Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Caca, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Lübnan’daki iktidar, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti’

Samir Caca (Reuters)
Samir Caca (Reuters)
TT

Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Caca, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Lübnan’daki iktidar, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti’

Samir Caca (Reuters)
Samir Caca (Reuters)

Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Samir Caca, Cumhurbaşkanı Mişel Avn dönemi için “Daha iyi olabilirdi. Ancak fırsatı kaçırdı ve bizi, Lübnan’ın, modern tarihinde hiç yaşamadığı bir duruma götürdü” ifadelerini kullandı. Caca, “Mevcut otorite, ister yabancı isterse de Arap olsun, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti ve tüm güvenilirliğini yitirdi. Lübnan’ın başını toprağın altına koydu ve ne dışarıda ne de içeride kimse ona inanmıyor” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Caca, hükümeti kurmakla yetkili Saad Hariri’nin hükümetin kurulmasını ‘engellemesine’ dair Avn’ın Temsilciler Meclisi’ne mesajının, hükümetin yakın zamanda kurulmasına ilişkin tüm umutları tükettiğini belirtti. Caca, Lübnan’daki krizden çıkmanın tek yolunun iktidarı yeniden üreten erken parlamento seçimleri olduğunu ifade etti.
Samir Caca, geçtiğimiz Perşembe günü Suriye rejimine destek veren Suriyelilerle yaşanan çatışmaların ardından ‘Lübnan Kuvvetleri’ne karşı başlatılan kampanyanın ‘acımasızca’ olduğunu söyledi. Caca, bu durumun, Suriye istihbarat servislerinden, Lübnan’daki gruplarından ve yandaş partilerden Suriyeli mültecilerin Lübnan’daki varlıklarının sömürülmesiyle yaşananlarla hiçbir ilgisi olmadığını belirtti. Samir Caca, “Bu, tüm yasaları ve düzenlemeleri ihlal eden bir meseledir. Çünkü bir mülteci veya yerinden edilmiş bir kişi, tüm uluslararası yasalarda, tıpkı herkes gibi tam insan haklarına sahiptir. Ancak yerinden edildiği ülkede hiçbir siyasi hakkı bulunmuyor” değerlendirmesinde bulundu. “Bu mantıkla, Beşşar Esed’i destekleyenlerin ve ona oy vermeye gidenlerin, rejim onlara bir tehdit oluşturmadığı takdirde o zaman Suriye’ye gidebilir” diyen Caca, “Suriye bayrakları, Beşşar Esed’in fotoğrafları ve ilgili marşlar çaldıkları hoparlörlerle Esed’in zulmünden zarar gören bölgelerde yürüyüşler düzenlemeleri, kesinlikle kabul edilemez” dedi. Caca ayrıca, ‘mültecilerin bir kısmının tüm ilke ve inançlardan, ayrıca Lübnan egemenliğinden uzak siyasi hedefler için seferber edildiğini’ reddetti.
Caca, çatışmaların ardından Lübnan Kuvvetleri için yapılan ‘yol kesici’ benzetmesini de sert bir dille reddederken, “Biz haydut değiliz, barış elçileriyiz. Lübnan savaşından sonra Lübnan barışının bedelini ödeyenlerin çoğu, etkili bir devlet ve hukuk devleti inşa etmek isteyenlerin çoğu biziz. Ama ülkenizin bir anlamda ihlal edildiğini görürseniz, işleri yoluna sokmanız gerekir” ifadelerini kullandı. Samir Caca, “Dün açıkça gördüğümüz bir şekilde ülkemizin gasp edilmesini dün de bugün de kabul etmedik, yarın da kabul etmeyeceğiz” dedi.

