Rafsancani: Tahran rejimi Filistin’i istismar ediyor

İran, Suriye ve Yemen’e müdahale ederken ve içeride İranlıların hakları engellenirken, Tahran’ın Filistin meselesine dair tutumu çelişkili

Faize Haşimi Rafsancani
Faize Haşimi Rafsancani
TT

Rafsancani: Tahran rejimi Filistin’i istismar ediyor

Faize Haşimi Rafsancani
Faize Haşimi Rafsancani

Camelia Entekhabifard
İran siyasetinin önemli ismi Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin kızı olan Faize Haşimi, İran rejimine yönelik can yakan eleştirileriyle tanınan siyasi bir aktivist. 1996’da Tahran’da en çok oy alan ikinci kişi olarak İran parlamentosuna seçildi. Açık sözlülüğü ve hükümete yönelik aleni eleştirisi, onu geçen yıllarda cezaevine soktu. Son zamanlarda Donald Trump hakkındaki tartışmalı açıklaması (hükümete daha fazla baskı yapacağı için Trump’ın yeniden seçilmesinin İranlılar açısından daha iyi olacağını söylemişti) ve Haziran ayındaki İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmayacağını belirtmesi tartışmalara yol açtı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Persian’dan aktardığı röportajda Rafsancani, Suudi Arabistan ile ilişkiler de dahil olmak üzere, dış baskıların İran rejiminin politikalarına etkisi hakkında konuştu. Ayrıca seçimlere katılmamasının nedenlerinden ve İran hükümetinde yer alan reformistlerin kendilerini içinde buldukları çıkmazdan bahsetti. İslam Cumhuriyeti rejiminin zirvesindeki isim olan Ayetullah Hamaney’in ölmesi halinde oğlu iktidarı miras alamazsa, ülkeyi yönetmesi için üç kişilik bir heyet atanacağı belirtti. İran rejiminin zirvesindeki liderlik makamının adı “Veliyyi Fakih” ve “Devrim Rehberliği” şeklinde isimlendiriliyor.

Seçimler ve reformistlerin çıkmazı
Kendisinin ve onu takiben İranlıların seçimlere katılmamasının İran İslam Cumhuriyeti açısından önemli olup olmadığı sorusuna ve “Halkın katılım oranının düşüklüğü, seçimlerin meşruiyeti için bir sorun teşkil etmiyor” diyen Anayasa Koruma Konseyi Sözcüsü Abbas Kedhudayi’nin ifadeleri hakkındaki soruya ise yanıt veren Faize Haşimi, “Vatandaşların seçimlere katılmamasının, muhafazakarlara oy vermeyen toplumun evde kalacağı anlamına geldiğini düşünüyorum, bu onların arzusu. Bunlar seçimlere katılırsa, muhafazakârlar seçimleri kazanamayacak. Tıpkı son seçimde Ruhani'nin ve ondan önce Hatemi’nin kazanması gibi. Ancak Kedhudayi’nin, seçimlerin meşruiyetini zedelenmeyeceği yönündeki ifadelerinin doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü halkın oy kullanıp kullanmama hakkı vardır. Oy kullanmazlarsa, yasal açıdan bakıldığında, bir aday oyların küçük bir yüzdesini kazansa bile sorun olmaz. Ama bence rejimin meşruiyeti sorgulanabilir. Çünkü oy vermeyenler temelde protesto ediyorlar ve oy kullanmayarak bir şeyler söylemek istiyorlar. Ve katılımcıların yüzdesi düşükse bu, oy vermekten çekinenlerin bir sorunu olduğu anlamına gelir. Onların, sonu olmayan bir reddi bulunuyor. Zira oy sandıklarını sonuca ulaşmaları açısından önemli görmüyorlar. Hükmün, çoğunluk oyuna göre ilerlediğini ve çoğunluğun istediğini elde ettiğini düşünmüyorlar. Vatandaşın oyu hükümet için önemliyse, bir şeyin değişmesi gerekir. Ve insanların oy kullanmaya gitmemesinin nedeni, değişiklik arıyor olmalarıdır. Onlar, oy kullanmayarak bir şeyler göstermek istiyorlar. Hükümeti yönetenler bunu umursuyorlarsa, sistemdeki birçok şeyin baltalanacağını bilmeli” değerlendirmesinde bulundu.
Eski İranlı parlamenter, reform hareketini sert bir şekilde eleştirirken, kısmi olarak da bu meseleye değindi. Bu bağlamda kendisine şu soru yöneltildi; Reformistler iktidar mücadeleleri için sloganları terk ettiler mi? Öte yandan muhafazakârlar için iktidarın ana çekirdeğiyle bağlantılara sahip olmanın politikadaki yerlerini uzun süre garanti altına almak anlamına geldiği iyi biliniyor. Reformistlere yöneltilen eleştiriler ve kamu desteğinin olmadığı göz önüne alındığında, İran siyasetinde, seçimlerinde, yönetiminde ve kontrolünde herhangi bir tıkanıklık görüyor musunuz? İran halkının yıllardır iktidarda herhangi bir temsilcisi bulunmuyor ve her protestolarında şiddetli bir baskıyla karşılaştılar. İran halkına yönelik bu siyasi ablukanın akıbeti ne olacak?
Rafsancani, söz konusu sorulara yanıt verirken, “İzin verin bazı varsayımlarınızı düzelteyim ve kendi fikrimi sunayım. Reformistler, iktidar mücadelesinin bir parçası değil. Keşke olsalardı. Onlar, en zayıf koşullarda hayatta kalmaya çalışıyor. Taviz vermeye devam ediyorlar ama hiç taviz almıyorlar. İktidar peşinde değiller. Reformistler, statükoyu sürdürmek istiyor ve tamamen onun ağına düşmüş haldeler” değerlendirmesinde bulundu.


