Cuba Anlaşması Sudan'ın nüfuzlu isimlerini tehdit ediyor

Sudan'da aktif güçler arasındaki mücadele ve eski rejimin yöntemlerinden ilham alan bir "karşı-devrim" korkusu

Sudan devriminin yansıttığı bilince rağmen, iktidardaki bazı nüfuzlu kişilerin bilinçaltında halen gizlenmiş otokratik bir zihnin kalıntılarının işaretleri var (Independent Arabia – Hasan Hamid)
Sudan devriminin yansıttığı bilince rağmen, iktidardaki bazı nüfuzlu kişilerin bilinçaltında halen gizlenmiş otokratik bir zihnin kalıntılarının işaretleri var (Independent Arabia – Hasan Hamid)
TT

Cuba Anlaşması Sudan'ın nüfuzlu isimlerini tehdit ediyor

Sudan devriminin yansıttığı bilince rağmen, iktidardaki bazı nüfuzlu kişilerin bilinçaltında halen gizlenmiş otokratik bir zihnin kalıntılarının işaretleri var (Independent Arabia – Hasan Hamid)
Sudan devriminin yansıttığı bilince rağmen, iktidardaki bazı nüfuzlu kişilerin bilinçaltında halen gizlenmiş otokratik bir zihnin kalıntılarının işaretleri var (Independent Arabia – Hasan Hamid)

