UCM’de savcı görevini üstlenmeye hazırlanan UNITAD Başkanı Kerim Han, Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ halen tehdit oluşturmaya devam ediyor

Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)
Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)
TT

UCM’de savcı görevini üstlenmeye hazırlanan UNITAD Başkanı Kerim Han, Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ halen tehdit oluşturmaya devam ediyor

Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)
Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)

Pakistan asıllı İngiliz uluslararası hukuk adamı Kerim Han, 16 Haziran 2021’de hayatında yeni bir sayfa açtı. Han, 18 yıl önce kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin üçüncü savcısı olarak görevine başlayacak.
Halihazırda DEAŞ Tarafından İşlenen Suçların Hesap Verilebilirliğini Desteklemek Üzere Teşkil Edilen Birleşmiş Milletler Soruşturma Ekibi (UNITAD) Başkanı olan 51 yaşındaki Han, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Söz konusu gün gelene kadar tüm dikkatimi özel danışman ve DEAŞ’ın işlediği suçları soruşturan UNITAD Başkanı vasfıyla görevlerimi tamamlamaya verdim Görevimin sonuna kadar olabildiğince etkili bir şekilde çalışmaya devam edeceğim. Resmi olarak göreve başladığımda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin sorumluluklarıyla ilgileneceğim.”
Han 10 Mayıs’ta, DEAŞ’ın Yezidilere karşı işlediği suçları soykırım suçu olarak nitelendirdi. Bu nitelendirmenin öncekilerden farkı, araştırmaların tamamlanması, ipuçlarının kanıtlanması ve ifadelerin resmi olarak onaylanmasının ardından resmi olarak anılmış olması.
UNITAD Başkanı Şarku’l Avsat’a telefon aracılığıyla yaptığı açıklamalarda ekibin kurulması, zorlukları ve geleceğe dair umutlarını aktardı. Konunun hukuki boyutunun önemine dikkat çekti.
Han açıklamalarının başında iki önemli noktaya dair açıklamada bulundu. DEAŞ’ı ‘İslami olmayan’ bir devlet olarak tanımlarken, terör örgütünün işlediği suçların yıllara yayıldığının bilinmesi gerektiğini söyledi. Refik Hariri’nin öldürülmesiyle ilgili kurulan Özel Mahkeme’nin gördüğü davanın da kanıtladığı üzere tek bir suçun bile soruşturulmasının oldukça önemli olduğunu vurguladı.

Kerim Han sözlerini şöyle sürdürdü:
“Genel Sekreter’den görevlendirilmem ile ilgili mesajı aldığımda Londra’daydım. Elbette daha önce bana bu görevi kabul edip etmeyeceğim sorulmuştu. Ben de ‘Evet’ demiştim. Bildiğiniz üzere bu görevi üstlenmeden önce soruşturma ekibinin başında özel bir iş yapıyordum. Bu, özel çalışmanın izin verdiği büyük bir özgürlük ve iyi bir yaşam kalitesi anlamına geliyor.”
Han, sakin bir ses tonuyla, haberi nasıl aldığına ve uluslararası üne sahip bir avukatken neden kolay olmayan bir yol seçtiğine dair şunları söyledi:
“Öncelikle bir Müslüman olarak durumu kendi bakış açımdan düşündüm. Beni bu yaşam kalitesini terk etmeye, görevi üstlenmeye, ayağa kalkmak ve bunun İslami olmadığını yüksek sesle söylemeye iten ek bir sorumluluğum olduğunu hissettim. DEAŞ İslami bir devlet değildir. Bu kişisel olarak benim için ek bir motivasyondu.”