Caca: Mevcut otorite, tüm tanınırlığını kaybetti
Lübnan’daki krize ve bununla başa çıkma yollarına gelince, Caca açısından durum açık. Zira Lübnan’daki sorun teknik değil. Yani sorun, bu veya şu vergi politikası ve bu ekonomik politika arasında seçim yapmak anlamına gelmiyor. Aksine sorun, tüm anlamıyla bir otorite sorunu. Bu çerçevede Samir Caca, “Bu nedenle detaylarda veya teknik yönlerde çözüm aramaya çalışmak boşunadır. Ancak sonuçta mevcut sorunları çözmek için teknik yönler gereklidir. Ama tüm bunlardan önce, siyasi irade ve siyasi niyete ihtiyaç var ve bu şu anda mevcut değil” açıklamasında bulundu. Lübnan Kuvvetleri Başkanı, “Mevcut otorite, ister yabancı isterse de Arap olsun, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti ve tüm güvenilirliğini yitirdi. Lübnan’ın başını toprağın altına soktu ve ne dışarıda ne de içeride kimse ona inanmıyor. Dolayısıyla hükümet kurma meselesi bile, bir yere varacağı hususunda umut vermiyor. Bu noktada bir buçuk yıldır bir hükümet kurma sürecine giremedik. Dr. Mustafa Edib hususunda, kendisine yönelik saygımızla birlikte, onun adı altına ve kurmaya çalıştığı hükümetin altına girmeyi kabul etmedik. Çünkü mevcut otoritenin varlığıyla, şu sözün doğru olduğunu biliyoruz; ‘Felç durumunun tedavisi bulunmuyor’” değerlendirmesinde bulundu.
Çözüme ilişkin olarak ise “Tek bir çözüm var; Mevcut otoriteyi erken parlamento seçimleri yoluyla yeniden yapılandırmak” diyen Caca, “İlk andan itibaren erken parlamento seçimleri öneriyoruz ve bunu yapmaya devam edeceğiz. Çünkü bize göre Lübnan’da gerçek bir değişime ve ciddi bir kurtarmanın başlangıcına olanak sağlayabilecek tek çözüm bu” ifadelerini kullandı.

Özgür Yurtsever Hareket ve Hizbullah vurgusu
Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı, iktidar güçlerinin yönetime sıkı sıkıya tutunması çerçevesinde bu çözüme ulaşmanın yolu hakkında da görüş bildirdi. Caca, “Devamlı siyasi ve medya baskısından başka aracımız yok. Halk gruplarının ve siyasi grupların çoğu bu gerçeklikten hoşnut olursa, yaptığımızdan fazlasını yapamayacağımız için sorumluluk almalılar” dedi. Mevcut otoritenin halk iradesinin bir yansıması olup olmadığına ilişkin olarak ise, “İktidara sıkı sıkıya bağlı güçleri destekleyen halk çoğunluğu çözüme yardımcı olmalı. Bugün Özgür Yurtsever Hareket gruplarının geri kalanı ve Hizbullah yandaşları geri çekilirse bu, çözüme yardımcı olacaktır. Ama bizi buraya getiren taraflara ve güçlere tutunmaya devam etmek istiyorlarsa, bu bağlılığın sonuçlarına katlanmak zorundalar. Ne yazık ki, Lübnan halkının geri kalanı, bazılarının kendi liderliklerine ve partilerine bağlılığın bedelini ödüyor” şeklinde konuştu.

Yaklaşan seçimler
Caca, ‘çok büyük uluslararası ve Arap baskısını’ gerekçe göstererek, gelecek yıl yapılması planlanan parlamento seçimlerini erteleme olasılığını uzak görürken, “Tüm Arap ve yabancı güçler, yaklaşan parlamento seçimlerinin ertelenmesini önermeye yönelen Lübnanlı yetkililere karşı ciddi adımlar atmaya hazır. Bundan daha fazlasını söyleyeceğim, milletvekili seçimlerinin ‘meydana gelen ve seçimlerin zamanında yapılması için giderek daha fazla gerçekleşecek olan çok büyük baskıya dayanarak’, zamanında yapılması kaçınılmazdır. Ama şu andan seçimlere kadar sürece ilişkin sorun şu ki, her gün yeni bir kriz ortaya çıkıyor ve Lübnan, şu an yaşadığımıza benzer bir 365 güne tahammül edemez. Bu nedenle ve özellikle de Cumhurbaşkanının parlamentoya verdiği mesajdan sonra, bir hükümet kurma ümidi azaldığı için parlamento seçimleri yapma önerimize bağlı kalmaya devam edeceğiz” dedi.
Tek endişesinin cumhurbaşkanlığına ulaşmak için milletvekili sayısını artırmak olduğunu belirten Samir Caca, “Siyasi projemizi ortaya koyabilmek için otorite içindeki tüm pozisyonlara ilerlemek istiyoruz. Bu doğaldır ve bu herhangi bir siyasi partinin varlığının sebebidir” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte Caca, “Kelimenin tam anlamıyla başkanlığa ulaşmak isteyen herkes, parlamentodaki hiçbir seçmenin hoşnutsuzluğuna sebep olmamalı, sağa sola gitmeli ve hiçbir konuda net bir tutum takınmamalıdır. Anlaşmalara ve uzlaşmalara ulaşmalıdır. Sonuç olarak bu benzetme, ne benim için ne de açık ve tutarlı tavırlar takınan Lübnan Kuvvetleri için geçerli değil” dedi.

