Uluslararası Koalisyon Irak’taki güçleriyle savaş eğitimi gerçekleştirdihttps://turkish.aawsat.com/home/article/2975961/uluslararas%C4%B1-koalisyon-irak%E2%80%99taki-g%C3%BC%C3%A7leriyle-sava%C5%9F-e%C4%9Fitimi-ger%C3%A7ekle%C5%9Ftirdi
Uluslararası Koalisyon Irak’taki güçleriyle savaş eğitimi gerçekleştirdi
Bağdat/Şarku’l Avsat
TT
TT
Uluslararası Koalisyon Irak’taki güçleriyle savaş eğitimi gerçekleştirdi
Uluslararası Koalisyon, Irak’taki güçleriyle gerçek mühimmat ve taktiksel hareketlerle atış eğitimi yaptı. Uluslararası Koalisyon’dan dün yapılan açıklamada, “Uluslararası Koalisyon güçleri, her türlü göreve hızlı yanıt vermek ve savaşa hazırlıklı olma halini korumak için gerçek mühimmat ve taktiksel hareketlerle atış eğitimi gerçekleştirdi. Bölgeyi daha güvenli ve müreffeh kılmak için Irak ve Suriye’deki ortaklarımızla belirli bölgelerde çalışmaya bağlı kalacağız” ifadelerine yer verildi.
Uluslararası Koalisyon, iki aydan uzun bir süre önce, Irak’taki 500 asker sayısını 5 bine çıkarma niyetini duyurmuştu. Bu açıklamanın ardından Irak’ta ABD karşıtı siyasi tarafların, ABD güçleri ile ABD’nin DEAŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon’a liderlik etmesi arasında bağlantı kurması siyasi tartışmaların fitilini ateşlemişti.
Uluslararası Koalisyon’un böyle bir eğitim yapmasına karşı Irak makamlarından doğrudan veya dolaylı bir açıklama yapılmazken, siyasi gözlemciler bu eğitimi Uluslararası Koalisyon’un DEAŞ’a karşı başlatacağı operasyonlara hazırlık bağlamında değerlendiriyor. Nitekim DEAŞ Diyala, Kerkük ve Ninova başta olmak üzere Irak’ın birçok kentinde aktif olmaya başladı.
Bağdat, Washington ile gerçekleştirdiği Stratejik Diyalog görüşmelerde ABD’ye bağlı 2 bin 500 muharip askerinin Irak’tan çekilmesi noktasında anlaşmaya varırken, Uluslararası Koalisyon’a ait konvoylar zaman zaman el yapımı patlayıcılarla hedef alınmaya devam ediyor. Haşdi Şabi Heyeti Başkanı Falih el-Feyyad, Irak’taki diplomatik temsilciliklere yapılan saldırılarda Haşdi Şabi’nin sorumluluğunun bulunmadığını ve bu saldırıları desteklemediğini belirtti. Feyyad, yaptığı açıklamada, “Haşdi Şabi Heyeti, Irak hükümetinin politikasını takip eden resmi bir heyettir. Heyet Irak’taki büyükelçiliklere ve yabancı temsilciliklere yapılan hiçbir saldırının sorumlusu veya destekleyicisi değildir. Heyet bu sorunlara yaklaşımda hükümetin politikasına bağlıdır” dedi.
Washington ve Bağdat arasındaki Stratejik Diyalog görüşmelerine de değinen Feyyad, “Silahlı Kuvvetler Komutanı tarafından kurulan özel bir komite bulunuyor. Bu komite Stratejik Diyalog, çekilme takvimi ve ülkede hakim olan bu krizin çözümü için geri kalan işbirliği ve temasla ilgileniyor. Komite aynı zamanda Irak’ın çıkarları için yabancı güçlerin Irak hükümeti ve Silahlı Kuvvetlerin görüşü doğrultusunda çekilmesine hükmeden Meclis kararının takibi ve uygulanmasıyla ilgileniyor” ifadelerini kullandı.
