İran cumhurbaşkanlığının ‘tartışmasız’ adayı: Reisi

Ahmedinejad, Laricani ve Muhsin Haşimi Rafsancani’nin başvurularının reddedilmesi sonrasına geniş çaplı eleştiriler geliyor

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi, 25 Mayıs’ta Tahran’da Kültür Devrimi Yüce Konseyi toplantısında (Cumhurbaşkanlığı sitesi)
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi, 25 Mayıs’ta Tahran’da Kültür Devrimi Yüce Konseyi toplantısında (Cumhurbaşkanlığı sitesi)
TT

İran cumhurbaşkanlığının ‘tartışmasız’ adayı: Reisi

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi, 25 Mayıs’ta Tahran’da Kültür Devrimi Yüce Konseyi toplantısında (Cumhurbaşkanlığı sitesi)
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi, 25 Mayıs’ta Tahran’da Kültür Devrimi Yüce Konseyi toplantısında (Cumhurbaşkanlığı sitesi)

18 Haziran’da yapılması planlanan seçimlerde Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin yerine geçmek ve İran yürütme otoritesi başkanlığına yönelik çatışma arenasına girmek için aday olan (eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, eski Meclis Başkanı Ali Laricani ve mevcut cumhurbaşkanının yardımcısı İshak Cihangiri başta olmak üzere) en belirgin isimlerin başvuruları reddedildi. Bu ret sonrasında İran Cumhurbaşkanlığı nihai listesi, Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’nin seçimlerdeki ‘tartışmasız aday’ olduğunu gösterdi.
İran İçişleri Bakanlığı, Anayasa Koruma Konseyi’nin 15 Mayıs’ta sonra eren başvuru sürecinde adaylığını sunan yaklaşık 600 kişinin arasından cumhurbaşkanlığı yarışı için 7 adayın başvurusunu onayladığını duyurdu.
Konseyin 12 üyesinin yarısı doğrudan rejim lideri “Rehber” Ali Hamaney, diğer yarısı da ikinci kez cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi tarafından belirli. Reisi, ilk adaylığında yüzde 38 oy almıştı.
Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK), Yargı Erki Başkanı’nın yanı sıra Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Genel Sekreteri ve Devrim Muhafızları’nda komutan Muhsin Rızai’nin başvurusunu da onayladı. Liste, eski Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri, Nükleer Başmüzakereci ve İran Dışişleri Bakanlığı’nın ana hatlarını çizen Dış İlişkiler Yüksek Komitesi’nin önde gelen üyelerinden biri olan Said Celili’yi de içeriyor.
Adaylar listesinde, Ruhani hükümetinde üst düzey yetkililerden istihbarat bilgisi sızdırmakla ünlenen eski Milletvekili Ali Rıza Zakani ve Reisi lehine geri çekilme olasılığı hakkında bilgiler dolaşan mevcut meclis başkanının yardımcısı Milletvekili Emir Hüseyin Kadızade Haşimi de yer alıyor.
Öte yandan Tahran Belediye Meclisi Başkanı Muhsin Haşimi Rafsancani, Devrim Muhafızları komutanının danışmanı General Said Muhammed, 2008- 2020 yılları arasında meclis başkanı Ali Laricani ve 2005- 2013 yılları arasında Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın adaylık başvuruları reddedildi. Ahmedinejad’ın 2017 seçimlerine başvuru talebi de reddedilmişti. Reformist kampta ise eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin spor işlerinde yardımcısı Muhsin Mehr Alizade ve Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’nin başvuruları onaylandı.
Erkek kardeşi Mehdi Cihangiri’nin isminin finansal yolsuzluk dosyaları ve para biriminde yasadışı ticaret meselelerine karışması nedeniyle İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri’nin başvurusu ve ayrıca reformist Milletvekili Mesud Pezeşkiyan’ın başvurusu da reddedildi.
