ABD-Avrupa hattında ikinci dinleme skandalı: Washington müttefiklerini neden sessizce gözetliyor?

ABD, Avrupa’dan yapılan açıklama çağrılarına rağmen sessizliğini koruyor

ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'nın Obama yönetimi sırasında Almanya Başbakanı Merkel’i dinlemesiyle ilgili yeni bilgiler ifşa oldu. (Reuters)
ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'nın Obama yönetimi sırasında Almanya Başbakanı Merkel’i dinlemesiyle ilgili yeni bilgiler ifşa oldu. (Reuters)
TT

ABD-Avrupa hattında ikinci dinleme skandalı: Washington müttefiklerini neden sessizce gözetliyor?

ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'nın Obama yönetimi sırasında Almanya Başbakanı Merkel’i dinlemesiyle ilgili yeni bilgiler ifşa oldu. (Reuters)
ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'nın Obama yönetimi sırasında Almanya Başbakanı Merkel’i dinlemesiyle ilgili yeni bilgiler ifşa oldu. (Reuters)

İnci Mecdi
ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (NSA) 2012-2014 yılları arasında, Almanya, İsveç, Norveç ve Fransa'daki üst düzey politikacıları Danimarka'nın su altındaki internet kablolarını kullanarak dinlediğinin ortaya çıkmasının ardından ABD ve Avrupalı müttefikleri arasında yeni bir krizin kapısı aralandı.
Danimarka Yayın Kurumu (DR) tarafından Avrupa basınıyla iş birliği içinde yapılan bir araştırmaya göre NSA, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in yanı sıra eski Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ve eski Almanya ana muhalefet partisi lideri Peer Steinbrück da dahil olmak üzere çok sayıda üst düzey siyasetçinin ve yetkilinin telefon görüşmelerine, mesajlarına ve internet kullanımlarına erişim sağlamayı başardı.
Türünün ilk örneği olmayan bu skandal Avrupa’da büyük bir öfkeye neden olurken Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa ve Almanya arasında çevrimiçi olarak gerçekleşen bir zirvenin ardından yaptığı basın toplantısında ‘tam bir açıklama’ talep etti. Bunu ‘müttefikler arasında kabul edilemez bir olay’ olarak niteleyen Macron, “Danimarkalı ve Amerikalı ortaklarımızdan bu sızıntılar ve geçmişte yaşananlara dair gerçekler hakkında tüm bilgileri vermelerini istedik. Açıklama yapmalarını bekliyoruz” ifadesini kullandı. Almanya Başbakanı Merkel de Fransız müttefikinin açıklamalarını destekledi.
NSA’nın eski çalışanı Edward Snowden, 2013 yılında, Amerikan istihbaratının telekomünikasyon şirketleriyle iş birliği yaparak Merkel'in cep telefonu da dahil olmak üzere Avrupalı yetkilileri dinleme faaliyetleri hakkındaki ayrıntılı gizli belgeleri kopyalayıp sızdırmıştı. Snowden’ın sızdırdığı belgeler ABD'li bir yetkilinin, dinleme için 35 dünya liderinin de dahil olduğu 200'den fazla kişinin özel telefon numaralarını NSA’ya teslim ettiğini ortaya koydu.
Washington, Avrupa ülkelerinin açıklama çağrılarına rağmen sessizliğini koruyor. Danimarka İstihbarat Servisi (FE), AFP’nin konuya ilişkin yorumda bulunulması talebini reddederken Danimarka Savunma Bakanı Trine Bramsen, ajansa yaptığı açıklamada ‘yakın müttefiklerin sistematik olarak dinlenmesinin kabul edilemez’ olduğunu söyledi.

