ABD’nin Filistin-İsrail çatışmasına yönelik söylemi bu kez neden değişti?

Trump-Netanyahu ittifakı, insan hakları ve sosyal adalet, farklı bir gerçeklik yarattı

ABD’nin Filistin-İsrail çatışmasına yönelik söylemi bu kez neden değişti?
TT

ABD’nin Filistin-İsrail çatışmasına yönelik söylemi bu kez neden değişti?

ABD’nin Filistin-İsrail çatışmasına yönelik söylemi bu kez neden değişti?

Tarık eş-Şami
ABD’nin İsrail’e mutlak desteğine tanık olunan daha önceki tüm Filistin-İsrail çatışmalarının aksine Washington'da şuan yaşanan çatışmaya dair farklı bir söylem kullanılıyor. Basın ve medya tarafından da bu farklı söylem yansıtılıyor. Demokrat Parti'deki sol ve ılımlı akımın yanı sıra J Street gibi bazı İsrail yanlısı gruplar ve Başkan Joe Biden’ın kendi grubu Cumhuriyetçi Parti, Biden yönetimine, ateşkes için daha güçlü bir şekilde müdahale etmesi yönünde baskı uyguluyorlar. Bu baskı ilk kez Filistin-İsrail ateşkesine ABD Başkanı’nın destek vermesini sağladı. Peki, bu değişikliğin nedeni ve özellikleri nedir ve mevcut çatışmayı nasıl etkileyebilir?

Biden ikilemi
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Filistinliler ve İsrailliler arasındaki çatışmanın yeniden patlak vermesinden birkaç gün sonra zorlu bir ikilemde kalmış gibi görünüyor. Bu durum sadece dış politika önceliklerini Ortadoğu dışındaki diğer bölgelere vermiş olduğundan kaynaklanmıyor, daha ziyade, çatışmanın ulaştığı son durumun kötüleşmesiyle bununla yüzleşmek konusunda açıkça isteksiz olmasından kaynaklanıyordu. Bu da tüm taraftan yoğun bir şekilde eleştirilmesi için yeterli oldu. İsrail ile sıkı bir müttefik olan Cumhuriyetçi sağ kanat, Biden'ı, sağcıların terörist füze saldırıları olarak gördüğü gelişmeler karşısında İsrail'i kesin olarak desteklememekle suçladı. Öte yandan ABD Kongresi’nin Demokrat Partili solcu üyeleri, Biden'ın İsrail'in eylemlerini ve politikalarını eleştirmek istememesinden duydukları memnuniyetsizliği dile getirdiler.
Kongre’deki 27 senatör şiddete derhal son verilmesi çağrısında bulunurken, Senato Dış İlişkiler Komitesi başkanı Senatör Chris Murphy ve Cumhuriyetçi Senatör Todd Young, İsrail ve Hamas'a ateşi kesmeleri ve çatışmaların can kayıplarına neden olduğunu anlamaları çağrısında bulunan bir açıklama yaptılar. Diğer yandan İslami kuruluşlar, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinlilerin çektiği acıyı artıran gizli bir anlaşması olduğu gerekçesiyle Beyaz Saray tarafından çevrimiçi olarak düzenlenen Ramazan Bayramı etkinliğini boykot ettiler.

Baskı altında
Biden yönetiminin Filistin-İsrail çatışmasına ilk tepkisi, Biden’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında, ABD’nin İsrail'in kendini savunma hakkını desteklediği yönündeki sözleri ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) taraflar arasında ateşkes çağrısı yapan ve İsrail ile Hamas'ı mevcut durumdan aynı düzeyde sorumlu tutan bir bildiri yayınlamasını engellemesi oldu. Bu engelleme, yüzlerce sivilin ölümüne ve yaralanmasına neden olan bombardımanları uluslararası arenadan gelen yoğun kınamalara ve öfkeye rağmen, Netanyahu’nun ülkesinin askeri operasyonları durdurmaya hazır olmadığını iddia etmesine izin veren bir güven eksikliğine yol açtı. Ancak Biden yönetimine yönelik baskı, onu ilk kez ateşkesi istemek zorunda bıraktı.
İsrail, Gazze'deki yüzlerce hedefi bombalamasını Hamas'ın oluşturduğu tehdide gerekli bir yanıt olarak savunsa da Gazze'deki hayati altyapıyı ve ABD merkezli haber ajansı Associated Press (AP) ofisinin de aralarında olduğu uluslararası basın ofislerinin bulunduğu binayı ve diğer binaları yerle bir eden veya ağır tahribat oluşturan saldırıları, özellikle Amerikalıların İsraillilerle aralarında koordinasyon olduğunu veya saldırı öncesinde bilgilendirildiklerini inkar etmeleri nedeniyle Washington'da kötü izlenimler bıraktı.

