayir'in bağımsızlığına karşı çıkan generallerin Charles de Gaulle'e karşı darbe girişiminin 60’ıncı yıl dönümünde yayınlanmasına dikkat çektiler. Askeri darbe olasılığına işaret eden generaller, ‘kültürel değerlerin ve halkın’ korunması gerektiği durumlarda müdahale etmeye hazır olduklarını belirttiler. Aynı zamanda, ‘ulusu korumak isteyen’ tüm siyasi yönelimlere destek verdiklerini de teyit ettiler. Durumun böyle devam etmesi halinde iç savaş çıkabileceği uyarısında bulunan generaller bildiride, ‘Fransa'nın dağılmasından’ ve ‘banliyölerin İslamcılara teslim edilmesinden’, polisin Sarı Yelekliler'e karşı şiddet kullanmasına işaret edilerek ‘cumhuriyetçi değerlerin gerilemesinden’ ve ‘milliyetçi ruhun ötekileştirilmesinden’ bahsettiler.

Generaller cumhurbaşkanlığı seçimlerine kapıyı araladılar
Generaller Bildirisi’nin arka planıyla ilgili bazı bilgiler bildiriyi, Mayıs 2022'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilişkilendiriliyor. Bu teori, cumhurbaşkanlığı adayı aşırı sağcı lider Marine Le Pen’in bildiriyi desteklemekte acele etmesiyle daha da güçlendi. Le Pen bildiriyi yayınlayan Valeurs Actuelles dergisine yaptığı açıklamada askerleri ‘Macron'dan kurtulmak’ için birlikte çalışmaya çağırdı. Le Pen’in açıklamasına tepki gösteren radikal sol lider Jean Luc Melenchon (Fas kökenli cumhurbaşkanı adayı), bildiriyi eleştirirken, bunu, Fransa ve ilkelerinin Macron döneminde karşı karşıya kaldığı tehditlerden biri olarak niteledi. Öte yandan Valeurs Actuelles dergisinin eski Genelkurmay Başkanı Philippe de Villiers tarafından kaleme alınan ‘İsyan çağrısı yapıyorum’ başlıklı bir köşe yazısını yayınlaması da dikkat çekti. Bazı kaynaklar, Pierre de Villiers'in kardeşinin önümüzdeki yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olabileceğini öne sürdüler.

Askeri darbe
Cumhurbaşkanı Macron göreve, General Pierre de Villiers'in, savunma bütçesini azaltmak isteyen Macron'a karşı çıkması ve istifasını sunmasıyla ‘askeri bir isyan’ gibi görünen olayla başlamıştı. Pierre de Villiers istifa açıklamasında, “Mevcut koşullarda, bugün ve gelecekte Fransa ve vatandaşlarının korunması ve ülkemizin amaçları için gerekli olduğuna inandığım ordu modelinin istikrarını sağlayabilmek için bir pozisyonda olamayacağıma karar verdim” ifadelerini kullanmıştı.
Öte yandan bildiriyi kınayan açıklamalar yapıldı. Bunlardan biri Fransa Savunma Bakanı Florence Parly’nin Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamaydı. Parly tweetinde, ‘bildiriyi yazıp imzalayanların, Fransız ordusunu asla temsil etmeyen bir grup emekli general olduğunu ve sadece kendilerini temsil ettiklerini’ belirtti.
Ayrıca Fransız ordusunun ilkelerinin Fransa'ya karşı tarafsızlık ve sadakat ve tüm Fransızların korunmasına dayandığını vurgulayan Bakan Parly, Marine Le Pen'in bildiriyi imzalayan generalleri saflarına katılmaya davet etmesine tepki göstererek şunları dile getirdi:
“Le Pen’in açıklamaları, ordu kurumunu ciddi şekilde yanlış anladığını gösteriyor. Bu, ordunun lideri olmak isteyen biri için oldukça endişe verici. Le Pen’in önerdiği ordunun siyasallaşması, Fransa’yı zayıflatır. Ordu, seçim kampanyası için değil, Fransa’yı savunmak ve Fransız halkını korumak için var.”
Fransız ordusunun seçimlerde oy kullanma hakkına sahip olması ve son zamanlarda ordunun özellikle jandarma güçlerinin, yani oylarının yüzde 70’ini Le Pen'e veren kırsal kesimdeki askeri polisin aşırı sağa yaklaşması dikkat çekiyor. Fransız ordusuna yakın kaynaklar, The Independent Arabia'ya yaptıkları açıklamada, emekli askerlerin iç savaşın beş yıl sonra çıkacağına inandıklarını ve muvazzaf askerlerin ise 10 yıl sonra patlak vereceğini düşündüklerini söylediler.
Bu arada bildiriye destek veren aktif görevdeki 18 general, haklarında soruşturma başlatılması amacıyla Yüksek Askeri Şura'ya sevk edildiler.
Bu gelişmeler gözlemcileri, özgürlükler ülkesi Fransa’yı radikal İslamcı eğilim tarafından kuşatılmış bu duruma kimin ve neyin getirdiğine dair sorularla karşı karşıya bıraktı. Bunlara bir de Fransız yetkililer ülkedeki radikal İslamcı eğilimi olan göçmenlere karşı neden henüz katı önlemler almadı? Ya darbe girişimi başarılı olursa? Fransa’nın sivil otoritesi askeri bir sisteme mi dönüşüyor? Laik bir devlet olan Fransa, ibadethanelerin kurulmasına neden izin veriyor? gibi sorular ekleniyor.


