Sorular ve korkular arasında Türkiye’nin Irak’a müdahalesi

Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)
Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)
TT

Sorular ve korkular arasında Türkiye’nin Irak’a müdahalesi

Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)
Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)

Ahmed es-Suheyl
Türkiye’nin Irak’a müdahalesi, özellikle Ankara’nın Irak’ın kuzeyindeki Duhok şehrinde büyük bir askeri üs inşa etme niyeti sonrasında birçok soru ve endişeyi gündeme getiriyor. Gözlemciler ise Bağdat’ın tavrının bu büyük sorunun üstesinden gelemeyeceğini gösterdiğini ifade ediyor.
Ankara’nın yeni bir üs inşa etmeyi düşündüğü haberlerinden birkaç gün sonra Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı eşliğinde Kürdistan bölgesinde bir askeri üssü ziyaret etti.
Türk medyası, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Ankara’nın Irak’ın Kürdistan bölgesindeki sınırları yakınında askeri operasyonlarını sürdüreceğine dair açıklamalarını yayınladı. Aynı zamanda Soylu, Kuzey Irak’ın Dohuk şehrinde bulunan Metina bölgesinin stratejik önemine dikkati çekerek, “Suriye’de yaptığımız gibi üsler kurup bölgeyi kontrol altına alacağız” dedi.
Türkiye, askeri operasyonlarını ve Irak’ta üsler kurmayı meşrulaştırmak için PKK’yı takip meselesini bahane ediyor. Gözlemciler, Türkiye'nin, Metina kentindeki üssünü Irak'taki askeri operasyonlar için en büyük üs merkezi haline getirmek istediğine inanıyor. Belki de bazı soruları gündeme getiren şey ister hükümet düzeyinde ister Irak parlamentosundaki büyük bloklar düzeyinde olsun, Irak partilerinin "kararsız" tavırları olabilir.

Irak protestosu
Bağdat’ın Ankara’nın hamlelerine tepkisine ilişkin olarak 3 Mayıs’ta Türkiye’nin Bağdat Büyükelçiliği maslahatgüzarını Güçlü Kalafat Dışişleri Bakanlığı binasına çağrıldı. Bakanlık, yaptığı açıklamada “Dışişleri Bakanlığı Kıdemli Müsteşarı Nizar el-Kadirallah, Türk Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı Yetkili makamların koordinasyonu veya önceden onayı olmaksızın, Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Irak topraklarında bulunmasına ve burada Türk kuvvetleri ile yasadışı olarak görüşmesine yönelik Irak Hükümeti’nin güçlü tepki ve kınamasını ifade ettiği bir protesto notası verdi” ifadelerine yer verildi. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye İçişleri Bakanı’nın Türkiye’nin Kuzey Irak’ta kalıcı bir askeri üs kurma niyetine ilişkin açıklamalarını da kınadı.
Açıklamaya göre Kadirallah, “Irak hükümeti, Irak egemenliğine ve Irak topraklarının ve hava sahasının dokunulmazlığına yönelik Türk askeri kuvvetleri tarafından devam eden ihlalleri kategorik olarak reddetmektedir. Bu tür bir yaklaşımı sürdürmek dostane ilişkiler, iyi komşuluk, ilgili uluslararası yasa ve normlarla tutarlı değildir” dedi.