Farklı zemin
Doğu Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’ndeki Filistinlileri zorla evlerinden tahliye etme girişimleri ve Hamas'ın İsrail'e karşı devam eden roket saldırılarının Kongre'deki Demokratlar arasında çetrefilli bir siyasi hareketlilik yarattığına şüphe yok. Hatta ABD’nin İsrail ile köklü ve güçlü ilişkilerinden vazgeçmemiş olsalar da, Washington'da onlarca yıldır hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların İsrail’e verdikleri desteğin sorgulanmaya başlamasına yol açtı. Demokratlar, son birkaç gündür Filistinlilere yönelik saldırganlık olarak tanımladıkları gelişmelere karşı daha sert bir duruş sergilenmesi çağrısında bulunmakta tereddüt etmediler.
ABD’nin önceki başkanı Cumhuriyetçi Donald Trump yönetiminin İsrail’e verdiği muazzam destek, ABD yönetimlerinin her iki tarafla birlikte yürüttüğü diplomatik çerçevenin ötesine geçti. Füze saldırılarına ve terörizme karşı kendini savunma hakkı söz konusu olduğunda İsrail'in güvenlik ihtiyaçlarını ve haklarını tanıyan dengeli bir Amerikan politikası görmek isteyen Demokrat Parti'de artık çok güçlü bir yeni zemin oluşturdu. Ancak aynı zamanda Filistinliler hak ve özgürlüklerini elde etmedikçe bu çatışmanın asla bitmeyeceğinin de farkına vardılar.

Demokratların eleştirileri
Şimdi ise Demokratların İsrail hükümetine yönelik eleştirilerini takip etmek oldukça ilginç bir durum. Çünkü bunu, İsrail sınırları içindeki Filistinlilere uygulanan amaca yönelik bir baskı olarak görüyorlar. Örneğin, Filistinlilerin evlerinden zorla tahliyesini uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendiren Demokrat Senatör Chris Van Hollen, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını dış politikasının merkezine yerleştiren Biden yönetiminin, ılımlı ifadelerle yetinmemesi ve sahada bir şeyler yapması gerektiğini vurgulaşmıştır.
Demokrat Senatör Chris Murphy ise Hamas'ı İsrail'e onu kışkırtan füzeler fırlatmakla büyük bir hata yaptığı şeklinde eleştirmesine rağmen olayların bu noktaya ulaşmasının, İsrail hükümetinin gelecekte bağımsız bir Filistin devleti kurulması olasılığını etkin bir şekilde ortadan kaldırmış olmasından kaynaklandığını açıkça belirtti.
ABD’nin üst düzey yetkilileri, ateşkes sağlamak için çaba gösterirken, sivil can kayıpları her geçen gün artıyor. Ateşkesin tek başına, Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümetinin bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını engellemesine son vermeyeceğine dair genel bir fikir birliği var.