Laricani’nin araştırıldığı istihbarat raporları
Önemli adayların başvurularının reddedilmesi İran siyasi çevrelerinde tartışmalara neden olurken, 25 Mayıs’ta erken saatlerde adayların uygunluk sonuçlarına ilişkin olumlu olumsuz tepkiler de gelmeye başladı. Geçen pazartesi günü geç saatlerde Devrim Muhafızları’nın medya platformu olan ‘Fars’ haber ajansı, Laricani, Cihangiri ve Ahmedinejad’ın başvurularının reddedilmesi hakkında bilgi sızdırdı. İçişleri Bakanlığı ise Seçim Komisyonu’na adaylık listesini gönderdikleri hususundaki Anayasa Koruma Konseyi açıklamasını yalanlamak üzere müdahalede bulundu.
‘Fars’ haber ajansına göre nihai liste, Anayasa Koruma Konseyi’nin ‘pozisyonlarına veya konumlarına bakmaksızın bireylerin (adayların) başvurularına odaklandığını’ gösteriyor. Yasalar göre Anayasa Koruma Konseyi tarafından adaylıkları reddedilenlerin, Çarşamba sabahına kadar temyiz başvurusunda bulunma hakkı var. Ancak Laricani, başvurusunun reddedilmesini kabul ettiğinin bir göstergesi olarak sosyal medya platformlarındaki hesapları aracılığıyla açıklamada bulundu. Bu bağlamda Laricani, seçimlere maksimum katılım ve öneriler hususunda Dini Lider’in açıklamasına dayalı olarak, seçim yarışına başvuruda bulunduğunu söyledi. Ali Laricani, “Toplumun elitlerinin desteğiyle, ulusun karşılaştığı sorunları yok etmeye kararlıydım. Ancak şu an seçim sürecinin bu yönde olmasına karar verildi ve ben de görevimi tamamladım” ifadelerini kullandı. Fransız Haber Ajansı’na (AFP) göre yetkili, “Allah’ın razı olduğu şeyden razıyım” diyerek, İran halkına da ‘ülkenin ilerlemesini sağlamak için’ seçimlere katılım gösterme çağrısı yaptı.
İran haber kanalları ise ‘Telegram’ uygulaması üzerinden, Laricani’nin başvurusunun reddedilmesinin, kızı Fatıma Laricani’nin ABD’ye geri dönüşünden kaynaklandığını belirtti.
Aynı şekilde Sadık Laricani de Twitter üzerinden Anayasa Koruma Konseyi’ni eleştirerek, “Konsey’de yaklaşık 20 yıllık varlığımdan bu yana ve hatta yargıdaki başkanlık yıllarımda Anayasa Koruma Konseyi’nin savundum. Ancak adayların liyakatini onaylama ya da onaylamama konusunda bu derece savunulması mümkün olmayan kararlar göremedim” dedi. Yetkili, “Bu karışıklığın sebebi, büyük ölçüde Anayasa Koruma Konseyi’ndeki karar sürecinde yalan raporlar aracılığıyla güvenlik müdahalelerinin artırılmasından kaynaklanmaktadır” ifadelerini kullandı.
Muhafazakâr aktivist Muhammed Macahiri de Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Hamaney’e bir mesaj gönderdiğini ve Anayasa Koruma Konseyi’nin ilan ettiği listede değişiklikler yapmaya çağırdığını belirtti. Macahiri, Ruhani’nin İçişleri Bakanı Abdurrıza Rahmani Fazli’den adaylık listesinin açıklanmamasını istediğini söylerken, İçişleri Bakanı’nın listeyi ilan etmek için siyasi çevrelerin ve kamuoyunun baskı altında olduğuna dikkati çekti.
Rahmani, Laricani’nin en yakın müttefiklerinden biri. İçişleri Bakanlığı’ndaki varlığı, muhafazakâr müttefikinin hükümete baskısını azaltmada önemli bir rol oynayan Laricani’nin lehine Ruhani’nin verdiği bir hediye olarak görülüyor. Bu rol, Laricani ve kardeşleri Muhammed Cevad Laricani ve Sadık Laricai de dahil muhafazakârlar arasındaki ilişkide bozulmaya sebep olmuştu.
Öte yandan hükümet sözcüsü Ali Rebii, Laricani’nin seçim denklemine geri dönüşü için Ruhani tarafından yapılan girişim hakkında açıklamada bulunarak, “Cumhurbaşkanı, önemli konulara ilişkin bir mesaj gönderdi. Soruşturacağım ve kesin bilgilere vereceğim” dedi.