‘İslami olmayan’ devlet
“2014- 2017 yılları arasında, DEAŞ olarak adlandırılan ama İslami olmayan bu devlette gördüğümüz şey, Irak’ta ve ayrıca bölgede bir suç için modeli olmasıydı” diyen Han sözlerini şöyle sürdürdü:
“Arap, Kürt, Şii, Sünni, Kakai, Şabak, Hristiyan ve Türkmen olsun kurbanlar ve hayatta kalanlar, DEAŞ tarafından haklarından mahrum edildiler. Hayatları mahvoldu. Çoğu köleliğe ve tecavüze maruz kaldı. Ayrıca gençlerin çocukluğu, çocukların da hayatları kendilerini iğrenç bir şekilde, zorla cepheye alan DEAŞ tarafından çalındı. Ekip, BMGK tarafından uluslararası ceza hukuku kapsamında, uluslararası suç teşkil edebilecek eylemlerden cezaiolarak sorumlu tututlan ve DEAŞ üyesi olan kişileri tespit etmek için bağımsız ve tarafsız soruşturmalar yürütme yetkisine sahip. Bu cezai eylemleri, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları olarak nitelendirebiliriz. Sorumluları belirlemeye çalışıyoruz. Belirlediğimiz suçlar güvenilir kanıtlara dayanıyor. BMGK, soruşturma ekibinin bunu yapmasını zorunlu kılarak DEAŞ suçları için hesap verilebilirliği teşvik etmede önemli bir rol oynamıştır.”

Han, açıklamasında Irak’ta yaşananlara dikkat çekti:
“BMGK tarafından DEAŞ’ın işlediği suçlar için hesap verebilirliği artırma hususunda soruşturma ekibinin görevinin gerekli olduğuna inanıyorum. Soruşturmanın başına atandığımdan bu yana geçen üç yılda ekibin Irak hükümetinin tam desteğiyle çok güzel çalıştığı kanaatindeyim. 31 Ekim 2018’de Irak’ta beş görevliyle çalışmaya başladım. Şu an 200’den fazla çalışanımız ve New York’un yanı sıra Bağdat, Erbil ve Duhok’ta dört ofisimiz var. Hesap verebilirliğe ulaşmak amacıyla bu suçları soruşturma yolunda ilerliyoruz. Söz konusu çalışma, üyeler arasında ayrım yapılmaksızın, bu suçların işlendiği herkesi kapsar. Yani çalışma yolculuğu devam ediyor. Sanırım uzun bir yol kat ettik. Burada BM’nin, hesap verebilirliğin uzak bir hayalden daha fazlası olabileceğini, mağdurlar ve hayatta kalanlar için bir hak olmasının yanı sıra, barış ve istikrar için gerekli bir köşe taşı olduğunu kanıtlamak için oynadığı büyük rolü belirtmekte fayda var.”

Zorluklar
“Elbette birçok düzeyde zorluklar var” diyen Han karşılaştıkları sorunlara ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Irak, BMGK kararına ulaştı. Daha sonra sıfırdan başlamamız gerekiyordu. Bu yüzden tek başıma, bazı isimleri de yanıma alarak bu ekibi kurdum. Bahsettiğim gibi; 2018 Ekim’inin sonunda Irak’a beş çalışanla geldim. Her şeyi sıfırdan oluşturmalıydık. Bir ofis inşa etmeli ve Iraklı yetkililerle ilişkiler kurmalıydık. Ardından DEAŞ’ın suçlar kaosuyla uğraşmak zorundaydık. Yani DEAŞ sadece bir gün suç işlemedi ki. Kıyaslamam gerekirse; Refik Hariri soruşturmasına bakılabilir. Bir gün içinde işlenen tek bir suçu araştırmak için harcanan büyük zaman ve çaba var. DEAŞ ise 2014, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında İngiltere büyüklüğünde geniş toprakları işgal etti ve her gün suç işledi. Bu yüzden verimli çalışabilmemiz ve etki yaratabilmemiz için ekibin önceliklerinin belirlenmesi gerekiyordu. Bunu soruşturma önceliklerini belirleyerek yaptık. Aynı şekilde toplumlarla konuşmak, diyalog kurmak ve Iraklılar ile güven inşa etmek istiyorduk.”