Thierry Miguel: “Fransa, İslamcı terör tehdidiyle karşı karşıya olan tek ülke değil” (Fotoğraf: Thierry Miguel’in kişisel internet sitesi)

Eski Adli Polis Genel Müdürlüğü (DCPJ) Direktörü, Fransız Sosyalist Partisi üyesi, yazar ve politikacı Thierry Miguel, The Independent Arabia'ya konuştu.

Fransa, tarihi olarak bir özgürlük kültürünün güçlenmesine katkıda bulunmuştur
“Fransa, İslamcı terör tehdidiyle karşı karşıya olan tek ülke değil. Pek çok Avrupa ve Mağrip ülkesi aynı tehditle karşı karşıya kaldı ve halen de kalmaya devam ediyor. Buna Cezayir’de Silahlı İslami Grup- GIA'nın yaptığı katliamları örnek verebiliriz. Fransa tarihi olarak, özellikle ifade ve bu tür radikal yaklaşımların dayattığına aykırı bir yaşam biçimi açısından özgürlük kültürünün güçlendirilmesine katkıda bulunmuştur.”
Yaşananların kuşatma olmadığını, çünkü tehdidin içeriden geldiğini söyleyen Miguel, bunun daha fazla saldırı planlanmasını zorlaştırdığını, ancak eğer bir kuşatma varsa, bu, terörizmi yücelten ve içlerinden gelen şiddetin meşrulaştırmaya çalışan insanların seslerini yükselttikleri platformların çoğalması nedeniyle uluslararası ve dijital bir kuşatma olduğunu söyledi.