Hamaney’in, adayların listesini yeniden gözden geçirmesi veya başvurusu reddedilen herhangi bir adayın ismini listeye dahil etmesi mümkün. Laricani’nin müttefikinin ve reformist akımdan bazı destekçilerinin de umudu bu yönde.
Geçen pazar günü, Devrim Muhafızları’na yakın bazı isimler Twitter üzerinden açıklamada bulunarak, Anayasa Koruma Konseyi’nin 12 üyesi arasında yer alan Sadık Laricani’ye ‘durumu değiştirmesi için’ Dini Lider Hamaney’e bir mektup göndermesini önerdi. Ali Laricani’nin kardeşi olan Sadık Laricani, daha önce Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin başkanlığını yapmıştı.
Aktivistler, Laricani’nin biri kardeşi Sadık olmak üzere Anayasa Koruma Konseyi’nde yalnızca 3 üyenin oyunu alabildiğini belirtti.
Tepkiler
İbrahim Reisi, İran cumhurbaşkanlığı adayları listesinin ilanı üzerine açıklama yapan ilk isim oldu. Reisi, 18 Haziran’da yapılması planlanan seçimlerde ‘daha rekabetçi’ olmak için istişareler yürüttüğünü söyledi.
‘Fararu’ haber sitesinin aktardığı bir videoya göre Reisi, dün akşamdan bu yana adayların uygunluğuna dair sonuçları incelediğini söylerken, “Belki siz, seçim sahnesinin daha rekabetçi ve katılımcı olması için temaslar yaptığımı ve istişareler yürüttüğümü bilmiyordunuz” dedi.
Anayasa Koruma Konseyi ise Laricani’nin damadı ve eski meclis başkanının yardımcısı Ali Mutahhari’nin başvurusunu da reddetti.
Mutahhari, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Bunun için ikna edici bir delil bulamamama rağmen başvurum reddedildi. Ancak rejime itaat eden ve halk için ardında değerli tecrübeler bırakan sayın Laricani’nin başvurusunun reddedilmesi karşısında da şaşkınım” ifadelerine yer verdi.
Hamaney’in ofisine yakın bir gazeteci olan Mehdi Fazaili de Twitter üzerinden bu tercihin siyaset tecrübesi açısından zor ve önemli olduğunu söylerken, “İnşallah gururlu bir şekilde çıkılır” dedi.
Öte yandan İshak Cihangiri, başvurusunun reddedilesine ilişkin olarak, ‘Birçok saygıdeğer ismin reddedilmesi, başta reformistler olmak üzere akımlar arasında genel katılım ve adil rekabete yönelik ciddi bir tehdittir” dedi.
Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad çerçevesinden ise Milletvekili Ali Rıza Biği, sert tepkiler ortaya koydu. Ahmedinejad’ın kampanyasının başkanlığını üstlenen Milletvekili, milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada, “Ülke yönetiminde bu yol ne yöne gidiyor? Dünden beri güvenlik güçleri, Mahmud Ahmedinejad’ın evini kuşattı ve komşularını rahatsız etti” ifadelerin kullandı.
Ahmedinejad’ın danışmanı Ali Ekber Civanfekr de Twitter üzerinden, “Ahmedinejad’ın başvurusunun reddinin arka planında, farklı yollardaki çoğu insan bu karardan memnuniyetsizliklerini ifade ediyor ve seçimlere katılmayacaklarını söylüyor” dedi.
Civanfekr, “Güvenlik güçlerinin ikametgahına ve ofisine geniş ve gerekçesiz konuşlanması, vatandaşların ve bölge halkının rahatsız olmasına yol açmıştır” ifadelerini kullandı.
Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin oğlu ve başvurusu reddedilen Tahran Belediye Meclisi Başkanı reformist Muhsin Haşimi de babasının ifadelerinden alıntı yaparak, “Seçimler ve oy sandıkları hiçbir koşulda boykot edilmemelidir. Toplumumuz, seçimlerin arifesinde iltihaplı ve rahatsız edici koşullarla karşı karşıya kalmıştır” dedi.



