Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Caca, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Lübnan’daki iktidar, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti’

Samir Caca (Reuters)
Samir Caca (Reuters)
TT

Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Caca, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Lübnan’daki iktidar, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti’

Samir Caca (Reuters)
Samir Caca (Reuters)

Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Samir Caca, Cumhurbaşkanı Mişel Avn dönemi için “Daha iyi olabilirdi. Ancak fırsatı kaçırdı ve bizi, Lübnan’ın, modern tarihinde hiç yaşamadığı bir duruma götürdü” ifadelerini kullandı. Caca, “Mevcut otorite, ister yabancı isterse de Arap olsun, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti ve tüm güvenilirliğini yitirdi. Lübnan’ın başını toprağın altına koydu ve ne dışarıda ne de içeride kimse ona inanmıyor” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Caca, hükümeti kurmakla yetkili Saad Hariri’nin hükümetin kurulmasını ‘engellemesine’ dair Avn’ın Temsilciler Meclisi’ne mesajının, hükümetin yakın zamanda kurulmasına ilişkin tüm umutları tükettiğini belirtti. Caca, Lübnan’daki krizden çıkmanın tek yolunun iktidarı yeniden üreten erken parlamento seçimleri olduğunu ifade etti.
Samir Caca, geçtiğimiz Perşembe günü Suriye rejimine destek veren Suriyelilerle yaşanan çatışmaların ardından ‘Lübnan Kuvvetleri’ne karşı başlatılan kampanyanın ‘acımasızca’ olduğunu söyledi. Caca, bu durumun, Suriye istihbarat servislerinden, Lübnan’daki gruplarından ve yandaş partilerden Suriyeli mültecilerin Lübnan’daki varlıklarının sömürülmesiyle yaşananlarla hiçbir ilgisi olmadığını belirtti. Samir Caca, “Bu, tüm yasaları ve düzenlemeleri ihlal eden bir meseledir. Çünkü bir mülteci veya yerinden edilmiş bir kişi, tüm uluslararası yasalarda, tıpkı herkes gibi tam insan haklarına sahiptir. Ancak yerinden edildiği ülkede hiçbir siyasi hakkı bulunmuyor” değerlendirmesinde bulundu. “Bu mantıkla, Beşşar Esed’i destekleyenlerin ve ona oy vermeye gidenlerin, rejim onlara bir tehdit oluşturmadığı takdirde o zaman Suriye’ye gidebilir” diyen Caca, “Suriye bayrakları, Beşşar Esed’in fotoğrafları ve ilgili marşlar çaldıkları hoparlörlerle Esed’in zulmünden zarar gören bölgelerde yürüyüşler düzenlemeleri, kesinlikle kabul edilemez” dedi. Caca ayrıca, ‘mültecilerin bir kısmının tüm ilke ve inançlardan, ayrıca Lübnan egemenliğinden uzak siyasi hedefler için seferber edildiğini’ reddetti.
Caca, çatışmaların ardından Lübnan Kuvvetleri için yapılan ‘yol kesici’ benzetmesini de sert bir dille reddederken, “Biz haydut değiliz, barış elçileriyiz. Lübnan savaşından sonra Lübnan barışının bedelini ödeyenlerin çoğu, etkili bir devlet ve hukuk devleti inşa etmek isteyenlerin çoğu biziz. Ama ülkenizin bir anlamda ihlal edildiğini görürseniz, işleri yoluna sokmanız gerekir” ifadelerini kullandı. Samir Caca, “Dün açıkça gördüğümüz bir şekilde ülkemizin gasp edilmesini dün de bugün de kabul etmedik, yarın da kabul etmeyeceğiz” dedi.