Eski İran Milletvekili Faize Haşimi Rafsancani, parlamentoda konuşuyor (AFP)

Rafsancani, “İran halkının yıllardır iktidarda temsilcisinin olmadığı söyleminize katılmıyorum. Ne zaman seçim yapılsa, halkın temsilcileri parlamentoya, şehir konseylerine, başkanlığa ve Uzmanlar Meclisi’ne gitti. Ancak son 4 yıldır, yani babamın ölümünden beri reformcular yolunu yitirdi. Son 4 yılda, halkın temsilcileri ya halkla bağlarını kaybetti ya da bu bağlar önemli ölçüde azaldı. Halkın taleplerine bakmaz oldular ve maalesef diğer yolu seçtiler: Halktan uzak, iktidara yakın olmak” ifadelerini kullandı.
Faize Haşimi, “Siyasi tıkanıklıklar olduğunu düşünmüyorum. Ama reformcu hareketin çıkmaza girdiğini görüyorum. Hükümet, insan hakları, ekonomik kalkınma, yönetim ve diğer pek çok konuda kimi reformlar yapmaya çalışanların gitgide çıkmaza girdiğini düşünüyorum ama bunu tanımlamak için en doğru terim ‘politik çıkmaz’ mı emin değilim. Ancak insanların oy kullanmayabileceği gerçeği, bu kişilerin reform hareketinin çıkmazda olduğunu gördükleri anlamına gelir ve insanlar ne kadar denerse denesin, olması gereken şey çok sınırlı bir ölçüde bile gerçekleşmez” dedi.