Arakçi, Lübnan ve petrol üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması konusunda "önemli ilerleme" kaydedildiğini vurguladı

İsviçre'nin Burgenstock kentinde yapılacak dörtlü toplantı öncesinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, (Reuters)
İsviçre'nin Burgenstock kentinde yapılacak dörtlü toplantı öncesinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, (Reuters)
TT

Arakçi, Lübnan ve petrol üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması konusunda "önemli ilerleme" kaydedildiğini vurguladı

İsviçre'nin Burgenstock kentinde yapılacak dörtlü toplantı öncesinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, (Reuters)
İsviçre'nin Burgenstock kentinde yapılacak dörtlü toplantı öncesinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, (Reuters)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün yaptığı açıklamada, ABD ile yürütülen görüşmelerde “önemli ilerleme” sağlandığını belirtti.

Arakçi, Pakistan ve Katar tarafından yürütülen yoğun arabuluculuk çabalarının, Lübnan’daki savaşın sona erdirilmesine yönelik süreçte kayda değer ilerleme sağladığını ifade etti.

Sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda Arakçi, “Petrol ve petrokimya ihracatı yaptırımlardan muaf tutuldu, abluka kaldırıldı, dondurulmuş bazı varlıklar serbest bırakıldı ve İran’ın yeniden inşası için kapsamlı bir plan başlatıldı” ifadelerini kullandı.


Katz: Lübnan’daki tehditlere karşı İsrail askerleri üzerinde herhangi bir kısıtlama yok

Henüz bulunamayan kurbanlardan birinin yakını, Lübnan’ın güneyindeki Kanarit köyünde İsrail hava saldırısı sonucu yerle bir edilen binaların bulunduğu yerde ağlıyor. (AP)
Henüz bulunamayan kurbanlardan birinin yakını, Lübnan’ın güneyindeki Kanarit köyünde İsrail hava saldırısı sonucu yerle bir edilen binaların bulunduğu yerde ağlıyor. (AP)
TT

Katz: Lübnan’daki tehditlere karşı İsrail askerleri üzerinde herhangi bir kısıtlama yok

Henüz bulunamayan kurbanlardan birinin yakını, Lübnan’ın güneyindeki Kanarit köyünde İsrail hava saldırısı sonucu yerle bir edilen binaların bulunduğu yerde ağlıyor. (AP)
Henüz bulunamayan kurbanlardan birinin yakını, Lübnan’ın güneyindeki Kanarit köyünde İsrail hava saldırısı sonucu yerle bir edilen binaların bulunduğu yerde ağlıyor. (AP)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün yaptığı açıklamada, İsrail askerlerinin Lübnan’daki tehditleri ortadan kaldırmaya yönelik operasyonlarını engelleyen herhangi bir kısıtlama bulunmadığını ve bulunmayacağını belirtti. Katz, İsrail güçlerinin güvenlik bölgesindeki mevzilerinde kalmaya devam ettiğini ifade etti.

Katz, “Ateşkes ilanı, Lübnan’daki güvenlik bölgesinde bulunan tüm noktalarımızda güçlerimizin varlığını sürdürmesini sağlıyor ve bu durum İsrail’in kuzeyindeki yerleşimcilerin güvenliğini koruyor” dedi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA) ise İsrail’in dün düzenlediği hava saldırılarında en az 20 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Söz konusu saldırılar, İsrail ile İran destekli Hizbullah arasında aylardır süren çatışmaların ardından yürürlüğe giren ateşkesten bir gün sonra gerçekleşti.