UNITAD Başkanı sözlerinin devamında Irak’ın tarihi boyunca çektiği acılara işaret etti:
“Irak halkı da her halk gibi güzeldir. Demek istediğim; Saddam Hüseyin rejiminin suçlarından çok acı çektiler. Ardından Birinci Körfez Savaşı ve İkinci Körfez Savaşı’nın darbesinden ve nihayetinde DEAŞ’tan muzdarip oldular. Tüm bu acıların ağırlığına rağmen hayata tutunma direncine sahipler. Sünni Fıkıh Akademisi liderleri Ayetullah Sistani, Hristiyan cemaatinden Kardinal Sako ve diğer dini liderlerle görüştüğümde herkesin DEAŞ’ın suçlarının hiçbir şekilde dinin bir parçası olmadığı konusunda hemfikir olduğu ortak bir zemin aradık. Olan da zaten buydu. Kanunların uygulanması, hakların korunması ve yaşamın kutsallığı, tüm toplumları ve tüm dinleri bir arada tutması gereken ilkelerdir. Bu yola devam etmeliyiz. Çünkü artık iyi bir temelimiz var. Ancak daha yapılacak çok iş bulunuyor.”

Daha iyi performans gerekli
Kerim Han, Şarku’l Avsat’ın ekibin performansının nasıl iyileştirileceğine yönelik sorusuna şu cevabı verdi:
“Eğer yapabilirsem öncelikle biraz farklı bir şekilde başlamayı düşünüyorum. BMGK’ya ve soruşturma ekibini (UNITAD) destekleyen birçok ülkeye teşekkür borçluyuz. Hem uluslararası hem de bölgesel olarak geniş bir destekçi koalisyonumuz var. Bu koalisyona İngiltere, ABD, Almanya, Finlandiya, İsveç, Danimarka ve Avrupa Birliği’nin (AB) yanı sıra Ürdün, Suudi Arabistan ve BAE de dahil. Uluslararası ilişkiler alanında sürekli çalışma ve azmin gerekli olduğunu anlamak önemlidir. Bu çalışmaya devam etmemiz gerekiyor çünkü DEAŞ, Irak’ta olduğu gibi bölgede ve dünyanın diğer yerlerinde de halen tehdit oluşturuyor. Bu nedenle siyasi desteğin devam etmesi gerekiyor. Ancak soruşturma ekibinin şimdiye kadar aldığı desteğin çok iyi olduğunu düşünüyorum.”
En önemli başlıklardan birnin yasama olduğuna dikkat çeken Han sözlerini şöyle sürdürdü:
“Irak’ta henüz soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçları işlemiş DEAŞ’ın kovuşturulmasına izin veren bir yasa yok. Bu, uğruna çalıştığımız hesap verebilirliği sağlamak için gereklidir. Cumhurbaşkanı Berhem Salih tarafından Irak Parlamentosu’na sunulan bir yasa tasarısı mevcut. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve Başbakanı Mesrur Barzani bir yasa yürürlüğe koyulması için mükemmel bir destek verdi. Bu nedenle Irak’taki yasal çerçevenin yakın gelecekte DEAŞ tarafından işlenen bu korkunç suçları doğru hukuki tanımla sınıflandırarak delillerin gösterdiği gibi sadece terörizm olarak değil, soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçları olarak kovuşturmaya izin vereceğini umuyorum.”

Terörizm ile soykırım arasındaki fark
Kerim Han açıklamasının devamında terörizm ile soykırım arasındaki farka dikkat çekti:
“Terörizm dünyanın her bölgesine yayılmıştır ve her yerde kınanmalıdır. Örneğin Bali’de ve Manchester’da yaşananlara bakın. Şu an dünyanın her şehrinde birçok münferit olay meydana geliyor. Ne yazık ki bu şiddet alışılmış olan terördür. Genellikle de düzensizdir. Ancak DEAŞ tarafından Irak’ta ve diğer yerlerde işlenen suçlar arasında farklar var. Bu ayrım, söz konusu suçların mağdurlarının ve kurbanlarının hakları açısından son derece önemlidir.”