Caca: Mevcut otorite, tüm tanınırlığını kaybetti
Lübnan’daki krize ve bununla başa çıkma yollarına gelince, Caca açısından durum açık. Zira Lübnan’daki sorun teknik değil. Yani sorun, bu veya şu vergi politikası ve bu ekonomik politika arasında seçim yapmak anlamına gelmiyor. Aksine sorun, tüm anlamıyla bir otorite sorunu. Bu çerçevede Samir Caca, “Bu nedenle detaylarda veya teknik yönlerde çözüm aramaya çalışmak boşunadır. Ancak sonuçta mevcut sorunları çözmek için teknik yönler gereklidir. Ama tüm bunlardan önce, siyasi irade ve siyasi niyete ihtiyaç var ve bu şu anda mevcut değil” açıklamasında bulundu. Lübnan Kuvvetleri Başkanı, “Mevcut otorite, ister yabancı isterse de Arap olsun, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti ve tüm güvenilirliğini yitirdi. Lübnan’ın başını toprağın altına soktu ve ne dışarıda ne de içeride kimse ona inanmıyor. Dolayısıyla hükümet kurma meselesi bile, bir yere varacağı hususunda umut vermiyor. Bu noktada bir buçuk yıldır bir hükümet kurma sürecine giremedik. Dr. Mustafa Edib hususunda, kendisine yönelik saygımızla birlikte, onun adı altına ve kurmaya çalıştığı hükümetin altına girmeyi kabul etmedik. Çünkü mevcut otoritenin varlığıyla, şu sözün doğru olduğunu biliyoruz; ‘Felç durumunun tedavisi bulunmuyor’” değerlendirmesinde bulundu.
Çözüme ilişkin olarak ise “Tek bir çözüm var; Mevcut otoriteyi erken parlamento seçimleri yoluyla yeniden yapılandırmak” diyen Caca, “İlk andan itibaren erken parlamento seçimleri öneriyoruz ve bunu yapmaya devam edeceğiz. Çünkü bize göre Lübnan’da gerçek bir değişime ve ciddi bir kurtarmanın başlangıcına olanak sağlayabilecek tek çözüm bu” ifadelerini kullandı.

Özgür Yurtsever Hareket ve Hizbullah vurgusu
Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı, iktidar güçlerinin yönetime sıkı sıkıya tutunması çerçevesinde bu çözüme ulaşmanın yolu hakkında da görüş bildirdi. Caca, “Devamlı siyasi ve medya baskısından başka aracımız yok. Halk gruplarının ve siyasi grupların çoğu bu gerçeklikten hoşnut olursa, yaptığımızdan fazlasını yapamayacağımız için sorumluluk almalılar” dedi. Mevcut otoritenin halk iradesinin bir yansıması olup olmadığına ilişkin olarak ise, “İktidara sıkı sıkıya bağlı güçleri destekleyen halk çoğunluğu çözüme yardımcı olmalı. Bugün Özgür Yurtsever Hareket gruplarının geri kalanı ve Hizbullah yandaşları geri çekilirse bu, çözüme yardımcı olacaktır. Ama bizi buraya getiren taraflara ve güçlere tutunmaya devam etmek istiyorlarsa, bu bağlılığın sonuçlarına katlanmak zorundalar. Ne yazık ki, Lübnan halkının geri kalanı, bazılarının kendi liderliklerine ve partilerine bağlılığın bedelini ödüyor” şeklinde konuştu.