“Sözde muhalefet güçleri artık muhalif değil”
Muhalefet güçlerinin bu otorite karşısında bir vizyon veya tavır ortaya koyamamasının nedenine de değinen Lübnan Kuvvetleri Başkanı, “Sözde muhalefet güçleri artık muhalif değil. Muhalefet güçleri Lübnan Kuvvetleri Partisi, Ketaib Partisi ve sivil toplumu temsil etme sözü verenlerin bazıları için bir kinaye haline geldi. Toplumun birçok üyesi gibi bunlar, gerçek muhalif güçlerdir” dedi. Öte yandan Caca, ‘bir yandan temsil ettikleri karakterleri, diğer yandan da bazı üyelerinin güvenilirliği konusunda ciddi olarak sorgulanan sivil toplumdan bazı yeni gruplara’ ilişkin soru işaretleri olduğuna dikkati çekti. Bununla birlikte Caca’nın “Aramızda, bir çabamız olmadan birleşik bir vizyon var” dediği gibi bu durum, Ketaib ile birleşik bir konuma uzanmıyor.
Caca, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın sona yaklaşan dönemine dair yorum yapmayı reddederek cevabı halka bırakırken, “Avn’ın dönemi, Lübnan’ın en iyilerinden biri olabilirdi. Ama ne yazık ki 2016’da bu fırsat kaybedildi. Onlardan beklenenin veya yapmaları gerekenin tam tersini yaptılar” dedi. Samir Caca, “Lübnan, modern tarihinde içinde bulunduğumuz duruma benzer bir durum yaşamadı. Ama şu anda bunu konuşmanın bir faydası yok, hepimizin erken parlamento seçimlerinin mümkün olan en hızlı zamanda yapılması için daha çok çaba sarf etmesi gerekiyor. Elimizdeki tek kurtuluş kapısı bu” değerlendirmesinde bulundu.
“Bu seçimler gerçekten de otoriteyi yeniden şekillendirebilecek mi?” sorusuna Samir Caca, “Lübnan halkının çektiği onca şeyden sonra, bazıları 2016’da oy kullandıkları gibi oy kullanmak isterse, ‘La Havle Vela Kuvvete İlla Billah’” şeklinde yanıt verdi. Caca, “İnsanlar sorumluluklarını üstlenmek zorundalar, ancak kişisel görüşüme göre, insanlar bu iki yılda maruz kaldıklarından daha fazla eziyete maruz kalamazlar. Aynı siyasi elitlere aynı şekilde oy verirlerse sonuç, felaket olur ve yaşanmaz bir toplum oluruz. Parlamento içindeki dengede değişikliğe uzanan bir farklılık olacağını umuyorum. Bu nedenle yeni bir gerçek başkan ve etkili bir kurtarma hükümeti için umudumuz var” ifadelerini kullandı.

 


Alpler'de çığ kabusu: Üç günde 4 can kaybı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Alpler'de çığ kabusu: Üç günde 4 can kaybı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Pazartesi günü Fransız Alpleri'nde meydana gelen çığlarda iki kayakçı hayatını kaybetti ve böylece üç günde toplam 4 kişi öldü.

Polis, Grenoble yakınlarındaki Saint-Agnes'te, Belledonne sıradağlarında pist dışında kayak yapan 38 yaşında bir adamın öğleden sonra saat 4'ten kısa bir süre önce öldüğünü bildirdi. Yanında bulunan diğer kayakçıysa yara almadı.

Savcı Marion Lozac'hmeur, İtalyan sınırındaki Montgenevre yakınlarında pist dışında kayak yaparken "çok büyük bir çığ" altında kalan 30'lu yaşlarının başlarında başka bir adamın da öldüğünü söyledi.

Ona da bir başka kayakçı eşlik ediyordu ve o da yara almadı.

Lozac'hmeur daha önce, cumartesi günü Fransa'nın güneydoğusundaki Saint-Veran köyü yakınlarında bir çığ tetiklenmesi sonucu iki kayakçının öldüğünü bildirmişti.

30'lu yaşlarındaki iki kurban, Tete de Longet dağ zirvesinin kuzey yamacından aşağıya doğru büyük bir çığ altında kalan 4 kişilik bir grubun parçasıydı. Diğer iki kayakçı yara almadan kurtuldu.

Ölüm nedeninin belirlenmesi için otopsi yapılacak.

Son günlerde Alpler'de yoğun kar yağışı birkaç çığa neden oldu. Aralıkla şubat arası kuzey yarımkürede en yoğun sezon.

Alp kurtarma servisi, cumartesi günü Milano Cortina Kış Oyunları'nın bazı pistlerine ev sahipliği yapan Trentino Alto Adige ve Lombardiya bölgelerinde kayak yapan üç kişinin öldüğünü bildirdi.

fdvgth
Avrupa Çığ Uyarı Servisi'nin tahminine göre Alpler'de çığ riski yüksek (Avrupa Çığ Uyarı Servisi)

Kadınlar Alp disiplini kayak müsabakalarının düzenlendiği Cortina d'Ampezzo'ya yakın Dolomit Dağları'ndaki Marmolada bölgesinde iki çığ meydana geldi.

Geçen ay,  Fransız Alpleri'ndeki çığda Britanyalı bir adam hayatını kaybetmişti. Yapılan açıklamaya göre, 50'li yaşlarında olduğu tahmin edilen kurban, La Plagne'de pist dışında bir grupla kayak yapıyordu.

Kurtarma ekipleri, 12 Ocak'ta yerel saatle öğleden sonra 2'den kısa süre önce çığ ihbarı almış ve hemen bölgeye sevk edilmişti.

Kimliği açıklanmayan adam, 50 dakikalık bir arama sonucunda yaklaşık 2,5 metre karın altında bulunmuştu.

Avrupa Çığ Uyarı Servisi'ne göre, Avrupa'da bu kayak sezonunda çığlarda en az 66 kişi hayatını kaybetti.

Risk tahminleri yapan kuruluş, kar çığlarının Avrupa'da her yıl ortalama 100 can aldığını belirtiyor.

Independent Türkçe 


Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
TT

Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)

Suriye ordusu Operasyonlar Heyeti, bugün (salı) yaptığı açıklamada, kuzeydoğudaki Haseke kenti çevresinden çekilme sürecinin başlatıldığını duyurdu. Açıklamada, söz konusu adımın hükümet ile Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan anlaşma kapsamında atıldığı belirtildi.

Heyet, Suriye el-İhbariye televizyonunda yayımlanan açıklamasında, ordunun çekildiği bölgelerde İç Güvenlik Güçleri’nin konuşlandırıldığını bildirdi.

Açıklamada, SDG’nin anlaşmayı uygulama konusunda taahhütlerine bağlı kaldığı ve olumlu adımlar attığı ifade edilerek, “Bir sonraki adımı belirlemek üzere izleme ve değerlendirme yapıyoruz” denildi.

Suriye hükümeti ile SDG, geçen ayın sonlarında kapsamlı bir ateşkes, güçlerin ve Kürt idari yapılarının kademeli olarak devlet kurumlarına entegre edilmesi konusunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.

