Sorular ve korkular arasında Türkiye’nin Irak’a müdahalesi

Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)
Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)
TT

Sorular ve korkular arasında Türkiye’nin Irak’a müdahalesi

Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)
Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)

Ahmed es-Suheyl
Türkiye’nin Irak’a müdahalesi, özellikle Ankara’nın Irak’ın kuzeyindeki Duhok şehrinde büyük bir askeri üs inşa etme niyeti sonrasında birçok soru ve endişeyi gündeme getiriyor. Gözlemciler ise Bağdat’ın tavrının bu büyük sorunun üstesinden gelemeyeceğini gösterdiğini ifade ediyor.
Ankara’nın yeni bir üs inşa etmeyi düşündüğü haberlerinden birkaç gün sonra Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı eşliğinde Kürdistan bölgesinde bir askeri üssü ziyaret etti.
Türk medyası, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Ankara’nın Irak’ın Kürdistan bölgesindeki sınırları yakınında askeri operasyonlarını sürdüreceğine dair açıklamalarını yayınladı. Aynı zamanda Soylu, Kuzey Irak’ın Dohuk şehrinde bulunan Metina bölgesinin stratejik önemine dikkati çekerek, “Suriye’de yaptığımız gibi üsler kurup bölgeyi kontrol altına alacağız” dedi.
Türkiye, askeri operasyonlarını ve Irak’ta üsler kurmayı meşrulaştırmak için PKK’yı takip meselesini bahane ediyor. Gözlemciler, Türkiye'nin, Metina kentindeki üssünü Irak'taki askeri operasyonlar için en büyük üs merkezi haline getirmek istediğine inanıyor. Belki de bazı soruları gündeme getiren şey ister hükümet düzeyinde ister Irak parlamentosundaki büyük bloklar düzeyinde olsun, Irak partilerinin "kararsız" tavırları olabilir.

Irak protestosu
Bağdat’ın Ankara’nın hamlelerine tepkisine ilişkin olarak 3 Mayıs’ta Türkiye’nin Bağdat Büyükelçiliği maslahatgüzarını Güçlü Kalafat Dışişleri Bakanlığı binasına çağrıldı. Bakanlık, yaptığı açıklamada “Dışişleri Bakanlığı Kıdemli Müsteşarı Nizar el-Kadirallah, Türk Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı Yetkili makamların koordinasyonu veya önceden onayı olmaksızın, Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Irak topraklarında bulunmasına ve burada Türk kuvvetleri ile yasadışı olarak görüşmesine yönelik Irak Hükümeti’nin güçlü tepki ve kınamasını ifade ettiği bir protesto notası verdi” ifadelerine yer verildi. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye İçişleri Bakanı’nın Türkiye’nin Kuzey Irak’ta kalıcı bir askeri üs kurma niyetine ilişkin açıklamalarını da kınadı.
Açıklamaya göre Kadirallah, “Irak hükümeti, Irak egemenliğine ve Irak topraklarının ve hava sahasının dokunulmazlığına yönelik Türk askeri kuvvetleri tarafından devam eden ihlalleri kategorik olarak reddetmektedir. Bu tür bir yaklaşımı sürdürmek dostane ilişkiler, iyi komşuluk, ilgili uluslararası yasa ve normlarla tutarlı değildir” dedi.