Yaklaşan seçimler
Caca, ‘çok büyük uluslararası ve Arap baskısını’ gerekçe göstererek, gelecek yıl yapılması planlanan parlamento seçimlerini erteleme olasılığını uzak görürken, “Tüm Arap ve yabancı güçler, yaklaşan parlamento seçimlerinin ertelenmesini önermeye yönelen Lübnanlı yetkililere karşı ciddi adımlar atmaya hazır. Bundan daha fazlasını söyleyeceğim, milletvekili seçimlerinin ‘meydana gelen ve seçimlerin zamanında yapılması için giderek daha fazla gerçekleşecek olan çok büyük baskıya dayanarak’, zamanında yapılması kaçınılmazdır. Ama şu andan seçimlere kadar sürece ilişkin sorun şu ki, her gün yeni bir kriz ortaya çıkıyor ve Lübnan, şu an yaşadığımıza benzer bir 365 güne tahammül edemez. Bu nedenle ve özellikle de Cumhurbaşkanının parlamentoya verdiği mesajdan sonra, bir hükümet kurma ümidi azaldığı için parlamento seçimleri yapma önerimize bağlı kalmaya devam edeceğiz” dedi.
Tek endişesinin cumhurbaşkanlığına ulaşmak için milletvekili sayısını artırmak olduğunu belirten Samir Caca, “Siyasi projemizi ortaya koyabilmek için otorite içindeki tüm pozisyonlara ilerlemek istiyoruz. Bu doğaldır ve bu herhangi bir siyasi partinin varlığının sebebidir” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte Caca, “Kelimenin tam anlamıyla başkanlığa ulaşmak isteyen herkes, parlamentodaki hiçbir seçmenin hoşnutsuzluğuna sebep olmamalı, sağa sola gitmeli ve hiçbir konuda net bir tutum takınmamalıdır. Anlaşmalara ve uzlaşmalara ulaşmalıdır. Sonuç olarak bu benzetme, ne benim için ne de açık ve tutarlı tavırlar takınan Lübnan Kuvvetleri için geçerli değil” dedi.

“Sözde muhalefet güçleri artık muhalif değil”
Muhalefet güçlerinin bu otorite karşısında bir vizyon veya tavır ortaya koyamamasının nedenine de değinen Lübnan Kuvvetleri Başkanı, “Sözde muhalefet güçleri artık muhalif değil. Muhalefet güçleri Lübnan Kuvvetleri Partisi, Ketaib Partisi ve sivil toplumu temsil etme sözü verenlerin bazıları için bir kinaye haline geldi. Toplumun birçok üyesi gibi bunlar, gerçek muhalif güçlerdir” dedi. Öte yandan Caca, ‘bir yandan temsil ettikleri karakterleri, diğer yandan da bazı üyelerinin güvenilirliği konusunda ciddi olarak sorgulanan sivil toplumdan bazı yeni gruplara’ ilişkin soru işaretleri olduğuna dikkati çekti. Bununla birlikte Caca’nın “Aramızda, bir çabamız olmadan birleşik bir vizyon var” dediği gibi bu durum, Ketaib ile birleşik bir konuma uzanmıyor.
Caca, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın sona yaklaşan dönemine dair yorum yapmayı reddederek cevabı halka bırakırken, “Avn’ın dönemi, Lübnan’ın en iyilerinden biri olabilirdi. Ama ne yazık ki 2016’da bu fırsat kaybedildi. Onlardan beklenenin veya yapmaları gerekenin tam tersini yaptılar” dedi. Samir Caca, “Lübnan, modern tarihinde içinde bulunduğumuz duruma benzer bir durum yaşamadı. Ama şu anda bunu konuşmanın bir faydası yok, hepimizin erken parlamento seçimlerinin mümkün olan en hızlı zamanda yapılması için daha çok çaba sarf etmesi gerekiyor. Elimizdeki tek kurtuluş kapısı bu” değerlendirmesinde bulundu.
“Bu seçimler gerçekten de otoriteyi yeniden şekillendirebilecek mi?” sorusuna Samir Caca, “Lübnan halkının çektiği onca şeyden sonra, bazıları 2016’da oy kullandıkları gibi oy kullanmak isterse, ‘La Havle Vela Kuvvete İlla Billah’” şeklinde yanıt verdi. Caca, “İnsanlar sorumluluklarını üstlenmek zorundalar, ancak kişisel görüşüme göre, insanlar bu iki yılda maruz kaldıklarından daha fazla eziyete maruz kalamazlar. Aynı siyasi elitlere aynı şekilde oy verirlerse sonuç, felaket olur ve yaşanmaz bir toplum oluruz. Parlamento içindeki dengede değişikliğe uzanan bir farklılık olacağını umuyorum. Bu nedenle yeni bir gerçek başkan ve etkili bir kurtarma hükümeti için umudumuz var” ifadelerini kullandı.

 


Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.