Öte yandan, taraflar arasında İsviçre’de cuma günü başlaması planlanan müzakereler, Hizbullah’ın açtığı ateş sonucu aralarında bir subayın da bulunduğu dört İsrail askerinin hayatını kaybetmesinin ardından İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını yoğunlaştırması nedeniyle son anda ertelendi.

Bunun üzerine Washington yönetimi, İran ile varılan ön mutabakatın şartlarından biri olan ateşkesin yeniden yürürlüğe girmesi konusunda anlaşma sağladı. Ancak İsrail dün saldırılarını yeniden artırarak bunun, Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki birliklerine ateş açmasına karşılık olduğunu savundu. Tahran destekli Hizbullah ise İsrail ordusuna karşı ‘karşılık verme hakkını’ kullanma konusundaki tutumunu koruduğunu açıkladı.


Somaliland ve İsrail: Tanımanın bedelini kim öder?

Batı Kudüs’teki bir caddede İsrail bayrağı ve Somaliland bayrağı, 14 Haziran 2026 (AFP)
Batı Kudüs’teki bir caddede İsrail bayrağı ve Somaliland bayrağı, 14 Haziran 2026 (AFP)
TT

Somaliland ve İsrail: Tanımanın bedelini kim öder?

Batı Kudüs’teki bir caddede İsrail bayrağı ve Somaliland bayrağı, 14 Haziran 2026 (AFP)
Batı Kudüs’teki bir caddede İsrail bayrağı ve Somaliland bayrağı, 14 Haziran 2026 (AFP)

Muhammed Ebu Bekir

Bağımsızlık talep eden Somaliland Bölgesi Başkanı Abdirahman Muhammed Abdullahi'nin (Irro), Somali kıyılarında İsrail tarafından bir askeri üs kurulması olasılığına ilişkin açıklaması Somali’nin siyaset ve basın çevrelerinde geniş yankı uyandırırken Somali egemenliği ile ulusal güvenliğine yönelik ciddi kaygılara yol açtı.

Bu açıklamaları, Tel Aviv'e yaptığı resmi ziyaret kapsamında İsrail'in i24 NEWS kanalına verdiği röportajda yapan Irro, önümüzdeki dönemde bölgede bir İsrail askeri üssü kurulabileceği olasılığını dışlamadığını belirterek İsrail ile Hargeysa arasında yakın zamanda doğrudan uçuşların başlayabileceğine de işaret etti.

Bu ihtimal, İsrail'in Somaliland'ın bağımsızlığını tanımasına yönelik bir anlaşmanın parçası olarak Somali siyaset ve basın çevrelerinde uzun süredir gündemde tutulurken Somaliland yetkilileri, bu senaryoyu sürekli olarak reddediyordu. Irro’nun İsrail televizyonuna yaptığı açıklama, spekülasyonlara son noktayı koyarken kaygıları daha da artırdı.

Kim önce davranır?

Irro röportajında, Somaliland'ın Kudüs'teki ilk temsilcilik ofisini açmasının iki taraf arasındaki ilişkilerin gelişimini yansıttığını söyledi. Bu adımın büyüyen bir diplomatik sürecin parçası olduğunu belirten Irro, Tel Aviv'in Hargeysa'nın bağımsızlığının tanınması talebine yanıt veren ilk başkent olduğuna dikkati çekti.

Irro, “Bölge bağımsızlığını 26 Haziran 1960'ta, pek çok Afrika ülkesinden önce ilan etti. Daha sonra Hargeysa ve Mogadişu liderleri tek bir Somali ulusu inşa etmek amacıyla gönüllü birlik konusunda uzlaştı. Ancak Mogadişu ile birlik koşulları Somali’deki iç savaşın başlamasıyla geçerliliğini yitirdi” diye konuştu.