Sosyal adalet
Belki de Demokrat Parti’deki sol kesimi, farklı bir duruş sergilemeye iten en önemli nedenlerden biri, Senatör Bernie Sanders'ın New York Times gazetesine verdiği demeçteki, Hamas’ın roketlerinden başka bir yöne, abluka ve işgal altında yaşayan milyonlarca Filistinlinin hayatlarının daha derin gerçekliğine ve İsrailli yetkililerin Filistinlileri kutsal şehrin tartışmalı mahallelerinden birinden zorla tahliye etmeye yönelik yasallığı şüpheli girişimlerine ışık tutan ifadeleridir. Öte yandan Sanders, kendi ifadesiyle Kudüs'teki huzursuzluktan ve yakın bir tarihte yapılması planlanan, ancak uzun zamandır yapılması beklenen bu seçimleri erteleyen Filistin Yönetimi'nin başarısızlıklarından yararlanma girişimi olarak roketli saldırılarda bulunmasını hiçbir şeyin haklı çıkarmayacağını vurguluyor. Ancak Sanders’a göre gerçek şu ki, İsrail, İsrail ve Filistin topraklarında tek egemen otorite olmaya devam ediyor ve barış ve adalet için hazırlanmak yerine asimetrik ve demokratik olmayan kontrolünü sağlamlaştırmaya çalışıyor.
Hem Demokrat Parti’nin hem Cumhuriyetçi Parti’nin İsrail'e yönelik desteklerini sürdürdükleri kabul edilirken, yeni odak noktası sadece bir Filistin devleti kurma hedefi değil, Filistinlilerin haklarıdır. Bu da daha fazla insanı, çatışmaya sosyal adalet açısından bakmaya itti. Geçtiğimiz yaz ABD’de pek çok kişiye sosyal adalet ve eşitlik talep etme konusunda ilham veren ‘Black Lives Matter’ (Siyahların Hayatı Önemlidir) gösterileri çizgisinde, Filistinlilerin de hayatlarının ve haklarının önemli olduğu vurgulandı.
Sadece Demokrat Parti’deki sol kanat böyle düşünmüyor. Aralarında İsrail’i güçlü bir şekilde destekleyen siyasetçilerin de bulunduğu bir dizi Demokrat Partili, İsrail’in Gazze saldırılarından kaynaklanan kayıplardan duydukları rahatsızlığı dile getiren açıklamalar yaptılar. Bazıları İsrail'i apartheid politikalarını kullanmakla suçlayarak daha da cüretkar davrandılar. Bu son aylarda önde gelen insan hakları grupları tarafından dile getirilen bir suçlamaydı, ancak Washington'da bir tabunun yıkılması anlamına geliyordu.

İnsan hakları sınavı
Özellikle Biden yönetimi, iktidara gelmeden önce dünya çapında insan haklarını savunacağını vurgulamıştı. Biden, Beyaz Saray'a geldikten sonra seçim kampanyası sırasında verdiği sözlere bağlı olduğunu duyurdu. Bugün ise İsrail'in Filistinlilere yönelik muamelesi söz konusu olduğunda, verdiği sözlerden ve değerlerden uzak göründüğünden, kendini dünya sahnesinde zorlu bir sınavla karşı karşıya buldu. Bu durum, diğerlerinin kolayca yararlanabileceği ABD yönetimindeki zayıflıkların orta çıkmasına neden oldu. Amerikan gazeteleri, ABD’nin, Çin'de Sincan Özerk Bölgesi'nde Müslüman Uygur Türklerinin ve diğer etnik azınlıkların haklarını talep etmesi halinde Çin'in bu durumu saldırgan bir şekilde kullanacağı konusunda uyardılar. Gazeteler, Çin’in ABD'yi, BMGK’daki diğer 14 devletin İsrail ile Hamas arasında ateşkes çağrısı yapan bir bildiri yayınlama çabalarını engelleyerek gerekli sorumluluklarını yerine getirmemekle suçlayabileceğinin altını çizdiler.
Washington'daki değişimin belki de en çarpıcı özelliği, merkez solu temsil eden İsrail yanlısı bir örgüt olan J Street’in Başkanı Jeremy Ben-Ami'nin açıklamalarıdır. Ben-Ami, Amerikan yönetimlerinin İsrail'e verdiği mutlak desteğin boş bir çek gibi olduğunu söyledi. Ben-Ami bununla İsrail'in işgali sona erdirmek ve çatışmaya çözüm bulmak için hiçbir şekilde teşvik edilmediğini kastediyordu.
Başkan Donald Trump’ın Netanyahu ile olan yakın ittifakı, Demokratların ve Cumhuriyetçilerin İsrail üzerindeki güçlü mutabakatının aşınmasına katkıda bulunmuş olabilir. Ancak Demokratların birçoğu, Obama yıllarında, Biden da dahil olmak üzere, Trump'ın öncüllerinin İsrail’in yerleşim faaliyetlerini istikrarlı bir şekilde sürdürmesine engel olmadığını veya bağımsız bir Filistin devleti kurulması olasılığını engellemede İsrail'e herhangi bir kısıtlama getirmediğini kabul ediyor. Bu nedenle, ABD’nin İsrail'in güvenliğine olan bağlılığı, Amerikan yönetiminin artık Filistin topraklarında devam eden ilhakı durdurmak ve başlı başına bir devlet olduğu gerçekliğini güçlendirmek için çalışmanın önemini fark etmesi gerektiğiyle bağlantılı görünüyor.