Türkiye’nin stratejik derinliğini canlandırma girişimleri
Gözlemciler, Irak’ın tepkisinin Türkiye tarafından Irak egemenliğine yönelik ihlallerinin gerçekleştirildiği düzeye çıkmayacağına inanıyor. Stratejik işler araştırmacısı Ahmed eş-Şerifi, “Irak’ın resmi tepkisi, Türk müdahalelerinin boyutuna çıkmıyor ve olayların gidişatını etkilemiyor” yorumunda bulundu.
Türkiye’nin, amacının PKK’yı kovalamak olduğunu söylemesine rağmen gözlemciler asıl amacın bundan uzak olduğunu ve Irak’ta kalıcı bir üs kurma girişimi olabileceğini belirtiyor.
Bu çerçevede Şerifi, Irak topraklarında bu askeri harekatın, ‘Türkiye’nin stratejik derinliğini yeniden canlandırma’ girişimini temsil ettiğini belirtti. Şerifi, devam eden harekatın amacının PKK’nın faaliyetlerini kontrol etmek olmadığına dikkat çekerken, “Türkiye, Lozan Anlaşması’nın sona ermesi ve Kerkük ve Musul vilayetlerinin uluslararası çatışma arenasına dönmesi için 2023 yılını bekliyor” ifadelerini kullandı.
Irak’ın iç kesimlerinde ortaya koyulan Türk askeri yönteminin, ‘toprağı ele geçirmek ve büyük bir hedefe doğru koşmak” olduğunu belirten Ahmed eş-Şerifi, “Bu durumu doğrulayan şeyin, bir üs ve kontrol noktaları arasında Irak’ın egemenliğini tehdit eden 35’ten fazla askeri bölgenin varlığı” olduğunu belirtti.
Şerifi, devam eden Türk harekâtı ve Irak topraklarında anlaşma olmaksızın üsler kurulmasını ‘tam bir işgal’ olarak nitelendirirken, Irak hükümetinin ‘daha sert bir tutum’ sergilememesinden duyduğu memnuniyetsizliği de dile getirdi.

İran baskısı
İran’a bağlı farklı siyasi güçler ve silahlı gruplar, bu Türk harekâtı konusunda ‘ülkedeki ABD çıkarlarının ve üslerinin sürekli şekilde hedef alınması gibi’ sert bir tutum sergilemiyor.
Şerifi, Türkiye’nin askeri müdahalelerine ilişkin pozisyon alınamamasını, Türkiye ile İran arasındaki bölgesel ittifakın etkisine bağlarken, bu ittifakın Irak’ın tepkisini zayıflattığını söyledi. Ahmed eş-Şerifi, “Türkiye, toprakları işgal ediyor. Ancak silahlı gruplar, DEAŞ ile mücadele etmek için resmi bir taleple gelen ABD güçlerini tekrar tekrar hedef almaları gibi önemli bir tavır almıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
İran’a sadık silahlı milislerin ABD’li ve Türk güçlerine karşı sergiledikleri farklı tavırlar, İran- Türkiye uzlaşısının ‘sert bir tavır takınmayı engellediği’ iddialarını güçlendirebilir.
Şerifi, Irak’ın bölgesel ortama veya uluslararası topluma olumlu bir şekilde açılmasını engelleme girişimleriyle ilgili olarak, Ankara’yı Irak’taki varlığını güçlendirmeye iten başka bir boyuta değindi. “Hem Türkiye hem İran, ülkenin kararını ve diğer ülkelerle müzakerelerini kendi kontrolleri altına almak istiyor” diyen Ahmed eş-Şerif, “Türkiye ve İran’ın ‘Suriye’deki Kürdistan bölgesi tecrübesinin yeniden üretilmesine’ yönelik korkuları, onları büyük ölçüde aralarındaki pozisyonları koordine etmeye teşvik ediyor” ifadelerini kullandı.