Irak Başbakanı ve Silahlı Kuvvetler Komutanı Mustafa el-Kazimi'nin Askeri Sözcüsü Yahya Resul, Irak resmi haber ajansına (INA) verdiği demeçte, DEAŞ örgütüyle mücadele sürecine dair şunları kaydetti:
“Güvenlik güçleri DEAŞ örgütü kalıntılarına darbe indirmek için yeni bir taktik ve yöntem belirlerdi. Terörle Mücadele Birimi’nin indirdiği büyük darbeler DEAŞ örgütü liderlerinin önemli bir kısmını etkisiz hale getirdi. Silahlı Kuvvetler Komutanı Mustafa el-Kazimi’nin talimatları doğrultusundaki nitelikli öncü operasyonlar, DEAŞ kalıntılarına darbe indirmek için yeni strateji üzerinde yapılan çalışmalar ve ortak operasyonlar yoluyla DEAŞ’a bağlı hücrelere ve kalıntılara nokta atışı darbeler indirildi. Selahaddin, Ninova ve Anbar gibi çeşitli bölgelerde birtakım operasyonlar başlatıldı. Nitelikli operasyonlara ordu, İçişleri Bakanlığı ve Haşdi Şabi birlikleri katıldı. Bu operasyonlara Irak tarafından hava desteği sağlandı. Terörle Mücadele Birimi’nin terör örgütüne indirdiği darbeler sonucu terör örgütü DEAŞ’ın önemli liderleri ve unsurları öldürüldü veya yakalandı. İstihbarat ile koordinasyon kuruldu”
Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5239438-suriye-ve-captagon-ile-m%C3%BCcadele-bir-y%C4%B1lda-neler-de%C4%9Fi%C5%9Fti
Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İsmail Derviş
İngiliz gazetesi The Guardian, 2021 yılının mayıs ayı ortalarında, Suriye muhalefetinin Baas rejimine karşı ayaklanmasının patlak vermesinden yaklaşık 10 yıl sonra, “Captagon, Suriye'yi bir uyuşturucu devletine dönüştürdü” başlıklı kapsamlı bir rapor yayınladı.
Raporda, Beşşar Esed'in eski Suriye rejiminin çeşitli uyuşturucu türlerinin imalatı, üretimi ve kaçakçılığına sağladığı resmi destek ele alınıyor. Mahir Esed liderliğindeki 4. Tümen'in subayları tarafından denetlenen laboratuvarlar ve fabrikalar, Suriye'nin güney, orta ve doğu bölgelerine, özellikle de aynı sektörde faaliyet gösteren İran bağlantılı grupların yaygın olduğu bölgelere dağılıyordu.
Ürdün toprakları, eski rejim ve müttefikleri tarafından, öncelikle Arap Körfez ülkeleri ve Mısır'ı hedef alan ‘zehirli maddelerin’ bölgeye kaçak olarak sokulması için kullanıldı. Daha sonra bu ticaret, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapılan ihracatı da kapsayacak şekilde genişledi.
Ürdün ordusu Suriye sınırında kaçakçılarla mücadele ederken, kaçakçılığı durdurmak umuduyla rejimle yakınlaşma temelli başka bir siyasi yol izledi, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı.
Eski Suriye rejimi ile Amman arasında 2023 ve 2024 yıllarında resmi ilişkiler kurulmasına rağmen, Ürdün, ‘Suriye ordusu içindeki unsurların Ürdün'e uyuşturucu kaçakçılığını kolaylaştırdığı’ suçlamasının yapıldığı birkaç resmi açıklamada bulundu.
Sonuç olarak Suriye, on yılı aşkın bir süredir uluslararası güvenlik kurumları ve sınır kontrol kurumlarının zihninde, özellikle captagon gibi büyük miktarlarda üretilip piyasalara kaçak olarak sokulan ve Suriye'nin modern tarihini değiştiren ‘Saldırganlığın Caydırılması Operasyonu’ başlatılmadan önce uyuşturucu maddelerin yasadışı akışında büyük rakamlara ulaşan küresel bir uyuşturucu üretim ve kaçakçılığı merkezi olarak anılmaya devam etti.
Uyuşturucu üretimi yüzde 80 azaldı
Suriye ayaklanmasının zaferinden bir yıl sonra, 2025 yılının aralık ayı sonlarında, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) Suriye'deki captagon üretiminin gerçek durumu hakkında bir rapor yayınladı.
Raporda, 2024 yılının aralık ayından bu yana yeni Suriye hükümetinin, captagon üretimi ve kaçakçılığıyla mücadele çabaları çerçevesinde captagon depolamak için kullanılan yaklaşık 15 endüstriyel laboratuvar ve 13 küçük tesisi kapatmış olduğu belirtildi.