Türkiye’nin stratejik derinliğini canlandırma girişimleri
Gözlemciler, Irak’ın tepkisinin Türkiye tarafından Irak egemenliğine yönelik ihlallerinin gerçekleştirildiği düzeye çıkmayacağına inanıyor. Stratejik işler araştırmacısı Ahmed eş-Şerifi, “Irak’ın resmi tepkisi, Türk müdahalelerinin boyutuna çıkmıyor ve olayların gidişatını etkilemiyor” yorumunda bulundu.
Türkiye’nin, amacının PKK’yı kovalamak olduğunu söylemesine rağmen gözlemciler asıl amacın bundan uzak olduğunu ve Irak’ta kalıcı bir üs kurma girişimi olabileceğini belirtiyor.
Bu çerçevede Şerifi, Irak topraklarında bu askeri harekatın, ‘Türkiye’nin stratejik derinliğini yeniden canlandırma’ girişimini temsil ettiğini belirtti. Şerifi, devam eden harekatın amacının PKK’nın faaliyetlerini kontrol etmek olmadığına dikkat çekerken, “Türkiye, Lozan Anlaşması’nın sona ermesi ve Kerkük ve Musul vilayetlerinin uluslararası çatışma arenasına dönmesi için 2023 yılını bekliyor” ifadelerini kullandı.
Irak’ın iç kesimlerinde ortaya koyulan Türk askeri yönteminin, ‘toprağı ele geçirmek ve büyük bir hedefe doğru koşmak” olduğunu belirten Ahmed eş-Şerifi, “Bu durumu doğrulayan şeyin, bir üs ve kontrol noktaları arasında Irak’ın egemenliğini tehdit eden 35’ten fazla askeri bölgenin varlığı” olduğunu belirtti.
Şerifi, devam eden Türk harekâtı ve Irak topraklarında anlaşma olmaksızın üsler kurulmasını ‘tam bir işgal’ olarak nitelendirirken, Irak hükümetinin ‘daha sert bir tutum’ sergilememesinden duyduğu memnuniyetsizliği de dile getirdi.

İran baskısı
İran’a bağlı farklı siyasi güçler ve silahlı gruplar, bu Türk harekâtı konusunda ‘ülkedeki ABD çıkarlarının ve üslerinin sürekli şekilde hedef alınması gibi’ sert bir tutum sergilemiyor.
Şerifi, Türkiye’nin askeri müdahalelerine ilişkin pozisyon alınamamasını, Türkiye ile İran arasındaki bölgesel ittifakın etkisine bağlarken, bu ittifakın Irak’ın tepkisini zayıflattığını söyledi. Ahmed eş-Şerifi, “Türkiye, toprakları işgal ediyor. Ancak silahlı gruplar, DEAŞ ile mücadele etmek için resmi bir taleple gelen ABD güçlerini tekrar tekrar hedef almaları gibi önemli bir tavır almıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
İran’a sadık silahlı milislerin ABD’li ve Türk güçlerine karşı sergiledikleri farklı tavırlar, İran- Türkiye uzlaşısının ‘sert bir tavır takınmayı engellediği’ iddialarını güçlendirebilir.
Şerifi, Irak’ın bölgesel ortama veya uluslararası topluma olumlu bir şekilde açılmasını engelleme girişimleriyle ilgili olarak, Ankara’yı Irak’taki varlığını güçlendirmeye iten başka bir boyuta değindi. “Hem Türkiye hem İran, ülkenin kararını ve diğer ülkelerle müzakerelerini kendi kontrolleri altına almak istiyor” diyen Ahmed eş-Şerif, “Türkiye ve İran’ın ‘Suriye’deki Kürdistan bölgesi tecrübesinin yeniden üretilmesine’ yönelik korkuları, onları büyük ölçüde aralarındaki pozisyonları koordine etmeye teşvik ediyor” ifadelerini kullandı.

