Rafsancani: Tahran rejimi Filistin’i istismar ediyor

İran, Suriye ve Yemen’e müdahale ederken ve içeride İranlıların hakları engellenirken, Tahran’ın Filistin meselesine dair tutumu çelişkili

Faize Haşimi Rafsancani
Faize Haşimi Rafsancani
TT

Rafsancani: Tahran rejimi Filistin’i istismar ediyor

Faize Haşimi Rafsancani
Faize Haşimi Rafsancani

Camelia Entekhabifard
İran siyasetinin önemli ismi Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin kızı olan Faize Haşimi, İran rejimine yönelik can yakan eleştirileriyle tanınan siyasi bir aktivist. 1996’da Tahran’da en çok oy alan ikinci kişi olarak İran parlamentosuna seçildi. Açık sözlülüğü ve hükümete yönelik aleni eleştirisi, onu geçen yıllarda cezaevine soktu. Son zamanlarda Donald Trump hakkındaki tartışmalı açıklaması (hükümete daha fazla baskı yapacağı için Trump’ın yeniden seçilmesinin İranlılar açısından daha iyi olacağını söylemişti) ve Haziran ayındaki İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmayacağını belirtmesi tartışmalara yol açtı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Persian’dan aktardığı röportajda Rafsancani, Suudi Arabistan ile ilişkiler de dahil olmak üzere, dış baskıların İran rejiminin politikalarına etkisi hakkında konuştu. Ayrıca seçimlere katılmamasının nedenlerinden ve İran hükümetinde yer alan reformistlerin kendilerini içinde buldukları çıkmazdan bahsetti. İslam Cumhuriyeti rejiminin zirvesindeki isim olan Ayetullah Hamaney’in ölmesi halinde oğlu iktidarı miras alamazsa, ülkeyi yönetmesi için üç kişilik bir heyet atanacağı belirtti. İran rejiminin zirvesindeki liderlik makamının adı “Veliyyi Fakih” ve “Devrim Rehberliği” şeklinde isimlendiriliyor.

Seçimler ve reformistlerin çıkmazı
Kendisinin ve onu takiben İranlıların seçimlere katılmamasının İran İslam Cumhuriyeti açısından önemli olup olmadığı sorusuna ve “Halkın katılım oranının düşüklüğü, seçimlerin meşruiyeti için bir sorun teşkil etmiyor” diyen Anayasa Koruma Konseyi Sözcüsü Abbas Kedhudayi’nin ifadeleri hakkındaki soruya ise yanıt veren Faize Haşimi, “Vatandaşların seçimlere katılmamasının, muhafazakarlara oy vermeyen toplumun evde kalacağı anlamına geldiğini düşünüyorum, bu onların arzusu. Bunlar seçimlere katılırsa, muhafazakârlar seçimleri kazanamayacak. Tıpkı son seçimde Ruhani'nin ve ondan önce Hatemi’nin kazanması gibi. Ancak Kedhudayi’nin, seçimlerin meşruiyetini zedelenmeyeceği yönündeki ifadelerinin doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü halkın oy kullanıp kullanmama hakkı vardır. Oy kullanmazlarsa, yasal açıdan bakıldığında, bir aday oyların küçük bir yüzdesini kazansa bile sorun olmaz. Ama bence rejimin meşruiyeti sorgulanabilir. Çünkü oy vermeyenler temelde protesto ediyorlar ve oy kullanmayarak bir şeyler söylemek istiyorlar. Ve katılımcıların yüzdesi düşükse bu, oy vermekten çekinenlerin bir sorunu olduğu anlamına gelir. Onların, sonu olmayan bir reddi bulunuyor. Zira oy sandıklarını sonuca ulaşmaları açısından önemli görmüyorlar. Hükmün, çoğunluk oyuna göre ilerlediğini ve çoğunluğun istediğini elde ettiğini düşünmüyorlar. Vatandaşın oyu hükümet için önemliyse, bir şeyin değişmesi gerekir. Ve insanların oy kullanmaya gitmemesinin nedeni, değişiklik arıyor olmalarıdır. Onlar, oy kullanmayarak bir şeyler göstermek istiyorlar. Hükümeti yönetenler bunu umursuyorlarsa, sistemdeki birçok şeyin baltalanacağını bilmeli” değerlendirmesinde bulundu.
Eski İranlı parlamenter, reform hareketini sert bir şekilde eleştirirken, kısmi olarak da bu meseleye değindi. Bu bağlamda kendisine şu soru yöneltildi; Reformistler iktidar mücadeleleri için sloganları terk ettiler mi? Öte yandan muhafazakârlar için iktidarın ana çekirdeğiyle bağlantılara sahip olmanın politikadaki yerlerini uzun süre garanti altına almak anlamına geldiği iyi biliniyor. Reformistlere yöneltilen eleştiriler ve kamu desteğinin olmadığı göz önüne alındığında, İran siyasetinde, seçimlerinde, yönetiminde ve kontrolünde herhangi bir tıkanıklık görüyor musunuz? İran halkının yıllardır iktidarda herhangi bir temsilcisi bulunmuyor ve her protestolarında şiddetli bir baskıyla karşılaştılar. İran halkına yönelik bu siyasi ablukanın akıbeti ne olacak?
Rafsancani, söz konusu sorulara yanıt verirken, “İzin verin bazı varsayımlarınızı düzelteyim ve kendi fikrimi sunayım. Reformistler, iktidar mücadelesinin bir parçası değil. Keşke olsalardı. Onlar, en zayıf koşullarda hayatta kalmaya çalışıyor. Taviz vermeye devam ediyorlar ama hiç taviz almıyorlar. İktidar peşinde değiller. Reformistler, statükoyu sürdürmek istiyor ve tamamen onun ağına düşmüş haldeler” değerlendirmesinde bulundu.