Muhammed Cemil Ahmed
Bağımsızlık sonrası Sudan devletinin kırılgan yapısına bir sorunsal eşlik etti. Varılan anlaşmanın süreçleri de (açıklaması uzun sübjektif, nesnel ve tarihsel nedenlerle) belirli bir bölgeden - Kuzey bölgesinden - etkili bir ulusal elit oluşturdu. Bağımsızlık sonrası Sudan devletinin siyasi ve idari otoritesinde bu sınıfa dengeli bir sayısal çoğunluk kazandıran bir ayrıcalık sundu. Devletin kritik yerlerinde kuzey bileşeninden gelen bu nüfuzlu kişilerin hegemonyasının başlangıcının bir uzlaşı ile gerçekleştiğine dair yorumu da kabul ediyoruz. Yani o on yıllardan sonra art arda gelen siyasi krizlerin yapımında egemen sınıfın bizzat kendisine yönelik olmaktan ziyade asılı kalmış gerçekler olarak sunduğu eylem ve politikaları bir ölçüde kabul edebiliriz. Çünkü o dönemin en zorunlu ihtiyacı, devletin idari yapısını (İngilizler yerine hangi bölgeden olursa olsun) yurtsever Sudanlı seçkinler aracılığıyla oluşturmaktı. Kuzey bileşeni ve merkezdeki uzantılarının oluşturduğu çoğunluk, bu sınıfı oluşturmaya en uygun oldukları konusunda hemfikirdi. Sudanlı aydın Dr. Abdusselam Nureddin (Hartum Üniversitesi'nde felsefe profesörü) Nil boyunca uzanan bu eksene "Dongola-Kosti ekseni" adını vermişti.
Merhum liberal Sudanlı düşünür Mansur Halid de sahte Sudan bilincini yaratan sistemleri parçalara ayırırken bu adlandırma üzerinde durmuştu. Mansur, Sudan ulusal kimlik sorunlarında pek çok kişinin değişmez ilkeler sandığı olgunun ciddiyetini gösterdi. Daha erken bir dönemde, bazı Kuzeylilerin bilinçaltında (belirli faaliyetlerin bağlamından dolayı) özellikleri ortaya çıkan vatandaşlık kavramının farkındalığının kökenlerindeki çelişkileri ortaya koydu. Buna göre, vatandaşlık sanki esas olarak otokratların anlayış ve davranışlarıyla sınırlıydı. Bu da ayrıcalıklı bir vatandaşlık modelini Kuzey vatandaşlarıyla sınırlayan koşullu bir birlikteliği yansıtıyordu. Bu koşullu birleşmenin, iktidardaki birçok kuzeylinin kolektif bilinçaltı üzerindeki etkileri, bağımsızlıktan on yıllar sonra halen ciddiydi. Bu durum Sudan'ı 30 Haziran 1989'daki Müslüman Kardeşler darbesiyle doruk noktasına ulaşan karanlık bir gelecek kaderine sürükledi. Bu ise sonunda Güney’in ayrılmasına, Darfur'da bir iç savaşa, Sudanlıların ulusal kimliğinde 30 yıl boyunca dar kabilecilik temelinde büyük bir tahribata yol açan marjinalleşme çelişkilerini tetikledi ve zirveye ulaştırdı.
19 Aralık 2018 devriminin büyük ivmesinin yansıttığı ham farkındalığa ve vatandaşlık devleti hayali yolunda yarattığı değişime rağmen, iktidar ve kamusal mevkilerdeki bazı nüfuzlu kişilerin bilinçaltında halen saklı otokratik bir zihnin kalıntılarının işaretleri var. Tüm Sudanlılara açık olması gereken devletin kritik ve önemli mevkileri üzerindeki Kuzey’in yumuşak bölgesel hegemonyasını sürdürmenin gerekliliği konusunda gizli bir his içeren anlatıya meyleden ve ona göre hareket eden bir bilincin varlığı sürüyor.
Kuzey'in bazı nüfuzlu şahsiyetlerinin kolektif bilinçaltlarında barınan bu anlatının, aynı zamanda onların çelişkilerinin ve bağlantılarının geçici bir anlatımı da olabileceğini söyleyebiliriz. Yani, birçok kesimin üzerinde hemfikir olması olasılığına açık diyebiliriz. Doğal olarak, bu anlatının, tüm Sudanlıların kabile geleneklerinde kökenleri bulunan bölgesel bilincin bir parçası olduğunu düşünüyoruz. Bu, sol partiler dahil olmak üzere Sudanlı partilerin tüm siyasi eylemlerini ifade etme yollarında belirgindi.
Yukarıda yaptığımız ayrıntılı açıklamanın nedeni, bugün geçiş yönetiminin bazı kritik noktalarında, özellikle de askeri bileşen içinde mevcut gibi görünen statükodur. Zira bu bileşen içinde Ekim 2020 tarihli Cuba Barış Anlaşması'nın uygulanmasını engellemeye dönük gerçek bir irade var gibi görünüyor. Cuba Anlaşması, tüm Sudanlılar arasında güç ve servetin adil bir şekilde paylaşılmasını gerektiren sorumlu adaleti tesis eden ilk anlaşma. Buradan yola çıktığımızda, doğu, kuzey, merkez, batı ve güneyden gelen silahsız siyasi güçlerin, barış sürecinin tarafları arasında varılan Cuba Anlaşması'na dahil edilmesinin gerekliliğini anlıyoruz. Malik Akkar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey’in (SPLM-N) Başkan Yardımcısı Yasir Arman, birkaç gün önce yaptığı açıklamada, Sudan Askeri İstihbarat Servisi’nin Cuba Anlaşması’nın bazı güvenlik düzenlemeleriyle ilgili hükümlerinin uygulanmasını engellediğini belirtti. Anlaşmanın imzalanmasından yaklaşık 7 ay sonra bugün anlaşmanın henüz yüzde 5'inin bile uygulanamamasına yol açan inadına değindi. Bu, durumun Cuba Anlaşması'nın çökmesine yol açabilecek kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Özellikle de Arman’ın askeri istihbarat bünyesindeki bazı tarafların, Cuba Anlaşması'nın başlattığı barış sürecine taraf olan hareketlere (Devrimci Cephe partileri ve hareketleri) paralel hareketler oluşturmaya çalıştığıyla ilgili açıklamaları göz önünde bulundurulduğunda. Bu, eski devlet başkanı Ömer el-Beşir rejiminin silahlı partileri ve hareketleri parçalamak için kullandığı yöntemdi. Gelgelelim bugün devrimin ışığında bu yöntemin taşıdığı tehlike, Cuba Anlaşması hükümlerinin uygulanmasını engellemek için Devrim Cephesine karşı askeri istihbaratın karşı-devrim yöntemlerinden biri olan bu stratejiyi kullandığı gerçeğinde yatıyor. Bu da, ordunun kılcal damarlarında ya da içten içe iktidardaki kuzey hegemonyasının sürmesi anlatısına inanmaya devam eden askeri gruplar içinde Beşir rejiminin kalıntılarının halen bulunduğunu gösteriyor.
Sudan’daki geçici yönetim ile Cuba Barış Anlaşması’na imza atan “Darfur Süreci” Hareketi’nin, Egemenlik Konseyi’nin askeri bileşenine karşı yayınladığı ve onu güvenlik düzenlemeleri dosyasını uygulama konusunda ciddi olmamak ve isteksiz olmakla itham eden bildiri, barış anlaşmasının girebileceği feci dönemece karşı tehlikeli bir uyarıydı. Bilhassa bildirinin, (Minni Arcua Minnawi liderliğindeki) “Sudan’ın Kurtuluşu Hareketi”nden Tuğgeneral Cuma Muhammed Hakkar, “Adalet ve Eşitlik Hareketi”nden Tuğgeneral Süleyman Sandal, (Geçiş Konseyi) Sudan Kurtuluş Hareketi’nden Ahmet Yahya Cadu gibi “Darfur Süreci” hareketlerinin üst düzey askeri liderleri tarafından imzalandığı göz önüne alınırsa.
Cuba Anlaşması’na imza koyan en önemli barış süreci taraflarının, Geçis Konseyi’nin askeri bileşenini açık ve net bir biçimde suçlayan açıklama ve bildirilerinin ışığında, son 2 yıl içinde Sudan’ın hem doğu hem de batısında tanık olduğumuz ve ipleri germe olarak adlandırılabileceğimiz faaliyetler, ülkedeki sarsılmış güvenlik durumunun yansıttığı birçok olgu arasında bağlantı kurabiliriz. Güvenlik düzenlemeleriyle ilgili maddelerin yanı sıra, silahlı mücadele liderlerinin siyasi ve idari düzeyde ülkenin güvenlik kurumlarının yönetimine üst düzeyde katılımlarına dair kararların uygulanması için Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın kararı gerekiyor. Peki, anlaşmanın üzerinden 7 ay geçmesine rağmen bunlar Burhan liderliğindeki askeri bileşen tarafından uygulanmamışsa, bu ne anlama geliyor? Devrim Cephesi’nin askeri liderleri, Konsey Başkanı Abdulfettah Burhan'ı imzalamak ve uygulamakla yükümlü kılan güvenlik düzenlemeleri dosyasında her türlü kolaylığı sağlamış olsalar da, bunlar uygulanmadı. Şarkul Avsat gazetesinin Cumartesi günü Devrimci Cephe’nin askeri liderlerinin bildirisinden naklettiğine göre, buna ek olarak, askeri liderler, “Bazı askeri yetkililer tarafından, bu dosyanın uygulanmasının gecikme nedeninin finansman olduğuna dair yapılan açıklamalar, siyasal ve güvenlik bahanelerde aşırıya kaçma, işlerin iç yüzünü bilmeyenlerin gözlerini boyamadır” ifadelerini de kullandılar.
Zira Cuba Barış Anlaşması’nda yer alan iktidar ortaklığının şartları, güvenlik aygıtını reforme etme amacıyla Devrimci Cephe'nin Savunma ve İçişleri bakanlıklarına devlet bakanları atamasına, Genelkurmay Başkanlığı, polis, güvenlik ve istihbarat komutanlığı, Hızlı Destek Komutanlığı’nda adil bir şekilde temsil edilmesine olanak tanıyor. Aynı şekilde güvenlik düzenlemelerini uygulama görevlerini yerine getirmesi için bir ortak yüksek güvenlik komitesi oluşturulmasını da içeriyor. Ekim 2020'de Cuba Anlaşması'nın imzalanmasından bu yana geçen 7 aydan fazla bir süre sonra bugün, bunların tümü henüz yerine getirilmedi.
