Iraklı azınlıklar, bağımsız vilayetler kurulmasını yeniden talep ediyor

Güvenlik ve siyaset konularındaki hareketlilik, idari sınırlar üzerindeki anlaşmazlığı yeniden gündeme getirdi.

Irak Hükümeti ve Temsilciler Meclisi’nin üyeleri Bağdat’taki Meclis binasında (AFP)
Irak Hükümeti ve Temsilciler Meclisi’nin üyeleri Bağdat’taki Meclis binasında (AFP)
TT

Iraklı azınlıklar, bağımsız vilayetler kurulmasını yeniden talep ediyor

Irak Hükümeti ve Temsilciler Meclisi’nin üyeleri Bağdat’taki Meclis binasında (AFP)
Irak Hükümeti ve Temsilciler Meclisi’nin üyeleri Bağdat’taki Meclis binasında (AFP)

Irak Bakanlar Kurulu’nun, ülkenin farklı bölgelerinde, çoğu azınlık olarak kabul edilen dini ve ulusal oluşumlar için dört yeni vilayet kurulmasına onay vermesinin üzerinden yedi yıldan fazla bir süre geçtikten sonra bu dosyayı etkinleştirmek için yeniden girişimler başladı.
Irak Bakanlar Kurulu Ocak 2014’te, Türkmenlerin çoğunlukta olduğu Ninova Valiliği’ne bağlı Telafer ilçesini vilayete dönüştürmek için bir yasa tasrısını onaylayarak o tarihte Irak Temsilciler Meclisi’ne sundu. Ayrıca bu yasa, Anbar vilayetindeki Felluce ilçesinin, Salaheddin'e bağlı Tuz ilçesinin ve Ninova vilayetindeki Ninova Ovası’nın bazı idari eksiklerin tamamlanmasından sonra valiliğe dönüştürülmesini de içeriyordu.

“Azınlıkların vilayetleri”
Görünen o ki, vilayete dönüştürülmesi önerilen bazı ilçelerdeki siyasal durum ve güvenlik durumu, bu dosyayı etkinleştirmek için yeni bir çalışmayı zorunlu kılıyor. Özellikle de Salaheddin'deki Tuz ve Ninova’daki Telafer ilçelerindeki güvenlik ve yönetim dosyalarının, 2017 Ekim’de Peşmerge güçlerinin bölgeden çekilmesinin ardından Türkmen çoğunluğun eline geçmesi nedeniyle.
Aynı yıl, Irak kuvvetlerinin bu bölgede ilerlemesi ve Kürt Peşmerge güçlerinin çekilmesinin ardından güvenlik ve idari yönetimi Şabak ve Mesih'in eline geçen Ninova Ovası'nın geniş alanları için de aynı durum geçerli. Merkezi hükümet ile iş birliği ve koordinasyon içinde çalışan Ezidilerin çoğunlukta bulundukları Sincar ilçesinin de vilayete dönüştürülmesi yönündeki Ezidi liderlerin güçlü talepleri doğrultusunda bu listeye eklendi.

“Yoğun çalışmalar”
Resmi kaynaklar, Türkmen politikacılar ile Mesih ve Şabak’ın öncülüğünde, önceki hükümetin kararını etkinleştirmek için, yaklaşan seçimler öncesinde Irak parlamentosu ve Irak hükümetinden isimlerle bir dizi toplantı yapıldığını aktardı. Irak hükümeti ve siyasi güçlerin, protesto gösterileri, kurtarılan bölgelerin yeniden inşası, milislerin eylemleriyle başa çıkma, ekonomik krizi yönetme gibi konularla çokça meşgul olması sebebiyle ihmal ettikleri bu konuda, her üç taraf da ilerlemeye kaydetmeye çalışıyor.

“Güvenlik ve ekonomi sorunları engel teşkil ediyor”
Rafidin Hristiyan Topluluğu Başkanı, Milletvekili Yonadam Kanna, güvenlik, siyaset ve ekonomik şartların yeni vilayetler kurulmasını engellediğini belirterek, talebin hala mevcut olduğuna ve ödenek beklendiğine dikkat çekti. Yonadam Kanna, “DEAŞ’ın bölgeye girişi ve petrol fiyatlarındaki düşüş de dahil olmak üzere maddi, güvenlik ve siyasi koşullar ile Bağdat ve Erbil arasındaki tartışmalı bölgelere ilişkin mevcut sorunlar yeni vilayetlerin kurulmasını engelledi. Hala yeni vilayetler kurulması ihtimali var ancak bu, ülkedeki koşulların, özellikle de ekonomik koşulların iyileştirilmesine bağlı” ifadelerini kullandı.
Yonadam Kanna, “Hükümetin daha önceden almış olduğu yeni vilayetler kurma kararı var. Felluce’deki gibi burada da kurulabilecek vilayetler var. Ancak bunun için bir hükümet kararına ihtiyaç var.  Güvenlik ve ekonomi sorunlar bu vilayetlerin kurulmasına takoz oluyor” dedi.

“Ninova Ovası vilayeti”
Hıristiyanlar da dahil olmak üzere birçok oluşuma ev sahipliği yapan Ninova Ovası’nın vilayete dönüştürülmesinin, özellikle yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve işsizlik oranın azaltılması gibi konularda bölgeye olumlu yansıyacağı vurgulanıyor. Ninova Ovası’nda yaşayan oluşumlar, özellikle de Hıristiyanlar marjinalleştirildi, öncelikle ticaret ticaret alanında.