Kimlik krizi
Fransa’nın çeşitli alanlardaki tartışmaların artmasıyla bir kimlik krizi yaşıyor olabileceğini ifade eden Miguel, “Bu da sözlü şiddete ve bağlam dışı konuşmaya, dolayısıyla öğretmen Samuel Patti'nin korkunç bir şekilde öldürülmesine izin verdi” şeklinde konuştu. Fransa bu konuda bir istisna olmasa da, Cezayir ile ortak hafıza dosyası, özellikle sömürge tarihi meselesi gündeme geldi.
Fransa’nın radikal İslamcı göçmenlere karşı katı önlemler almadığını düşünen Miguel, “Çünkü terörizmin tarihi, sadece yasalarla değil, özellikle istihbarat kurumları başta olmak üzere terörle mücadelede uzmanlaşmış kurumlar kurulması açısından daha kapsamlı politikalarla ortadan kaldırılabileceğini göstermektedir. Fransa yasası, saldırıları engellemesini veya terörist hücreleri dağıtmasını sağlayan güçlerle kendisini silahlandırarak sürekli olarak gelişme kaydediyor. Bu mücadele için yetkili makamlar güçlendirilirken cumhuriyetçi ilkelerin hatırlatılması açısından kısa ve uzun vadeli önlemler arasında bir denge kurulmalı. Ancak Afganistan'daki bir suikast saldırısı, esasında ABD’deki bir terör saldırısının habercisi olabileceğinden, bu denge ancak küresel bağlamda kurulabilir. Fransa tek başına küresel bir sorun olan İslamcı terörle mücadele edemez” dedi.

Fransız ordusu cumhuriyetçi değerlere bağlıdır
Miguel, darbe teşebbüsü başarılı olması halinde Fransa’daki sivil otoritenin askeri bir rejime dönüşüp dönüşmeyeceği sorusuna verdiği yanıtta, “Fransa'nın tarihine baktığımızda ülkenin darbe girişiminden çok uzakta olduğunu görebiliriz. Bu ilk darbe teşebbüsü değil, General Ernest Boulanger olayını ve yakın tarihte emekli generaller tarafından düzenlenen 1961 Cezayir darbe girişimini hatırlayabiliriz. General Charles de Gaulle'ün dediği gibi Fransız ordusu, çoğunlukta, diğer kurumlarda olduğu gibi, özellikle cumhuriyetçi değerlere, hukukun gücüne ve kurumsal çalışmaya bağlıdır” ifadelerini kullandı.
Miguel sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fransızlar, güvenlik ihtiyacı ile bireysel özgürlüklere saygı arasında bir denge kurulmaya çalışılan şüpheli bir demokrasi sürecinden geçiyorlar. Önde gelen solcu isim Pierre Mendes France'ın bize hatırlattığı gibi, inançların gücünden şüphe eden insanlar olmaktan yorulmalıyız. Fransızlar insani değerler tehdit altında olduğunda nasıl birleşeceklerini her zaman bilirler.”
Washington'daki ABD Kongre Binası Baskı’nda yaşananlara değinen Miguel, “Donald Trump yenildiğinde patlak veren bu olaylar, demokrasinin beşiğinde dahi aşırı sağcıların ve ırkçıların yükselişe geçebildiklerini gösterdi. Bu gerçek bir tehlikedir. Fransa'ya gelince, birçok denge aracı var. Demokrasi fikri herkesin zihinlerine sağlam bir şekilde işledi. Cumhuriyet uyanışının olması kaçınılmazdır. Ancak emekli asker tarafından yayınlanan bildiri küçümsenmemeli ve mevcut şüpheli atmosferden ötürü dikkate alınmalıdır” yorumunda bulundu.
İbadethanelerin inşa edilmesine izin vermek, finansman kaynaklarının göz ardı edildiği anlamına gelmez.
İbadethanelerin kurulması konusunda ise Miguel şunları söyledi:
“Kilisenin devlet işlerinden uzaklaşmasının temelini oluşturan 1905 kanunu, ibadethanelerin devlet tarafından finanse edilmemesi ile birlikte bireyin inancı veya inançsızlığı konusunda mutlak özgürlüğünün güvence altına alınması arasında bir denge kurulmasını öngörüyor. Bu kanun, dinlerle çatışmayan, ancak herkesin kendi inancına göre yaşamasına izin veren laikliğin temelini oluşturuyor. Laik bir devlet ibadethanelerin inşasına karşı çıkamaz. Çünkü böyle bir durum, inançlara engel olacak ateizmi teşvik edecektir. Tarih, kiliselerin, tapınakların veya camilerin yıkılmasının yalnızca nefreti körüklediğini birçok kez göstermiştir. Devlet, hiçbir bireyin özel hayatına müdahale etmemeli, daha çok ulusun bir arada yaşamasını ve birliğini sağlamalıdır. Ancak ibadethanelerin inşa edilmesine izin vermek, finansman kaynaklarını görmezden gelmek ve bazı ülkelerin veya aşırılık yanlısı dini grupların Fransız siyasi yaşamını etkileme veya ulusal birliğini bozma konusundaki siyasi iradelerini sorgulamamak anlamına gelmez.”



İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

TT

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail hava saldırısıyla bugün (Çarşamba) Beyrut’un merkezinde bulunan bir apartman dairesini hedef aldı. Söz konusu saldırı, ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve Lübnan’daki Hizbullah’ın da dahil olduğu savaşın başlamasından bu yana, başkentin merkezine yönelik ikinci saldırı oldu.

İran Emniyet Gücü Genel Müdürü Tuğgeneral Ahmed Rıza Radan  hükümet karşıtı gösterilere ilişkin açıklamasında, düşman ülkelerin tutumlarını desteklediği değerlendirilen kişilere karşı sert tedbirler alınacağını söyledi. Radan, “Eğer biri düşmanın istekleri doğrultusunda hareket ederse artık ona yalnızca bir protestocu olarak bakmayacağız; onu düşman olarak değerlendireceğiz. Güçlerimiz tam hazırlık halinde ve tetikte bekliyor; devrimi savunmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı’nın oğlu, savaş sırasında yaralandığına dair çıkan haberlere rağmen yeni dini lider Mücteba Hamaney’in “iyi durumda” olduğunu söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey İranlı kaynaklar ise Mücteba Hamaney’in yeni dini lider olarak seçilmesinin İran Devrim Muhafızları’nın etkisiyle gerçekleştiğini ifade etti.

 


İran'a açılan savaş, ABD içinde önemli bir savaşı kaybettiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
TT

İran'a açılan savaş, ABD içinde önemli bir savaşı kaybettiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı savaşın yakında sona erebileceğini ima etti. Trump, ABD'nin planlanandan çok daha ileride olduğunu ve ABD-İsrail ortak askeri operasyonlarının tamamlanmak üzere olduğunu söyledi. Ancak ABD Savaş Başakanlığı (Pentagon) aynı gün, sosyal medya üzerinden ‘Merhamet yok’ ve ‘Savaş daha yeni başladı’ başlıklı iki güçlü açıklama yayınlayarak tamamen farklı bir mesaj verdi.

Trump yönetiminin İran ile savaş hakkındaki mesajları belirsiz ve kafa karıştırıcı görünüyorsa, bunun kasıtlı olarak yapıldığını aklımızdan çıkarmamalıyız. Karışık mesajlar ve çelişkili üslup, sadece kafa karışıklığı veya yetersizliğin sonucu değil, kasıtlı bir tutumdur.

Herkesi, tüm dünyayı, müttefikleri ve düşmanları da dahil olmak üzere, tahminlerde bulunmaya zorlayarak, çelişkili mesajlarla herkesi kafa karıştırıp, tüm dikkatleri sadece kendisine çekerek avantaj elde etmek Trump tarzı stratejik iletişimin temel bir özelliğidir.

Bu yaklaşım, hesaplanmış bir kaos gibi görünse de Trump'ın ekibinin savaş öncesindeki haftalarda benimsediği modelle uyumlu. Ekip, rejim değişikliği, İran halkını koruma, nükleer programla başa çıkma ve balistik füze tehdidine karşı koyma gibi çok çeşitli gerekçeler öne sürmüştü. Ancak bu yaklaşımın birikimli bir maliyeti vardı. Çünkü operasyonun birleştirici bir hedefi ve net bir merkezi mesajı olmadığından yönetimin askeri harekat için sağlam bir Amerikan desteği oluşturması zorlaştı. Kamuoyunun desteği, Washington'ın bu çatışmada tüketilen silahları yenilemesi için ihtiyaç duyduğu ek fonu elde etmesi için Kongre'nin onayını almasında gerekiyor.