BM verileri, bu kampanyanın daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinde önemli bir kesintiye yol açtığını gösteriyor (AFP)
Birleşmiş Milletler (BM) ofisi, Suriye'de captagonun 2024 aralığından önce günlük üretiminin milyonlarca tablete ulaştığını, ancak siyasi değişimin ardından sadece bir yıl içinde Suriye'deki captagon üretiminin yaklaşık yüzde 80 oranında keskin bir düşüş gösterdiğini belirtti. Bu, uzun süredir yasadışı uyuşturucu ihracatında lider konumda olan bir ülkede eşi görülmemiş bir düşüştü.
BM’nin verilerine göre büyük laboratuvarların imha edilmesi, saklanma yerleri ve dağıtım ağlarını hedef alan yaygın baskınlar ve komşu ülkelerle istihbarat alanındaki iş birliği, daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinin önemli ölçüde bozulmasına yol açtı.
Captagon imparatorluğunun çöküşü
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nden yapılan açıklamada, yeni Suriye'nin artık captagon veya diğer türdeki uyuşturucuların üreticisi veya imalatçısı olmadığı vurgulandı. Son aylarda ele geçirilen miktarların, Beşşar Esed rejiminin çöküşünden önce üretilmiş ve yurt dışına kaçırılmak üzere oldukları belirtilen açıklamada, “Suriye'nin özgürleştirilmesinden sonra, en tehlikeli aşama olan üretim aşamasını sona erdirebildik. Amacımız, eski rejim tarafından kurulan captagon imparatorluğunu yıkmaktı” denildi.
İçişleri Bakanlığı, son operasyonun Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi tarafından güney bölgelerinde yürütülen, uyuşturucu maddelerin ticareti ve kaçakçılığı konusunda uzmanlaşmış bir suç şebekesini hedef alan koordineli bir çaba olduğunu belirtti.
Bu çabalar, Ürdün'e kaçakçılık amacıyla getirilen büyük miktarda uyuşturucu maddenin ve gelişmiş kaçakçılık araçlarının ele geçirilmesinin yanı sıra, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına da yol açtı. Son ele geçirilenler arasında yaklaşık 2,5 milyon captagon hapı, tahmini ağırlığı 151 kilogram olan 605 torba esrar, 10 silindir helyum gazı, 75 balon, 30 plastik havan topu mermisi, uyuşturucu ile doldurulmuş bu mermileri fırlatmak için kullanılan bir top, bir insansız hava aracı ve iletişim cihazları ele geçirildi. Ele geçirilen tüm eşyalar müsadere edildi ve tutuklananlar, haklarında gerekli yasal işlemlerin yapılması için yetkili adli makamlara sevk edildi.
Uyuşturucuyla mücadele için bölgesel iş birliği
Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şunlar yer aldı:
“Birkaç gün önce, 2025 yılının ikinci yarısında Suriye'de uyuşturucuyla mücadele çabalarımızın sonuçlarını açıkladık. Altı aylık bir süre içinde, Suriye topraklarında uyuşturucu ile mücadele çalışmaları kapsamında yaklaşık 25,2 milyon captagon hapı ve 1.750 kilogram esrar ele geçirildi. Bu arada, uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabaları sonucunda yaklaşık 23 milyon captagon hapı, 500 kilogram uyuşturucu üretiminde kullanılan hammadde, yaklaşık 54 kilogram kristal metamfetamin ve 229 kilogram esrar ele geçirildi. Ancak, dış veya uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabalarına en büyük darbe Suriye ve Türkiye arasında vuruldu. Bu iki ülke, 14 milyon captagon hapına el koymayı ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 26 üyesini tutuklamayı başardı. Suriye ve Irak arasında yaklaşık 6 milyon hap ve 119 kilogram esrar ele geçirildi ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 31 üyesi tutuklandı.”
Bu çabalar, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına yol açtı (AFP)
Bakanlık Suriye ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği kapsamında Suriye ile Kuveyt arasında yaklaşık 1,2 milyon captagon hapı ve 100 bin larica hapı, Suriye ile Ürdün arasında ise Brezilya'dan gelen 1,094 milyon hap ve 153 kilogram kokain ele geçirildi. Bu çabalar sonucunda yaklaşık 230 bin captagon hapının ele geçirildiğini ve kaçakçılık ağlarıyla temas halinde olan üç kişinin tutuklandığını kaydetti.