Hamaney’den sonra ne olacak?
Toplumun büyük bir kesimi, bu seçimlere katılmayacak olsa da diğer yandan seçimlerin oldukça önemli olduğuna dair konuşmalar devam ediyor. Çünkü Ayetullah Hamaney’den sonrası ilgili sorular var ve birçokları bu seçimleri kazanan herhangi bir siyasi çizginin Devrim Rehberi’nin ölümünden sonra iktidarı elinde tutabileceğini düşünüyor.
Bu bağlamda Rafsancani’ye, ‘Rehberlik makamının miras yoluyla geçmesi mümkün mü? Yani Ayetullah Hamaney’in oğlu babasının halefi mi? Şu anda siyasi tıkanıklıkla karşı karşıyayız ve Rehber’in politikayı tepeden kontrol ettiğini görüyoruz. Nitekim halk, herhangi bir siyasi yetkili veya bahsettiğiniz herhangi bir seçilmiş yetkili halkın fikrini dayatamıyor. Bu devam edebilir mi? İslam Cumhuriyeti, Ayetullah Hamaney’den sonra da devam ederse, Rehberlik makamı nasıl ayakta kalabilir?” sorusu yöneltildi.
Faize Haşimi Rafsancani ise, “Bu seçimi diğerlerinden farklı görmüyorum ve Ayetullah Hamaney sonrası kimin Rehber olacağı konusunu etkileyeceğini düşünmüyorum. Devrim Rehberi olmaya giden yol, Cumhurbaşkanı olmaya giden yoldan ayrı. Onları birbiriyle bağlantılı görmüyorum. Aynı zamanda Rehberliğin miras yoluyla geçip geçmeyeceğini gerçekten ön göremeyiz. Edindiğim bilgilere göre gelecek Devrim Rehberini üç kişilik bir komite seçebilir. Ancak bu, bugün kim cumhurbaşkanı olursa, mesela Reisi, sonraki Rehber olacak demek değil. Bu olur ya da olmaz, ama ben cumhurbaşkanı olmakla Rehberlik arasında bir bağ olduğunu düşünmüyorum” şeklinde yanıt verdi.
Hamaney’in halefini seçecek üç kişilik bir komitenin detayları hakkında ise Rafsancani, “Birkaç yıl önce bu komitenin kurulduğunu, ancak resmi olarak ilan edilmediğini duyduk. Belki de böyle bir yapı aslında mevcut değil ve belki duyduğumuz bu bilgi kamuoyunu yanıltmak için de yayılmış olabilir. Bu komite Hamaney sonrası kimin Rehber olacağına karar verecek, ancak komitenin yapısının bizim duyduğumuz gibi olup olmadığından da emin değilim. Bunu birkaç yıl önce duyduk. Belki üyeleri arasında Reisi ve belki de Laricani de vardır ama emin değilim. Şu an bu üç kişilik komitenin üyelerinin kim olduğunu hatırlamıyorum ve daha fazla bilgiye sahip değiliz” ifadelerini kullandı.
İran’da yaşayan ve hayatı boyunca politik çalışmalar yapmış olma tecrübesine dayanan Rafsancani, Ruhani bir lider tarafından yönetilen İslam Cumhuriyeti’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Ayetullah Hamaney’den sonra, bir sonraki Rehber’i bugün olduğu gibi iktidarın çoğunu elinde tutacak mı? sorularına yanıt veren Rafsancani, şu ifadeleri kullandı;
“Evet tabi ki. Rehberlik, anayasal bir makamdır ve biz anayasayı değiştirene kadar, doğal olarak bu sistem devam edecektir. 1989’da, yani devrimden 10 yıl sonra yapılan değişikliklerin ardından anayasanın değiştirilmesi gerçekten zorlaştı. Her şey Rehber’in görüşüne bağlı ve onun tarafından onaylanması gerekiyor. Yeni bir anayasa referanduma götürülmeden önce ruhani Rehber’in her şeye karar vermesi gerekiyor. Rehberlik makamının gelecekte hayatta kalmayacağına dair hiçbir kanıt yok. ‘Bu rejim faaliyetlerine devam edebilir mi?’ sorusuna gelince, evet, rejim olduğu gibi devam edebilir. Bu ülkenin her yerinden para fışkırdığı için ve para olduğu sürece rejim yaptıklarına devam edecek.”

Devrim Muhafızlarının Yolsuzluğu
Rafsancani konuşmasında, finansal ve parasal kaynakların ülkeye akışına dikkati çekti. Bu bağlamda bu paranın çok adaletsiz şekilde dağıtıldığı bilinirken, yolsuzluğun yayılma nedenlerinden birinin de ülkenin tüm ekonomik kurumlarına karışan, siyasete, kültüre ve güvenliğe dahil olan Devrim Muhafızları’nın rolü olduğu ifade ediliyor. Bu çerçevede Faize Haşimi’ye ‘Silahlı bir gücün iktidarın tüm organlarında var olması İran’ın geleceği için ne kadar tehlikeli?’ sorusu yöneltildi. Rafsancani ise yaptığı açıklamada, “Buna gelmeden önce, yanlış yönetimin en önemli sorunlarımızdan olduğunu söylemeliyim. Çünkü İran’da meritokrasi yok, işe liyakat ve ehliyet sahipleri getirilmiyor. Makamlar politikaya, ideolojiye ve ahlaki değerlere göre dolduruluyor. Uzmanlar kenara atılıyor ve kullanılmıyor. Yetişmiş yöneticilerimiz yok ve bu, İran’ın şu an baş problemlerinden” ifadelerini kullandı.

Rafsancani sözlerinin devamında ise şunları söyledi;
“Paranın doğru yerlere harcanmaması sorunu da büyük oranda bu yanlış yönetim sorunuyla alakalı. Şu anda pek iyi yöneticilerimiz yok. İyi ve uzman yöneticileri nadiren görüyoruz. Devrim Muhafızları hakkında söylediklerin doğru. Ne yazık ki şu anda her şey Devrim Muhafızları’na çıkıyor. Ekonomi, sosyal işler, siyasi işler, yargı ve politikada onların izlerini görebilirsiniz. Bu, anayasaya aykırıdır ve Devrim Muhafızları’nın dahli, yanlış yönetim sorununun da nedenlerindendir.”
Röportajda, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) rolü, bölgeye müdahalesi, Suudi Arabistan-İran ilişkileri ve neden olduğu sorunlar üzerinde de duruldu. Haşimi Rafsancani’nin hükümette ciddi muhaliflerin varlığıyla, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek için çok çaba sarf ettiği biliniyor. Peki ya kızı, İran ile Suudi Arabistan arasında ilişkilerin varlığının, İran ekonomisi üzerinde olumlu bir etkisi olabileceğini, kapıyı İranlı hacılara ve bölgede barış ve güvenlik varlığına açabileceğini düşünüyor mu? Ayetullah Hamaney, Riyad ile var olan gerginliği yatıştırmak için Devrim Muhafızları’nın davranışını değiştirebilir mi? Dini Lider’in ‘Bu gerginlik, olumsuz diplomasiyi, yani bölge işlerine müdahaleyi atlatma yolunu teşvik ediyor’ dediğini duyduk.
Söz konusu sorular çerçevesinde Rafsancani, Suudi Arabistan ile ilişki kurma fikrine de değinirken, “Öncelikle, söz konusu ifadeler Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’e ait. Ve aslında bu alanda öncelik diplomatik değil siyasidir. Ne yazık ki yıllardır dış politikamız, saldırgan hale geldi ve diğer ülkelerle uluslararası hukuk ilkelerine dayalı yapıcı ve kapsamlı bir etkileşime sahip değil. Tabi ki İran ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerde yaşanan bozulmanın tüm sorumluluğunu Devrim Muhafızları’na yükleyemem. Bunun, hükümetin kendisinin bir başarısızlığı olduğunu düşünüyorum. Özellikle de babam hayattayken bu konuda, hiçbir çaba sarf edilmedi. Aslında fırsat kaçırıldı. Asıl konuşmama şimdi başlıyorum. Sonucun ne olacağını bilmiyorum, ama başkanlığı muhafazakârlar üstlenirse, bu sorunu elbette mevcut şartlar altında çözeceklerini düşünüyorum. Çünkü sorunlarımızdan biri de istediğini yapmak istediği ve bunları kimin adına yapacağıdır. Hükümet adına ya da reformistler adına yapabilir ya da iktidardaki muhafazakarların bir kısmı adına yapabilirler. Ortaya çıkan tıkanıklıkların çoğu bu ayrıntılardan kaynaklanıyor” ifadelerini kullandı.
Rafsancani, “Meclis’teki İslami ittifak grubunun merkezi konsey üyesi Hamidrıza Taraki, ABD ile müzakereler yapılacaksa bunun, muhafazakârların işi olduğunu söyledi. Belki şu an Suudi Arabistan ile ilişkiler meselesini çözme yönüne gideceklerdir, çünkü ister Ortadoğu bölgesi ister tüm İslam ve Arap ülkeleriyle ilişkileri açısından olsun bu durum önemli. Bu, ülkelerle ilişkilerimizin geliştirilmesinde çok önemli bir rol oynayacak. Suudi Arabistan’a yalnızca bir ülke olarak bakmıyoruz. O, çok sayıda Arap ve İslam ülkesini temsil ediyor. Dolayısıyla onunla ilişkilerimiz, tüm bu İslam ülkeleriyle ilişkilerimizi etkiliyor” dedi.
Suudi Arabistan’ın İran’la ilişkisinin önemi göz önüne alındığında Hamaney’in, İran’ın Arap dünyasındaki nüfuzundan ve Arap ülkelerinin işlerine karışmasından elde ettiği faydalara rağmen İslam Cumhuriyeti’nin ilişkilerin kurulmasına tamamen aykırı olan davranış ve politikasını gözden geçirmesi mümkün mü?


Haşimi Rafsancani’nin ölümü, Arap bölgesiyle sakinleşme çabalarını etkiledi (AFP)

Söz konusu soruya yanıt veren siyasi aktivist, “Tecrübeler, stres altındayken davranışlarımızı genellikle biraz değiştirdiğimizi ortaya koydu. Nükleer anlaşmayla ilgili mevcut sorunlar ve ABD’yi anlaşmaya geri döndürmek amacıyla devam eden görüşmeler, bu meseleyi aynı çerçeveye koyarsak çözülebilir. Artan uluslararası baskı varlığının ve İran’daki etkilerinin bizi politikamızı değiştirmeye ittiğini düşünüyorum. Ama aynı zamanda baskının da doğal olarak devam edeceğine inanıyorum. Pek bir umudum yok, olağandışı bir durumu kabul etmeli ve ardından politikaları değiştirmeye karar vermelisiniz. Yetkililerin çoğunun konuşmalarına bakarsanız, çiçekler ve kuşlar varmış gibi konuştuklarını göreceksiniz. Onlara göre gücün, büyümenin, gelişmenin, ilerlemenin, ahlakın, kültürün ve her şeyin zirvesindeyiz ve dünya devriliyor! Gelişmiş ülkelerin birçok sorunu var. Biz tepedeyiz, hepsi ise en aşağıda!” açıklamasında bulundu.

İran’ın Filistin konusundaki tutumu çelişkili
Bölge siyasetini genişletmek istediğimizde İsrail’le ister istemez karşılaşacağız. Ateşkes sağlanan Filistin ve İsrail arasındaki çatışma meselesine yöneleceğiz. İslam ülkeleri, Filistin’i destekledi ve ateşkes koordine edildi. Öte yandan Tahran’ın son 42 yıldır kendisini Filistin halkının yegane destekçisi olarak görmesine rağmen radikalizm yanlısı grupların desteklenmesi, Filistin halkının koşullarını şimdiden daha da kötüleştirdi. Bu çerçevede İran’ın Filistin ve İsrail’e yönelik politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rafsancani, “Başlangıçta bazı hipotezler sunmama izin verin. İsrail saldırgan ve suçludur. Size Filistin’in işgalini anlatayım. Tarihe baktığımızda İran’ın istila edilmiş birçok parçasını görürüz. Örneğin Türkmençay Antlaşması, Gülistan Antlaşması ve çeşitli savaşlar; İran aynı şeyi yapmadı.

Kırım işgali ve Suriye’de katliamlar
Şu an Rusya’nın Kırım yarımadasını gasp ettiğini görüyoruz. Bir toprağın gasp edilmesi hususunda bu kadar hassassak Rusya ile nasıl iyi olabiliriz? Orası bizim için önemli değil ama burası bizim için çok önemli! Burada Müslümanların var olduğunu söylüyorlar. Bir soru sormak istiyorum. Arap Baharı’ndan sonra Suriye’de ölenlerin sayısı ne kadar? Beşşar Esed’i korumak için, Suriye’de baştan beri danışman ve dini türbelerin savunucusu olarak faaliyet gösterdik. Bize yöneltilen pek çok suçlama var, bunlar az değil. Bu durumla benim bir ilgim yok. Bunu kendimiz kabul ettik ve resmen ilan ettik. Suriye’de 10 yıldan az bir süre zarfında ölenlerin sayısına bakarsak, geçen yüzyılda Filistin topraklarının işgali ve İsrail suçları nedeniyle öldürülen Filistinlilerin sayısından çok daha fazla olduğunu görürüz. Müslümanları öldürmek kötü bir şeyse, bu kadar çok Suriyeli Müslümanın öldürüldüğü bir yerde nasıl bulunabiliriz? Bu, bizim bir çelişkimiz olduğu anlamına gelir. Filistin halkını veya Filistin’i destekleyen bu politika benim hoşuma gitmiyor. Çünkü adaletsizlik ve suçla yüzleşmek istiyorsak, orada söz sahibi olabilmek için doğru bir örneklik ortaya koymalıyız. Tam tersine İran kötü örnekliğin adresi. Koşullarımız İsrail’den daha kötü. Suriyeli sivillerin katledilmesi veya Yemen’de yaşananlarla ilgili olarak bize yöneltilen suçlamalar var” değerlendirmesinde bulundu.

İranlı Sünniler
Faize Haşimi Rafsancani, “Filistinli Sünnilerin haklarını savunmak istiyorsak, o zaman neden önce İran’daki Sünnilerin haklarına değinmiyoruz? Onlar, bu ülkede eşit haklara sahip değiller. Neden bu politikayı takip etmemiz gerektiğini anlamıyorum. Filistin’deki durumu her geçen gün daha da kötüleştirdiğimize inanıyorum. Yaser Arafat, Filistin’de basit bir isim değildi. Barış için gitti, ama biz onu terk ettik. İslami Cihat ve Hamas hareketlerine destek verdik. Ve politikalarımızı değiştirdik. Filistin ve İsrail ile ilgili takip ettiğimiz politikaların, adaletsizlik ve suçla mücadele için samimi ve gerçek olduğu fikrini kabul etmiyorum” dedi.

İki devletli çözüm
Faize Haşimi, “Tarih boyunca tüm bu ülkeler parçalandı ve birleşti. Çok fazla hassasiyet yoktu. Şu an inanıyorum ki, eğer kalbimiz gerçekten Filistin halkının iyiliği için atıyorsa, iki devletli çözümü desteklememiz gerekir. Şu an dünya siyasetine baktığımızda Müslüman ülkeler, Birleşmiş Milletler (BM) ve diğerleri buna onay veriyor. Yan yana yaşayabilecek iki devlet inşa etmeye doğru ilerlemek için bu fırsatı değerlendiriyorlar. Bu ülkeler, 70 yıldan fazla bir süredir savaşıyorlar. Peki ne oldu? Nereye gittiler? Her şey tekrar tekrar tecrübe edilemez. Elbette bu, Batı’nın İsrail’e 1967 sınırlarına dönmeleri konusunu ciddiye alması için baskı uygularsa gerçekleşecek ve iki devletin kurulması sağlanacaktır” dedi.

İran rejimi Filistin’i istismar ediyor
İslam Cumhuriyeti liderlerinin Filistin’den gerçekten ne istediklerini sorduğumuzda Rafsancani, “Tahran’ın, ondan bir şey istediğine inanmıyorum. Düzenli olarak harcıyor ve hiçbir şey almıyoruz. Bu, İslam Cumhuriyeti'nin kimliğini vurgulamak içindir. ‘Bir tavuğun tek bacağı vardır’; Bu, aynı hatalarda inat ve ısrar eden bir İran atasözüdür. Ona sahip değilmişiz gibi görünüyorsak, İslam Cumhuriyeti olmayacağız. Mahmud Abbas ve öncesinde Yaser Arafat, barış sağlayıp bağımsız bir Filistin devleti kursa da kimliğimizi korumak için bu politikalarda ısrar etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Rafsancani, “Her zaman mevcut kritik durumda kalabilmemiz için bunun bir kimlikten fazlası ve daha fazla iç tüketim aracı olduğunu düşünüyorum. Şu ana kadar bu meselenin bir faydası bulunmuyor, sadece İran’ın maliyetlerindeki bir artışı temsil ediyor. Örneğin ABD ile ilişkimizin olmaması, kimliğimizin bir parçası haline geldi. Bu yanlış politikaya zaman harcamak için bir nedenimiz yok. Bu konuda halkımızın kaderini tamamen feda ettik. Ticaretimizi ve ekonomimizi feda ettik. Filistin’de de durum böyle” dedi.