Diğer ülkelerin Somaliland'ı tanımasının yalnızca bir zaman meselesi olduğunu vurgulayan Irro, henüz karar vermemiş ülkeleri harekete geçmeye çağırarak “Fırsat ilk adımı atanındır” dedi.

Bölgesel güvenlik dosyasında ise İre, bölgenin hiçbir tarafa tehdit oluşturmadığını ancak sahil güvenlik kapasitesini güçlendirmek için uluslararası destek arayışını sürdürürken kendini savunma hakkını saklı tuttuğunu söyledi. Hükümetinin Aden Körfezi kıyılarında bir İsrail askeri üssüne ev sahipliği yapmaya hazır olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlarken İsrail hükümetiyle ikili bir anlaşmaya varılması halinde bunu dışlamadığını belirtti. Ziyareti süresince İsrailli yetkililerle ele alınan öncelikli iş birliği alanlarının tarım, su, sağlık ve güvenlik olduğunu da ekledi.

Berbera Limanı'nın Etiyopya ve Boynuz Afrika ülkelerine açılan hayati bir geçiş noktası olduğuna dikkati çeken Irro, ABD, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail'in bu koridor üzerinden ticaret ve lojistik alanlarında iş birliğini geliştirmeye yönelik artan ilgisine değindi. Limanın ekonomik ve ticari boyutlarının yanı sıra jeopolitik önemini de vurgulayan Irro, Berbera Limanı’nın stratejik değerinin altını çizdi.

Kamuoyunu hazırlama

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Somali uzmanı Muhammed Abdi, Irro’nun İsrail'den yaptığı açıklamaların, özellikle Somali kıyılarında İsrail tarafından bir askeri üs kurulması ihtimalini doğrulayan bölümün, Somali kamuoyu için sürpriz olmadığını ancak yaygın beklentilerin resmi teyidi niteliği taşıdığını belirtti. Abdi'ye göre İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması karşılıksız değil, aksine ağır bir bedel içeriyor ve bölgeyi yeni bir çatışma dönemine sürükleyebilir.

Abdi, ‘bu ihtimali dışlamıyorum’ şeklindeki diplomatik yanıt kalıbının Somali kamuoyunun nabzını yoklamaya ve Aralık 2025'te alındığı değerlendirilen kararın zeminini hazırlamaya yönelik olduğuna dikkat çekti. Söz konusu tanımanın, Berbera Limanı yakınında İsrail askeri üssü kurulmasına izin verilmesi dahil açık koşullar içerdiği de vurgulandı.

Abdi, bu adımın yalnızca Somali ulusal güvenliğini değil, Aden Körfezi'nin güney kıyısında Kızıldeniz'in girişinde stratejik öneme sahip bu bölgede Arap ulusal güvenliğini de tehdit eden bir ihlal niteliği taşıyacağını değerlendiriyor. Kızıldeniz'e kıyısı bulunan Arap ülkelerinin, özellikle Bab’ul Mendeb Boğazı'na yakınlığı göz önüne alındığında hem kendi güvenlikleri hem de ticari deniz ulaşımı açısından bu güvenlik ve stratejik ihlaline karşı güçlü bir tutum sergilemesi gerektiğinin altını çiziyor.

Abdi, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Askeri üs kurulması adımının, özellikle Mogadişu'nun kıyılarının korunmasına katılmaları için Türk kuvvetlerini yetkilendirdiği göz önünde bulundurulduğunda, Somali kıyılarındaki Türk askeri varlığı nedeniyle belirli bir süre alacağı kesin. Üstelik Türkiye, kıyı şeridi boyunca petrol arama faaliyetleri de dahil olmak üzere Somali'nin önde gelen ticari ve ekonomik ortağı konumunda.”

Abdi’ye göre bölgenin bir yanda İsrail'in emelleri diğer yanda Türk varlığı ve ayrıca İsrail'in bölgenin bağımsızlığını tanımasına karşı çıkan Arap ülkelerinin tutumları arasında yeni bir çatışmaya sahne olabilir. Arap Birliği'nin (AL) Somali'nin tüm toprakları ve karasuları üzerindeki egemenliğini teyit eden kararlar aldığını hatırlatan Abdi, uluslararası alanda tanınan Somali hükümetinin onayı olmaksızın gerçekleştirilecek her türlü İsrail askeri varlığının Somali egemenliğinin açık bir ihlali sayılacağını vurguluyor.

Abdi, Somali hükümetinin geçen yıl Mısır ile ortak savunma anlaşması imzaladığına da dikkat çekerek tüm bu verilerin Kızıldeniz havzasının girişlerinde yeniden alevlenecek bir rekabete işaret ettiğini söylüyor.

Henüz erken

Somalilandlı araştırmacı Ahmed Halife ise bölgede İsrail askeri üssü kurulmasının henüz erken olduğunu ve resmi olarak alınmış bir karar bulunmadığını savundu. Irro’nun "Bu ihtimali dışlamıyorum" şeklindeki ifadesinin üssün kurulacağı anlamına gelmediğini belirten Halife, bu ölçekte bir adımın Somaliland'ın uluslararası alanda tanınması üzerindeki etkisi açısından kapsamlı bir değerlendirme gerektirdiğini vurguladı. Çünkü Halife’ye göre Irro hükümetinin şu an en öncelikli hedefi uluslararası tanınırlık.

Halife, böyle bir kararın iki koşulda alınabileceğini öngörüyor. Bunlardan birincisi, başta Kızıldeniz'e kıyısı bulunan ülkeler olmak üzere komşu devletlerin Somaliland'ın bağımsızlığını tanımayı reddetmesi. Bu durumun hükümeti radikal kararlar almaya itebileceğini belirten Halife’ye göre ikincisi ise ABD, Fransa ve İngiltere gibi büyük güçlerin bölgenin bağımsızlığını tanıması ve Somaliland'ın bu tür anlaşmalar yapabilmek için gerekli meşruiyeti kazanması.

Halife, Arap ülkelerinin bu adımı önlemek için harekete geçmesinin ve Somaliland'ın bağımsızlığını tanıma yolunu seçmesinin kendi çıkarlarına hizmet edeceğini düşünüyor. Böyle bir adımın ulusal güvenlik, siyasi ve stratejik çıkarlarını koruma bağlamında bu yönelimi engelleyici önemli bir jest olacağını vurgulayan Halife, Arap Birliği'nin hukuki ve siyasi gerekçeler mevcut olmasına karşın bölgenin bağımsızlığını tanımaktaki ısrarının ne anlama geldiğini merak ettiğini belirtti.

Arap ülkelerinin Somaliland'ın bağımsızlığını tanımasının bölgenin ortak Arap çalışmalarına dahil edilmesini ve bu çerçevede Arap ulusal güvenliğiyle ilgili kısıtlamalar ile yükümlülükleri üstlenmesini güvence altına alacağının altını çizen Halife, aksi takdirde gerekçesiz bir reddin ardından yapılan itirazların Hargeysa hükümetini İsrail'e ya da bağımsızlığını tanıyabilecek başka ülkelere yönelmek zorunda bıraktığına dikkati çekti.

Araştırmacı, Arap ülkelerinin önünde siyasi ve ahlaki bir sorumluluk bulunduğunu ya Somaliland'ı kendi bünyelerine katmak ya da onu İsrail'e teslim edip sonra da kaçan fırsatın ardından ağlamak arasında bir tercih yapmak zorunda olduklarını vurguladı. Bazı Arap ülkelerinin Somaliland'ın bağımsızlığının tanınması konusunda olumlu sinyaller verdiğine de işaret eden araştırmacı, BAE'nin Irro’yu ziyaret için davet ettiğini ve Hargeysa ile ekonomik ve ticari anlaşmalar imzaladığını hatırlattı. Bu nedenle Halife, tüm Arap ülkelerinin bağımsızlık meselesinde AL  ile aynı çizgide olduğunu söylemenin mümkün olmadığını belirtti.