Han daha sonra sözü soykırım ile diğer suçlar arasındaki farka getirdi:
“Bir topluluğu kısmen veya tamamen yok etme niyetinin varlığını kanıtlamalıyız. DEAŞ’ın bazı eylemlerinin sadece rastgele zarar vermek için gerçekleştirilmediğini bilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bazı grupların varlığını yeryüzünden tamamen veya kısmen silmeye çalışıyor. Hristiyan, Yezidi, Şii veya diğer kesimleri hedef alan suçlar söz konusu olduğunda bu durumun hukuki tanım önemlidir. Zulmü insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyorsanız, Musul’da olduğu gibi sahte halifeye (Bağdadi), sahte bir kişiyebiat etmemeleri nedeniyle hedef alınan Sünni aşiretlerin bile DEAŞ tarafından saldırıya uğramış olabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle bu suçları işlemin niyeti ve bağlamı çok önemlidir. Kurbanlarını ayrım gözetmeksizin hedef alan terörizmden farklıdır.”

Han konuyu şöyle detaylandırdı:
“DEAŞ belli bir bölgenin kontrolünü ele geçirdi. İnsanlığa karşı işlenen suç ve sivil halka yönelik yaygın veya sistematik saldırı tek bir günle sınırlı değildi. Aksine 2014’ten 2017’ye kadar birkaç yıl boyunca sürdü. Burada insanları çarmıha germekten, diri diri yakmaktan, boğmaktan, tecavüz etmekten, çocukları öldürmekten ve infaz etmekten bahsediyoruz. Bunlar insanlığa karşı işlenen suç, soykırım ve savaş suçu olarak uygun şekilde sınıflandırılmalıdır. Burada suçun farklı yönleri ortaya çıkıyor. DEAŞ’ın İslami olmayan bir devlet olduğunu ortaya koymanın da önemli olduğunu düşünüyorum. Yaptıkları sadece Cenevre Sözleşmeleri, nefret söylemi veya 1948 Soykırımı Önleme Sözleşmesi ile değil, aynı zamanda Kuran-ı Kerim’in öğretileriyle de çelişiyor. Belki de ‘Dinde zorlama yoktur’ diyen Bakara Suresi’nin ne kadar güzel olduğunu biliyorsunuzdur. Bununla birlikte sözde İslam Devleti, bu tür İslami olmayan uygulamalarda bulundu. Kendilerini baskı yoluyla tanımladı. DEAŞ, tarihin en karanlık dönemlerinden biridir. Onların İslam ile hiçbir ilgisi yok. Bu, gece ile gündüz arasındaki fark kadar netttir. Dolayısıyla bu zulümlerden din adına sorumlu tutulması, mensup oldukları dinden ayrı oldukları için önemlidir. Öyleyse gerçek şu ki bu ideoloji, adı barış anlamına gelen bir dini sömürmeye çalışan İslam’dan sapmıştır. İslam’ın anlamı şudur: Barış ve Allah’ın iradesine teslim olmak.”

UNITAD’ın hedefleri
Kerim, soruşturmaların çoğunun dayandığı en önemli ülke olan Irak dışındaki bölgelerle ilgili davalar hakkında şunları söyledi:
“BMGK’daki görevimiz, soruşturmalarımızı Irak’ta yoğunlaştırma  yönündedir. Ancak soruşturma ekibinin hesap verebilirliği geliştirme ve dünya çapındaki DEAŞ suçlarının soruşturulmasını destekleme sorumluluğunu öngören 2379 sayılı kararımız var. DEAŞ’ın her yerde olduğunu biliyoruz. Onu Afganistan’da, Nijer’de, Afrika’nın Sahel bölgesinde, Libya’da ve diğer coğrafyalarda da gördük. Tüm ülkelerin DEAŞ karşısında birleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu radikal ideoloji büyüdükçe ve destek gördükçe kimse güvende olmayacak. İslam Peygamberi’nin dediği gibi; ılımlılığa döndüğümüzde güvende olacağız. Çünkü en iyi yol orta yoldur: Ilımlı olun, ibadet özgürlüğüne yer verin. Tüm ibadet yerlerinin korunması gerektiği için kiliselere, camilere ve sinagoglara izin verin. Bunlar İslam’ın öğretileridir. DEAŞ’ın yaptıkları ise bunun tam tersidir. DEAŞ camileri, kiliseleri ve diğer ibadethaneleri tapınakları korumak yerine yıkıyor.”