Herkes herkesi sessizce gözetliyor
Son kriz, 2013'teki ilk casusluk skandalının ardından geçtiğimiz yıllarda birçok araştırmacının akıllarını meşgul eden bir soru olan müttefiklerin birbirlerini gözetlemeleri gerekip gerekmediği konusundaki tartışmayı yeniden alevlendirdi. Georgetown Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Profesörü Charles A. Kupchan’a göre ‘dostlar da dahil herkes herkesi sessizce gözetliyor.’
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı (Carnegie Endowment for International Peace/CEIP) tarafından yapılan bir araştırmada ilk skandalın ardından araştırmacıların konuyla ilgili görüşlerine yer verildi. Araştırmacılardan biri olan Avrupa Reform Merkezi (Centre for European Reform/CER) Dış Politika Direktörü Ian Bond, müttefiklerin birbirlerini gözetlemediğini düşünmenin saflık olduğunu savunuyor. 1980'lerde İsrail'in ABD Deniz İstihbaratı'nda bir ajanı olduğunun ortaya çıktığını hatırlatan Bond ancak bu olayın, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da güçlenmesi üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu belirterek, “Tel Aviv, Washington'ın Ortadoğu'daki en önemli ortağı olmaya devam ediyor” dedi.
Ancak müttefiklerinin sırlarını yasa dışı yollardan elde etmeyi planlayan herhangi bir ülkenin, elde edeceği çıkarları ve bu durumun sonucunda ortaya çıkabilecek risk ve zararlarla iyi bir şekilde ölçüp-biçmesi gerektiğini vurgulayan Bond, NATO ülkeleri ve Avrupa Birliği (AB) arasındaki kapsamlı istihbarat iş birliğine işaretle şunları söyledi:
“Bu nedenle ülkeler, dostlarına casusluk yaparken karşısındakinden çalmaya değer bir şey sakladığından ve bunun ortaya çıkma ihtimalinin düşük olduğundan emin olmalıdır.”
İngiltere Kraliyet Birleşik Hizmetler Savunma ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden (RUSI) Henrik Heidenkamp ise ABD hükümetinin gizli istihbarat faaliyetlerini, diplomasiye yaklaşımında meşru bir araç olarak gördüğünü söylüyor. Heidenkamp’a göre ABD'li siyasetçiler, istihbarat servislerinin topladığı bilgilere, rakipler ve müttefiklerle yapılan müzakerelerde vazgeçilmez bir avantaj olarak değer veriyorlar.

Önemli olan çıkarlar, dostluk değil
Birçok araştırmacı ise İngiltere’nin eski başbakanlarından olan Lord Palmerston’ın (1784-1865) “İngiltere’nin ebedi dost ve düşmanları yoktur, değişmez çıkarları vardır” sözünde de olduğu gibi uluslararası sistemin, müttefikler arasında bile doğası gereği her zaman düşmanca olduğu görüşündeler. Bu cümle aynı zamanda ABD’nin dost ülkelere casusluk yapmanın uluslararası ilişkileri ihlal etmediğini düşünmesine ilişkin bakış açısını da yansıtıyor.
ABD ve Almanya müttefik olsalar da başlıca konularda fikir ayrılıkları var. Amerikalı bazı köşe yazarları, 2013 yılında Washington'ın Merkel'i dinleme skandalı ortaya çıktığında dönemin ABD Başkanı Barack Obama'nın tutumunu savundular. Örneğin, Washington Post’un yazarı Max Fischer, ABD Başkanı’nın işinin önünde sonunda ülkesinin çıkarlarını elde etmek olduğunu yazmıştı.
Obama 2011 yılında Libya’ya müdahale etmek istediğinde Merkel kendisine karşı çıkmış, Avrupa'daki hatırı sayılır nüfuzunu NATO'nun müdahalesini azaltmak için kullanmıştı. Washington ve Berlin, ABD ve Almanya ekonomileri üzerinde geniş kapsamlı etkileri olan euro bölgesi krizinin nasıl yönetileceği konusunda da anlaşmazlık yaşadılar. Bu nedenle Fischer, Merkel'in telefon görüşmelerini dinlemenin ABD'nin ekonomik çıkarlarını ve ulusal güvenliğini korumasına yardımcı olacaksa yukarıda bahsi geçen anlaşmazlıkların dinleme gibi faaliyetler için güçlü birer örnek olacağını savundu. Diğer yandan aynı durum, 1960'larda ABD’ye meydan okuyan Fransa için de geçerli.
İngiltere merkezli Salford Üniversitesi'nde istihbarat faaliyetleri alanında öğretim görevlisi olan Christopher Murphy konuya dair şu değerlendirmede bulundu:
“İstihbarat ağları, ulusal çıkarların kesiştiği nokta etrafında inşa edilir. Bu tür kesişme noktaları mutlaka kalıcı değildir. Çünkü ulusal çıkarlar yarın değişebilir. Olaylar, 2003 Irak işgalinin ardından İngiliz istihbaratı ile Libya istihbaratı arasındaki ilişki gibi pek olası olmayan ilişkilerin gelişmesine yol açabilir.”

Sınırların aşılması
Yabancı liderler, NSA’nın kendi ülkelerindeki vatandaşları izlediğini bilseler de kendilerinin de hedef oldukları gerçeğine karşı hoşgörüleri daha azdır. National Public Radio’ya (NPR) 2013 yılındaki bir önceki skandal hakkında yorum yapan New York Üniversitesi'nden ABD başkanları tarihçisi Timothy Naftali, “Bu skandalda çok ileri gittiğimizi düşünmelerinin ortaya çıkması çok önemli. Bir şekilde var olduklarını düşündükleri sınırları aştık” dedi.
Naftali sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu durum, Washington'daki istihbarat servislerinin, başkalarının çıkarlarının kendilerininkiyle uyumluluğunu sorgulamalarını sağlayabilir. Almanya'nın Rusya'ya yönelik gelecekteki politikasının Washington'da özel bir endişe kaynağı olduğu söylenebilir. Buna müttefik ülkelerin istihbarat servislerinin başarısızlıkları da eklenebilir. Örneğin Berlin, 11 Eylül 2001'deki teröri saldırılarını gerçekleştiren Hamburg merkezli El Kaide hücresini ortaya çıkarmayı başaramamıştı.”
ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda'nın yer aldığı “Beş Göz” (Five Eyes) adlı istihbarat servisleri ittifakına bakıldığında, birbirlerinin liderlerine casusluk yapmamaları gerekse de vatandaşları için aynı durum söz konusu değil. NPR'ye göre Beş Göz ülkeleri arasındaki istihbarat ittifakı, birbirlerinin vatandaşlarını gözetlemelerine ve ardından elde edilen bulguları paylaşmalarını öngörüyor.

Siyasi sonuçları
Genel olarak gözlemciler, müttefiklerini kızdırması ABD’nin çıkarlarına hizmet etmediğinden bu tür sızıntıların kendisi için olumsuz sonuçları olacağı konusunda hemfikirler. Çok kutuplu bir sistemde ve Washington'ın müttefiklerine daha fazla bağımlı olması durumunda, ABD'nin gizli istihbarat faaliyetlerinin dost ülkelere yönelik siyasi sonuçları, elde edeceği faydalardan daha ağır basıyor gibi görünüyor. RUSI araştırmacısı Heidenkamp, ABD ile ortakları arasında özellikle istihbarat alanında daha yakın iş birliğine ihtiyaç duyulmasının bu faaliyetlerle elde edeceği faydalardan daha öncelikli bir konu olduğunu düşünüyor.
Belki de dünya, Amerikalıların Merkel'i veya Avrupalı diğer liderleri dinleyerek büyük bir sırrı öğrenip öğrenemediğini asla bilmeyecek. Ancak CER Dış Politika Direktörü Bond’a göre Amerikalıların karşı karşıya kalabileceği riskleri, olası kamusal ve siyasi tepkileri hafife aldıkları da ortada. Bond, ABD ve Avrupalı müttefiklerin çeşitli küresel sorunları ele almak için birlikte çalışması gerektiği bir zamanda, herhangi bir anlaşmazlığın kötü haber olacağı konusunda uyarıyor.



Yeni Epstein belgeleri: Trump fuhuş ağında mıydı?

Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)
Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)
TT

Yeni Epstein belgeleri: Trump fuhuş ağında mıydı?

Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)
Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı, Başkan Donald Trump'a yönelik cinsel istismar iddialarını içeren yeni Jeffrey Epstein belgelerini yayımladı.