Görüş ayrılığı ortamı
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Tutum değişiklikleri sadece Demokrat Parti ile sınırlı görünmüyor. ABD merkezli Gallup araştırma şirketinin gerçekleştirdiği bir ankete göre Amerikalıların zayıf bir çoğunluğu, ABD yönetiminin, İsrail'e daha fazla baskı yapması gerektiğine inanıyor.
Maryland Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan ve son otuz yılını Amerikalılar arasında Filistin-İsrail çatışmasına ilişkin görüşlerini belirttikleri anketler yaparak geçiren Shibley Telhami, Ankete katılan Amerikalıların çoğunun, Kongre üyelerinin İsrail'i, onları seçen Amerikan kamuoyunun istediğinden çok daha fazla desteklemeye meyilli olduğuna inandıklarını söyledi.
Telhami tarafından yapılan araştırmalara göre Demokrat seçmenlerin çoğunluğu, İsrail'in yerleşim birimleri inşasını daha fazla alana yayması nedeniyle yaptırımların veya en azından bazı daha sert önlemlerin uygulanması gerektiğini düşünüyorlar. Araştırmalar, iki devletli bir çözümün artık mümkün olmadığına işaret ediyor.
Yine Telhami’nin araştırmalarına göre Cumhuriyetçi seçmenlerin çoğunluğu da dahil olmak üzere Amerikalıların büyük bir çoğunluğu, artık İsrail'in tüm vatandaşlar için tam eşitliğin olmadığı bir Yahudi devleti değil, demokratik bir devlet olmasını tercih ediyorlar.
Biden yönetiminin ateşkes çabalarının başarılı olup olmayacağını bir kenara, ABD’nin son birkaç gündür tanık olduğu tartışmalar, ülkede İsrail'e mutlak destek fikrinde net bir değişiklik olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmamaktadır. Bu da ABD yönetiminin şimdi veya gelecekteki davranışlarına ve eylemlerine yansıyabilir.



Amerika, Güney Kore'den Ortadoğu'ya silah sevkiyatı yapmaya hazırlanıyor

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung (DPA)
Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung (DPA)
TT

Amerika, Güney Kore'den Ortadoğu'ya silah sevkiyatı yapmaya hazırlanıyor

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung (DPA)
Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung (DPA)

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD güçlerinin bazı silahları ülke dışına çıkarmalarını engelleyemeyeceğini, ancak bunun Kuzey Kore'ye karşı caydırıcılık kapasitesini etkilememesi gerektiğini söyledi. Bu açıklamayı, söz konusu silahların Ortadoğu'ya konuşlandırılmak üzere hazırlandığına dair haberlerin ardından yaptı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre “Son zamanlarda Kore'de konuşlanmış ABD güçlerinin bazı silahları ülke dışına sevk etmesiyle ilgili bir tartışma var gibi görünüyor” diyen Lee, Seul'un buna karşı olduğunu belirtmesine rağmen, talepte bulunacak durumda olmadığını da belirtti.

Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun cuma günü yaptığı açıklamada, ABD ve Güney Kore ordularının, İran'a karşı bir savaşta kullanılmak üzere Güney Kore'de konuşlanmış bazı ABD Patriot füze savunma sistemlerinin yeniden konuşlandırılması olasılığını görüştüklerini söyledi.

Tayvan Savunma Bakanı Wellington Kuo ise bugün yaptığı açıklamada, ABD'nin Ortadoğu'ya silah transferi konusunda Taipei ile herhangi bir iletişim kurmadığını söyledi.

Parlamento'da gazetecilere konuşan Kuo, Tayvan'da ABD yapımı silahların yeniden konuşlandırılmasının ancak ABD'nin talebi üzerine gerçekleşebileceğini söyledi. Kuo, böyle bir durumda transferden ABD'nin sorumlu olacağını ifade etti.

Kuo, “Ancak şu ana kadar, ABD ile İran arasındaki savaşta ilgili ekipmanlarımızın kullanımı konusunda bizimle iletişime geçmediler” dedi.

ABD, silah cephanesinde Patriot füzeleri bulunan Tayvan'ın ana silah tedarikçisidir.