İran'a karşı savaşın ilk günlerinde ABD halkının zayıf desteği

Savaş ikinci haftasına girerken, Amerikalıların çoğu Trump'ın savaşı yönetme şeklini eleştiriyor. NPR, PBS News ve Marist tarafından yapılan son ankete göre Amerikalıların yüzde 56'sı İran'a karşı savaşa karşı çıkarken, yüzde 44'ü savaşı destekliyor. Amerikalıların sadece yüzde 36'sı Trump'ın İran'a karşı tutumunu onaylıyor.

Bu rakamlar, askeri operasyonların başlangıcında Amerikan kamuoyunun görüşleri ile karşılaştırıldığında geçmişe kıyasla oldukça düşük. 2000’lerin ilk on yılında Irak ve Afganistan'da yürütülen savaşlar ile ikinci on yılda DEAŞ’a karşı yürütülen savaş, başlangıçta Amerikalıların çoğunluğunun desteğini almıştı. Ancak bu savaşların Amerikalıların hayatları ve vergi mükelleflerinin parası açısından maliyeti arttıkça bu destek zamanla azaldı.

ABD başkanları genellikle savaş zamanlarında ülkeyi birleştiren ulusal bir konsensüs oluşturmaya çalışırlar, ancak Trump bu şekilde davranmıyor. Geçtiğimiz ay ‘Birliğin Durumu’ konuşmasını gerçekleştiren Trump, uzun konuşmasının sonunda İran'dan sadece kısaca bahsederken bunu çok çeşitli iç ve dış politika konularında ülke içindeki bölünmeleri derinleştirmek için kullandı.

gthy
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

ABD başkanları genellikle savaş zamanlarında ülkeyi birleştiren ulusal bir konsensüs oluşturmaya çalışırlar, ancak Trump bu şekilde davranmıyor.

Bunun yanında ABD’nin herhangi bir çatışmaya ilk günlerinde girmesi, her zaman ‘tek bayrak etrafında toplanma’ olarak bilinen bir eğilim yaratmıştır. Bu eğilim, Amerikalıların ABD ordusu tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında onları desteklemeleri şeklinde olur.

Ancak İran ile savaşın ilk günlerinde böyle bir durum yaşanmadı. Başkan Trump ve ekibinin savaşı bir an önce sona erdirmek istediklerini belirtmelerinin nedenlerinden biri bu olabilir. Ara seçimlere dokuz aydan kısa bir süre kala, Trump yönetiminin en son istediği şey, bu popüler olmayan savaş başlamadan önce bile en düşük seviyelere gerileyen Başkanın popülaritesinin daha da azalması olacaktır. On Amerikalıdan altısı, başkanın genel performansından memnun olmadığını belirtiyor.

Bu savaşın Trump’a yükleyebileceği potansiyel bir siyasi yük, İran'a karşı savaşın neden olduğu yakıt fiyatlarındaki artışın, Amerikalıların onun ekonomi ve enflasyonu kontrol altına alma konusundaki tutumuna ilişkin görüşlerini daha da zayıflatma riski. Bu iki konu, Amerikan seçmenlerin en çok önem verdiği konular arasında yer alıyor. Reuters ve Ipsos tarafından geçtiğimiz hafta yapılan bir ortak anket, Amerikalıların yüzde 67'sinin İran'a yönelik saldırıların ardından yakıt fiyatlarının artmasını beklediğini gösterdi. Bu savaşın bir başka zayıf noktası da daha fazla Amerikan askerinin çatışmalarda hayatını kaybetme olasılığı.