“İdari sınırlar konusunda anlaşmazlık”
Türkmen oluşumların eski temsilcisi Niyazi Mimaroğlu, yeni vilayetlerin kurulmamasının sebebini, iller arasında idari sınırlar konusunda yaşanan anlaşmazlığa ve Bağdat ile Erbil arasında ihtilaflı alanlar konusundaki yaşanan anlaşmazlığa bağladı. Bazı ilçelerin vilayet olmak için yeterliliğe sahip olmadığını ifade eden Mimaroğlu, Tuzhurmatu ve Telafer ilçelerinin de ulusal ve siyasi çatışmalar nedeniyle vilayet olamadığına ışık tuttu. Kamuoyunda, Telafer, Tuzhurmatu ve Kerkük’ün bir vilayette toplanması halinde ileride Türkmenlerin ayrı bir bölge oluşturacaklarına dair korkular olduğuna da dikkat çekti.

“Telafer ve el-Tuz hazır”
Mimaroğlu “Telafer ve Tuzhurmatu vilayet olabilmek için tüm donanımlara sahip. Tarım arazileri, ilçeleri ve bucakları hazır. Musul ve Selahaddin vilayetlerinin merkezlerinden de çok uzaklar. Bu iki ilçenin vilayete dönüştürülmesi için dosya hazır ve Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği’nin çekmecesinde duruyor” açıklamasında bulundu.
Mimaroğlu’na göre vilayete dönüştürüldükleri ve bazı bölgeler ilhak edildiği takdirde Tuzhurmatu’nun nüfusu çoğunluğu Türkmen olmak üzere 350 bin kişiye, Telafer’in nüfusu ise 700 bin kişiye ulaşacak.

“Enerji rezervleri ve Ankara’ya yakınlığı”
Mimaroğlu, “Tuzhurmatu ilçesi, petrol ve doğalgaz rezervleri bulunmasının yanı sıra kuzey bölgelerini Bağdat’a bağlaması hasebiyle stratejik bir konuma sahip. Ayrıca Telafer ilçesi Türkiye-Suriye sınırına yakın ve Ankara ile bir sınır kapısı açılması planlanıyor. Telafer ve Tuzhurmatu’nun bağımsız vilayetlere dönüştürülmesi, Türkmenlerin anayasal bir isteğinin yerine getirilmesi olacaktır” açıklamalarında bulundu. Ayrıca Mimaroğlu, Türkmenlerin, bağımsızlıkları olmadan veya çoğunluğunu kendilerinin oluşturduğu bir vilayetleri olmadan Irak’ın farklı milletleriyle karışmalarının ileride büyük bir külfet doğuracağı hususunda uyarılarda bulundu.

“Ekonomi, hükümeti endişelendiriyor”
Vilayet işleri Eski Başkanı Vail Abdullatif, hükümetin güvenlik tarafına olan ilgisinin, idari, kalkınma ve yatırım taraflarını ihmal etmesine sebep olduğuna, bu sebeple hükümetin ve siyasi güçlerin anayasayı ve vilayetleştirme kanununu uygulayamayacağına inanıyor. Abdullatif’e göre hükümetin, bazı ilçelerin vilayete dönüştürülmesi hususundaki kanunu uygulamaktaki başarısızlığı, yeni oluşturulan idari pozisyonlarda giderlerin artması, valiliklerin, ödenek gerektiren yetkilerinin çoğalması gibi bu dönüşümün yol açacağı masraflardan endişe etmesinden kaynaklanıyor.
2008 tarihli ve 21 sayılı İller Kanunu’na göre “Yeni vilayet oluşturma süreci, önerilen vilayete katılmak için idari birim (ilçe ve bucak) başkanlarının onayını ve Temsilciler Meclisi üyelerinden ve Valilik Meclisi üyelerinden iki valilik temsilcisinin desteği ile vilayete katılacak bölgedeki eşraf ve aşiret büyüklerinin genel desteğini gerektirmektedir.”

“Güneyin talepleri”
Basra vilayetine bağlı Zübeyr ilçesinin nüfusunun bir milyona ulaşması nedeniyle vilayete dönüştürülmesini talep eden Abdullatif, ekonomik ve siyasi sorunların ilçenin vilayet olmasını engellediğini, hükümetin ise meseleyi merkezi yönetime havale etmeye devam ettiğini belirtti. Bilimsel araştırmaların, ihtiyaçlarını kolayca karşılamak ve düzgün hizmet sağlayabilmek için her 750 bin kişi için bir vilayete ihtiyaç duyulduğunu gösterdiğini söyleyen Abdullatif, yeni vilayetler oluşturulması için yapılan tüm baskılardan sonra hükümetin, Anbar ve Basra bölgelerinin taleplerini yerine getirerek yeni vilayetler kurmaya mecbur kalacağını düşündüğünü belirtti.
Temmuz 2019’da Irak Planlama Bakanlığı, iki yeni vilayetin oluşturulması olasılığını araştırmak için çalışmalara başlandığını, yeni oluşturulacak bu iki vilayetin Divaniyye şehrinin bir bölgesi olan Şamiye ile Vasit şehrinin bir ilçesi olan Suvayra olabileceğini açıklamıştı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.