Devrimci Cephe’yi oluşturan hareketler ayrıca, askeri bileşen ile yüzleşmekten kaçındığı için Abdullah Hamduk hükümetini de sorumlu tuttular. Hükümeti, Egemenlik Konseyi'ndeki askeri bileşene karşı koyamamak, onu ülkedeki güvenliği kontrol etmeye büyük katkı sağlayacak güvenlik düzenlemelerinin gerekli ve hassas maddelerini uygulamaya, Devrimci Cephe ile ortak yönetimin sonuçlarını üstlenmeye zorlayamamakla itham ettiler. Bu ithamın yerinde bir itham olduğunu düşünüyoruz, çünkü bugün ipleri germeye yönelik faaliyetlerin (özellikle Sudan’ın batısında ve doğusunda) geçiş sürecinin güvenliği ve istikrarı üzerindeki tehlikeli sonuçlarını görüyoruz. Yasir Arman gibi siyasi figürlerin medyaya yaptıkları genel açıklamalar, Darfur Süreci’nin en önemli askeri liderlerinin yayınladığı ortak bildiri, gözlemciler olarak bizi bile şaşırttıysa, durumun ciddiyeti geçiş süreci tarafları arasında tek bir tarafa işaret ediyor demektir; Egemenlik Konseyi’nin askeri kanadı. Keza tek bir yöne işaret ediyor; ordunun kurumlarından biri olan Askeri İstihbarat Servisi. Bu durumda kaçınılmaz olarak Sudan'daki güvenlik durumu ile ilgili olarak önümüzdeki günlerde neler olabileceğinin tehlikesini gösteren ciddi tıkanmalarla karşı karşıya kalacağız demektir. Aynı şekilde Egemenlik Konseyi’nin askeri kanadına yöneltilen suçlamaların ışığında bu, karşı-devrim güçlerinin bir haftadan uzun bir süre önce Doğu Sudan'da ateşlediği gerilimi, her iki taraftan bazı kişilerin hayatına mal olan bu gerilimden kaynaklanan talihsiz olayları da açıklıyor.
Böylece, askeri tarafın Cuba Anlaşması hükümlerinin uygulanmasını engelleyen eylemleri hakkında gizlenenlerin bir kısmını bize aşikar eden bir tablo ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu tablo ayrıca askeri tarafın bu eylemlerinin sonucunda, Doğu Sudan’da karşı-devrime yönelik çok sayıda çağrı ve başlık altında yaşanabilecek talihsiz  güvenlik olaylarını da haber veriyor. Bahsettiğimiz çağrıların en önemlisi, karşı-devrimin bazı sözde akıllıları tarafından dillendirilen içi boş sloganları reddeden, gerçekte ırkçı ve dışlayıcı bir eğilimi gizleyen düşüncesiz ve sert siyasi iddialarla “Doğu Süreci”nin uygulanmasına karşı durmaktır. Darfur Süreci’nin askeri liderleri tarafından yayınlanan bildirinin Egemenlik Konseyi’nin askeri kanadına Cuba Anlaşması hükümlerini engellemek konusunda yönelttiği suçlamalar da karşı-devrim için kullanılıyor, ki bu da söz konusu tarihi anlaşmayı çökertmekle tehdit ediyor. Bunlara Yasir Arman’ın açıklamalarını da eklersek, özellikle doğu Sudan'da karşı devrim oyununun iplerinin kim tarafından yönetildiğinin daha fazla farkına varabiliriz.
Cuba Barış Anlaşması hükümlerinin bu açık reddi ve Sudan hükümeti tarafından imzalanan taahhütlerin yerine getirilmesinin engellenmesi, bir şeyi yansıtıyorsa, o da çeşitli Sudanlı tarafların, bozuk anlatıları ve algıları nedeniyle Cuba Anlaşması'nı uygulamayı reddetmekte gizlice hemfikir olduklarıdır. Bozuk anlatı ve algılar ile, bazı Kuzeyli nüfuz sahiplerinin iktidardaki egemenliğinin (bu otokratik egemenliğin bağımsızlıktan bu yana ürettiği felaketlere rağmen) sürmesi gerektiği düşüncesini kastediyoruz. Yine başkalarının vatandaşlık, anayasa ve Sudan devletinin toprakları içinde ulusal egemenliğin sınırlarından yararlanma haklarından uzakta, Doğu Sudan topraklarının münhasır mülkiyetine ilişkin "kutsal" bölgesel doktrininin bozuk bilincine işaret ediyoruz. Keza eski rejimin ordu ve devlet içindeki yandaşlarından olan bazı karşı-devrim unsurlarının yeniden Sudan’ı yönetme hayaline de. Bize göre bu tarafların tümü geçiş döneminin kaderi için ciddi bir tehlike oluşturuyorlar. Bu tehlikeli otokratik ajanda sahiplerinin aktivizminde işaretleri görülen devrimin değerlerinden geri dönüş ile mücadele etmek için birleşecek, ortak vatandaşlık haklarına inanan tüm taraflardan demokratik ulusal güçler yoksa, geçiş sürecinin geleceği tehlike altında demektir. Daha da tehlikelisi, Sudan'ın birliğine ve eşit vatandaşlık devletine önem veren devrimci güçlerin bu tehlikeli ajandaları herhangi bir biçimde küçümsemesinin, Sudan'ın jeopolitik haritasını silmek, ülkeyi kaos ve karanlığa sürüklemek için bulunmaz bir yol teşkil edecek olmasıdır.