Söz konusu anlaşma; Suriye hükümet güçlerinin, daha önce SDG’nin kontrolünde bulunan kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda yeniden hâkimiyet sağlamasının ardından hayata geçirildi. Anlaşma kapsamında, İçişleri Bakanlığı’na bağlı iç güvenlik güçlerinin, daha önce SDG kontrolünde olan Haseke ve Kamışlı kentlerine girmesi öngörülüyor.

Edinilen bilgilere göre, Haseke–Rakka ve Haseke–Deyrizor yollarının; otobüs, yolcu ve ticari konvoy trafiğine açılması için hazırlıklar yapılıyor. Bu adımın, son güvenlik gerilimleri nedeniyle yaklaşık bir aydır kopuk olan ilin, Suriye’nin diğer vilayetleriyle yeniden bağlantısının kurulmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

Ayrıca, güven artırıcı önlemler çerçevesinde 48 saat içinde her iki taraftan bir grup esirin serbest bırakılabileceği, Kamışlı Havalimanı ile petrol sahalarının en geç bir hafta içinde Suriye hükümetine devrine yönelik işlemlerin tamamlanmasının öngörüldüğü belirtildi.

Bu gelişmeler, anlaşmanın ikinci aşamasını oluşturuyor. Bu aşama; petrol kuyuları ile Kamışlı Havalimanı’nın devrini kapsarken, üçüncü aşamada ise devletin sınır kapıları üzerindeki denetimi üstlenmesi planlanıyor. Bu kapsamda özellikle Türkiye ile Nusaybin Sınır Kapısı ile Irak Kürdistan Bölgesi’ne açılan Semalka Kapısı öne çıkıyor.


Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
TT

Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)

İsmail Derviş

İngiliz gazetesi The Guardian, 2021 yılının mayıs ayı ortalarında, Suriye muhalefetinin Baas rejimine karşı ayaklanmasının patlak vermesinden yaklaşık 10 yıl sonra, “Captagon, Suriye'yi bir uyuşturucu devletine dönüştürdü” başlıklı kapsamlı bir rapor yayınladı.

Raporda, Beşşar Esed'in eski Suriye rejiminin çeşitli uyuşturucu türlerinin imalatı, üretimi ve kaçakçılığına sağladığı resmi destek ele alınıyor. Mahir Esed liderliğindeki 4. Tümen'in subayları tarafından denetlenen laboratuvarlar ve fabrikalar, Suriye'nin güney, orta ve doğu bölgelerine, özellikle de aynı sektörde faaliyet gösteren İran bağlantılı grupların yaygın olduğu bölgelere dağılıyordu.

Ürdün toprakları, eski rejim ve müttefikleri tarafından, öncelikle Arap Körfez ülkeleri ve Mısır'ı hedef alan ‘zehirli maddelerin’ bölgeye kaçak olarak sokulması için kullanıldı. Daha sonra bu ticaret, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapılan ihracatı da kapsayacak şekilde genişledi.

Ürdün ordusu Suriye sınırında kaçakçılarla mücadele ederken, kaçakçılığı durdurmak umuduyla rejimle yakınlaşma temelli başka bir siyasi yol izledi, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı.

Eski Suriye rejimi ile Amman arasında 2023 ve 2024 yıllarında resmi ilişkiler kurulmasına rağmen, Ürdün, ‘Suriye ordusu içindeki unsurların Ürdün'e uyuşturucu kaçakçılığını kolaylaştırdığı’ suçlamasının yapıldığı birkaç resmi açıklamada bulundu.

Sonuç olarak Suriye, on yılı aşkın bir süredir uluslararası güvenlik kurumları ve sınır kontrol kurumlarının zihninde, özellikle captagon gibi büyük miktarlarda üretilip piyasalara kaçak olarak sokulan ve Suriye'nin modern tarihini değiştiren ‘Saldırganlığın Caydırılması Operasyonu’ başlatılmadan önce uyuşturucu maddelerin yasadışı akışında büyük rakamlara ulaşan küresel bir uyuşturucu üretim ve kaçakçılığı merkezi olarak anılmaya devam etti.

Uyuşturucu üretimi yüzde 80 azaldı

Suriye ayaklanmasının zaferinden bir yıl sonra, 2025 yılının aralık ayı sonlarında, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) Suriye'deki captagon üretiminin gerçek durumu hakkında bir rapor yayınladı.

Raporda, 2024 yılının aralık ayından bu yana yeni Suriye hükümetinin, captagon üretimi ve kaçakçılığıyla mücadele çabaları çerçevesinde captagon depolamak için kullanılan yaklaşık 15 endüstriyel laboratuvar ve 13 küçük tesisi kapatmış olduğu belirtildi.

dsfvdsv
BM verileri, bu kampanyanın daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinde önemli bir kesintiye yol açtığını gösteriyor (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) ofisi, Suriye'de captagonun 2024 aralığından önce günlük üretiminin milyonlarca tablete ulaştığını, ancak siyasi değişimin ardından sadece bir yıl içinde Suriye'deki captagon üretiminin yaklaşık yüzde 80 oranında keskin bir düşüş gösterdiğini belirtti. Bu, uzun süredir yasadışı uyuşturucu ihracatında lider konumda olan bir ülkede eşi görülmemiş bir düşüştü.

BM’nin verilerine göre büyük laboratuvarların imha edilmesi, saklanma yerleri ve dağıtım ağlarını hedef alan yaygın baskınlar ve komşu ülkelerle istihbarat alanındaki iş birliği, daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinin önemli ölçüde bozulmasına yol açtı.

Captagon imparatorluğunun çöküşü

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nden yapılan açıklamada, yeni Suriye'nin artık captagon veya diğer türdeki uyuşturucuların üreticisi veya imalatçısı olmadığı vurgulandı. Son aylarda ele geçirilen miktarların, Beşşar Esed rejiminin çöküşünden önce üretilmiş ve yurt dışına kaçırılmak üzere oldukları belirtilen açıklamada, “Suriye'nin özgürleştirilmesinden sonra, en tehlikeli aşama olan üretim aşamasını sona erdirebildik. Amacımız, eski rejim tarafından kurulan captagon imparatorluğunu yıkmaktı” denildi.

İçişleri Bakanlığı, son operasyonun Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi tarafından güney bölgelerinde yürütülen, uyuşturucu maddelerin ticareti ve kaçakçılığı konusunda uzmanlaşmış bir suç şebekesini hedef alan koordineli bir çaba olduğunu belirtti.

Bu çabalar, Ürdün'e kaçakçılık amacıyla getirilen büyük miktarda uyuşturucu maddenin ve gelişmiş kaçakçılık araçlarının ele geçirilmesinin yanı sıra, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına da yol açtı. Son ele geçirilenler arasında yaklaşık 2,5 milyon captagon hapı, tahmini ağırlığı 151 kilogram olan 605 torba esrar, 10 silindir helyum gazı, 75 balon, 30 plastik havan topu mermisi, uyuşturucu ile doldurulmuş bu mermileri fırlatmak için kullanılan bir top, bir insansız hava aracı ve iletişim cihazları ele geçirildi. Ele geçirilen tüm eşyalar müsadere edildi ve tutuklananlar, haklarında gerekli yasal işlemlerin yapılması için yetkili adli makamlara sevk edildi.

Uyuşturucuyla mücadele için bölgesel iş birliği

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şunlar yer aldı:

“Birkaç gün önce, 2025 yılının ikinci yarısında Suriye'de uyuşturucuyla mücadele çabalarımızın sonuçlarını açıkladık. Altı aylık bir süre içinde, Suriye topraklarında uyuşturucu ile mücadele çalışmaları kapsamında yaklaşık 25,2 milyon captagon hapı ve 1.750 kilogram esrar ele geçirildi. Bu arada, uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabaları sonucunda yaklaşık 23 milyon captagon hapı, 500 kilogram uyuşturucu üretiminde kullanılan hammadde, yaklaşık 54 kilogram kristal metamfetamin ve 229 kilogram esrar ele geçirildi. Ancak, dış veya uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabalarına en büyük darbe Suriye ve Türkiye arasında vuruldu. Bu iki ülke, 14 milyon captagon hapına el koymayı ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 26 üyesini tutuklamayı başardı. Suriye ve Irak arasında yaklaşık 6 milyon hap ve 119 kilogram esrar ele geçirildi ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 31 üyesi tutuklandı.”