İran’ın müttefikleri ve Türk varlığı
Öte yandan ‘Asaib Ehlil Hak’ milislerinin siyasi büro üyesi Saad es-Saadi, “Türkiye’nin bir yandan Savunma Bakanı’nın yasadışı varlığı ve Irak’ın egemenliğini hiçe sayan ABD kibriyle uyguladığı ihlaller, hükümetin dış müdahale karşısındaki kayıtsızlığı, zayıflığı ve iktidarsızlığından, parlamento ve halkın yabancı varlığını ülkeden tahliye etme kararını sürdürememesinden kaynaklanmaktadır” açıklamasında bulundu. Saadi, Twitter üzerinden “Hangi egemenlikten bahsediyorsun Sayın Başbakan?” ifadelerini kullandı.
Fetih Koalisyonu Milletvekili Fadıl el-Fatlavi, yaptığı basın açıklamasında, “Hükümet, Türk müdahalelerine son vermek ve Irak egemenliğini korumak için katı önlemler almalıdır” diyerek, Iraklı sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan Türk saldırılarının ve köylerin ayrım gözetilmeksizin bombalanmasının nedenini de ‘bölgesel ve merkezi hükümetlerin sessizliğine’ bağladı. “Hükümet, Türkiye aleyhine bir protesto notası vermeli ve Kuzey Irak’taki köylerin uğradığı zararların tazmini için Birleşmiş Milletler’e (BM) şikâyette bulunmalıdır” diyen Fatlavi, “Bir sonraki parlamento oturumunda, Türk müdahaleleri tartışılacak ve bunlarla başa çıkmanın niteliği konusunda hükümete tavsiyelerde bulunulacaktır” ifadelerini kullandı. Fatlavi ayrıca, İran yanlısı akımların ve milislerin tepkilerinin bu sınırı aşmamasının, bu konudaki İran-Türkiye uzlaşısına dair soruları gündeme getirdiğine dikkat çekti.

Seçim anlaşması ya da zımni anlaşma
Görünen o ki, Türkiye’nin Irak’a müdahalesine karşı sağlam bir duruş sergilenmemesi, gözlemcilere göre Bağdat ve Ankara arasında ilan edilmemiş bir uzlaşı olmasından ya da siyasi aktörlerin gelecek seçimlerden önce Türkiye’nin Irak’taki müttefiklerini kaybetme konusundaki isteksizliğinden kaynaklanıyor.
Bu bağlamda siyaset profesörü İyad el-Anbar, “Irak hükümeti veya aktif siyasi güçler tarafından Türkiye’nin müdahalesine ilişkin sessizlik, özellikle seçimlere giden süreçte Türkiye’nin Irak’taki müttefiklerini kışkırtmamak için üzerinde mutabık kalınan bir anlaşma olduğu izlenimini veriyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu Türk müdahalesine ilişkin pozisyonun net olmamasına dair iki ana nedene değinen Anbar, “Birincisi, seçimlere aday olan tarafların ittifaklar kurmada Türkiye ile siyasi güçleri kaybetmek istememeleri olasılığıyla ilgili. Diğer olasılık ise mevcut hükümet ve Ankara arasında devam eden Türk harekâtına ilişkin üstü kapalı, sözsüz bir anlaşma olasılığı ile ilgili” dedi. İyad el-Anbar, Türk kuvvetlerinin bu tür bir varlığının, açık ve net bir saldırıyı temsil ettiğini söylerken, “Herhangi bir gizli anlaşma, saldırganlık vasfını ortadan kaldırmaz. Çünkü bu bağlamdaki anlaşmaların meşruiyet kazanmak için parlamentodan geçmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin bir genişleme projesi olduğunu ve Irak gibi önemli bir bölgeden ayrılmak istemediğini belirten Anbar, Ankara’nın bölgedeki politikasının, ‘Libya ve Suriye’de olduğu gibi, bölge ülkelerindeki durumun kırılganlığından yararlanıp projesini sağlamlaştırarak’ netleştiğine dikkat çekti. Harekata ilişkin algı belirsizliğini, “işgal sanki sadece Amerikan kuvvetleriyle ilgili diyerek” şaşkınlığını dile getirdi.
Irak hükümetinin Türk müdahalesini sürekli kınamasına rağmen Türkiye, Irak hükümetinin herhangi bir koordinasyonu veya onayı olmaksızın, Irak topraklarında PKK’ya karşı geniş çaplı askeri operasyonlar düzenlemeye, askeri üsler ve mobil noktalar kurmaya devam ediyor.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.