Dokümanlar, FBI'ın adı gizli tutulan bir kadınla yaptığı ve daha önce yayımlanmamış üç görüşmenin kaydını içeriyor.

FBI ajanları kadınla Temmuz–Ekim 2019'da 4 görüşme yapmıştı. Ancak daha önce yayımlanan belgelerde sadece Temmuz 2019'daki ilk görüşmenin kayıtları paylaşılmıştı.

O görüşmede kadın, Güney Carolina'da yaşarken reşit olmadığı dönemde Epstein tarafından defalarca istismara uğradığını öne sürmüş fakat Trump hakkında herhangi bir iddiada bulunmamıştı.

Trump'a yönelik hangi iddialar var?

Yeni belgelerde FBI'ın yaptığı diğer üç görüşmenin kaydı da yayımlandı.

Ağustos-Ekim 2019'daki görüşmelerin ikincisinde kadın, 13 ila 15 yaşlarındayken Epstein'in kendisini "New York veya New Jersey'e arabayla ya da uçakla götürdüğünü" söylüyor.

1980'lerde yaşanan olayda kadın, "çok yüksek bir binaya" girdiklerini ve Epstein'in kendisini Trump'la tanıştırdığını belirtiyor.

Trump, herkesin odayı terk etmesini isteyip şunları söylemiş:

Sana küçük kızların nasıl davranması gerektiğini öğreteyim.

Bunun ardından Trump'ın kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddia ediliyor. O sırada çocuğun Trump'ı ısırdığı, bunun üzerine Trump'ın ona vurarak "Bu küçük sürtüğü alın defolup gitsin" diye bağırdığı aktarılıyor.

Kadın, buna ek olarak Trump'la Epstein'in birilerine şantaj yapma planlarına kulak misafiri olduğunu, Trump'ın "kumarhaneler aracılığıyla para aklamaktan bahsettiğini" duyduğunu ileri sürüyor.

FBI'yla yaptığı üçüncü görüşmedeyse kadın, Epstein veya Trump'la bağlantılı olduğunu savunduğu tehdit telefonları aldığını iddia ediyor.

Dördüncü görüşmede konuşmaların kayda alınmasından rahatsız olduğunu belirten kadın, söyledikleriyle ilgili bir şey yapılmayacağını düşündüğü için FBI'la daha fazla iletişime geçmek istemediğini belirtiyor.

FBI'ın iddialarla ilgili yürüttüğü soruşturmada ne sonuca varıldığı henüz bilinmiyor. CNN, New York Times ve Guardian'ın haberlerinde iddiaların doğrulanamadığına ve FBI'ın bugüne dek herhangi bir hukuki işlem başlatmadığına dikkat çekiliyor.

Beyaz Saray iddialara nasıl yanıt verdi?

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Guardian'a gönderdiği açıklamada iddiaları yalanladı:

Bu suçlamalar tamamen asılsızdır. Joe Biden yönetimindeki Adalet Bakanlığı'nın suçlamalardan haberdar olmasına rağmen 4 yıl boyunca hiçbir şey yapmaması da bunu kanıtlıyor. Çünkü onlar, Başkan Trump'ın kesinlikle hiçbir yanlış yapmadığını biliyordu. Defalarca söylediğimiz gibi, Epstein dosyalarının yayımlanmasıyla Başkan Trump tamamen aklanmıştır.

Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla hiçbir ilgisi olmadığını, iş insanıyla irtibatını 2000'lerin ortasında sonlandırdığını öne sürmüştü.

Daha önce yayımlanan Epstein belgelerinde Trump'ın, 1990'larda Epstein'in özel jetiyle birkaç kez uçtuğu ortaya konmuş ancak Cumhuriyetçi lider iddiaları yalanlamıştı.

Dosyalar neden geç yayımlandı?

ABD Adalet Bakanlığı'ndan Trump dosyalarının neden geç yayımlandığına ilişkin bilgi paylaşılmadı.

Diğer yandan bakanlıktan perşembe günü yapılan açıklamada, bazı belgelerin eksik olduğu yönünde "kamuoyundaki iddiaların incelendiği" belirtilmiş, bunun üzerine "15 belgenin yanlışlıkla mükerrer olarak kodlandığının" tespit edildiği bildirilmişti.

Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi'ndeki Demokratlar, Adalet Bakanlığı'nın Trump'a yönelik iddialara yer verilen belgeleri kasten yayımlayıp yayımlamadığının belirlenmesi için geçen hafta inceleme başlatmıştı.

Komite, ABD Adalet Bakanı Pam Bondi'yi Kongre'de ifade vermeye çağırmıştı. Bakanlık, Trump'la ilgili iddiaların bulunduğu belgeleri bu gelişmelerin ardından yayımladı.

Epstein olayı nedir?

18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurma suçlamasıyla yargılanan Jeffrey Epstein, tutuklandıktan sonra nakledildiği New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu.

Epstein'in iş ortağı ve eski sevgilisi Ghislaine Maxwell de kız çocuklarının fuhuş ağına katılmasını sağladığı gerekçesiyle Aralık 2021'de suçlu bulunmuş, Haziran 2022'de de 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Şimdiye dek açıklanan dava dosyalarında Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, dünyanın en zengin kişisi Elon Musk, Birleşik Krallık'ta prenslikten azledilen Andrew, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz, sinemacı Woody Allen ve filozof Noam Chomsky gibi ünlü isimler de yer almıştı.

Independent Türkçe, New York Times, CNN, Guardian, USA Today, Reuters


İsrail ve Kürt örgütlerinin Tahran’a karşı planları neler?

PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)
PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)
TT

İsrail ve Kürt örgütlerinin Tahran’a karşı planları neler?

PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)
PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)

İsrail, Tahran yönetimine karşı saldırıya geçmeleri için Irak'taki İranlı Kürtlerle önceden görüşmüş.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, İsrail hükümetinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ndeki (IKBY) Tahran yönetimine muhalif Kürt örgütleriyle yaklaşık bir yıldır görüştüğünü söylüyor.

İsrail hükümetinin İran'a karşı olası bir askeri harekatta bu örgütlerden destek istediği belirtiliyor.  

Planlar kapsamında örgütlerin ilk hedefinin İran'ın Batı Azerbaycan Eyaleti'ndeki Uşnu ve Piranşehr kentlerini ele geçirmek olduğu aktarılıyor. Sözkonusu şehirler İran, Irak ve Türkiye sınırlarının kesiştiği noktaya yakın.

Kaynaklar, binlerce savaşçının Irak-İran sınırında toplandığını ve bir hafta içinde saldırıya geçmeyi planladığını savunuyor. Tahminlere göre bölgede 5 bin ila 8 bin arasında İranlı Kürt milis var. Reuters, bu bilgilerin bağımsız olarak doğrulanamadığını yazıyor.

Kürt yetkililer, milislerin sadece hafif silahlarla donatıldığını, ABD ve İsrail'in yardımıyla sınırdan ilerlemeyi hedeflediğini söylüyor.

İsrailli bir kaynaksa örgütlerin Tahran rejimini devirmesini beklemediklerini ancak İran Devrim Muhafızları'nın dikkatini dağıtmayı amaçladıklarını belirtiyor.

Aralarında Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), İran Kürdistanı Demokratik Partisi (İDP-K) ve Kürdistan Özgürlük Partisi'nin (PAK) de yer aldığı 5 muhalif örgüt, 22 Şubat'ta düzenlenen toplantıda "İran Kürdistanı Siyasi Güçleri İttifakı" adı altında bir koalisyon oluşturmuştu.

Türkiye Savunma Bakanlığı'ndan 5 Mart'ta yapılan açıklamada, PKK'nın İran koluna dikkat çekilerek şu ifade kullanılmıştı:

Terör örgütü PJAK’ın İran’da yürütttüğü faaliyetleri ve bölgedeki gelişmeleri devletimizin ilgili kurumlarıyla koordineli olarak yakından takip etmekteyiz.

Öte yandan Reuters'ın irtibata geçtiği İsrailli yetkili, Iraklı Kürtlerin Tahran'a yönelik saldırılara katılmak istemediğine işaret ederek, onların desteği alınmadan İranlı Kürtlerin harekete geçmesinin zor olacağını belirtiyor.

