Sedat Peker, Lazkiye'deki kokain trafiğine işaret etti…Suriyeli gazeteci Sultan: Suriye'de uyuşturucu ticaretinde patlama yaşandı

Sedat Peker, kokain ticaretinin merkezlerinden birinin de Suriye'deki Lazkiye Limanı olduğunu iddia etti / Fotoğraf: Youtube - SANA
Sedat Peker, kokain ticaretinin merkezlerinden birinin de Suriye'deki Lazkiye Limanı olduğunu iddia etti / Fotoğraf: Youtube - SANA
TT

Sedat Peker, Lazkiye'deki kokain trafiğine işaret etti…Suriyeli gazeteci Sultan: Suriye'de uyuşturucu ticaretinde patlama yaşandı

Sedat Peker, kokain ticaretinin merkezlerinden birinin de Suriye'deki Lazkiye Limanı olduğunu iddia etti / Fotoğraf: Youtube - SANA
Sedat Peker, kokain ticaretinin merkezlerinden birinin de Suriye'deki Lazkiye Limanı olduğunu iddia etti / Fotoğraf: Youtube - SANA

Organize suç örgütü liderliğinden hüküm giyen ve başka suçlamalardan dolayı aranan Sedat Peker,  7'ncisini yayımladığı videosunda Latin Amerika'dan getirtildiğini öne sürdüğü kokainle ilgili iddialarında iki defa Suriye'nin Lazkiye şehrinden şöyle bahsetmişti:
"Kokain önce Kolombiya üzerinden geliyordu. ABD, Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi (DEA) orada çok etkili. Orada sistemi döndüremeyeceklerini anlayınca yeni bir güzergah çalışması yaptılar. Venezuela'da DEA kontrolü yok. Kolombiya'dan kokaini bu ülkeye geçirmek çok kolay. Oradan gelen mal, Türkiye üzerinden Avrupa'ya gidiyor deniliyor ya, 'hayır', Avrupa'da ucuz kokain, burada pahalı, asıl en pahalı olduğu yer Ortadoğu. Suriye Lazkiye Limanı da DEA'nın kontrolünde değil."
Peker, ikinci yorumunda ise Lazkiye'yle ilgili şu iddiada bulundu:
"Kokain Türkiye'ye giriş yaptıktan sonra 30-35 metrelik uzun yolculuk yapan yatlarla 500 kilo, 1 ton kokain o şekilde dağılıyor. Özellikle Suriye Lazkiye üzerinden de yapılıyor."

Lazkiye, Suriye'den dışarıya uyuşturucu kaçakçılığının güzergahında
Peker'in iddialarını Lazkiye'de doğup büyüyen ve halen de bu şehirde yaşayan Beyrut merkezli, Futuristic Studies Institute Araştırma Merkezi uzmanlarından gazeteci Somer Sultan'a sorduk.
Lazkiye, gerçekten de Peker'in iddia ettiği gibi Latin Amerika ile Türkiye-Kuzey Kıbrıs-Ortadoğu arasındaki kokain ticaretinin duraklarından biri mi?
Suriyeli gazeteci Sultan'a göre Lazkiye uyuşturucu ithalatı değil tam tersine bir ihracat güzergahı olma yolunda.
Suriye'de iç savaşla birlikte bazı geniş toprak alanlarının devlet kontrolünden çıkmasıyla beraber ülkede uyuşturucu ticaretinin bir patlama yaşadığını belirten Sultan, "Devletin kontrolünde kalan bölgelerde de güvenlik kabzasının biraz gevşemesiyle birlikte bir büyüme oldu. Lakin, gelen bilgiler Lazkiye limanının bir uyuşturucu ithalatı değil, tam tersine ihracat güzergahı olduğu yönünde" dedi. 

Lazkiye, Türkiye sınırına yakın bir noktada 
Kokainden ziyade captagon ticareti yaygın
Sultan, buna karşın Lazkiye güzergahının kokainden ziyade ağırlıklı olarak captagon olarak bilinen uyuşturucu hap kaçakçılığında kullanıldığını öne sürdü.
Cinsel gücü artırdığına dair inanışın da etkisiyle captagonun en yaygın kullanıldığı bölgelerin başında Ortadoğu ülkeleri geliyor.
Yine anlık olarak cesaret verdiği iddiasıyla özellikle Suriye ve Irak'taki çatışma bölgelerinde de savaşçılarca kullandığı iddia edilmişti.

Suriye-Lübnan arasındaki dağlık bölgede captagon üretim merkezleri olduğu konuşuluyor
Sultan, geçen ayın başında Suudi Arabistan'da Lübnan'dan gelen bir nakliyede yer alan narların içinde captagon uyuşturucusunun bulunduğunu hatırlatarak, şöyle konuştu:
"Bunun üzerine siyasi bir kriz yaşandı. Bazı medya kaynakları o yükün aslında Suriye'den Lübnan'a geldiğini iddia etti. Lübnan - Suriye sınırı arasındaki dağlık tenha bölgelerde bir takım captagon üretim yerleri olduğu öne sürüldü. O bölgenin sınıra yakın olması, dağlık, ormanlık yapısı ve her iki ülkenin halkının iç içe olması uyuşturucu üretenlere daha geniş imkanlar sağlıyor."

"İddia doğruysa gelen uyuşturucu Ürdün'e veya Lübnan'a gidiyor olabilir"
Buna karşın Sultan, Peker'in kokainle ilgili iddiaları konusunda temkinli.
Gerekçesini de şöyle açıkladı Sultan:
"Sedat Peker, kokainin Lazkiye Limanı'ndan girip oradan Ortadoğu'ya dağıtıldığını iddia etti. Bunu doğru sayarsak uyuşturucu karadan Irak veya Ürdün'e gitmeli ya da ek bir ihtimal olarak Lübnan'a ve oradan uçak veya denizle diğer Ortadoğu ülkelerine geçmeli. Irak zor görünüyor. Çünkü Suriye ve Irak arasındaki yol güvenlikli değil. Ürdün iyi bir ihtimal olarak görünüyor. Hatta kısa bir süre önce Ürdün ordusu, yayımladığı bir bildiride Suriye'den geçmeye çalışan uyuşturucu kaçakçılarıyla çatışma yaşandığını ve üç kaçakçıyı katlettiğini bildirdi. Ancak yakalanan uyuşturucu yine captagondu, kokain değildi yani."

Peker'in iddiasında geçen Lazkiye Limanı, Suriye'nin en büyük limanlarından / Fotoğraf: SANA
"Guardian, Lazkiye'nin Avrupa'ya uyuşturucu kaçakçılığında kullanıldığını iddia etti"
Sultan'a göre Lazkiye'nin uyuşturucu güzergahı olarak kullanıldığı iddiası ilk değil. Bu konunun daha önce de gündeme getirildiğini aktaran Sultan, "Özellikle Lazkiye Limanı'nı ele alırsak, bir süre önce Guardian gazetesi de benzer bir haber yayımlamıştı. Yunanistan'a ve genel olarak AB'ye buradan uyuşturucu yüklerinin gittiği yönünde bilgileri paylaşmıştı. Ancak Sedat Peker, kokainin Ortadoğu'da pahalı, Avrupa'da ucuz olduğunu söyledi. Dolayısıyla Lazkiye'den çıkan malların yine her halükarda captagon olması daha yüksek bir ihtimal" ifadelerini kullandı. 

Suriye'de gümrük memurlarına operasyon
Sultan, Sedat Peker'in videosundan bir gün önce Suriye'nin yarı resmi El Vatan gazetesinin gümrük birimlerinde geniş bir temizliğe gidildiği ve 21 sorumlunun açığa çıkarıldığını belirten bir haber yayınladığını kaydetti. Sultan, "Ancak bu 21 kişinin hiçbiri Türkiye sınırına yakın Lazkiye ve Halep gibi yerlerde değil. Daha çok orta ve güney bölgelerde çalışıyorlardı" bilgisini verdi. 

"Lazkiye üzerinden Türkiye'ye geçiş zor"
"İddiaları doğru varsayarsak Lazkiye Limanı'na getirilen kokain, oradan Türkiye'ye geçiriliyor olabilir mi?" sorusunu Sultan, şöyle yanıtladı:
O zor. Çünkü sadece gümrükten geçmeyecek, aynı zamanda iki ülkenin ordusunun bulunduğu savaş alanı sayılabilecek güzergahlardan geçmesi gerekiyor.

Kuzey Kıbrıs'tan Lazkiye'ye direkt sefer yok
Sultan, ayrıca Kuzey Kıbrıs ile Lazkiye arasında da direkt seferlerin olmadığını, buna karşın nakliye şirketlerinin bir ürünü getirmek gerektiğinde Kuzey Kıbrıs'tan karayla Güney Kıbrıs'a, oradan da deniz yoluyla Lazkiye'ye getirebildiğini belirtti.

Ailesi Lazkiyeli olan Esad, burada olan Rus üssünü ziyarette / Fotoğraf: SANA
Lazkiye, Esad'ın memleketi ve kalesi
Sedat Peker'in açıklamasıyla gündeme gelen Lazkiye, Suriye'nin kuzeybatısında yer alan Türkiye'nin Hatay iline komşu Beşşar Esad'ın hem memleketi ve kalesi konumundaki bir şehir.
Suriye ordusu subaylarının önemli bir kısmı da Lazkiye ve güneyindeki Tartus ilinden çıkma.
Rusya'nın Suriye'deki en büyük hava üssü Hmeymim de Lazkiye'de bulunuyor.

Kanlı çatışmalara sahne olan Türkmendağı Lazkiye sınırları içinde
Şehrin kuzeyindeki Türkiye sınırına ve İdlib'e yakın noktalardaki dağlık alanlarda muhaliflerin güçleri bulunsa da 2011’deki savaşın ilk günlerinden beri Esad yönetimi Lazkiye merkezindeki gücünü hep korudu.
Türkiye sınırına yakın noktadaki Türkmendağı'nda geçtiğimiz yıllarda Suriye ordusu ile muhalif güçler arasında sert çatışmalar yaşandı.
Türkmendağı adından da anlaşılacağı üzere Suriyeli Türkmenlerin ikamet ettiği bir alan.

Lazkiye kuzeyindeki Türkmendağı, uzun süre Suriye Ordusu ile ÖSO'ya bağlı Türkmen savaşçıların çatışmalarına sahne olmuştu / Fotoğraf: Twitter
Çatışmalarda ölen Türk vatandaşları da oldu
Savaşın başlamasıyla burada yaşayan Türkmenlerin bir kısmı da Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) saflarına katılarak Esad yönetimine karşı savaşa başlamış, bunlara Türkiye'den gelen ağırlıklı olarak milliyetçi görüşe sahip bazı kişiler de katılmış, bunlar arasında ölenler de olmuştu.
Ölenler arasında MHP Fatih İlçe Başkan Yardımcısı İbrahim Küçük, MHP Esenyurt Teşkilatı Üyesi Ferhat Tüle ile Maltepe Ülkü Ocakları Üyesi Burak Mişinci de vardı.

Sedat Peker, Lazkiye'nin kuzeyindeki muhaliflere askeri malzemelerin de olduğu yardım göndermişti / Fotoğraf: Twitter
Sedat Peker'den Türkmendağı’daki muhaliflere yardım
Sedat Peker'in adı bu süreçte de duyulmuştu.
2015 yılında bir açıklama yapan Sedat Peker, Türkmendağı'ndaki Türkmen savaşçılara içlerinde telsiz, drone, askeri kamuflaj ve botların da olduğu dört tır yardım gönderdiğini açıklamıştı.

Esed yönetimi Lazkiye'de üstünlüğü ele geçirdi
Ancak Suriye ordusu sonraki süreçlerde Lazkiye'nin doğusundaki Kibene Dağı dışında Türkmendağı'da dahil olmak üzere Lazkiye'nin genelinde üstünlüğü ve kontrolü ele geçirdi.
Halen de Kibene Dağı dışında Lazkiye geneli Şam yönetiminin kontrolünde.
Askeri ve sosyal yönü bir tarafa Lazkiye aynı zamanda Tartus Limanı'ndan sonra Suriye'nin deniz yoluyla dışa açılan kapısı durumunda.
Ülke ihracatının ve ithalatının büyük bölümü savaştan önce buradan yapılıyordu.
Azalan ticarete karşın Lazkiye Limanı halen önemini koruyor.

Türk güvenlik güçlerince Suriye açıklarında uyuşturucu operasyonu
Bu arada geçtiğimiz günlerde Türk güvenlik güçlerince Suriye'ye özellikle de Lazkiye'ye yakın denebilecek noktalarda iki uyuşturucu operasyonu gerçekleştirildi.
17 Mayıs 2021 günü İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yapılan açıklamada Suriye açıklarında müdahale edilen gemide 1,5 tonun üzerinde uyuşturucu madde ele geçirildiği duyruldu.
Soylu, operasyonun Sahil Güvenlik, Emniyet; Narkotik-Havacılık İHA-Özel Harekat birimlerinin işbirliği ile yapıldığını belirtti.

Hatay'da en büyük captagon operasyonu geçtiğimiz günlerde yapıldı
Yine 16 Mayıs 2021 Pazar günü Ticaret Bakanı Mehmet Muş tarafından yapılan açıklamada Hatay Gümrük Kapısı'nda, piyasa değeri 313 milyon lira olan 1072 kilogram "captagon" cinsi uyuşturucu maddenin ele geçirildiğini açıklandı.
"Bugüne dek en yüksek miktarlı captagon yakalaması" olarak duyurulan operasyonla ilgili bilgi veren Bakan Muş, söz konusu captagonun Birleşik Arap Emirlikleri'ne transit edilmek üzere İskenderun Limakport Limanı'na getirildiği ve içinde "bina taşı var" diye beyan edilen konteynırlarda yapılan arama sonucu ele geçirildiğini söylemişti.
Independent Türkçe



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.