Çözümlerin önündeki engeller
Öte yandan Suriyeli gazeteci Abdullah Muslim, tüm verilerin önceki rejim dönemine kıyasla uyuşturucu kaçakçılığında önemli bir düşüşe işaret ettiği değerlendirmesinde bulundu. Müslim’e göre bu düşüş, güvenlik kampanyaları ve daha önce üretim, depolama veya transit merkezleri olarak kullanılan belirli geçiş noktaları ve bölgelerdeki daha sıkı kontrollerle kesinlikle ilişkilendirilebilir. Ancak, bu çabalar bu tehlikeli olgunun sona erdiği anlamına gelmez. Uyuşturucu kaçakçılığının tamamen ortadan kaldırılmasını engelleyen yapısal zorlukların halen olduğunu ifade eden Müslim, “En önemlisi Lübnan sınırının net bir şekilde belirlenmemiş olması, bu da kaçakçılık ağları tarafından istismar edilen coğrafi boşluklar yaratıyor. Bunun yanında sınır kontrolündeki zayıf teknik ve teknolojik kapasite, yetkililerin özellikle de geleneksel yöntemlerle güvenliğini sağlamak zor olan dağlık ve engebeli bölgelerde sızma ve kaçakçılığı kontrol etme yeteneğini sınırlıyor” ifadelerini kullandı.
Sadece rakamlara odaklanmak yeterli mi?
Öte yandan insan hakları savunucusu ve gazeteci Büşra Salih, “Sadece rakamlara odaklanmak yeterli değil. Bu, bağımlılığın önlenmesi ve sosyal tedavisi için politikalarla dengelenmeli. Çünkü iç kaçakçılıktan etkilenen topluluklar, halk sağlığı ve aile istikrarı açısından bu yasadışı endüstrinin sonuçlarından mustarip olmaya devam ediyor” yorumunda bulundu.
Salih, “Güvenlik çabaları önemli olsa da yıllardır uyuşturucunun ve Suriye şehir ve köylerinde kaçakçılık ağlarının gayri resmi işgalinin zarar verdiği toplulukları rehabilite etmek için programlarla desteklenmesi gerekir” diye ekledi.
Çok cepheli bir savaş
Sonuç olarak, gözlemciler Suriye'nin bir yıl içinde bölgenin en büyük uyuşturucu ihracatçılığından, uyuşturucu kaçakçılığı ağlarıyla mücadelede lider konuma gelmesinin, ülkenin modern güvenlik ve ekonomi tarihindeki en dramatik değişimlerden biri olduğunu düşünüyor. BM’ye göre yeni devlet, savaş ekonomisini finansman operasyonlarına bağlayan yasadışı üretim sistemini ve modern ve sofistike üretim üslerini ortadan kaldırmayı başardı. Ancak, en acil yanıt bekleyen soru, yeni kaçakçılık yöntemleri ve geleneksel güvenlik çerçevesinin dışında uyuşturucu ile mücadele çabalarına toplumun gerçek katılımını sağlama ihtiyacı karşısında bu dönüşümün sürdürülebilirliği olmaya devam ediyor.
Hafter ve Tetteh, UNSMIL’in çabalarını desteklemek için koordinasyona devam etme konusunda anlaşmaya vardıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5239431-hafter-ve-tetteh-unsmil%E2%80%99-%C3%A7abalar%C4%B1n%C4%B1-desteklemek-i%C3%A7in-koordinasyona-devam-etme
Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter, dün Bingazi’de Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh ve beraberindeki heyetle bir araya geldi. (LUO Genel Komutanlığı)
Hafter ve Tetteh, UNSMIL’in çabalarını desteklemek için koordinasyona devam etme konusunda anlaşmaya vardı
Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter, dün Bingazi’de Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh ve beraberindeki heyetle bir araya geldi. (LUO Genel Komutanlığı)
Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde yürütülen ‘yapılandırılmış diyalog’ komitelerinin çalışmaları hakkında, ‘meşruiyet mücadelesinin’ Temsilciler Meclisi (TM) ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) arasında yeniden arttığı bir dönemde, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter’i bilgilendirdi.
