MSB, jandarmayı geri istiyor, İçişleri, "vazgeçmem" diyor. Jandarma, neden paylaşılamıyor?

ekran görüntüsü (Youtube)
ekran görüntüsü (Youtube)
TT

MSB, jandarmayı geri istiyor, İçişleri, "vazgeçmem" diyor. Jandarma, neden paylaşılamıyor?

ekran görüntüsü (Youtube)
ekran görüntüsü (Youtube)

Korkusuz gazetesi yazarı Ahmet Takan, 25 Mayıs 2021 Salı günü kaleme aldığı bir yazıda, Milli Savunma Bakanı (MSB) Hulusi Akar'ın İçişleri Bakanlığı'na bağlı jandarma teşkilatının tekrar MSB'ye bağlanmasını talep ettiğini öne sürdü.
Takan'ın iddiasına göre Akar, bu konuda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ikna etmek üzereyken jandarmanın şu an bağlı olduğu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu devreye girdi. Soylu, detaylı anlatımlarıyla bu yönde bir karar almama konusunda Erdoğan'ı ikna etti.
2016 yılında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu 4'üncü maddesinde yapılan değişiklik ile Jandarma Genel Komutanlığı, İçişleri Bakanlığı'na bağlanmıştı.

15 Temmuz darbesinin bastırılmasında önemli rol oynadı
2021 yılı itibariyle jandarmanın 186 bin 170 personeli bulunuyor.
Bunun 5 bin 240'ı subay, 35 bin 71'i astsubay, 15 bin 390'ı uzman jandarma, 99 bin 390 uzman erbaş, 26 bin 293'ü ise er ve erbaş. Ayrıca 774 işçi ile bin 353 de yedek subay bulunuyor.
Kuruma bağlı Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) timleri 15 Temmuz darbe girişiminde Jandarma Genel Komutanlığı'nın ve Genelkurmay Karargahı'nın darbeci askerlerden kurtarılmasında önemli rol oynamıştı.

JÖH'ler terörle mücadelede aktif
Jandarma bünyesinde 21 Jandarma Özel Harekat Taburu (JÖH), terörle mücadelede ve sınır ötesi harekatlarda önemli rol oynarken, çok sayıda komando taburu ve bölüğü de iç güvenliğin sağlanmasında aktif rol oynuyor.
Bilindiği gibi jandarma öteden beri İçişleri Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı (MSB) arasında paylaşılamayan bir kurum oldu.
2016 yılında MSB'den alınarak İçişleri Bakanlığı'na bağlansa bile Takan'ın iddiasına bakılırsa bu konuda halen rekabet bitmiş değil.
Peki jandarma teşkilatının önemi nedir? Bu kurumu "paylaşılamayan" kılan özellikleri neler?

1839'da kuruldu
Emekli Jandarma Kurmay Albay Aziz Ergen, önce jandarmanın tarihçesi hakkında bilgi verdi.
Ergen'in verdiği bilgilere göre jandarmanın tarihçesi kısaca şöyle: Jandarma teşkilatı, Osmanlı döneminde 1826 yılında kaldırılan Yeniçeri Ocağı'nın ardından içeride asayiş güvenliğinin sağlanması için 14 Haziran 1839 tarihinde kuruldu.
Bu tarih halen jandarmanın kuruluş günü olarak kutlanıyor.
1909 yılında Jandarma Umum Komutanlığı adını alarak Harbiye Nazırlığı'na bağlanan jandarma, I. Dünya Savaşı'nda hem iç güvenliği sağlarken hem de cephelerde savaştı.
Cumhuriyet'in ilanının ardından Jandarma Bölge Müfettişlikleri ve Jandarma Bölge Komutanlıklarının yanı sıra Seyyar Jandarma Birlikleri de kurularak sınırların denetimini de aldı.
1937 yılında cezaevleri korumasını da alan jandarmaya 1956 yılında sınır kıyı ve kara sularının korunması ve kaçakçılığın önlenmesi görevi de verildi.

Kıbrıs Barış Harekatı'nda Rum konvoyunu imha etti
Bu görevleri yerine getiren jandarmaya bağlı Nevşehir komando taburu, 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı'na katılarak çatışmalar sırasında bir Rum askeri konvoyunu imha etti.
1982 yılında Sahil Güvenlik Komutanlığı'nın kurulması ile bu görevi devreden jandarma, 1984'te PKK'nın silahlı eylemlere başlamasıyla birlikte terörle mücadelede en ağır yükü üstlenen ve en fazla şehit veren kurum oldu.

Dünyada 62 ülkede jandarma var
1998 yılında Uluslararası Jandarmalar ve Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri Birliği'ne de üye olan Türk jandarma teşkilatı, dünyadaki 62 jandarma teşkilatından biri.
2010'da Avrupa Jandarma Konseyi'ne gözlemci olan jandarma teşkilatı, 2016 yılında bir kanun hükmünde kararname ile İçişleri Bakanlığı'na bağlanana kadar TSK bünyesinde bir güçtü.
İçişleri Bakanlığı'na bağlandıktan sonra da sınır ötesi harekatlara katılmaya devam eden jandarma, 2018'de Zeytin Dalı Harekatı'nda da bulundu.
Bu bilgileri veren Ergen, ardından jandarmaya dair diğer sorularımızı yanıtlamaya başladı.

Üç kuruma farklı yönlerden bağlıydı
İçişleri Bakanlığı'na bağlanana kadar Jandarma’nın statüsü nasıldı?
Atama, sicil, ceza ödül, yönünden Genel Kurmay Başkanlığı'na, idari yönden İçişlerine, adli yönden ise Adalet Bakanlığı'na bağlıydı.

"Yıllardır çekişme sürüyordu"
İçişleri Bakanlığı ile TSK arasında geçmişte de jandarma konusunda çekişme var mıydı?

Yıllardır bu çekişme sürüyordu. İçişleri Bakanlığı, jandarmanın da emniyet gibi kendisine bağlı olmasını istiyor, "Bana bağlayın. İdari açısından bana bağlı olmasına karşın atama, sicil, ödül, cezaya karışamadığımdan teşkilat üzerinde yeterince etkili olamıyorum" diyordu.

"Siyasilerin iç işleyişe müdahale etmesi kaygısı vardı"
Askeri kanat, neden kendisine bağlı olmasını istiyordu?

Askeri kanatta eğer İçişleri Bakanlığı'na bağlarsak o zaman emniyet gibi siyasiler devamlı jandarmanın iç işleyişine müdahale eder diyordu. Örneğin bir milletvekili gelip bir emniyet müdürünün tayini konusunda talepkar olup, etkili olabilirken jandarmada bunu yapamıyordu. Çünkü 2016'ya kadar atama, sicil, ceza, disiplin yönünden askeri hiyerarşiye bağlıydı. FETÖ ayaklanmasıyla birlikte kanun değişikliği yapılarak Genelkurmay ile bağı kesilerek İçişleri'ne bağlandı.

"Jandarmayı hem iç güvenlikte hem savaşta kullanabilirsin"
Peki Jandarma’nın asıl önemi ne?

Ülkenin yüzde 93'ü jandarmanın görev sahasında. Belediye hudutları içerisinde kalan yerler polisin görev sahası iken geri kalan jandarmanın alanında. Nüfusun yaklaşık yüzde 21'i jandarma bölgelerinde yaşıyor ancak bu oran yazları kentten kırsala göçün başlamasıyla artıyor. Ancak asıl önemi şu. Jandarmayı eğitimi ve donanımı nedeniyle hem iç güvenlikte hem de bir dış savaşta kullanıp başarı sağlayabilirsin. Bu yönüyle tek güç. Böyle bir birliğin kendi yönetiminde olmasını herkes ister.

"Disiplin anlayışı emniyete göre daha çok tercih ediliyor"
Jandarmanın kendisi gibi İçişleri'ne bağlı olan emniyetten farkı nedir?

Jandarmanın temelinde askeri disiplin de var. Bu disiplin anlayışı emniyete göre daha çok tercih ediliyor. Emniyet yıllardır siyasi iradenin elinde. Siyasiler sürekli yönlendiriyor. Oysa jandarmanın subayları yakın zamana kadar harp okulunda yetişiyordu. Bu nedenle jandarmaya aynı zamanda bir "Kanun Ordusu" denir. Subay ruhuyla yetişen bir ordu olarak kanunu bir ordu olarak savunuyor. Bu da onu stratejik bir kurum haline getiriyor. Ancak bu özelliğini koruması için siyasilerin çok fazla müdahale etmemesi gerekiyor.

"Jandarmanın taraftar olmadıktan sonra bu ülkede darbe yapılamaz"
2016 öncesinde darbe riskini azaltmak için de jandarmanın İçişleri'ne bağlanması gerektiğini savunanlar vardı. Jandarmanın İçişleri'ne bağlanmasının asıl nedeni bu iddialar mıydı?

Jandarma Genel Komutanlığı ülkenin sigortasıdır. Ülkenin yüzde 93'üne hakim olan bir teşkilat darbeye taraftar olmadıktan sonra bu ülkede darbe yapılması mümkün değildir. Jandarma teşkilatı darbelere karşı da güvencedir ve darbelere karşı bir kurumdur. Bundan dolayı FETÖ, jandarmaya sızmaya çalışmış en sert çatışmalar da Jandarma Genel Komutanlığı'nda olmuştu.

"Ülkenin can damarlarını jandarma koruyor"
15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasında adı duyulan JÖAK nedir?

Açılımı Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı. Bu güç Genelkurmay'ın özel kuvvetleri gibi bir birim. En kritik görevleri yerine getiren, özel kuvvetler ayarında bir güç. Jandarma Özel Harekat yani JÖH'ler ise ağırlıklı olarak PKK'ya karşı mücadele ediyor.

Terörle mücadele ve asayiş olayları dışında jandarmanın başka kritik görevleri var mı?
Barajların, hava limanlarının, termik santrallerin, HES'lerin, nükleer tesitlerin, petrol üretim ve depolama merkezlerinin ve kritik karayollarının korunması hep jandarmanın görevi kapsamında. Aslında ülkenin can damarlarını jandarma koruyor desek yeridir.

Artık harp okullarında eğitilmiyorlar
Jandarma personeli 2016'daki değişikliğin ardından artık nerede eğitiliyor?

Jandarma subayları eskiden harp okulundan mezun olurdu. Ancak 2016'dan sonra Ankara Beytepe Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi'nde eğitiliyorlar. Tabi rütbeleri yine TSK'daki gibi ama özlük hakları bağlamında ise İçişleri Bakanlığı'na bağlılar.

Jandarma’nın kendi istihbarat birimleri de var. Bunların görevleri nedir?
Jandarma İstihbarat, sorumlu olduğu alanda emniyet gibi asayiş ve terör suçlarına yönelik bütün yasa dışı faaliyetleri takip eder ve mevzuat kapsamında teknik takip de yaparak delilden suçluya giderek adalete teslim edilmesine katkı sağlar. Resmi kıyafetle olduğu gibi sivil kıyafetle de görev yapar.

Dış istihbarat görevi de var mı?
Biliyorsunuz yapılan düzenleme ile bütün istihbarat tek elde toplandı. Jandarmanın bu kapsamda herhangi bir dış istihbarat görevi yok.

"Şu anda JİTEM diye bir şey yok"
Bir zamanlar adı çok duyulan JİTEM nedir ve halen faal mi?

1987 OHAL bölgesinde OHAL Valiliği'nin talebi ve İçişleri Bakanlığı'nın yasalar çerçevesinde onayı ile Jandarma İstihbarat Grup Komutanlıkları kuruldu. İsmi 1988'de Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanlığı olarak değiştirildi (Editör notu: JİTEM adı bunun kısaltılmışıydı.) 1997 yılında bazı sakıncaları görüldüğünden bu isim değiştirilerek JİT yani Jandarma İstihbarat Timleri adını aldı. Halen de jandarma komutanlıklar bünyesinde jandarma istihbarat timleri var. Şu anda JİTEM diye bir şey yok.

"Dış bir savaşta da görevlendirilebilir"
Jandarma, İçişleri’ne bağlandıktan sonra da bir dış savaş halinde görev alabilir mi?

Tabii ki. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yurtdışı görevlendirmesi yapılabilir. Ancak sınır ötesi harekat halinde TSK emir komutasına girer.

Jandarma, halen yurtdışında da görev yapıyor mu?
Evet. Afganistan Somali ve Azerbaycan'da görev yapan jandarma personeli var. Azerbaycan'da 26 kişilik bir tim var. Diğer iki ülkede ise 170 personel görev yapıyor.

En çok şarka giden tayini çıkan birim
Jandarma en çok şark tayin çıkan birim olarak biliniyor. Doğru mu?

Şayet son dönemde değişiklik olmadıysa bir jandarma subayı 5 kere şart hizmetine gider. Bu da meslek hayatının üçte birini doğu ilerinde geçirdiği anlamına geliyor.
Independent Türkçe



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.