Eski İran Milletvekili Faize Haşimi Rafsancani, parlamentoda konuşuyor (AFP)

Rafsancani, “İran halkının yıllardır iktidarda temsilcisinin olmadığı söyleminize katılmıyorum. Ne zaman seçim yapılsa, halkın temsilcileri parlamentoya, şehir konseylerine, başkanlığa ve Uzmanlar Meclisi’ne gitti. Ancak son 4 yıldır, yani babamın ölümünden beri reformcular yolunu yitirdi. Son 4 yılda, halkın temsilcileri ya halkla bağlarını kaybetti ya da bu bağlar önemli ölçüde azaldı. Halkın taleplerine bakmaz oldular ve maalesef diğer yolu seçtiler: Halktan uzak, iktidara yakın olmak” ifadelerini kullandı.
Faize Haşimi, “Siyasi tıkanıklıklar olduğunu düşünmüyorum. Ama reformcu hareketin çıkmaza girdiğini görüyorum. Hükümet, insan hakları, ekonomik kalkınma, yönetim ve diğer pek çok konuda kimi reformlar yapmaya çalışanların gitgide çıkmaza girdiğini düşünüyorum ama bunu tanımlamak için en doğru terim ‘politik çıkmaz’ mı emin değilim. Ancak insanların oy kullanmayabileceği gerçeği, bu kişilerin reform hareketinin çıkmazda olduğunu gördükleri anlamına gelir ve insanlar ne kadar denerse denesin, olması gereken şey çok sınırlı bir ölçüde bile gerçekleşmez” dedi.

Hamaney’den sonra ne olacak?
Toplumun büyük bir kesimi, bu seçimlere katılmayacak olsa da diğer yandan seçimlerin oldukça önemli olduğuna dair konuşmalar devam ediyor. Çünkü Ayetullah Hamaney’den sonrası ilgili sorular var ve birçokları bu seçimleri kazanan herhangi bir siyasi çizginin Devrim Rehberi’nin ölümünden sonra iktidarı elinde tutabileceğini düşünüyor.
Bu bağlamda Rafsancani’ye, ‘Rehberlik makamının miras yoluyla geçmesi mümkün mü? Yani Ayetullah Hamaney’in oğlu babasının halefi mi? Şu anda siyasi tıkanıklıkla karşı karşıyayız ve Rehber’in politikayı tepeden kontrol ettiğini görüyoruz. Nitekim halk, herhangi bir siyasi yetkili veya bahsettiğiniz herhangi bir seçilmiş yetkili halkın fikrini dayatamıyor. Bu devam edebilir mi? İslam Cumhuriyeti, Ayetullah Hamaney’den sonra da devam ederse, Rehberlik makamı nasıl ayakta kalabilir?” sorusu yöneltildi.
Faize Haşimi Rafsancani ise, “Bu seçimi diğerlerinden farklı görmüyorum ve Ayetullah Hamaney sonrası kimin Rehber olacağı konusunu etkileyeceğini düşünmüyorum. Devrim Rehberi olmaya giden yol, Cumhurbaşkanı olmaya giden yoldan ayrı. Onları birbiriyle bağlantılı görmüyorum. Aynı zamanda Rehberliğin miras yoluyla geçip geçmeyeceğini gerçekten ön göremeyiz. Edindiğim bilgilere göre gelecek Devrim Rehberini üç kişilik bir komite seçebilir. Ancak bu, bugün kim cumhurbaşkanı olursa, mesela Reisi, sonraki Rehber olacak demek değil. Bu olur ya da olmaz, ama ben cumhurbaşkanı olmakla Rehberlik arasında bir bağ olduğunu düşünmüyorum” şeklinde yanıt verdi.
Hamaney’in halefini seçecek üç kişilik bir komitenin detayları hakkında ise Rafsancani, “Birkaç yıl önce bu komitenin kurulduğunu, ancak resmi olarak ilan edilmediğini duyduk. Belki de böyle bir yapı aslında mevcut değil ve belki duyduğumuz bu bilgi kamuoyunu yanıltmak için de yayılmış olabilir. Bu komite Hamaney sonrası kimin Rehber olacağına karar verecek, ancak komitenin yapısının bizim duyduğumuz gibi olup olmadığından da emin değilim. Bunu birkaç yıl önce duyduk. Belki üyeleri arasında Reisi ve belki de Laricani de vardır ama emin değilim. Şu an bu üç kişilik komitenin üyelerinin kim olduğunu hatırlamıyorum ve daha fazla bilgiye sahip değiliz” ifadelerini kullandı.
İran’da yaşayan ve hayatı boyunca politik çalışmalar yapmış olma tecrübesine dayanan Rafsancani, Ruhani bir lider tarafından yönetilen İslam Cumhuriyeti’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Ayetullah Hamaney’den sonra, bir sonraki Rehber’i bugün olduğu gibi iktidarın çoğunu elinde tutacak mı? sorularına yanıt veren Rafsancani, şu ifadeleri kullandı;
“Evet tabi ki. Rehberlik, anayasal bir makamdır ve biz anayasayı değiştirene kadar, doğal olarak bu sistem devam edecektir. 1989’da, yani devrimden 10 yıl sonra yapılan değişikliklerin ardından anayasanın değiştirilmesi gerçekten zorlaştı. Her şey Rehber’in görüşüne bağlı ve onun tarafından onaylanması gerekiyor. Yeni bir anayasa referanduma götürülmeden önce ruhani Rehber’in her şeye karar vermesi gerekiyor. Rehberlik makamının gelecekte hayatta kalmayacağına dair hiçbir kanıt yok. ‘Bu rejim faaliyetlerine devam edebilir mi?’ sorusuna gelince, evet, rejim olduğu gibi devam edebilir. Bu ülkenin her yerinden para fışkırdığı için ve para olduğu sürece rejim yaptıklarına devam edecek.”