İran’ın müttefikleri ve Türk varlığı
Öte yandan ‘Asaib Ehlil Hak’ milislerinin siyasi büro üyesi Saad es-Saadi, “Türkiye’nin bir yandan Savunma Bakanı’nın yasadışı varlığı ve Irak’ın egemenliğini hiçe sayan ABD kibriyle uyguladığı ihlaller, hükümetin dış müdahale karşısındaki kayıtsızlığı, zayıflığı ve iktidarsızlığından, parlamento ve halkın yabancı varlığını ülkeden tahliye etme kararını sürdürememesinden kaynaklanmaktadır” açıklamasında bulundu. Saadi, Twitter üzerinden “Hangi egemenlikten bahsediyorsun Sayın Başbakan?” ifadelerini kullandı.
Fetih Koalisyonu Milletvekili Fadıl el-Fatlavi, yaptığı basın açıklamasında, “Hükümet, Türk müdahalelerine son vermek ve Irak egemenliğini korumak için katı önlemler almalıdır” diyerek, Iraklı sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan Türk saldırılarının ve köylerin ayrım gözetilmeksizin bombalanmasının nedenini de ‘bölgesel ve merkezi hükümetlerin sessizliğine’ bağladı. “Hükümet, Türkiye aleyhine bir protesto notası vermeli ve Kuzey Irak’taki köylerin uğradığı zararların tazmini için Birleşmiş Milletler’e (BM) şikâyette bulunmalıdır” diyen Fatlavi, “Bir sonraki parlamento oturumunda, Türk müdahaleleri tartışılacak ve bunlarla başa çıkmanın niteliği konusunda hükümete tavsiyelerde bulunulacaktır” ifadelerini kullandı. Fatlavi ayrıca, İran yanlısı akımların ve milislerin tepkilerinin bu sınırı aşmamasının, bu konudaki İran-Türkiye uzlaşısına dair soruları gündeme getirdiğine dikkat çekti.

Seçim anlaşması ya da zımni anlaşma
Görünen o ki, Türkiye’nin Irak’a müdahalesine karşı sağlam bir duruş sergilenmemesi, gözlemcilere göre Bağdat ve Ankara arasında ilan edilmemiş bir uzlaşı olmasından ya da siyasi aktörlerin gelecek seçimlerden önce Türkiye’nin Irak’taki müttefiklerini kaybetme konusundaki isteksizliğinden kaynaklanıyor.
Bu bağlamda siyaset profesörü İyad el-Anbar, “Irak hükümeti veya aktif siyasi güçler tarafından Türkiye’nin müdahalesine ilişkin sessizlik, özellikle seçimlere giden süreçte Türkiye’nin Irak’taki müttefiklerini kışkırtmamak için üzerinde mutabık kalınan bir anlaşma olduğu izlenimini veriyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu Türk müdahalesine ilişkin pozisyonun net olmamasına dair iki ana nedene değinen Anbar, “Birincisi, seçimlere aday olan tarafların ittifaklar kurmada Türkiye ile siyasi güçleri kaybetmek istememeleri olasılığıyla ilgili. Diğer olasılık ise mevcut hükümet ve Ankara arasında devam eden Türk harekâtına ilişkin üstü kapalı, sözsüz bir anlaşma olasılığı ile ilgili” dedi. İyad el-Anbar, Türk kuvvetlerinin bu tür bir varlığının, açık ve net bir saldırıyı temsil ettiğini söylerken, “Herhangi bir gizli anlaşma, saldırganlık vasfını ortadan kaldırmaz. Çünkü bu bağlamdaki anlaşmaların meşruiyet kazanmak için parlamentodan geçmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin bir genişleme projesi olduğunu ve Irak gibi önemli bir bölgeden ayrılmak istemediğini belirten Anbar, Ankara’nın bölgedeki politikasının, ‘Libya ve Suriye’de olduğu gibi, bölge ülkelerindeki durumun kırılganlığından yararlanıp projesini sağlamlaştırarak’ netleştiğine dikkat çekti. Harekata ilişkin algı belirsizliğini, “işgal sanki sadece Amerikan kuvvetleriyle ilgili diyerek” şaşkınlığını dile getirdi.
Irak hükümetinin Türk müdahalesini sürekli kınamasına rağmen Türkiye, Irak hükümetinin herhangi bir koordinasyonu veya onayı olmaksızın, Irak topraklarında PKK’ya karşı geniş çaplı askeri operasyonlar düzenlemeye, askeri üsler ve mobil noktalar kurmaya devam ediyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.