Hafter, Tetteh ile beraberindeki heyeti dün Bingazi’deki LUO Genel Komutanlığı karargâhında kabul etti.
LUO Genel Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, Hafter’in UNSMIL’in çabalarına ve siyasi sürecin ilerletilerek cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına yönelik girişimlerine destek verdiği belirtildi. Açıklamada ayrıca Tetteh’in, ‘yapılandırılmış diyalog’ komitelerinin, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine götürecek bir yol haritası oluşturulması amacıyla yürüttüğü görüşmeler ve temaslara ilişkin Hafter’e bilgi sunduğu kaydedildi.
Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter, dün Bingazi’de Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Tetteh ile görüştü (LUO Genel Komutanlığı)
Hafter’in ofisi tarafından yapılan açıklamada, tarafların Libya’da kalıcı istikrarın sağlanmasına yönelik olarak UNSMIL’in adımlarını desteklemek amacıyla koordinasyon ve istişareyi sürdürme konusunda mutabık kaldığı belirtildi.
Bu gelişmelerin gölgesinde Libya’da TM ile DYK arasındaki ‘meşruiyet mücadelesi’, egemen kurumların yönetimi konusunda yeni bir aşamaya girdi. DYK Başkanı Muhammed Takala, TM Başkanı Akile Salih’i ‘tek taraflı yasa ve kararlar çıkararak siyasi tabloyu karmaşıklaştırmaya yönelik tekrarlanan manevralar yapmakla’ suçladı.
Gerilim yalnızca yasalarla sınırlı kalmazken, Yüksek Seçim Komisyonu ve Yüksek Yargı Konseyi etrafındaki tartışmalarla daha da derinleşti. Bu süreçte, UNSMIL’e yönelik sert uyarılar yapılarak taraf tutmaktan kaçınması çağrısında bulunuldu.
Takala’nın Salih’e yönelttiği suçlamalar, pazar akşamı yaptığı televizyon açıklamalarında dile getirildi. Takala, Salih’in resmi görüşmeler öncesinde yasa veya kararlar yayımladığını, bunlar arasında anayasa mahkemesinin kurulmasına ilişkin bir yasanın da bulunduğunu söyledi. Daha önce Salih’ten, görüşmeler öncesinde herhangi bir yasa ya da karar almamasını talep ettiğini belirten Takala, bunun ‘siyasi süreci sekteye uğrattığını’ savundu.
DYK’nin, Yüksek Seçim Komisyonu’nun başkan ve yönetim kurulu üyelerini tek başına seçmesini savunan Takala, bu adımın, 2015 yılı sonunda Fas’ta imzalanan Suheyrat Anlaşması temelinde yapılan mutabakatlardan biri olan Ebu Zeyneka Anlaşması’nın uygulanması niteliği taşıdığını ifade etti.
Takala, “Komisyonda değişim hedefliyoruz; amacımız, yapısını yeniden oluşturarak geliştirmek ve gidişatını düzeltmektir. Gerçek bir düzeltme, gelecekte yapılacak hiçbir seçimin hukuki itiraza açık olmamasını sağlamalıdır” dedi. Takala ayrıca, hukuk uzmanlarından oluşan danışma komitesinin Yüksek Seçim Komisyonu Yönetim Kurulu’nun yeniden yapılandırılmasını tavsiye ettiğini, komite üyelerinin mevcut haliyle komisyonun bir seçim sürecini yönetemeyeceği kanaatinde olduğunu aktardı.
Takala, UNSMIL’in, danışma komitesinin görüşünü dikkate alıp bunu BM’ye ‘yol haritasının’ bir parçası olarak sunduğunu belirtti. Takala, TM Başkanı’nın Yüksek Seçim Komisyonu yönetim kurulunun değiştirilmesi konusundaki kararından, kendisine uygulanan baskı nedeniyle geri adım attığını ifade etti. Takala ayrıca, mevcut komisyonda görevde olan kurulun 2021 yılında seçimleri gerçekleştiremediği gerekçesiyle görevden alınması gerektiğini vurguladı.