Bir sonraki cumhurbaşkanı kim olacak?
İran’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine, adayların ve bir sonraki cumhurbaşkanının uygunluğuna ilişkin beklentilerine değinen Rafsancani, “Seçimlere gelince, kimin kalacağını ve kimin dışlanacağını kestirmek ve nihayetinde bir sonraki başkanın kim olacağını bilmek zor. 52 yetkilinin ismi kayıtlı. Anayasa Koruma Konseyi, adaylar için bir dizi koşul belirledi. Cumhurbaşkanlığına aday olan bazı bakanlar, valiler ve Tahran Valisi şartları yerine getirememiş olabilir” dedi.
Faize Haşimi, “Ama adayların aynı çerçeveye göre uygunluğunu teyit etmek istiyorlarsa, bu adaylar fazladır. Anayasa Koruma Konseyi tarafından adaylıklarının uygunluğu belirtilen adaylar, kadın. Ama tabi ki bunlar bir analizdir, bir bilgi değil. Bir kadının aday olabilmesi için kadın cumhurbaşkanı hususunda konuşmalar yapıldı. Politikacılar terimi, kadınları da etkiler oldu” dedi.
Rafsancani, “Bu, Anayasa Koruma Konseyi sözcüsüne birçok defa soruldu. Kendisi, basın röportajlarında kadınların seçimlere katılabileceğini söyledi. Bu durumda, meşru, hukuki ve fıkhi açıdan bir sorun yok. Anayasa Konseyi’nin kadınlara bakan ve vali olma izni verdiğini söylemek lazım. Nitekim Ruhani, İçişleri Bakanlığı’ndan birkaç kadını vali olarak atamasını istedi.” ifadelerini kullandı.
Rafsancani, “Kur’an’da Sebe Melikesi geçiyor ve ona dair birçok övgüler yer alıyor. Bunun karşısında, kadınlara vali veya bakan olma hakkını vermeyecek bir devlet başkanı bulunuyor. Şu an cumhurbaşkanı adayının bir bakan olmasını şart koşuyorlar! Kadınların aday olmaması meselesine sıkışıp kaldıklarını düşünüyorum” dedi.
Rafsancani, “Belirledikleri koşullar yasadışıdır. Çünkü Anayasa Koruma Konseyi, hiçbir şekilde yasama ortaya koyamaz. Yasama, onun işi değil. Elbette daha az aday olacak. Ama kimin kalacağını ve kimin dışlanacağını bilmek çok zor. Tüm adaylar kalifiye olmak ister, ancak bu zor. Oylar bölünüyor ve seçimlerin her zaman 4 ila 6 adayı bulunuyor. Mevcut koşullarda Ali Laricani, adaylık başvurusu yaptı. Ancak iki yıldır Yargı Erki Başkanı olan İbrahim Reisi, bu süre zarfında seçimlerde çalıştı, seyahat etti, konuştu, ancak hiçbir şey yapmadı. Yalnızca sloganlar… Şu ana kadar cumhurbaşkanlığı için yaptıklarının hepsi bu. Bir kamuoyu anketine göre Reisi önde. Tabi Ahmedinejad’ın da iyi oyları bulunuyor. Ama Ahmedinejad’ın Anayasa Konseyi tarafından onaylanmayacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
Yetkili ayrıca, seçimlerin bu şartlar altında Laricani ile Reisi olmak üzere iki kutup arasında yapılacağını savundu.
Rafsancani’ye, seçimleri boykot ettiği ve oy kullanmayacağı gerçeğine rağmen herhangi bir cumhurbaşkanlığı adayı tarafından hükümete aday olması için davet edilirse, siyasete geri dönme olasılığı ve bu tür bir ortamda siyasi geleceğini nasıl gördüğü soruldu. Yetkili, “Hiçbir aday beni davet etmeye cesaret edemiyor. Siyasi geleceğim açık. İzin verdikleri halde üniversitede ders vermeme tahammül edemediler, bakanlık yapmama ve bir pozisyon üstlenmeme izin verirler mi? Hayır. Reformistler görevde olsalar bile, kendim için hiçbir zaman siyasi bir gelecek tasavvur etmiyorum. Aynı zamanda reformistler bana muhafazakarlardan daha çok düşmandır. Son dört yılda iktidarda olmalarına rağmen hiç bir reform yapmamalarını eleştirdiğim için şimdi onlar, bana muhafazakarlardan daha da düşmanca davranıyorlar. Ahmedinejad, bana birinci sıradan milletvekili adaylığı teklif etti ama kabul etmedim. Yine de bana birinci sıradan milletvekilliği vermek isterse bu talep onaylanmayacaktır” dedi.
Ahmedinejad’ın başvurusunun resmi olarak onaylanıp onaylanmadığına dair ise Faize Haşimi Rafsancani, “Bu olsaydı, artık bana bu pozisyonu kesinlikle teklif etmezlerdi. Ama bir siyasetçi olarak yorum yapmak ve bu tür faaliyetlerde bulunmak açısından siyasi geleceğimde, elbette eleştirel ve muhalif olurum. Bu süreç bu şekilde devam edecektir” dedi.
Eski Milletvekili, “Sonuç olarak, finansal prosedürlere yönelik Mali Eylem Görev Gücü’nün belirlenmemiş görevler üstlenmesi sonrasında sanırım, nükleer anlaşma görüşmeleri bir ay boyunca devam etti ve Suudi Arabistan ile görüşmeler başladı. Görünüşe göre muhafazakarlar, adayları kazandıktan sonra başarılı oluncaya kadar onları aynı tuzlu suda tutmaya daha meyilli. Sorunlar, adaylarının galibiyetiyle çözülse bile bunu memnuniyetle karşılıyorum. Bir sonuca varmakta yanlış bir şey yoktur, ülke şartlarının iyileştirilmesinde ve özgürlüklerin artırılmasında yanlış bir şey yoktur. Önemli olan ülkenin durumu ve ulusal çıkarıdır. Muhafazakar ya da reformist olmam fark etmiyor. Ancak reformistler fırsatı boşa harcadılar. Muhafazakarların cumhurbaşkanlığı üstleneceği hususunda bir başka beklentim var. Hükmedici bir kişilikleri varsa ve Ahmedinejad dönemi kendini tekrar ederse, beklentilerim gerçekleşmeyecek. Ama Laricani seçilirse bir şeyler olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Faize Haşimi, “Reisi’nin geçmişi net. İki yıl yargıda bulundu. Çok konuştu ama eylemi yoktu. Eylemden çok slogan vardı. Muhafazakarların bilge bir başkanı olsaydı ve o Laricani olsaydı, o zaman bunların hepsini kendileri yapacaklardı. Çünkü artık ismini kimin yazdığının ya da yaptıklarının kimin hesabına sayıldığının önemli yok. Ülkeyi popülaritesine geri dönme yolunu alabilirler. Toplumun nabzını kendi başlarına ölçebilirler. Bunu yaparlarsa sorun yok. İnsanların kendilerini rahat, huzurlu, refah içinde, ilerlemiş, gelişmiş ve özgür hissetmeleri için sorunların çözümü için çalışılmalıdır. Bunu kabul ediyoruz, ancak muhafazakarların kökten değişmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.