İran’da seçimlerin yaklaşmasıyla artan siyasi kutuplaşma endişeye neden oluyor

Seçimlere katılımda bulunulmamasını isteyenleri uyaran Laricani, Celili’nin şov yapma suçlamalarına maruz kaldı.

Hamaney’in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ndeki temsilcisi Said Celili geçtiğimiz hafta cumhurbaşkanlığı seçimlerine kayıt oldu. (AP)
Hamaney’in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ndeki temsilcisi Said Celili geçtiğimiz hafta cumhurbaşkanlığı seçimlerine kayıt oldu. (AP)
TT

İran’da seçimlerin yaklaşmasıyla artan siyasi kutuplaşma endişeye neden oluyor

Hamaney’in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ndeki temsilcisi Said Celili geçtiğimiz hafta cumhurbaşkanlığı seçimlerine kayıt oldu. (AP)
Hamaney’in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ndeki temsilcisi Said Celili geçtiğimiz hafta cumhurbaşkanlığı seçimlerine kayıt oldu. (AP)

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin halefi olmak için yarışan adaylar arasında karşılıklı atışmaların artmasının ardından kamuoyunda muhafazakar ve reformist kanatların mücadelesinde “iki kutuplu” bir duruma kayılacağı görüşü ağırlık kazandı. Bir yandan söz konusu duruma yönelik uyarılar artarken diğer yandan İran Anayasa Koruma Konseyi’nin (AKK) adayların 18 Haziran'daki cumhurbaşkanlığı seçimleri için yaptığı başvurulara yönelik gerçekleştirdiği incelemenin sonuçlarının açıklamasına sayılı günler kaldı.
AKK Sözcüsü Abbas Ali Kedhudayi, konseyin adayların nihai seçimi konusunda bugün veya yarın bir fikir birliğine varmasının muhtemel olduğu bilgisini paylaştı. Seçimlere katılacak adayların uygunluğuna ilişkin kesin sonuçların duyurulması için son tarih yarın. İranlı yetkili, bir dizi adayın ‘saf dışı bırakıldığına’ ilişkin sosyal medya sitelerinde dolaşan haberlerin ciddiye alınmaması gerektiğini belirterek bazı adayların bu haberleri teyit etmek için AKK merkezine geldiğini kaydetti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Sözcüsü Ramazan Şerif de dün yaptığı açıklamada, Hamaney’in DMO’daki temsilcisi Abdullah Hacı Sadıki’nin, adaylardan biri için AKK’yi ziyaret ettiğine yönelik iddiaları bir kez daha yalanladı. DMO’nun internet sitesine göre Şerif “Bu haberler yalan ve asılsız olduğuna bakılmaksızın yasal soruşturmaya tabi tutulacak” dedi.
Şerif daha önceki açıklamalarında da Hacı Sadıki’nin DMO Komutanı Yardımcısı General Said Muhammed’in “kuralları çiğnediği” gerekçesiyle saf dışı bırakılmasını talep etmek için AKK’ye bir mektup gönderdiğine ilişkin haberleri yalanlamıştı.
Şerif dün tekrar isim vermeden General Said Muhammed’e yakınlığı ile bilinen Sabreen News kanalının haberine işaret ederek “Bu tür haberlerin yayınlanmasının arkasındaki kişiler hedeflerine ulaşamayacaklar” dedi.
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in şu anki danışmanı olan eski Meclis Başkanı Ali Laricani ve Hamaney’in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ndeki temsilcisi Said Celili arasında tartışma yaşandı. Laricani dün Twitter hesabından yaptığı paylaşımında “İnsanların seçimlere katılımının azalmasını zafer olarak gören ve en büyük korkusu halkın sandığa gitmesi olan kişi, kim olursa olsun devrimci değildir” ifadelerini kullandı.

Laricani daha önce de Celili’nin şu paylaşımını alıntılamıştı:
“Kusura bakmayın ama en önemli başarımızın ulusal oybirliği sayesinde gerçekleştiğininin söylenmesi gerekiyor. Mantıktan yoksun bir azınlığın İran’ı radikalizmin eşiğine sürüklemesine izin vermedik. İnsanların kaderleri ile alay ediyorsunuz. Asıl adaya üstünlük sağlamak için seçimlere göstermelik adaylar olarak giriyorsunuz.”
Laricani’nin açıklamaları, dostu Hasan Ruhani’nin ekibinin ABD Başkanı Donald Trump’ın Mayıs 2018’de nükleer anlaşmadan çekildikten sonra izlediği azami baskı stratejisini “uçurumun kenarında yürümek” olarak değerlendirdiği bir sırada geldi.
Celili geçtiğimiz cumartesi günü, adaylık başvuru formunu teslim etmesninin ardından Laricani’nin yorumlarına Twitter üzerinden cevap verdi. Üstü kapalı bir şekilde İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi ve DMO generallerini eleştiren Celili “Ekonomi ne bir askeri kışla ne de bir mahkemedir” dedi. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in ofisinde dış politikayı oluşturan önemli isimlerden olan Celili sözleirni şöyle sürdürdü:
“Ülke gösteri yapılarak yönetilemez. İki cümleyi birleştirmek ve herkesi bu iki cümleyle eğlendirmek gösteri yapmaktır.”
İranlı Öğrenciler Haber Ajansı'na (ISNA) göre cumhurbaşkanlığına aday olan eski İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mehmanparast dün yaptığı basın açıklamasında İran’daki seçimlerin “iki kutupluluğa” doğru gittiğini ve “dosyaların ifşa edilmeye başlandığını” söyledi.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kampanyasını desteklemek için “Ulusal Birlik Koalisyonu” adında yeni bir siyasi oluşum kurulduğunu duyuran Mehmanparast sözlerini şöyle sürdürdü:
“Diğer oluşumlarla ve adaylarla aramızdaki fark, partizanlığın ötesine geçmemiz ve başkalarını dışlamak istemememizdir. Seçimler iki kutupluluğa doğru gidiyor. Dosyaların ifşası ve sabotajlar başladı. Yanıltma ortamını değiştirip sağlıklı bir ortama geçmeliyiz.”
AFP’nin haberine göre haziran ayındaki İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iktidardaki güç odaklarını kontrol eden sağ kanadın tanık olduğu uzun dağılma sürecinin ardından muhafazakar tarafta yaşanan bölünmenin tamamen derinleşmesine sebep olacağı görüşü hakim.
İran medyasına göre cumhurbaşkanlığı yarışı, 2008-2020 yılları arasında meclis başkanlığı görevini üstlenen Laricani ile İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kararnamesiyle 2019'dan bu yana Yargı Erki Başkanlığı’nı yürüten İbrahim Reisi arasında geçecek.
Geçtiğimiz günlerde Laricani, Ruhani’nin halefi olmak için potansiyel bir aday imajı sunmaya çalıştı. Ruhani cumhurbaşkanlığını görevini 2013 yılında devralmasından bu yana reformist kanatla yakın ilişki içinde. 2013 seçimlerinde eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin cumhurbaşkanlığı için gerekli niteliklere sahip olmadığı gerekçesiyle adaylığının kabul edilmemesi Ruhani için kazanç olmuştu. Zira bu durum, reformist akımı muhafazakar kanadın adaylarına karşı Ruhani’yi desteklemeye yöneltmişti.
Laricani, reformist adayların taleplerinin kabul edilmeyeceği ve bunun da adayları kendisi ile koalisyon yapmaya yönelteceği beklentisiyle Ruhani’yi cumhurbaşkanlığı makamına çıkaran denklemin tekrarlanmasını umut ediyor.
Muhafazakarlar, görevi üstlenmesinden bu yana Ruhani’nin Batı’ya açılma özelliği ile öne çıkan politikalarına karşı durdular. Kendisini İran'ın ulvi çıkarlarını tehdit etmekle suçladılar. Ancak İran’ın Hamaney’in doğrudan gözetiminde yürütülen müzakereler sonucunda, 2015 yılında nükleer anlaşmayı imzalanması durumu değiştirdi. Laricani gibi ılımlı muhafazakarlar da oylama oturumunda anlaşmayı (ve dolaylı olarak kilit bir rol oynayan Ruhani’yi) desteklediler.
Ancak “devrimciler” tutumlarını koruyor. Bu durum, cumhurbaşkanlığı seçimleri için yapılan hazırlıklarda da gözler önüne serildi. Nitekim muhafazakar destekçiler Ruhani’nin ve Laricani’nin kolajlanmış bir fotoğrafını paylaşarak “Laricani yalnızca başka bir Ruhani’dir” yorumunda bulundular.
ABD’nin 2018’de Nükleer Anlaşma’dan çekilmesi ve Tahran'a tekrar sert yaptırımlar uygulaması, yenilenen yaptırımlar altındaki ülkenin tekrar sıkıntı çekmeye başladığı ekonomik kriz çerçevesinde, Ruhani hükümetine yönelik eleştirilerini yoğunlaştıran muhafazakarlar için itici bir güç oluşturdu.
Nükleer anlaşmayı canlandırmak için Viyana’da yapılan müzakereler seçim yarışına da yansıdı. 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 38'ini kazanan Reisi de dahil olmak üzere muhafazakarlar, ABD yaptırımlarının kaldırılması önceliğine vurgu yapılması ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak bilinen, 2015’teki nükleer anlaşmadan tam olarak ayrılınması taraftarı.
Reisi ve Laricani arasındaki görüş ayrılıklarının daha çok ekonomi ve İran'ın dünyadaki konumu başlıklarında yoğunlaşması bekleniyor. Reisi ekonomi temelli bir rejim ve Batı’ya mesafeli durma eğilimindeyken Laricani açılım ve daha özgür bir ekonomi politikaları uygulanması yanlısı.
Nükleer anlaşmanın İran'daki destekçileri, seçimlerde dış politikaya öncelik vermeye ve İranlıları uluslararası izolasyona karşı uyarmaya dikkat ediyorlar. Muhafazakarlar ise kötüleşen ekonomiye ve yaşam koşullarına odaklanıyorlar.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.