UNSMIL’in Yüksek Seçim Komisyonu başkanının değiştirilmesiyle ilgili açıklamasını TM ile ‘bir tür flörtleşme’ olarak değerlendiren Takala, DYK’nin ‘yetkilerini aşmadığını ve siyasi anlaşmayla güvence altına alınanlar dışında hiçbir ayrıntıya müdahale etmediğini’ vurguladı.
Takala, DYK tarafından seçilen Yüksek Seçim Komisyonu Başkanı Salah el-Kumeyşi’nin yakında Trablus’taki Yüksek Seçim Komisyonu merkezinden görevine başlayacağını açıkladı. Henüz kesin bir tarih belirtmedi.
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe dün Suudi Arabistan’ın Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı kabul etti. (Dibeybe’nin ofisi)
Diğer yandan Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), Başbakan Abdulhamid Dibeybe’nin Suudi Arabistan’ın Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı kabul ettiğini duyurdu. Görüşmede, iki ülke arasındaki iş birliğinin, ortak ilgi alanlarına ilişkin çeşitli konularda nasıl güçlendirilebileceği ele alındı.
Hükümetin dün yaptığı açıklamaya göre Dibeybe, aynı zamanda Savunma Bakanı sıfatıyla Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’a bir mektup iletti. Mektup, iki ülke arasında iş birliği ve koordinasyon kanallarının geliştirilmesi ile siyasi ve güvenlik ilişkilerinin güçlendirilmesi çerçevesinde hazırlandı.
Hükümetten yapılan açıklamada, tarafların bölgesel ve uluslararası konularda iletişim ve koordinasyonu sürdürmenin önemini vurguladıkları; bu çabaların istikrarı güçlendirmeye ve Arap iş birliği girişimlerini desteklemeye hizmet edeceği ifade edildi.
İsrail'in Batı Şeria için yeni tedbirleri neye yol açacak?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5239429-i%CC%87srailin-bat%C4%B1-%C5%9Feria-i%C3%A7in-yeni-tedbirleri-neye-yol-a%C3%A7acak
İsrail'in Batı Şeria için yeni tedbirleri neye yol açacak?
İsrail buldozerleri, işgal altındaki Batı Şeria'nın Cenin yakınlarında yerleşim yerleri inşa etmek için araziyi düzleştiriyor (EPA)
Uzmanlar, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria ile ilgili duyurduğu ve uluslararası alanda geniş çapta kınanan yeni tedbirlerini, İsrailli yerleşimcilerin arazi satın almasını kolaylaştırarak, Filistin Yönetimi'ni zayıflatarak ve Filistinlileri giderek daha izole olan bölgelerde kuşatarak ilhak yolunda atılmış bir başka adım olarak değerlendirdi.
İsrail söz konusu tedbirlere dair metni kamuoyuna açıklamazken bazı tedbirler bakanlık açıklamalarında yer aldı. Aşağıda, yürürlüğe gireceği kesin tarihi bilinmeyen, ancak İsrail Güvenlik Kabinesi tarafından kabul edildikten sonra başka bir tarafın onayı gerekmeyen yeni tedbirlerin beklenen başlıca sonuçları yer alıyor.
Arazi satışındaki kısıtlamaların kaldırılması
Yeni tedbirler, İsrailli yerleşimcilerin arazi satın almasını kolaylaştırıyor. Bu önlemler arasında, 1967'den beri İsrail'in işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da Yahudilerin doğrudan arazi satın almasını yasaklayan, onlarca yıllık bir yasanın yürürlükten kaldırılması da bulunuyor.
İsrailli yerleşimciler, şimdiye kadar şirketler aracılığıyla arazi satın alıyordu. Yeni tedbirlere göre İsraillilerin veya aracı şirketlerin arazi satın almak için devletten özel izin almaya gerek kalmayacak.
Kendisi de bir yerleşim biriminde yaşayan aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, bunu ‘Yahudiye ve Samarya’daki (Batı Şeria'nın İncil'deki adı) yerleşim için tarihi bir gün’ olarak nitelendirdi. Smotrich, bu tedbirlerin ‘Yahudilerin Tel Aviv veya Kudüs'te olduğu gibi Yahudiye ve Samarya’da da arazi satın almalarına olanak tanıyacağını’ söyledi.