Demokratik bir hükümet tarafından yönetilen Tayvan, adayı kendi topraklarının bir parçası olarak gören Çin'in artan askeri baskısıyla karşı karşıyadır. Tayvan hükümeti, Pekin'in egemenlik iddialarını reddediyor.

Güney Kore hükümeti kaynaklarına atıfta bulunan medya raporları, Patriot sistemlerinin Orta Doğu'ya yeniden konuşlandırılmak üzere hazırlandığını ve ağır ABD askeri nakliye uçaklarının bunları taşımak için Osan'a ulaştığını belirtti.


İran savaşının başlamasından bu yana İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği en geniş çaplı hava saldırıları

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta İsrail’in gerçekleştirdiği hava saldırısında çadırları yıkılan iki Filistinli kadın ağlıyor, 9 Mart 2026. (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta İsrail’in gerçekleştirdiği hava saldırısında çadırları yıkılan iki Filistinli kadın ağlıyor, 9 Mart 2026. (AP)
TT

İran savaşının başlamasından bu yana İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği en geniş çaplı hava saldırıları

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta İsrail’in gerçekleştirdiği hava saldırısında çadırları yıkılan iki Filistinli kadın ağlıyor, 9 Mart 2026. (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta İsrail’in gerçekleştirdiği hava saldırısında çadırları yıkılan iki Filistinli kadın ağlıyor, 9 Mart 2026. (AP)

İsrail, Gazze Şeridi’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları mensuplarını hedef alan suikast operasyonlarını üçüncü gününde de sürdürdü. İsrail güçleri, İran’a karşı başlatılan savaşın ardından pazar gecesi ile pazartesi sabahı arasında Gazze Şeridi’ne yönelik en geniş çaplı hava saldırılarından birini düzenledi. Saldırılarda 7 kişi hayatını kaybetti.

Han Yunus ve Gazze şehrinde gerçekleştirilen iki ayrı suikast saldırısında Kassam Tugayları mensubu bazı kişiler öldürüldü. Gazze Şeridi’nin orta kesimini hedef alan üçüncü saldırıda ise silahlı gruplara mensup herhangi bir kişinin ölmediği, buna karşın iki kadın ile bir çocuğun hayatını kaybettiği bildirildi.

Geçtiğimiz ekim ayında ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girdiğinin açıklanmasından bu yana İsrail’in anlaşmayı ihlal ederek düzenlediği saldırılarda yaklaşık 650 Filistinlinin hayatını kaybettiği belirtildi. 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu sonrasında başlayan savaşta hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısının 72 bini aştığı ifade ediliyor.

Sahadaki kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, pazar gece yarısından sonra bir insansız hava aracı (İHA), yerinden edilmiş sivillerin kaldığı bir çadırda bulunan Kassam Tugayları mensubuna suikast düzenlemeye çalıştı. Ancak hedef alınan kişinin saldırı sırasında çadırda bulunmadığı, saldırı sonucu çevredeki çadırlarda kalan iki kadın ve bir çocuğun hayatını kaybettiği bildirildi. Yaşamını yitirenler arasında, Katar Radyosu muhabiri olarak çalışan 46 yaşındaki gazeteci Emel Şimali’nin de bulunduğu aktarıldı.

dfv
Gazze Şeridi’nin orta kesiminde İsrail hava saldırısında öldürülen gazeteci Emel Şimali’nin cenaze namazını kılan Filistinliler, 9 Mart 2026 (AP)

Filistinli basın kuruluşları, gazeteci Emel Şimali’nin ölümünü duyurdu. Böylece savaş boyunca hayatını kaybeden medya çalışanlarının sayısının 261’e yükseldiği bildirildi.

Bu olaydan önce, Kassam Tugayları’nın üç önde gelen mensubu, Gazze şehrinin batısındaki el-Ketibe bölgesinde bir araya geldikleri sırada düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybetti. Saldırıda bir kişi de ağır yaralandı. Doktorların, çok sayıda ameliyatın ardından yaralının hayatını kurtarmaya çalıştığı belirtildi.

Saha kaynaklarına göre saldırının asıl hedefi, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya kasabasına bağlı birlikler içinde yer alan ve Askalan Taburu kapsamında görev yapan Kassam Tugayları’na bağlı bir timin komutanı olan Nail el-Baravi idi. Saldırıda Baravi ile birlikte timden iki kişi daha hayatını kaybederken, bir kişi de ağır yaralandı.