Haberde, İran'daki Kürt örgütlerin sınır bölgelerindeki durumla ilgili İsrail ve ABD'yle istihbarat paylaştığı da ifade ediliyor. Örgütlerin saldırıya başlaması halinde Washington ve Tel Aviv'den hava savunma sistemleri, drone ve topçu desteği isteyeceği de aktarılıyor.

Analize göre örgütlerin amacı, Irak'taki modele benzer şekilde federal bir İran'da yarı özerk bir bölge kurmak.

New York Times'ın 4 Mart'taki haberinde, CIA'in İran savaşı başlamadan önce yürüttüğü gizli programla Irak'taki İranlı Kürt güçlerini silahlandırdığı yazılmıştı. Beyaz Saray ise iddiaları yalanlamıştı.

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani, IKBY'nin "savaş ve felaketlerden uzak kalması için elimizden geleni yapacağız" demişti.

IKBY Başkanı Neçirvan Barzani de İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'yle 5 Mart'ta yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki rekabetin bir parçası olmayacaklarını dile getirmişti.

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump, aynı gün yaptığı açıklamada Irak'taki İranlı Kürt grupların sınırı geçip savaşa katılmasının "harika" olacağını söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel


ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail'e 151 milyon dolar değerinde mühimmat satışını onayladı

Washington, D.C.'deki ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)
Washington, D.C.'deki ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail'e 151 milyon dolar değerinde mühimmat satışını onayladı

Washington, D.C.'deki ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)
Washington, D.C.'deki ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanlığı dün, İran ile artan gerilimler arasında İsrail'e 151,8 milyon dolar değerinde mühimmat satışını onayladı.

Açıklamada, her biri 470 kilogram ağırlığında olan 12 bin bomba kovanının satışının, Dışişleri Bakanlığı Siyasi-Askeri İşler Bürosu'nun talebi üzerine onaylandığı belirtildi.

Açıklamada, “Önerilen satış, İsrail'in mevcut ve gelecekteki tehditlere karşı koyma kabiliyetini geliştirecek, savunmasını güçlendirecek ve bölgesel tehditlere karşı caydırıcı bir unsur olarak hizmet edecektir” denildi.

Açıklamaya göre, satış mühimmatın yanı sıra ABD hükümeti tarafından sağlanan mühendislik, lojistik ve teknik yardım hizmetlerini de içerecek.

ABD ve İsrail'in İran'a karşı ilk saldırılarını başlatmasından bir hafta sonra, Başkan Donald Trump sosyal medyada büyük Amerikan savunma sanayi şirketlerinin gelişmiş silah üretimini dört katına çıkarmayı kabul ettiğini duyurdu.

ABD silah satışları genellikle Kongre onayını gerektirirken, Dışişleri Bakanı Marco Rubio bu sürece bir istisna getirdi ve bu durum bazı milletvekillerinden eleştiri aldı.

Dışişleri Bakanlığı, Silah İhracat Kontrol Yasası'na atıfta bulunarak, "Dışişleri Bakanı, söz konusu savunma malzemeleri ve hizmetlerinin İsrail Hükümeti'ne derhal satılmasını gerektiren bir acil durumun varlığına dair ayrıntılı bir gerekçe sunmuştur ve bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin ulusal güvenlik çıkarları doğrultusundadır" ifadelerini kullandı.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi üyesi Demokrat Kongre Üyesi Gregory Meeks, silah satışının Kongre incelemesinden geçirilmemesinin "bu yönetimin savaş konusundaki tutumunun özünde büyük bir çelişkiyi ortaya koyduğunu" söyledi.

Açıklamasında, “Trump yönetimi bu savaşa tamamen hazır olduğunu defalarca vurguladı. Ancak Kongre'yi atlatmak için acil durum yetkilerini devreye sokma telaşı tamamen farklı bir hikaye anlatıyor” ifadelerini kullandı.

Sözlerine şöyle devam etti: “Bu, Trump yönetiminin yarattığı bir acil durumdur.”