İsrail'in ilhak ettiği Doğu Kudüs hariç, 500 binden fazla İsrailli, uluslararası hukuka göre yasadışı olan yerleşim yerlerinde ve ileri karakollarda, üç milyon Filistinli ile birlikte yaşıyor.
Yerleşim faaliyetlerine karşı çıkan İsrailli sivil toplum örgütü Peace Now'a göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun mevcut hükümeti altında, Batı Şeria'da onaylanan yerleşimlerin sayısı önemli ölçüde artarak 2025 yılında rekor bir sayı olan 52'ye ulaştı.
Yıllardır, aşırı sağın en önde gelen iki ismi olan Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi bakanlar, Batı Şeria'nın ilhakını talep ediyorlar.
Filistinli siyaset araştırmacısı Ali el-Cerbavi, Fransız Haber Ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, “Smotrich, Ben-Gvir ve diğerleri uzun zamandır bize bunun onların politikası olduğunu söylüyorlardı. Şimdi bu gerçek oldu” dedi.
Filistinlileri küçük toprak parçalarında kuşatmak
Bu önlemler, İsrail'in Filistin Yönetimi'nin idaresindeki Batı Şeria'nın bazı bölgeleri üzerindeki kontrolünü de güçlendiriyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, A, B ve C bölgelerine ayrılmış ve ilk ikisi, yani toprakların yaklaşık yüzde 40'ını temsil eden kısımlar Filistin'in kontrol ve idaresine devredilmişti.
Smotrich'e göre yeni tedbirler ‘su ihlalleri, arkeolojik alanlara verilen zarar ve tüm bölgeyi kirleten çevre ihlalleri’ ile mücadele etmek amacıyla İsrail'in bu iki bölge üzerindeki kontrolünü genişletecek.
Ancak Filistin araştırma merkezi eş-Şabaka'dan uzman Fethi Nimer, bu ‘çok belirsiz’ ifadenin Filistinlileri yerlerinden etmek için kullanılabileceğini iddia ediyor. Ali el-Cerbavi de bu görüşü paylaşıyor ve İsraillilerin ‘Filistinlileri küçük toprak parçalarına, başlıca şehirlerine sıkıştırmak ve onları izole edilmiş bölgelere dönüştürmek ve geri kalan toprakları yutmak’ olduğunu savundu.
İsrail merkezli yerleşim karşıtı örgüt Peace Now'dan Yonatan Mizrahi, bu adımların Filistin Yönetimi'ni daha da zayıflatacağına inanıyor.
Mizrahi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrail, son üç yıldır gördüğümüz gibi ilhak sürecini ilerletiyor, ancak bu durumda önemli olan bir diğer nokta da İsrail'in Filistin Yönetimi'ni zayıflatmaya karar vermiş olması.”
Dini mekanların kontrol edilmesi
İsrail’in yeni tedbirleri, Batı Şeria'nın güneyindeki iki önemli dini mekanı yönetmesine de olanak tanıyor. Bunlardan birincisi Batı Şeria'nın en büyük şehri El-Halil’de bulunan ve hem İslamiyet hem Hristiyanlık hem de Yahudilik için kutsal olarak kabul edilen İbrahim Camii, ikincisi Beytüllahim yakınlarındaki Bilal Camii (Hz. Yakub’un eşi Rahel’in türbesi de burada bulunuyor).
İsrail'in son tedbirleri, İsrailli yerleşimcilerin askeri koruma altında yaşadığı El-Halil’de belediye yönetmeliklerinde değişiklikler getiriyor.
Şehrin belirli bölgelerinde, özellikle İbrahim Camii çevresinde inşaat ruhsatı verme yetkisi, İsrail ordusuna bağlı Filistin Topraklarındaki Hükümet Aktivitelerini Koordinasyon Birimi'ne (COGAT) devredilecek.
El-Halil Belediye Başkan Yardımcısı Esma eş-Şerbat, yaptığı açıklamada, bu tedbirleri, ‘El-Halil’deki İsrail yerleşim birimlerinin çok hızlı bir şekilde genişlemesine olanak tanıyan tehlikeli’ bir adım olarak nitelendirerek kınadı.
Örneğin İsrail’in söz konusu tedbirlerine göre Beytüllahim Belediyesi’nin idaresinde bulunan Bilal Camii, bu amaçla oluşturulan yeni bir İsrail idaresine bağlanacak.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة