Biden’ı nükleer müzakerelerde yaptırımlardan oluşan ‘mayın tarlası’ bekliyor

Yaptırımlardan oluşan ‘mayın tarlası’, nükleer müzakerelerde Biden’i gözlemliyor

ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ve AB müzakerecisi Enrique Mora, Viyana’daki İran görüşmelerinin oturum aralarında (EPA)
ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ve AB müzakerecisi Enrique Mora, Viyana’daki İran görüşmelerinin oturum aralarında (EPA)
TT

Biden’ı nükleer müzakerelerde yaptırımlardan oluşan ‘mayın tarlası’ bekliyor

ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ve AB müzakerecisi Enrique Mora, Viyana’daki İran görüşmelerinin oturum aralarında (EPA)
ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ve AB müzakerecisi Enrique Mora, Viyana’daki İran görüşmelerinin oturum aralarında (EPA)

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, 2015’te İran ile imzalanan nükleer anlaşmaya dönüş arayışının bir parçası olarak, eski Başkan Donald Trump tarafından döşenen mayın tarlasına yöneldi.
Reuters’ın haberine göre bu mayınlar, Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilip, İran'a kaldırılan yaptırımları 700’den fazla taraf ve kişiye yeniden uygulamasından başka bir şey değil.
Bu mayınlar arasında kara liste de bulunuyor. Merkez Bankası ve Ulusal Petrol Şirketi de dahil olmak üzere İran ekonomisindeki yaklaşık 24 hayati kurum, terörizmi veya silahların yayılmasını destekleme suçlamasıyla ABD’nin kara listesine alınmıştı.
Bu yaptırımların çoğunun kaldırılması ‘kaçınılmaz’. İran petrolünü ihraç ederse bu, Tahran’ın nükleer anlaşmaya bağlı kalmaktan ve nükleer programını kısıtlamaktan elde edeceği en büyük kazancı temsil edecek. Bununla birlikte yaptırımların kaldırılması, Demokrat Başkan Joe Biden’ı terörizme karşı hoşgörü suçlamalarına açık hale getirecek. Bu durum, nükleer anlaşmanın yeniden yürürlüğe girmesi durumunda kaçınamayacağı siyasi bir bedel olarak görülüyor.
Bu olasılık, şimdiden Cumhuriyetlerin eleştirileriyle karşılaştı. Geçen ay, eski Trump yönetimi dışişleri bakanı Mike Pompeo, Biden’ın İran’a karşı yaptırımları kaldırmasını zorlaştıracak bir yasayı gündeme getirerek, “Bu ahlaksızlıktır” açıklamasında bulundu.
2015’ten 2018’e kadar Hazine Bakanlığı’ndaki Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) Direktör Vekili olan John Smith, Trump’ın İran’a uyguladığı yaptırım dalgasını ‘modern ABD tarihinde benzeri görülmemiş’ olarak nitelendirdi. Smith, İran kurumlarını terörizme destekleri için veya ‘Devrim Muhafızları’ ile bağlantıları nedeniyle hedef almanın, nükleer anlaşmayı canlandırmayı çok daha zor hale getirdiğini ifade etti.
Şu anda hukuk danışmanlığı firması Morrison & Foerster’in ortağı olan Smith, “Herhangi bir listeye küresel terörizm ve insan hakları ihlallerini eklemek, bu isimleri listeden siyasi olarak çıkarmayı inanılmaz derecede zorlaştırıyor. Bunu yapabilirsiniz, ancak karşılaşabileceğiniz tepki çok daha büyük olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Reuters’ın Trump tarafından uygulanan yaptırım envanterinin Biden yönetimi tarafından yapılan sayıma yakın olduğunu, ancak nelerin dahil edilmesi gerektiğine ilişkin tahminlerdeki farklılığın toplam sayının biraz değişik olmasına neden olabileceğini söyledi.