Ancak Trump'ın İran'ı çevreleyen iç siyasi denklemde lehine çalışan bir faktör var. O da sağlam siyasi tabanı savaşa girme kararını destekliyor. Savaşın ilk haftasında yayınlanan bir başka ankette, Trump seçmenlerinin yüzde 84'ü, kendilerini ‘MAGA’ (Make America Great Again/Amerikayı Yeniden Harika Yap) destekçisi olarak tanımlayan muhafazakarların yüzde 94'ü dahil olmak üzere, Başkan Trump'ın İran'a karşı ABD saldırısı emri verme kararını desteklediğini belirtti.

vgrt
İran'ın başkenti Tahran'daki bir petrol deposunda çıkan yangın (AFP)

Savaşa girme kararının halkın desteğini alamaması, Başkan Trump ve ekibinin savaşı bir an önce sona erdirmek istediklerini belirtmelerinin nedenlerinden biri olabilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere Trump'ın siyasi tabanındaki bu sadakat, destekçilerinin diğer çoğu konuda da onu destekleme şeklini yansıtıyor. Ancak, daha geniş bir bakış açısıyla, bu desteğin yoğunluğu, Amerikalıların çoğunluğunun İran'a yönelik yaklaşımını ve diğer birçok konuyu reddettiği daha kapsamlı bir görüşü gölgelediği için, zıt bir gerçeklik üzerinde durmak gerekir. Demokratlara gelince bu savaşa karşı büyük ölçüde birleşmiş olsalar da çoğunlukla açık stratejik alternatifler sunmadan eleştirmekle yetindiler.

Bu iç siyasi bağlamda, Trump'ın geniş bir kamuoyu konsensüsü oluşturmak için önemli bir çaba sarf etmeden İsrail ile birlikte İran'a savaş açma kararı riskli bir kumar gibi görünüyor. Bu karar, diğer bölgesel ortaklarla, özellikle de Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Ürdün gibi Washington'ın önemli Arap müttefikleriyle yakın iş birliği veya yeterli destek olmadan İsrail ile koordineli olarak savaşı başlatma kararının bir uzantısıdır. Nihayetinde, İran'a karşı savaş konusunda Amerikan kamuoyunun görüşü, sahada yaşananlara göre şekillenecek.

İlk gün İran rejiminin üst düzey liderlerinin ortadan kaldırılmasıyla savaş alanında elde edilen taktiksel başarılar, Trump yönetimi Amerikalılara bu savaşın nihai hedefi konusunda daha net bir bilgi vermedikçe, elde edilebilecek en büyük başarı olarak kalabilir. Savaş ne kadar uzun sürerse, Trump için siyasi maliyeti de ve riskleri de bir o kadar artacak.


Pezeşkiyan’ın oğlu: İran'ın yeni Yüksek Lideri, savaşta yaralanmasına rağmen "iyi durumda"

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
TT

Pezeşkiyan’ın oğlu: İran'ın yeni Yüksek Lideri, savaşta yaralanmasına rağmen "iyi durumda"

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)

İran cumhurbaşkanının oğlu bugün yaptığı açıklamada, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in İsrail ve ABD ile savaşta yaralandığına dair haberlere rağmen “iyi” olduğunu vurguladı.

Hükümet danışmanı Yusuf Pezeşkiyan, Telegram kanalında yaptığı paylaşımda, “Mücteba Hamaney'in yaralandığı haberini duydum. Geniş bir bağlantı ağına sahip bazı arkadaşlarıma sordum. Allah’a şükür, iyi olduğunu söylediler” ifadelerini kullandı.Şarku'l Avsat'ın basında yer alan bazı haberlerden edindiği bilgiye göre yeni lider babasına yapılan saldırıda ayağından yaralandı ve iyileşme sürecinde.

Mücteba Hamaney'in, 28 Şubat'ta savaşın ilk gününde öldürülen babası Ali Hamaney'in halefi olarak seçildiğinin açıklanmasının ardından, devlet televizyonu onun hayatının önemli anlarını anlatan bir haber yayınladı ve “Ramazan savaşında yaralandığını” ifade etti.