Kerim Han sözlerinin sonunda hukukun üstünlüğünün önemine dikkat çekti:
“Bu radikalizm yanlısı fikir son derece tehlikelidir ve Musul gibi başka bir şehrin ‘İslami olmayan bir devletin’ eline geçmesine izin vermemeliyiz. Tüm ülkelerin tehlikede olduğunun ve DEAŞ ile mücadele yolunun ılımlılık, saygı ve hukukun üstünlüğünden geçtiğinin farkına varmalıyız. Bunlar, tüm insanlığı bağlayan değerlerdir. UNITAD ekibinin arzuladığı şey, bu büyük hedef uğruna, insan birliğinin ilkelerini savunmada rol oynamaktır. Bu rol bizi, devletleri ve halkları bir araya getiren temel yasal ilkelere dayanmaktadır.”



İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
TT

İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

100 önde gelen düşünür, araştırmacı ve eski yetkili, İsrail’in iki kritik seçenekle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu: ‘İsrail ya başarılı bir süper güç olacak ya da çökecek’. Uzmanlar, ülkenin bugün ‘süper güç olabilecek kapasiteye sahip olduğunu, ancak temellerinin paslandığını’ değerlendirdi.

Öneriler, genellikle dış politika ve güvenlik stratejilerinin oluşturulması üzerine çalışmalar yürüten partiler üstü bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma kapsamında sunuldu. Maariv gazetesi dün, ‘kuruluş tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen araştırmanın, güvenlik tehditlerinin yanı sıra farklı türde bir tehlikeye, içeriden kaynaklanan varoluşsal bir tehdide işaret ettiğini’ bildirdi.

MIND Israel yöneticisi Avner Golov, “Bu temelleri ele almazsak yalnızca bir süper güç olma özelliğimizi kaybetmekle kalmayacağız, bütün yapı çökecek” dedi. Uzmanlar ayrıca, bölgesel ilişkilerde değişikliğe gidilmesini önerdi.

Araştırmaya 100 uzman katılırken, ülkenin önemli ve acil kararlar almasını gerektiren 6 kritik konu belirlendi. MIND Israel Başkanı Amos Yadlin, bu konuları gelecek seçimlerden önce, yani önümüzdeki ekim ayının sonunda kamuoyuna sunmayı planladıklarını belirtti. Yadlin, söz konusu başlıklardan hareketle parti liderlerine yöneltilecek soruların hazırlanması gerektiğini ifade etti. Belirlenen başlıklar şöyle sıralandı: ‘İsrail’in bölgesel konumu, beşerî sermayenin niteliği, ekonomi ile güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiler, yönetişim ve ulusal dayanıklılık, ülkedeki demografik değişimler ve İsrail ile ABD arasındaki ilişkiler.’

dfgthy
Trump ile Netanyahu arasındaki siyasi çıkar çatışması derinleşiyor. (AFP)

Golov, araştırmayı sunarken şu ifadeleri kullandı: “Literatürü inceledik ve uygarlıkların dışarıdan yok edilmediğini, aksine intihar ettiğini gördük. Güçlü olduğu dönemde hiçbir uygarlık dışarıdan işgal edilmedi. Aksine, içeride yaşanan süreçler bu uygarlıkları parçaladı. Birçok kez dışarıdan gelen gelişmeler de tabutlarına çakılan son çivi oldu. Bir uygarlığın yıkımına yol açan reçete; toplumsal birlik duygusunun aşınmasını, devlet kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesini, uzun vadeli ulusal çıkarlar yerine kısa vadeli siyasi kazançların tercih edilmesini ve uyum sağlamayı zorlaştıran düşünsel katılığı içeriyor. Bu reçete her İsrailliyi endişelendirmeli. Biz dış politika ve güvenlikle meşgulüz, ancak gözlerimizin önünde yürütülen iç tartışmaların sonucunda zarar göreceğiz. Bizim istediğimiz ve engellemeye çalıştığımız şey de bu.”