Devrim Muhafızlarının Yolsuzluğu
Rafsancani konuşmasında, finansal ve parasal kaynakların ülkeye akışına dikkati çekti. Bu bağlamda bu paranın çok adaletsiz şekilde dağıtıldığı bilinirken, yolsuzluğun yayılma nedenlerinden birinin de ülkenin tüm ekonomik kurumlarına karışan, siyasete, kültüre ve güvenliğe dahil olan Devrim Muhafızları’nın rolü olduğu ifade ediliyor. Bu çerçevede Faize Haşimi’ye ‘Silahlı bir gücün iktidarın tüm organlarında var olması İran’ın geleceği için ne kadar tehlikeli?’ sorusu yöneltildi. Rafsancani ise yaptığı açıklamada, “Buna gelmeden önce, yanlış yönetimin en önemli sorunlarımızdan olduğunu söylemeliyim. Çünkü İran’da meritokrasi yok, işe liyakat ve ehliyet sahipleri getirilmiyor. Makamlar politikaya, ideolojiye ve ahlaki değerlere göre dolduruluyor. Uzmanlar kenara atılıyor ve kullanılmıyor. Yetişmiş yöneticilerimiz yok ve bu, İran’ın şu an baş problemlerinden” ifadelerini kullandı.

Rafsancani sözlerinin devamında ise şunları söyledi;
“Paranın doğru yerlere harcanmaması sorunu da büyük oranda bu yanlış yönetim sorunuyla alakalı. Şu anda pek iyi yöneticilerimiz yok. İyi ve uzman yöneticileri nadiren görüyoruz. Devrim Muhafızları hakkında söylediklerin doğru. Ne yazık ki şu anda her şey Devrim Muhafızları’na çıkıyor. Ekonomi, sosyal işler, siyasi işler, yargı ve politikada onların izlerini görebilirsiniz. Bu, anayasaya aykırıdır ve Devrim Muhafızları’nın dahli, yanlış yönetim sorununun da nedenlerindendir.”
Röportajda, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) rolü, bölgeye müdahalesi, Suudi Arabistan-İran ilişkileri ve neden olduğu sorunlar üzerinde de duruldu. Haşimi Rafsancani’nin hükümette ciddi muhaliflerin varlığıyla, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek için çok çaba sarf ettiği biliniyor. Peki ya kızı, İran ile Suudi Arabistan arasında ilişkilerin varlığının, İran ekonomisi üzerinde olumlu bir etkisi olabileceğini, kapıyı İranlı hacılara ve bölgede barış ve güvenlik varlığına açabileceğini düşünüyor mu? Ayetullah Hamaney, Riyad ile var olan gerginliği yatıştırmak için Devrim Muhafızları’nın davranışını değiştirebilir mi? Dini Lider’in ‘Bu gerginlik, olumsuz diplomasiyi, yani bölge işlerine müdahaleyi atlatma yolunu teşvik ediyor’ dediğini duyduk.
Söz konusu sorular çerçevesinde Rafsancani, Suudi Arabistan ile ilişki kurma fikrine de değinirken, “Öncelikle, söz konusu ifadeler Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’e ait. Ve aslında bu alanda öncelik diplomatik değil siyasidir. Ne yazık ki yıllardır dış politikamız, saldırgan hale geldi ve diğer ülkelerle uluslararası hukuk ilkelerine dayalı yapıcı ve kapsamlı bir etkileşime sahip değil. Tabi ki İran ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerde yaşanan bozulmanın tüm sorumluluğunu Devrim Muhafızları’na yükleyemem. Bunun, hükümetin kendisinin bir başarısızlığı olduğunu düşünüyorum. Özellikle de babam hayattayken bu konuda, hiçbir çaba sarf edilmedi. Aslında fırsat kaçırıldı. Asıl konuşmama şimdi başlıyorum. Sonucun ne olacağını bilmiyorum, ama başkanlığı muhafazakârlar üstlenirse, bu sorunu elbette mevcut şartlar altında çözeceklerini düşünüyorum. Çünkü sorunlarımızdan biri de istediğini yapmak istediği ve bunları kimin adına yapacağıdır. Hükümet adına ya da reformistler adına yapabilir ya da iktidardaki muhafazakarların bir kısmı adına yapabilirler. Ortaya çıkan tıkanıklıkların çoğu bu ayrıntılardan kaynaklanıyor” ifadelerini kullandı.
Rafsancani, “Meclis’teki İslami ittifak grubunun merkezi konsey üyesi Hamidrıza Taraki, ABD ile müzakereler yapılacaksa bunun, muhafazakârların işi olduğunu söyledi. Belki şu an Suudi Arabistan ile ilişkiler meselesini çözme yönüne gideceklerdir, çünkü ister Ortadoğu bölgesi ister tüm İslam ve Arap ülkeleriyle ilişkileri açısından olsun bu durum önemli. Bu, ülkelerle ilişkilerimizin geliştirilmesinde çok önemli bir rol oynayacak. Suudi Arabistan’a yalnızca bir ülke olarak bakmıyoruz. O, çok sayıda Arap ve İslam ülkesini temsil ediyor. Dolayısıyla onunla ilişkilerimiz, tüm bu İslam ülkeleriyle ilişkilerimizi etkiliyor” dedi.
Suudi Arabistan’ın İran’la ilişkisinin önemi göz önüne alındığında Hamaney’in, İran’ın Arap dünyasındaki nüfuzundan ve Arap ülkelerinin işlerine karışmasından elde ettiği faydalara rağmen İslam Cumhuriyeti’nin ilişkilerin kurulmasına tamamen aykırı olan davranış ve politikasını gözden geçirmesi mümkün mü?


Haşimi Rafsancani’nin ölümü, Arap bölgesiyle sakinleşme çabalarını etkiledi (AFP)

Söz konusu soruya yanıt veren siyasi aktivist, “Tecrübeler, stres altındayken davranışlarımızı genellikle biraz değiştirdiğimizi ortaya koydu. Nükleer anlaşmayla ilgili mevcut sorunlar ve ABD’yi anlaşmaya geri döndürmek amacıyla devam eden görüşmeler, bu meseleyi aynı çerçeveye koyarsak çözülebilir. Artan uluslararası baskı varlığının ve İran’daki etkilerinin bizi politikamızı değiştirmeye ittiğini düşünüyorum. Ama aynı zamanda baskının da doğal olarak devam edeceğine inanıyorum. Pek bir umudum yok, olağandışı bir durumu kabul etmeli ve ardından politikaları değiştirmeye karar vermelisiniz. Yetkililerin çoğunun konuşmalarına bakarsanız, çiçekler ve kuşlar varmış gibi konuştuklarını göreceksiniz. Onlara göre gücün, büyümenin, gelişmenin, ilerlemenin, ahlakın, kültürün ve her şeyin zirvesindeyiz ve dünya devriliyor! Gelişmiş ülkelerin birçok sorunu var. Biz tepedeyiz, hepsi ise en aşağıda!” açıklamasında bulundu.

İran’ın Filistin konusundaki tutumu çelişkili
Bölge siyasetini genişletmek istediğimizde İsrail’le ister istemez karşılaşacağız. Ateşkes sağlanan Filistin ve İsrail arasındaki çatışma meselesine yöneleceğiz. İslam ülkeleri, Filistin’i destekledi ve ateşkes koordine edildi. Öte yandan Tahran’ın son 42 yıldır kendisini Filistin halkının yegane destekçisi olarak görmesine rağmen radikalizm yanlısı grupların desteklenmesi, Filistin halkının koşullarını şimdiden daha da kötüleştirdi. Bu çerçevede İran’ın Filistin ve İsrail’e yönelik politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rafsancani, “Başlangıçta bazı hipotezler sunmama izin verin. İsrail saldırgan ve suçludur. Size Filistin’in işgalini anlatayım. Tarihe baktığımızda İran’ın istila edilmiş birçok parçasını görürüz. Örneğin Türkmençay Antlaşması, Gülistan Antlaşması ve çeşitli savaşlar; İran aynı şeyi yapmadı.

Kırım işgali ve Suriye’de katliamlar
Şu an Rusya’nın Kırım yarımadasını gasp ettiğini görüyoruz. Bir toprağın gasp edilmesi hususunda bu kadar hassassak Rusya ile nasıl iyi olabiliriz? Orası bizim için önemli değil ama burası bizim için çok önemli! Burada Müslümanların var olduğunu söylüyorlar. Bir soru sormak istiyorum. Arap Baharı’ndan sonra Suriye’de ölenlerin sayısı ne kadar? Beşşar Esed’i korumak için, Suriye’de baştan beri danışman ve dini türbelerin savunucusu olarak faaliyet gösterdik. Bize yöneltilen pek çok suçlama var, bunlar az değil. Bu durumla benim bir ilgim yok. Bunu kendimiz kabul ettik ve resmen ilan ettik. Suriye’de 10 yıldan az bir süre zarfında ölenlerin sayısına bakarsak, geçen yüzyılda Filistin topraklarının işgali ve İsrail suçları nedeniyle öldürülen Filistinlilerin sayısından çok daha fazla olduğunu görürüz. Müslümanları öldürmek kötü bir şeyse, bu kadar çok Suriyeli Müslümanın öldürüldüğü bir yerde nasıl bulunabiliriz? Bu, bizim bir çelişkimiz olduğu anlamına gelir. Filistin halkını veya Filistin’i destekleyen bu politika benim hoşuma gitmiyor. Çünkü adaletsizlik ve suçla yüzleşmek istiyorsak, orada söz sahibi olabilmek için doğru bir örneklik ortaya koymalıyız. Tam tersine İran kötü örnekliğin adresi. Koşullarımız İsrail’den daha kötü. Suriyeli sivillerin katledilmesi veya Yemen’de yaşananlarla ilgili olarak bize yöneltilen suçlamalar var” değerlendirmesinde bulundu.

İranlı Sünniler
Faize Haşimi Rafsancani, “Filistinli Sünnilerin haklarını savunmak istiyorsak, o zaman neden önce İran’daki Sünnilerin haklarına değinmiyoruz? Onlar, bu ülkede eşit haklara sahip değiller. Neden bu politikayı takip etmemiz gerektiğini anlamıyorum. Filistin’deki durumu her geçen gün daha da kötüleştirdiğimize inanıyorum. Yaser Arafat, Filistin’de basit bir isim değildi. Barış için gitti, ama biz onu terk ettik. İslami Cihat ve Hamas hareketlerine destek verdik. Ve politikalarımızı değiştirdik. Filistin ve İsrail ile ilgili takip ettiğimiz politikaların, adaletsizlik ve suçla mücadele için samimi ve gerçek olduğu fikrini kabul etmiyorum” dedi.

İki devletli çözüm
Faize Haşimi, “Tarih boyunca tüm bu ülkeler parçalandı ve birleşti. Çok fazla hassasiyet yoktu. Şu an inanıyorum ki, eğer kalbimiz gerçekten Filistin halkının iyiliği için atıyorsa, iki devletli çözümü desteklememiz gerekir. Şu an dünya siyasetine baktığımızda Müslüman ülkeler, Birleşmiş Milletler (BM) ve diğerleri buna onay veriyor. Yan yana yaşayabilecek iki devlet inşa etmeye doğru ilerlemek için bu fırsatı değerlendiriyorlar. Bu ülkeler, 70 yıldan fazla bir süredir savaşıyorlar. Peki ne oldu? Nereye gittiler? Her şey tekrar tekrar tecrübe edilemez. Elbette bu, Batı’nın İsrail’e 1967 sınırlarına dönmeleri konusunu ciddiye alması için baskı uygularsa gerçekleşecek ve iki devletin kurulması sağlanacaktır” dedi.

İran rejimi Filistin’i istismar ediyor
İslam Cumhuriyeti liderlerinin Filistin’den gerçekten ne istediklerini sorduğumuzda Rafsancani, “Tahran’ın, ondan bir şey istediğine inanmıyorum. Düzenli olarak harcıyor ve hiçbir şey almıyoruz. Bu, İslam Cumhuriyeti'nin kimliğini vurgulamak içindir. ‘Bir tavuğun tek bacağı vardır’; Bu, aynı hatalarda inat ve ısrar eden bir İran atasözüdür. Ona sahip değilmişiz gibi görünüyorsak, İslam Cumhuriyeti olmayacağız. Mahmud Abbas ve öncesinde Yaser Arafat, barış sağlayıp bağımsız bir Filistin devleti kursa da kimliğimizi korumak için bu politikalarda ısrar etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Rafsancani, “Her zaman mevcut kritik durumda kalabilmemiz için bunun bir kimlikten fazlası ve daha fazla iç tüketim aracı olduğunu düşünüyorum. Şu ana kadar bu meselenin bir faydası bulunmuyor, sadece İran’ın maliyetlerindeki bir artışı temsil ediyor. Örneğin ABD ile ilişkimizin olmaması, kimliğimizin bir parçası haline geldi. Bu yanlış politikaya zaman harcamak için bir nedenimiz yok. Bu konuda halkımızın kaderini tamamen feda ettik. Ticaretimizi ve ekonomimizi feda ettik. Filistin’de de durum böyle” dedi.

Bir sonraki cumhurbaşkanı kim olacak?
İran’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine, adayların ve bir sonraki cumhurbaşkanının uygunluğuna ilişkin beklentilerine değinen Rafsancani, “Seçimlere gelince, kimin kalacağını ve kimin dışlanacağını kestirmek ve nihayetinde bir sonraki başkanın kim olacağını bilmek zor. 52 yetkilinin ismi kayıtlı. Anayasa Koruma Konseyi, adaylar için bir dizi koşul belirledi. Cumhurbaşkanlığına aday olan bazı bakanlar, valiler ve Tahran Valisi şartları yerine getirememiş olabilir” dedi.
Faize Haşimi, “Ama adayların aynı çerçeveye göre uygunluğunu teyit etmek istiyorlarsa, bu adaylar fazladır. Anayasa Koruma Konseyi tarafından adaylıklarının uygunluğu belirtilen adaylar, kadın. Ama tabi ki bunlar bir analizdir, bir bilgi değil. Bir kadının aday olabilmesi için kadın cumhurbaşkanı hususunda konuşmalar yapıldı. Politikacılar terimi, kadınları da etkiler oldu” dedi.
Rafsancani, “Bu, Anayasa Koruma Konseyi sözcüsüne birçok defa soruldu. Kendisi, basın röportajlarında kadınların seçimlere katılabileceğini söyledi. Bu durumda, meşru, hukuki ve fıkhi açıdan bir sorun yok. Anayasa Konseyi’nin kadınlara bakan ve vali olma izni verdiğini söylemek lazım. Nitekim Ruhani, İçişleri Bakanlığı’ndan birkaç kadını vali olarak atamasını istedi.” ifadelerini kullandı.
Rafsancani, “Kur’an’da Sebe Melikesi geçiyor ve ona dair birçok övgüler yer alıyor. Bunun karşısında, kadınlara vali veya bakan olma hakkını vermeyecek bir devlet başkanı bulunuyor. Şu an cumhurbaşkanı adayının bir bakan olmasını şart koşuyorlar! Kadınların aday olmaması meselesine sıkışıp kaldıklarını düşünüyorum” dedi.
Rafsancani, “Belirledikleri koşullar yasadışıdır. Çünkü Anayasa Koruma Konseyi, hiçbir şekilde yasama ortaya koyamaz. Yasama, onun işi değil. Elbette daha az aday olacak. Ama kimin kalacağını ve kimin dışlanacağını bilmek çok zor. Tüm adaylar kalifiye olmak ister, ancak bu zor. Oylar bölünüyor ve seçimlerin her zaman 4 ila 6 adayı bulunuyor. Mevcut koşullarda Ali Laricani, adaylık başvurusu yaptı. Ancak iki yıldır Yargı Erki Başkanı olan İbrahim Reisi, bu süre zarfında seçimlerde çalıştı, seyahat etti, konuştu, ancak hiçbir şey yapmadı. Yalnızca sloganlar… Şu ana kadar cumhurbaşkanlığı için yaptıklarının hepsi bu. Bir kamuoyu anketine göre Reisi önde. Tabi Ahmedinejad’ın da iyi oyları bulunuyor. Ama Ahmedinejad’ın Anayasa Konseyi tarafından onaylanmayacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
Yetkili ayrıca, seçimlerin bu şartlar altında Laricani ile Reisi olmak üzere iki kutup arasında yapılacağını savundu.
Rafsancani’ye, seçimleri boykot ettiği ve oy kullanmayacağı gerçeğine rağmen herhangi bir cumhurbaşkanlığı adayı tarafından hükümete aday olması için davet edilirse, siyasete geri dönme olasılığı ve bu tür bir ortamda siyasi geleceğini nasıl gördüğü soruldu. Yetkili, “Hiçbir aday beni davet etmeye cesaret edemiyor. Siyasi geleceğim açık. İzin verdikleri halde üniversitede ders vermeme tahammül edemediler, bakanlık yapmama ve bir pozisyon üstlenmeme izin verirler mi? Hayır. Reformistler görevde olsalar bile, kendim için hiçbir zaman siyasi bir gelecek tasavvur etmiyorum. Aynı zamanda reformistler bana muhafazakarlardan daha çok düşmandır. Son dört yılda iktidarda olmalarına rağmen hiç bir reform yapmamalarını eleştirdiğim için şimdi onlar, bana muhafazakarlardan daha da düşmanca davranıyorlar. Ahmedinejad, bana birinci sıradan milletvekili adaylığı teklif etti ama kabul etmedim. Yine de bana birinci sıradan milletvekilliği vermek isterse bu talep onaylanmayacaktır” dedi.
Ahmedinejad’ın başvurusunun resmi olarak onaylanıp onaylanmadığına dair ise Faize Haşimi Rafsancani, “Bu olsaydı, artık bana bu pozisyonu kesinlikle teklif etmezlerdi. Ama bir siyasetçi olarak yorum yapmak ve bu tür faaliyetlerde bulunmak açısından siyasi geleceğimde, elbette eleştirel ve muhalif olurum. Bu süreç bu şekilde devam edecektir” dedi.
Eski Milletvekili, “Sonuç olarak, finansal prosedürlere yönelik Mali Eylem Görev Gücü’nün belirlenmemiş görevler üstlenmesi sonrasında sanırım, nükleer anlaşma görüşmeleri bir ay boyunca devam etti ve Suudi Arabistan ile görüşmeler başladı. Görünüşe göre muhafazakarlar, adayları kazandıktan sonra başarılı oluncaya kadar onları aynı tuzlu suda tutmaya daha meyilli. Sorunlar, adaylarının galibiyetiyle çözülse bile bunu memnuniyetle karşılıyorum. Bir sonuca varmakta yanlış bir şey yoktur, ülke şartlarının iyileştirilmesinde ve özgürlüklerin artırılmasında yanlış bir şey yoktur. Önemli olan ülkenin durumu ve ulusal çıkarıdır. Muhafazakar ya da reformist olmam fark etmiyor. Ancak reformistler fırsatı boşa harcadılar. Muhafazakarların cumhurbaşkanlığı üstleneceği hususunda bir başka beklentim var. Hükmedici bir kişilikleri varsa ve Ahmedinejad dönemi kendini tekrar ederse, beklentilerim gerçekleşmeyecek. Ama Laricani seçilirse bir şeyler olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Faize Haşimi, “Reisi’nin geçmişi net. İki yıl yargıda bulundu. Çok konuştu ama eylemi yoktu. Eylemden çok slogan vardı. Muhafazakarların bilge bir başkanı olsaydı ve o Laricani olsaydı, o zaman bunların hepsini kendileri yapacaklardı. Çünkü artık ismini kimin yazdığının ya da yaptıklarının kimin hesabına sayıldığının önemli yok. Ülkeyi popülaritesine geri dönme yolunu alabilirler. Toplumun nabzını kendi başlarına ölçebilirler. Bunu yaparlarsa sorun yok. İnsanların kendilerini rahat, huzurlu, refah içinde, ilerlemiş, gelişmiş ve özgür hissetmeleri için sorunların çözümü için çalışılmalıdır. Bunu kabul ediyoruz, ancak muhafazakarların kökten değişmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.



Çin yeni nesil silahlarını hayvanlardan ilham alarak üretiyor

Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
TT

Çin yeni nesil silahlarını hayvanlardan ilham alarak üretiyor

Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)

Çin ordusu yapay zeka destekli otonom silahlarını geliştirmeyi hızlandırmaya çalışıyor. Drone sürüleri ve karada faaliyet gösteren robotlar dikkat çekiyor. 

Bu konuya mercek tutan Wall Street Journal (WSJ), bilim insanlarının şahin, güvercin, kurt, karınca ve çakal gibi pek çok hayvandan ilham aldığını bildirdi. 

Halk Kurtuluş Ordusu bağlantılı üniversitelerdeki araştırmacıların şahin gibi yırtıcıların avlarını nasıl seçtiğini, güvercin ve benzeri kuş sürülerinin saldırılardan nasıl kaçtığını modellediği aktarıldı. Böylece drone'ların insan müdahalesi olmadan zayıf hedefleri belirleyip saldırı düzenlemesini sağlayacak algoritmaların oluşturulduğu vurgulandı.

Çin'deki savunma şirketleri ve üniversitelerin 2022'den beri 930 buluşun patentini aldığı, ABD'deyse aynı dönemde bu rakamın 60 civarında kaldığı ve bunlardan en az 10'unun Çinlilerle bağlantılı olduğu ifade edildi.

Amerikan gazetesi, Pekin'in yapay zekayı barutun icadıyla kıyaslanacak bir teknoloji olarak gördüğünü ve gelecekteki savaşların insansız yürütülebileceğini düşündüğünü belirtti. 

Çin'in kitlesel drone üretimindeki hakimiyetine ve bunu ucuza çok büyük sayılarda yapabilmesine dikkat çekildi. 

Asya devinin her yıl bir milyon drone imal kapasitesine sahip olduğunun altı çizilirken ABD'nin katbekat maliyetle bir senede üretebildiği miktarın onbinlerle ifade edilebileceği bildirildi.

Pekin'in kamyonlardan fırlatılan 200 drone'luk sürüler, daha küçük drone'lar fırlatabilen "ana gemi" drone'ları ve silah haline getirilmiş "robot kurtları" sergilediği hatırlatıldı. Çin'in bunları birbiriyle koordine ederek birlikte kullanmayı düşündüğü vurgulandı.

1970'lerin sonundan beri savaşmayan Halk Kurtuluş Ordusu'nun deneyimsiz komutanlar ve sert hiyerarşiye dair endişeleri, yapay zeka destekli bu silahların otonomisiyle gidermeyi planladığı öne sürüldü. 

Ukrayna savaşındaki sinyal bozma taktiğinden ders çıkaran Pekin'in insan kontrollü drone'ların yetersizliğine de bu yolla çözüm bulduğu iddia edildi. 

Savaş durumunda bu teknolojilerin istendiği gibi çalışıp çalışmayacağıysa henüz bilinmiyor.

Diğer yandan savaşmanın yapay zekaya bırakılması, etik açıdan da endişeyle karşılanıyor. İnsan kontrolünde olmayan silahların sivilleri öldürebileceğine işaret ediliyor. 

Independent Türkçe, WSJ, Reuters


James Jeffrey: Kürtlerle ilişkimiz DEAŞ'ı yenmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklıktı

James Jeffrey (Reuters)
James Jeffrey (Reuters)
TT

James Jeffrey: Kürtlerle ilişkimiz DEAŞ'ı yenmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklıktı

James Jeffrey (Reuters)
James Jeffrey (Reuters)

Eski ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ABD’nin Suriye’deki yeni tutumunun Kürtlere yönelik bir “ihanet” olduğu yönündeki eleştirilere karşı çıktı. Jeffrey, ABD’li yetkililerin Kürtlere, ilişkilerinin DEAŞ'ın yenilmesine dayalı, geçici ve taktiksel olduğunu her zaman açık biçimde ifade ettiğini söyledi.

Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin Suriye Özel Temsilciliği ve ABD’nin Ankara Büyükelçiliği görevlerini yürüten Jeffrey, Washington’da VOA’ya (Amerika’nın Sesi) gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Kürtlere hiçbir zaman kalıcı güvence vermedik”

Jeffrey, Obama yönetiminden bu yana Kürtlere hiçbir zaman kalıcı bir siyasi ya da askeri garanti verilmediğini vurguladı. ABD’nin, Kürtleri DEAŞ , Esad rejimi ve bu aktörlerin müttefikleri dışındaki güçlere karşı savunacağına dair bir taahhütte bulunmadığını söyledi.

Jeffrey, “Kürtlere, zamanla bir Kürt bölgesini destekleyeceğimizi ya da onları Suriye muhalefetine veya yeni Suriye hükümetine karşı askeri güçle savunacağımızı asla söylemedik. Aksine, ilişkimizin DEAŞ'ı yok etmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklık olduğunu ifade ettik” dedi.

ABD’nin Suriye yaklaşımı: BM 2254 sayılı karar

Suriye’nin ve Kürtlerin geleceğine ilişkin konuşan Jeffrey, ABD’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklediğini belirtti. Kürtlere de bu karar çerçevesinde siyasi çözümden yana olduklarının defalarca aktarıldığını söyledi.

BM Güvenlik Konseyi tarafından 18 Aralık 2015’te oybirliğiyle kabul edilen 2254 sayılı karar; Suriye genelinde ateşkes sağlanmasını, ülkenin birliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü korunarak siyasi bir geçiş sürecini öngörüyor.

“Ahmed Şara ile birlikte sahadaki ortaklar ikiye çıktı”

Jeffrey, Ahmed Şara liderliğindeki Suriye geçici hükümetinin, uluslararası toplumun iş birliğiyle 2254 sayılı kararın öngördüğü adımları hayata geçirmeye çalıştığını ifade etti.

ABD’li eski diplomat, “Ahmed Şara’nın DEAŞ'e karşı uluslararası mücadeleye katılma iradesi göstermesiyle Suriye’deki ortaklarımız Ahmed Şara ve SDG olmak üzere ikiye çıktı” dedi. Jeffrey, İsrail dışındaki bölge ülkelerinin büyük bölümünün Suriye’nin birleşmesi gerektiği görüşünde olduğunu ve ABD’nin de bu politikayı desteklediğini vurguladı.

Trump–Erdoğan temasları ve Kürt bölgeleri

James Jeffrey, Rojava’da Suriye Arap Ordusu’nun Kürt güçlerine yönelik saldırıları sırasında ABD’li yetkililerin, Kürtlere yönelik şiddeti önlemek için Suriyeli ve Türk yetkililerle yoğun bir diplomasi yürüttüğünü söyledi.

Jeffrey, “Kürtlerin katledilmemesi ve güçlerin Haseke’deki Kürt bölgelerine girmemesi için liderler düzeyinde doğrudan telefon görüşmeleri yapıldı. ABD’nin yaklaşımı, şiddeti önlemek ve gerilimi düşürmek yönündeydi” diye konuştu.

ABD–Kürt iş birliği sürecek mi?

Jeffrey, Suriye’deki son gelişmelere rağmen ABD ile Kürtler arasında ortak çalışma imkanının devam edeceğini savundu. ABD’nin Kürt güçleriyle DEAŞ'e karşı iş birliğini sürdürdüğünü belirten Jeffrey, Kürtlerin tamamen tasfiye edilmesini istemediklerini söyledi.

“Kürt güçlerinin Suriye ordusuyla entegre olmasını ve güçlü bir yerel yönetime sahip olmalarını istiyoruz” diyen Jeffrey, bunun sahadaki en gerçekçi çözüm olduğunu ifade etti.

“Suriye için eyalet sistemi önerisi”

Suriye’nin anayasal yapısına da değinen Jeffrey, Irak’takine benzer bir eyalet ya da valilik sistemini savundu. Ancak Suriye’de Irak Kürdistanı’na benzer bir bölgesel statünün uygulanabilir olmadığını belirtti.

Jeffrey, “Irak Anayasası’nda olduğu gibi valilerin halk tarafından seçildiği, yerel polisin ve yerel bütçenin olduğu bir yapı, Suriye’deki Kürtler için ilerleme yolu olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Independent Türkçe, VOA


ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
TT

ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11, Suriyeli bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Şam yönetiminin güney Suriye’de çoğunluğu Dürzi olan Süveyda (Cebel el-Arab) üzerinde kontrol sağlamak için ABD desteğiyle hareket ettiğini bildirdi. Haberde, bu sürecin daha önce kuzeydoğuda Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde izlenen yaklaşıma benzediği ifade edildi.

Söz konusu yetkili, ABD desteğinin “İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi” şartına bağlı olduğunu belirtirken, Tel Aviv’in bu gelişmeden tam anlamıyla memnun olmadığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Kan 11’den aktardığı habere göre, askeri konularla ilgilenen Suriyeli yetkili, hükümetin son dönemde ABD ile koordinasyon ve destek bulunduğunu gösteren bir özgüvenle hareket ettiğini söyledi. Bu çerçevede, ABD’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın Süveyda üzerindeki kontrolü yeniden tesis etme yönündeki adımlarını desteklediği değerlendirmesi yapıldı.

sdcfgt
Süveyda kırsalındaki Şehba kentinde düzenlenen bir gösteriden arşiv fotoğrafı; gösteri sırasında İsrail bayrakları taşındı (el-Râsıd sitesi)

Yetkili, Şam yönetiminin Süveyda’ya yeniden giriş konusunda henüz nihai karar almadığını, ancak bunun “er ya da geç gerçekleşeceğini ve tercihen diyalog ve uzlaşı yoluyla olmasını umduklarını” ifade etti.

Öte yandan Kan 11, İsrail’in Suriye ile yürütülen müzakerelerde, Süveyda’daki Dürzilere doğrudan destek sağlayabilmesine imkân tanıyan açık bir güvenlik maddesinin anlaşmalara eklenmesini şart koştuğunu bildirdi. İsrail’in bu koşulu stratejik çıkarlarının korunması açısından temel gördüğü belirtildi. ABD’nin de desteğinin İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi şartına bağlanırken bu maddeyi dikkate aldığı kaydedildi. Ancak Tel Aviv’deki izlenim, Washington’un İsrail’in tutumunu olduğu gibi kabul etmediği ve kapsamını asgari düzeye indirdiği yönünde. Fiilen ABD’nin, İsrail’in yalnızca Dürzilerin doğrudan saldırıya uğraması hâlinde müdahaleye hazır olmasını istediği ifade edildi.

dfgthy
İsrail’e ait bir uçağın, geçen temmuz ayında Güney Suriye’deki Süveyda üzerinde uçuşu sırasında termal aldatma balonları (flare) bırakması (AFP)

Kan 11 ayrıca, ABD’nin Ekim 2025’te Süveyda’da yaşananlar gibi Dürzilere yönelik yeni katliamların önlenmesi yönündeki İsrail talebini desteklediğini aktardı.

Öte yandan Jerusalem Post, Süveyda sakinleri arasında ordunun kente girmesine yönelik ciddi endişeler bulunduğunu yazdı. Gazete, halkın Temmuz ayında devlet destekli grupların saldırılarında 2 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğini unutmadığını vurguladı.

Öte yandan Kan 11, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde, Dürzilere yönelik saldırıların sürmesi hâlinde İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarını genişletmeye hazır olduğunu, “Tırmanmaya tırmanmayla karşılık verilir” mesajı verdiğini aktardı. Bu açıklamanın, Süveyda’da son haftalarda görece bir sükûnet yaşanmasına rağmen yapıldığına dikkat çekildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce yaptığı açıklamada, Suriye’nin güneybatısının silahsızlandırılmış bir bölge olarak kalmasına kararlı olduklarını söylemiş, “Buranın ikinci bir Lübnan’a dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Dürzi nüfusu koruma konusunda taahhüdümüz var” demişti. Netanyahu, “Şu anda yoğun operasyonlar yürütüyoruz. Daha fazlasına mecbur kalmamayı umuyorum; bu Şam’ın tutumuna bağlı” ifadelerini kullanmıştı.

rgt
İsrail ordusuna ait askeri araçların Güney Suriye’deki bazı bölgelere girmesi (İsrail ordusu)

Bu gelişmelerin yanı sıra İsrail merkezli i24NEWS, Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya yakın bir kaynağa dayanarak, ABD arabuluculuğunda Paris’te Suriyeli ve İsrailli yetkililer arasında yakında bir görüşme yapılmasının beklendiğini ileri sürdü. Habere göre, görüşmede iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasının son detaylarının ele alınması öngörülüyor.

Aynı kaynak, toplantıda Suriye-İsrail arasındaki tampon bölgede olası ortak stratejik ve ekonomik projelerin de gündeme geleceğini belirtti.

Ancak Reuters, daha önce ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin, sınır hattında istikrarı sağlamayı hedefleyen bir güvenlik anlaşmasıyla sonuçlanmadığını hatırlattı.