Sudan ordusu, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki HDK güçlerini savaş uçağıyla vurdu

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Sudan ordusu, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki HDK güçlerini savaş uçağıyla vurdu

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Sudan ordusu, nisan ortasından bu yana çatıştığı Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) mevzilendiği başkentteki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na hava saldırısı düzenledi.

Güvenlik kaynaklarından ve görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, ordu, nisan ayından bu yana HDK güçlerinin elindeki Cumhurbaşkanlığı Sarayı içerisindeki HDK mevzilerine ilk kez savaş uçağıyla bombardıman yaptı.

HDK ise Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınındaki Genelkurmay Karargahını kuşattığını duyurdu.

ABD, Norveç ve İngiltere ise Sudan'daki taraflara çatışmaların derhal durdurulması çağrısı yaptı.

Ordu, Hartum'daki Zırhlı Birlikler Komutanlığına yakın noktalarda mevzilenen HDK güçlerini yoğun hava bombardımanına tuttu.

Üç başkent olarak bilinen Hartum ile batısındaki Umdurman ve kuzeyindeki Bahri kentlerinde yer alan HDK noktaları da ordunun yoğun top atışlarına maruz kaldı.

Sudan ordusu, başkentin güneyindeki Zırhlı Birlikler Komutanlığı civarındaki HDK mevzilerine dün düzenlediği saldırılarda, onlarca HDK mensubunun öldürüldüğünü, 10 askeri aracın imha edildiğini açıklamıştı.

Bir süredir iki güç arasında başkentteki stratejik noktalardan Zırhlı Birlikler Komutanlığı çevresinde şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

- Çatışmalar, 100 günü aşkın süredir devam ediyor

Ordu ile HDK arasında başkent çevresi ve ülkenin batısında yoğun olmak üzere 100 günü aşkın süredir devam eden çatışmalarda 3 binden fazla kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi yaralandı, yaklaşık 4 milyon kişi yerinden edildi.


Sudan’ın komşuları iç savaşı durdurmak için toplanıyor

Geçtiğimiz ay Kahire’deki Sudan’a Komşu Ülkeler Zirvesi’ne katılanların toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Geçtiğimiz ay Kahire’deki Sudan’a Komşu Ülkeler Zirvesi’ne katılanların toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sudan’ın komşuları iç savaşı durdurmak için toplanıyor

Geçtiğimiz ay Kahire’deki Sudan’a Komşu Ülkeler Zirvesi’ne katılanların toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Geçtiğimiz ay Kahire’deki Sudan’a Komşu Ülkeler Zirvesi’ne katılanların toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Sudan’a komşu ülkelerin dışişleri bakanları, Temmuz ayı ortasında yapılan Sudan’a Komşu Ülkelerin Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde alınan karara göre Çad’ın başkenti Encemine’de “Sudan Krizinden Çıkış Yolları” gündemiyle toplanıyor.

13 Temmuz’da Kahire’de Mısır, Libya, Çad, Orta Afrika, Güney Sudan, Eritre ve Etiyopya olmak üzere yedi Afrika ülkesinin liderlerinin katıldığı Sudan’a Komşu Ülkeler Zirvesi gerçekleştirilmişti. Zirvede, “Sudan krizinin ülkenin geleceği, istikrarı, birliği ve toprak bütünlüğü üzerindeki yansımalarının çözülmesi ve ulusal kurumların çöküşünün önlenmesi için gerekli uygulamalı adımları ele alacak” bir iletişim mekanizması kurma kararı alınmıştı. Bu iletişim mekanizmasına katılımcı ülkelerin dışişleri bakanları liderlik edecek.

Kapanış bildirgesine göre zirvede ayrıca, iletişim mekanizmasına “Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Afrika Birliği (AfB) de dahil olmak üzere mevcut mekanizmalarla entegrasyonunda Sudanlı taraflarla doğrudan iletişim kurarak çatışmayı durdurup Sudan krizinde kapsamlı bir çözüme ulaşmak için uygulanabilir pratik çözümler içeren bir yürütme eylem planı” hazırlama görevi verilmişti.

Görsel kaldırıldı.
Geçtiğimiz ay Sudan’a Komşu Ülkeler Zirvesi’nde konuşma yapan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Çad Dışişleri, Yurtdışındaki Çadlılar ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Sudan’a Komşu Ülkelerin Dışişleri Bakanları Komitesi’nin ilk toplantısının 6-7 Ağustos tarihlerinde Encemine’de yapılacağı duyurulmuştu. Açıklamada, toplantının esas amacının “Sudan’ı binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca Sudanlının yerinden olmasına neden olan yıkıcı bir savaşın uçurumuna sürükleyen mevcut Sudan krizinden çıkış yolları önermek” ve aynı zamanda “ortakların dikkatini büyüyen insani krize acil yanıtlar vermeye çekmek” olduğu belirtilmişti.

Aynı bağlamda, Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Ahmed Ebu Zeyd yaptığı bir açıklamada, görüşmeye Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin katılacağını belirterek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Komşu ülkelerin dışişleri bakanları toplantılarında Sudan krizinin çeşitli yönlerini, tüm güvenlik, siyasi ve insani boyutlarını, Sudan halkı üzerindeki etkilerini ve bölgesel ve uluslararası yansımalarını tartışacaklar. Amaç, Sudan’a komşu olan ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının mevcut krize son verecek ve Sudan’ın birliğini, toprak bütünlüğünü ve kardeş halkın sözünün geçerliliğini koruyacak çözümlere ulaşmak için etkili bir şekilde hareket etmelerini sağlayacak pratik öneriler geliştirmektir.”

Öte yandan Sudan Ümmet Partisi Genel Başkanı Mübarek el-Fadıl, Sudan’ın komşu ülkelerinin gösterdiği çabaların önemini vurguladı. Dışişleri bakanlarının Çad’daki ilk toplantılarında ortaya koyabilecekleri “pratik öneriler” olduğunu ve bunların “trajik” olarak nitelendirdiği krizi sona erdirmek için pratik çözümlere ulaşılmasına katkıda bulunabileceğini kaydetti. Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Fadıl, Sudan’ın komşu ülkelerinin bakanlık mekanizmasının, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) üzerinde etkisi olan saha liderleri ve aşiret ileri gelenleriyle yoğun temaslar kurarak işe başlaması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Fadıl, Sudan’ın komşu ülkelerinin bakanlar düzeyindeki mekanizmasının, ülkelerinin sahadaki etkin liderlerle iletişim kurma gücünden yararlanarak “başarıya ulaşma fırsatı” olduğuna dikkat çekti. Ayrıca, özellikle Libya, Çad ve Orta Afrika Cumhuriyeti gibi taraflardaki sınırların kontrol altına alınması gerektiğine dikkat çekti ve bu bölgelerin “HDK’ye silah kaçakçılığı yapmak için kullanıldığını” belirtti.

Diğer taraftan Sudanlı yazar ve siyasi araştırmacı Mecdi Abdulaziz, Sudan’a komşu ülkelerin dışişleri bakanları mekanizmasının toplanmasının, sahada ve siyasi düzeydeki değişkenliklerin ışığında gerçekleştiğine işaret etti ve bu değişkenlerin, “mekanizmanın Sudan’daki istikrarın yeniden tesis edilmesi çabalarına destek sağlamada başarılı olma olasılığı üzerinde büyük ölçüde etkisi olduğunu” belirtti.

Abdulaziz Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, “bu ayın savaşı durdurmak ve Sudan’da istikrarı yeniden sağlamak açısından büyük atılımlar getireceği” konusunda iyimser olduğunu söyledi. Cidde Forumu ile komşu Sudan ülkeleri arasında krizi sona erdirme çabalarında öne çıkan entegrasyonu takdir etti. Sudan’ın komşu ülkelerinin dışişleri bakanlarını, uluslararası insani ve yardım kuruluşlarının rolünü harekete geçirmeye teşvik etmenin önemini vurguladı. Ayrıca yerinden edilen ve Sudanlı vatandaşların “birkaç Arap ülkesi ve bölgesi dışında gerçek yardım almadığına” dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler’e (BM) göre nisan ayının ortasından bu yana Sudan ordusu ile HDK arasındaki silahlı çatışmalarda çoğu sivil 3 binden fazla kişi öldü. Ayrıca 3 milyondan fazla kişi yerinden oldu ve mülteci konumuna düştü.


Sudan’da İçişleri Bakanlığına vekaleten Korgeneral Halid Hassan Muhyiddin getirildi

Egemenlik Konseyi Başkanı  Abdulfettah el-Burhan (AFP)
Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan (AFP)
TT

Sudan’da İçişleri Bakanlığına vekaleten Korgeneral Halid Hassan Muhyiddin getirildi

Egemenlik Konseyi Başkanı  Abdulfettah el-Burhan (AFP)
Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan (AFP)

Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 15 Nisan’dan bu yana şiddetli çatışmaların yaşandığı Sudan’da İçişleri Bakanlığına Korgeneral Halid Hassan Muhyiddin vekaleten getirildi.

Sudan’daki geçici Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, yayımladığı kararname ile 15 Mayıs 2023’te görevden aldığı İçişleri Bakan vekili ve aynı zamanda Emniyet Genel Müdürü olan Korgeneral Anan Hamid Muhammed Ömer’in yerine Korgeneral Halid Hassan Muhyiddin’i vekaleten atadı.

- Sudan'da ordu ile HDK arasındaki çatışmalar

Sudan ordusu, bir zamanlar desteklediği ancak bağımsız ve paralel bir ordu gibi davranması nedeniyle tehdit olarak gördüğü HDK'nin, 2 yıl içinde tamamen orduya entegrasyonunu istemişti.

HDK'nin ise sivil hükümetin ardından yaklaşık 10 yıla yayılan bir süreçte bunu kabul edebileceğini açıklamasıyla başlayan söz savaşı ve gerginlik, 15 Nisan sabahı taraflar arasında, Hartum ve çeşitli şehirlerde silahlı çatışmaya dönüşmüştü.

Başkent Hartum ve çevresiyle özellikle batıdaki kentlerde hala süren şiddetli çatışmalarda çoğu sivil 3 binden fazla kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi yaralandı.

Birleşmiş Milletler, Sudan'da 100 günü aşkın süredir devam eden çatışmalar nedeniyle yaklaşık 4 milyon kişinin yerinden olduğunu bildirdi.