Meşruiyet mi ihlal mi?
Uluslararası Para Fonu verilerine göre, ABD yaptırımlarının yeniden uygulanması, 2018’de yüzde 6 ve 2019’da yüzde 6,8 küçülen İran ekonomisi için bir felaket oldu.
Cumhuriyetçi Trump, 2018’de anlaşmadan çekildi ve Tahran’ı nükleer programı üzerindeki daha sert kısıtlamaları kabul etmeye zorlamak için başarısız bir girişimde bulunarak ‘azami baskı’ politikasını dayattı. Ayrıca anlaşmanın İran’ın terörizme desteğini engellemediğini, Suriye, Irak ve Lübnan’daki bölgesel vekillerini ve balistik füzeler üretme çabalarını desteklediğini vurguladı.
Biden ise anlaşmada yer alan nükleer kısıtlamaları eski haline getirmek, mümkünse genişletmek ve aynı zamanda İran’ın istikrarsızlaştırıcı diğer faaliyetleriyle yüzleşmek istiyor. ABD ve İranlı yetkililer, Trump’ın anlaşmadan çekilme kararına cevaben, İran’ın 2019’da maddelerini ihlal etmeye başladığı anlaşmaya yeniden uyması için düzenlemeler yapmak üzere Viyana’da dolaylı görüşmelere başladı.
Anlaşmaya göre İran, nükleer programını azalttı ve böylece nükleer bomba geliştirme kabiliyetini düşürdü. Tahran, inkâr etse de ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında bunu yapmayı arzuluyor. Ancak Biden, yönetimi devraldıktan sonra Tahran, uranyum zenginleştirme seviyesini ilk olarak yüzde 20’ye, ardından da geçen ay yüzde 60 düzeyine çıkardı.
Avrupalı diplomatlar, Tahran’ın doğrudan görüşmeyi reddetmesi nedeniyle ABD ve İran heyetleri arasında mekik dokuyor. Yetkililer 21 Mayıs’a kadar bir anlaşmaya varmaya çalışıyorlar, ancak şimdiye kadar hiçbir önemli engel aşılamadı.
Bu engeller arasında, ABD yasaları uyarınca fonların elden çıkarılmasını önlemek için 2012 yılında İran Merkez Bankası’na uygulanan yaptırımlar hususunda nasıl bir tavır takınılacağı da bulunuyor. Bu yaptırımlar, nükleer anlaşma kapsamında kaldırılmış ve Trump, anlaşmadan geri çekildiğinde yeniden uygulanmaya başlamıştı.
Trump, Eylül 2019’da İran Merkez Bankası’nı kara listeye alarak ve onu terörist gruplara mali destek sağlamakla suçlayarak daha da ileri gitti. Bu durum, yabancı tarafların onunla herhangi bir anlaşmaya yönelmesini etkili bir şekilde engelledi. Trump ayrıca, İran Ulusal Petrol Şirketi, İran Ulusal Tanker Şirketi ve Ulusal Petrokimya Şirketi de dahil olmak üzere terörizmi desteklemekle suçlanan İran’ın petrol altyapısının diğer sektörlerini de hedef aldı.
Yaptırımlar konusunda uzman avukatlar, İran’ın petrolünü yurt dışına satması durumunda bu şirketler üzerindeki yaptırım yükünün hafifletilmesi gerektiğini, aksi takdirde yabancı şirketler için endişe kaynağı olmaya devam edeceğini belirtiyor. ABD şirketlerinin, bu şirketlerle iş yapmaları çeşitli cezalar altında zaten yasaklanmış durumda.
Öte yandan Trump yönetimindeki son İran özel temsilcisi Elliott Abrams, Cumhuriyetçilerden beklenen bir saldırının habercisi olarak şunları söyledi: Yaptırımların meşru gerekçelerle uygulandığını ifade etti. Abrams, “Bu açıklamalar yeterli, yasal ve ahlaki açıdan haklıydı. Boşluktan düşmediler” değerlendirmesinde bulundu.

Merkez Bankası’na odaklanma
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, Biden yönetiminin, Trump yönetiminin yaptırımları dayattığı ‘kanıt temeline’ itiraz etme niyetinde olmadığını söyledi. Bu, bu varlıkların terörizme destek sağlamadığını iddia etmediği anlamına geliyor. Ancak yetkiliye göre Biden yönetimi, yaptırımların kaldırılmasını haklı çıkararak nükleer anlaşmaya geri dönmenin, ABD’nin ulusal güvenlik çıkarına olduğu kanaati taşıyor.
Konuyu daha da karmaşık hale getiren şey, Trump’ın Nisan 2019’da Devrim Muhafızları ve onun yabancı askeri ve istihbarat operasyonları kolu olan Kudüs Gücü’nü bir terör örgütü olarak listeleye alma kararıydı. Bu, ABD’nin başka bir ülkeye bağlı askeri bir kuruluşu, resmi olarak, bir terör grubu olarak vasıflandırdığı ilk durumdu. Devrim Muhafızları, İran ‘devrimini’ korumak amacıyla 1980 yılında kurulan İran düzenli ordusuna paralel bir birim olarak biliniyor.
Eylül 2019’da Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi (OFAC), İran Merkez Bankası’nı hedef almak için terörle mücadele yetkilerini kullandı. Onu, Washington’un uzun süredir terör grubu olarak gördüğü ‘Devrim Muhafızları’, ‘Kudüs Gücü’ ve Lübnan ‘Hizbullah’ına milyarlarca dolar sağlamakla suçladı.
Bu bağlamda Elliott Abrams, “Özellikle kınanması gerektiğini düşündüğüm şey, terör faaliyetleri yürüttüğü için Devrim Muhafızları’na yönelik uygulanan yaptırımların durumunu değiştiren herhangi bir harekettir. Çünkü Devrim Muhafızları, terör faaliyetlerinde bulunuyor. Bu, açık bir konudur” dedi. Abrams, ancak Merkez Bankası’na uygulanan yaptırımların kaldırılması için Biden yönetiminin Devrim Muhafızları’nı terör listesinden çıkartmasına gerek olmadığını vurguladı.
Eski ABD’li yetkililer, Hazine Bakanı’nın ABD’nin emirleri uyarınca Merkez Bankası’na uygulanan ve devlet başkanına uygun gördüğü şekilde ‘bunları uygulama veya iptal etme’ yetkisi veren her türlü yaptırımı feshedebileceğini belirtiyor.
Aynı şekilde Dışişleri Bakanlığı, daha önce herhangi bir ayrıntı vermeden, nükleer anlaşmayla ‘tutarsız’ olan bu yaptırımların, Tahran anlaşmaya uymaya devam etmedikçe kaldırılmayacağını söyledi.
Eurasia Group’un İran analisti olan Henry Rome, “Bu durumda terörizm kelimesiyle ilgili her şey, nükleer anlaşmaya geri dönmeye karşı çıkanlar açısından tartışmaya hazır bir konu olacağı için siyasi eleştiri çok açık ki bir sert şekilde olacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Rome, “Buradaki siyasi zorluk, sınıflandırmanın meşru olabileceğini söylemektir. Ancak dış politikada başka çıkarlarımız bunların kaldırılmalarını gerekli kılıyor. Bu zahmetli ve zor bir görev, ancak başarıya ulaşılması gerek” ifadelerini kullandı.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.