İsrail ise saldırının, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde kendi birliklerine karşı keskin nişancı saldırısı planladığını öne sürdüğü Hamas mensuplarını hedef aldığını iddia etti. İsrail, geçtiğimiz cumartesi günü Han Yunus’ta düzenlenen ve Kassam Tugayları’nın askeri üretim faaliyetlerinde rol alan önde gelen bir mensubun öldürüldüğü saldırı için de benzer bir iddiada bulunmuştu.

fdbv
İsrail’in gece saldırısında öldürülen Filistinli bir sağlık görevlisinin akrabaları ve meslektaşları, Gazze şehrindeki Şifa Hastanesi’nde sağlık görevlisinin cenazesi başında gözyaşı döktüler, 9 Mart 2026. (AFP)

Dün öğleden sonra bir Filistinli daha, İsrail’e ait Quadcopter tipi İHA’nın Gazze şehrinin güneyindeki ez-Zeytun mahallesinde bulunan Keşku Caddesi’nde bir grup Gazzelinin üzerine el bombası atması sonucu hayatını kaybetti. Olayda yaralanan birkaç kişiyle birlikte hayatını kaybeden kişinin el-Ehli Baptist Hastanesi’ne kaldırıldığı bildirildi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ise yaşananları ‘tehlikeli bir tırmanış ve ateşkes anlaşmasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. Kasım, İsrail’in dünyanın İran ve Lübnan’a yönelik saldırıları takip etmesiyle oluşan gündemi fırsat bilerek Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarını artırdığını ve sınır kapılarını, özellikle de Refah Sınır Kapısı’nı kapalı tutarak kuşatmayı sıkılaştırdığını öne sürdü. Kasım, “İşgal güçleri, bölgeye yönelik saldırılarında aldığı koşulsuz Amerikan desteğinden yararlanarak ateşkesi ihlal ediyor ve Gazze’de sivillere karşı daha fazla katliam gerçekleştiriyor” ifadesini kullandı. Tüm arabuluculara çağrıda bulunan Kasım, İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarının durdurulması, ihlallerin sona erdirilmesi ve Gazze Şeridi üzerindeki ablukaya acilen son verilmesi gerektiğini söyledi.

Suikast operasyonlarının yanı sıra İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde sarı hattın iki tarafında hava saldırıları, topçu atışları, silahlı saldırılar ve patlatma operasyonlarını sürdürdü.

fdv
Gazze şehrindeki bir kampta bulunan yerinden edilmiş Filistinliler (Reuters)

Bu arada Kerem Şalom Sınır Kapısı geçtiğimiz çarşamba gününden bu yana kısmen açık tutuluyor. İran’a karşı yürütülen savaş nedeniyle günlerce kapalı kalan sınır kapısının sınırlı biçimde açılmasıyla Gazze Şeridi’ne kısıtlı miktarda mal girişine izin veriliyor. En iyi ihtimalle günde 100 kamyonu geçmeyen yardım ve ticari malın girişine izin verilirken, İsrail makamları Kissufim Sınır Kapısı ve Zikim Sınır Kapısı’nı kapalı tutmayı sürdürüyor.

İsrail ayrıca dün, İran’a karşı başlatılan savaşın ardından ilk kez Gazze Şeridi’ne yemek pişirmede kullanılan gaz taşıyan 4 kamyonun girişine izin verdi.

Öte yandan Hamas yönetimi, mal kıtlığına rağmen Kerem Şalom Sınır Kapısı’nın kısmen açık tutulmasıyla piyasayı ve fiyatları kontrol altında tutmaya çalıştığını açıkladı. Hükümet tarafından yapılan açıklamalarda, ‘fiyatları yükseltmek ve halkın temel ihtiyaç maddelerine olan ihtiyacını istismar etmek’ suçlamasıyla çok sayıda tüccar ve satıcının faaliyetlerinin durdurulduğu bildirildi.


Trump: Karmaşık bir askeri operasyon yürütüyoruz ve İran'ın ne zaman teslim olacağını bilmiyoruz

Trump, Cumhuriyetçi Parti'nin konferansında konuşurken (Reuters)
Trump, Cumhuriyetçi Parti'nin konferansında konuşurken (Reuters)
TT

Trump: Karmaşık bir askeri operasyon yürütüyoruz ve İran'ın ne zaman teslim olacağını bilmiyoruz

Trump, Cumhuriyetçi Parti'nin konferansında konuşurken (Reuters)
Trump, Cumhuriyetçi Parti'nin konferansında konuşurken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran'a karşı savaşın ‘kısa süreli bir yolculuk’ olacağını söyledi. Tahran'a karşı zaferin henüz ‘yeterince’ elde edilmediğini vurgulayan Trump, “Karmaşık bir askeri operasyon yürütüyoruz ve İran'ın ne zaman teslim olacağını bilmiyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD-İsrail saldırısının hedeflerine ulaştığını belirten ABD Başkanı, savaşın ‘yakında sona ereceğini ve tekrar alevlenirse çok daha sert vurulacaklarını’ söyledi.

Trump, Florida'nın Doral kentindeki golf kulübünde Cumhuriyetçi Kongre üyelerinin katıldığı bir toplantıda, CBS'ye savaşın ‘sona ermek üzere olduğu’ açıklamasında bulundu ve savaşın takvimine dair belirsizliği artırdı.

Trump, Florida'daki toplantıda “Bazı insanları ortadan kaldırmak için bunu yapmamız gerektiğini düşündüğümüz için küçük bir yolculuğa çıktık. Bu yolculuğun kısa süreceğini göreceksiniz” şeklinde konuştu.

Trump, İran deniz ve hava kuvvetlerinin yok edilmesinin yanı sıra İran'ın füze programına da tekrar değindi. Ancak, CBS'ye yaptığı açıklamalar petrol fiyatlarının düşmesine ve borsa endekslerinin yükselmesine neden olan Trump, ABD ve İsrail'in daha fazlasını yapması gerektiğini söyledi. “Birçok yönden zaten kazandık, ancak yeterince kazanmadık” diyen Trump, İran'a karşı ‘nihai zafer’ çağrısında bulundu. Eski Dini Lider Ali Hamaney ve diğer İranlı yetkililerin öldürülmesine atıfta bulunan ABD Başkanı, ülkesinin ‘düşman tamamen ve kesin olarak yenilgiye uğratılana kadar geri adım atmayacağını’ söyledi.

Tahran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki petrol akışını durdurması halinde ABD'nin İran'a çok daha büyük bir güçle saldıracağı uyarısında bulunan Trump, sosyal medya hesabından şöyle yazdı:

“İran, Hürmüz Boğazı'ndaki petrol akışını kesintiye uğratacak herhangi bir şey yaparsa, ABD şimdiye kadar aldığı darbenin yirmi katı güçle karşılık verecek.”

Trump, “Ayrıca, kolayca yok edilebilecek hedefleri yok edeceğiz ve İran'ın bir ülke olarak yeniden inşa olmasını pratik olarak imkansız hale getireceğiz. İran'ın başına ölüm, ateş ve öfke gelecek. Ama umarım ve dua ediyorum ki bu olmaz!” diye ekledi.

CBS News’e konuşan ABD başkanı, İran'a karşı savaşın ‘büyük ölçüde bittiğini’ ve Washington'ın dört ila beş haftalık ilk takvimin ‘çok ilerisinde’ olduğunu düşündüğünü söyledi.

Trump, Hürmüz Boğazı hakkında sorulan bir soruya verdiği yanıtta, gemilerin halen boğazdan geçmeye devam ettiğini, ancak ‘bu boğazı ele geçirmeyi düşündüğünü’ söyledi. Savaş, küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) akışının yaklaşık beşte birini taşıyan, dünyanın ana petrol nakil rotalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasına neden oldu.

ABD ve İsrail 28 Şubat'ta İran'a saldırmaya başladı. İran, buna İsrail ve Körfez ülkelerine saldırarak karşılık verdi. Trump, İran'da Dini Lider Ali Hamaney dahil onlarca kişinin hayatını kaybettiği savaş için şimdiye kadar değişen hedefler ve takvimlerden söz etti.

İran'ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney hakkında ise “Ona bir mesajım yok” diyen Trump, Hamaney’in yerine geçecek birini düşündüğünü de sözlerine ekledi, ancak ayrıntılara girmedi. Trump daha önce, İran'ın en üst düzey isminin seçiminde söz sahibi olmak istediğini belirtmiş, ancak Tahran bunu reddetmişti.