Birbirine zıt iki görüş

Golov, araştırmada iki grupla görüştüklerini belirterek şöyle açıkladı: “Gruplardan biri, İsrail’in en zorlu sınavı başarıyla geçtiğini ve dolayısıyla geleceğin daha parlak olduğunu söylüyor. Küresel bir salgına (Kovid-19), toplumsal bir sarsıntıya (hükümetin yönetim ve yargı sisteminde değişiklik yapma planı), 7 Ekim’e ve sonrasında yaşananların tamamına dayanmayı başardık. Buna rağmen ekonomi çökmedi, teknolojimiz öncü konumunu koruyor, ekonomik sistem gelişiyor. Toplumsal açıdan birbirimize destek oluyoruz, güvenlik açısından ise gücümüzün zirvesindeyiz. Dolayısıyla parçalanmanın eşiğinde değiliz. Başka bir ifadeyle İsrail, süper güç olma yolunda ilerliyor.”

İsrailli araştırmacıya göre ikinci grup ise bunun tam tersini savunuyor: “Çöküş süreci şimdiden başladı. Bir kimlik krizi nedeniyle uçurumun eşiğindeyiz. Yönetişim kaybı var, siyasi anlamda olağanüstü durum söz konusu. Onlara göre aslında sonu çöküşle bitecek bir domino sürecinin başlangıcındayız. Peki kim haklı? Bize göre her iki taraf da haklı. Dolayısıyla önümüzde tarihi fırsatlar bulunuyor. İşte tam da bu nedenle paslanmış temellerimizi onarmak zorundayız.”

“Peki halkın bu sorular karşısında ne yapmasını istiyorsunuz?” sorusuna ise Golov şöyle yanıt verdi: “İnsanlara şunu söylüyoruz: Kim kiminle hükümet kuracak, kim kimin karşısında duracak meselesiyle yetinmeyin. Liderlere bu konulardaki planlarının ne olduğunu sorun. Onlardan yanıt talep edin. Yönümüzün nereye olduğuna ve çocuklarımızla torunlarımızın geleceğinin nasıl şekilleneceğine birlikte karar vermek zorundayız. İlk 100 günde derhal harekete geçmeliyiz. Çünkü bu 100 gün içinde yapılmayanları daha sonra hayata geçirmek çok zor olacak. Bu nedenle soruları şimdiden gündeme getiriyoruz.”

sdfgt
 İsrail’in Netzah Yehuda Taburu askerleri, askeri eğitimlerinin sonunda düzenlenen yemin töreninde, 10 Temmuz 2024 (EPA)

Golov sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiç kimsenin İsrail’i beklemediğini anlamamız gerekiyor. İran, İsrail’in çevresinde ateş çemberi oluşturma planlarını sürdürüyor. Türkiye, kendisini İsrail karşıtı bölgesel bir süper güç olarak konumlandırıyor. Ülkeler teknolojik kapasitelerini geliştiriyor; dünyada da İsrail’in yerine geçebilecek alternatifler her alanda aranıyor. Biz bu süreci şimdi başlatmak ve geleneksel ‘Demir Duvar’ politikasını geliştirmek zorundayız. Düşmanlarımızın inşa ettiğimiz duvara çarparak etkisiz hale geleceğini düşünmeye alıştık. 7 Ekim’de İsrail halkı, düşmanlarımızı duvarın önünde bekleyemeyeceğini, çünkü onların duvarın arkasında güçlendiğini anladı. ‘Demir Duvar 2’ fikrine geçmemiz gerekiyor. Duvarın diğer tarafındaki gerçekliği şekillendirmeye başlamalıyız. Duvarın hâlâ güçlü olması gerekiyor, ancak yalnızca buna bağlı kalamayız. Başka alanlara da yatırım yapmaya başlamalıyız.”

‘Yalnızca iyi dost ABD’ye güvenmekten vazgeçilmesi’ çağrısında bulunan Golov, “Bölgenin düşmanca bir alan olduğunu ve buna karşı koymanın yolunun duvarlar inşa etmek olduğunu düşünmeye alıştık. Ancak bugün duvarların yanı sıra köprülere de ihtiyacımız var” dedi.


ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
TT

ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)

ABD’nin Teksas eyaletinin Austin kentinde dün bir kişinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralandığı bildirildi. Duruma tepki gösteren yerel yetkililer, olayla ilgili soruşturma açılmasını talep etti.

Yetkililer, yaya takibi sırasında açılan ateş sonucu yaralanan kişinin durumunun ciddiyetini koruduğunu ancak stabil olduğunu belirtti. Olayla ilgili mevcut bilgilerin henüz "ön bilgi" niteliğinde olduğu vurgulandı.

Kent Belediye Başkanı Kirk Watson, X platformundan yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göçmenlere yönelik başlattığı baskı politikalarını yürüten ICE ajanlarına atıfta bulunarak, "Austin sokaklarında bir kişinin ICE ajanları tarafından vurulmasından dolayı derin bir öfke ve büyük hayal kırıklığı yaşıyorum" ifadelerini kullandı.

Düzenlediği basın toplantısında Watson, silahlı saldırının Teksas'ın başkentinde ICE operasyonlarında "bir gecede yaşanan ani artışın" ortasında meydana geldiğini belirtti.

Ajans olayla ilgili henüz bir açıklama yapmazken, Austin makamları da vurulan kişinin ismi, yaşı, uyruğu veya ateş açılmasının nedenine ilişkin şu an için ayrıntılı bilgi veremeyeceklerini bildirdi.

Watson, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması sürecine yerel kolluk kuvvetlerinin de dahil edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

"Açıkça söyleyebilirim ki, benim bakış açıma göre ICE'ın diğer kurumları dışarıda bırakarak tek başına bir soruşturma yürütmesine güvenmek doğru olmayacaktır."

Kongre Üyesi Greg Casar da bu görüşe destek vererek gazetecilere yaptığı açıklamada, "ICE'ın başka şehirlerde yaşanan silahlı saldırı olaylarında dürüst davranmadığını" dile getirdi.

Casar, ocak ayında Minneapolis'te Rene Goode'un vurulması olayını örnek göstererek, ICE'ın "Goode'un bir federal ajanı ezmeye çalıştığı" yönündeki iddiasının video kayıtlarıyla yalanlandığını hatırlattı.

Casar, "Bu kâbusun kapımıza kadar dayanmış olması dehşet verici" dedi.

İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ağustos ayında ABD genelinde yaklaşık 51 bin düzensiz göçmen gözaltına alındı.

Ağır silahlı ve maskeli ICE ajanları, görevlerini icra ederken ABD vatandaşlarına ateş açmak da dahil olmak üzere başvurdukları sert yöntemler nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi oluyor.

Şarku’l Avsat’ın Texas Tribune gazetesinden aktardığına göre, Mart 2025'te ICE ajanları tarafından öldürülen 23 yaşındaki Ruben Ray Martinez, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde kurum tarafından öldürüldüğü bilinen ilk ABD vatandaşı olmuştu.


İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin c, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran’ın yeni silahlar kullanacağını ve daha önce saldırıya uğramamış noktaları hedef alacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, “Yeni bir saldırı gerçekleşirse savaşın silahlarını ve coğrafyasını kesinlikle değiştireceğiz” dedi. Muhibbi, Tahran’ın uzun süreli bir çatışmaya hazır olduğunu belirtti.

gthyu
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-IRNA)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ın aktardığı habere göre Muhibbi, İran’ın olası yeni bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu açıkladı.

İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığı dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirmişti.

Devrim Muhafızları ise bugün ABD’ye ait MQ-1 tipi bir insansız hava aracını (İHA) Hürmüz Boğazı hava sahasında düşürdüğünü açıkladı. Bu, İran’ın son 24 saat içinde düşürdüğünü duyurduğu ikinci ABD İHA’sı oldu.