sdcfrgt
Bu çabalar, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına yol açtı (AFP)

Bakanlık Suriye ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği kapsamında Suriye ile Kuveyt arasında yaklaşık 1,2 milyon captagon hapı ve 100 bin larica hapı, Suriye ile Ürdün arasında ise Brezilya'dan gelen 1,094 milyon hap ve 153 kilogram kokain ele geçirildi. Bu çabalar sonucunda yaklaşık 230 bin captagon hapının ele geçirildiğini ve kaçakçılık ağlarıyla temas halinde olan üç kişinin tutuklandığını kaydetti.

Çözümlerin önündeki engeller

Öte yandan Suriyeli gazeteci Abdullah Muslim, tüm verilerin önceki rejim dönemine kıyasla uyuşturucu kaçakçılığında önemli bir düşüşe işaret ettiği değerlendirmesinde bulundu. Müslim’e göre bu düşüş, güvenlik kampanyaları ve daha önce üretim, depolama veya transit merkezleri olarak kullanılan belirli geçiş noktaları ve bölgelerdeki daha sıkı kontrollerle kesinlikle ilişkilendirilebilir. Ancak, bu çabalar bu tehlikeli olgunun sona erdiği anlamına gelmez. Uyuşturucu kaçakçılığının tamamen ortadan kaldırılmasını engelleyen yapısal zorlukların halen olduğunu ifade eden Müslim, “En önemlisi Lübnan sınırının net bir şekilde belirlenmemiş olması, bu da kaçakçılık ağları tarafından istismar edilen coğrafi boşluklar yaratıyor. Bunun yanında sınır kontrolündeki zayıf teknik ve teknolojik kapasite, yetkililerin özellikle de geleneksel yöntemlerle güvenliğini sağlamak zor olan dağlık ve engebeli bölgelerde sızma ve kaçakçılığı kontrol etme yeteneğini sınırlıyor” ifadelerini kullandı.

Sadece rakamlara odaklanmak yeterli mi?

Öte yandan insan hakları savunucusu ve gazeteci Büşra Salih, “Sadece rakamlara odaklanmak yeterli değil. Bu, bağımlılığın önlenmesi ve sosyal tedavisi için politikalarla dengelenmeli. Çünkü iç kaçakçılıktan etkilenen topluluklar, halk sağlığı ve aile istikrarı açısından bu yasadışı endüstrinin sonuçlarından mustarip olmaya devam ediyor” yorumunda bulundu.

Salih, “Güvenlik çabaları önemli olsa da yıllardır uyuşturucunun ve Suriye şehir ve köylerinde kaçakçılık ağlarının gayri resmi işgalinin zarar verdiği toplulukları rehabilite etmek için programlarla desteklenmesi gerekir” diye ekledi.

Çok cepheli bir savaş

Sonuç olarak, gözlemciler Suriye'nin bir yıl içinde bölgenin en büyük uyuşturucu ihracatçılığından, uyuşturucu kaçakçılığı ağlarıyla mücadelede lider konuma gelmesinin, ülkenin modern güvenlik ve ekonomi tarihindeki en dramatik değişimlerden biri olduğunu düşünüyor. BM’ye göre yeni devlet, savaş ekonomisini finansman operasyonlarına bağlayan yasadışı üretim sistemini ve modern ve sofistike üretim üslerini ortadan kaldırmayı başardı. Ancak, en acil yanıt bekleyen soru, yeni kaçakçılık yöntemleri ve geleneksel güvenlik çerçevesinin dışında uyuşturucu ile mücadele çabalarına toplumun gerçek katılımını sağlama ihtiyacı karşısında bu dönüşümün sürdürülebilirliği olmaya devam ediyor.