Putin-Biden zirvesi ve Suriyelilere yardım

Fırat'ın doğusundaki ABD ve Rusya güçleri (AFP)
Fırat'ın doğusundaki ABD ve Rusya güçleri (AFP)
TT

Putin-Biden zirvesi ve Suriyelilere yardım

Fırat'ın doğusundaki ABD ve Rusya güçleri (AFP)
Fırat'ın doğusundaki ABD ve Rusya güçleri (AFP)

“Suriyelilere yardım etmek” Başkan Joe Biden yönetiminin Suriye politikasındaki dört net unsurdan biri. Yönetimin Suriye hükümetiyle "normalleşmeyi" önlemek için Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararının uygulanmasına yönelik retorik desteğin ve diplomatik çabaların yanı sıra DEAŞ'ın yenilgisini garanti altına almak için Fırat'ın doğusunda askeri varlığı sürdürmek ve kimyasal silah dosyasında Şam'a baskı yapmaya devam etmek gibi birtakım öncelikleri var. Ancak Biden’ın ekibinin zihninde en çok yer eden dosya, Suriye’ye “sınır ötesi” insani yardım sağlama dosyası oldu. Bu dosya Biden yönetiminin Suriye sahasına baktığı bir pencere haline geldi.
ABD, Başkan Biden'ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bu ayın 16'sında Cenevre'de bir araya geldiklerinde BM Güvenlik Konseyi'nin “sınır ötesi” yardımların ulaştırılmasına izin veren ve 11 Temmuz’da geçerlilik süresi sona erecek olan 2533 sayılı kararının uzatılması için yapılacak oylamada veto hakkını kullanmaması konusunda uzlaşmaya varacağını iddia ediyor.
Biden’ın ekibinin meslektaşları ve müttefikleriyle görüşmeleri sırasında resmi açıklamalarında tekrar eden tek şey insani yardımlar ve bunların Suriyelilere ulaştırılması ile ilgili. Geçtiğimiz mart ayında Brüksel'de yapılan bir bağış konferansı sırasında Biden, ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield'ı hükümetini orada temsil etmesi ve ek yardımlar duyurması için görevlendirmişti. Böylece bu yardımlarla birlikte ABD’nin on yıldır süren krizin başından bu yana Suriye’ye yaptığı toplam insani yardımın tutarı yaklaşık 13 milyar dolara ulaşmış oldu.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, insani yardım dosyasına hareketlilik kazandırmak için geçtiğimiz mart ayında BM Güvenlik Konseyi'nin bu konu için ayrılmış bir toplantısına başkanlık etti. Blinken, Putin-Biden zirvesine hazırlık olarak Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüştüğünde de bu dosyayı gündeme getirdi.
ABD tarafından gelen hareketler çerçevesinde, Thomas Greenfield Suriye’nin kuzeyine açılan kapı olmasından hareketle 3,5 milyondan fazla sığınmacı Suriyelinin yaşadığı Türkiye’ye iki gün önce bir ziyaret düzenledi. Greenfield ziyareti esnasında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile Ankara’da bir araya geldi.
BM Güvenlik Konseyi 2014 yılında 2165 sayılı kararı onayladığında yardımların Türkiye, Irak ve Ürdün hattından Suriye'ye ulaştırılmasını öngörüyordu. Ancak geçtiğimiz yıl temmuz ayında Rusya, çalışmalarını Şam ve hükümet kontrolündeki bölgelere yoğunlaştırmak için yardımlara yaklaşık 50 milyar dolar sağlayan Batılı ülkelere baskı yapmak amacıyla sadece Türkiye ile İdlib arasındaki Bab el-Hava Sınır Kapısı üzerinde anlaştı. Ancak Biden yönetimi dikkatini, ikisi Türkiye ve üçüncüsü Fırat'ın doğusu ile Irak arasında olmak üzere üç sınır kapısını yeniden açmaya verdi. ABD’li diplomatlar, ABD’nin bu isteğine destek toplamak için bir kampanya başlattı.
Kremlin kısa bir süre önce tek bir sınır kapısı üzerinden yardımları gönderme iznini uzatma kararına karşı veto hakkını kullanmayı düşündüğüne ilişkin sinyaller göndermeye başlayınca, Beyaz Saray buna Rusya’nın tutumunu yumuşatmak için “teşvikler” sağlayarak karşılık verdi. Müttefikler arasında destek toplanmasına paralel olarak Washington, Moskova'ya Biden yönetiminin Ceaser Yasası uyarınca yeni bir yaptırım listesi yayınlamaması, yaptırımlardan tıbbi, gıda, insani ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele malzemelerinin muaf tutulması ve Arap ülkelerinden Şam'a gelen yardım malzemelerine karşı çıkılmaması başta olmak üzere bir dizi adımı içeren teşvik sinyalleri göndermeye çalıştı.
Atılan son adım ABD hükümetinin, Fırat'ın doğusunda Washington’un müttefiki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol edilen bölgelerde petrol yatırımı yapması için Delta Crescent Energy şirketine tanınan bir istisnayı iptal etmesi oldu. ABD ordusu bu adımları Fırat'ın doğusundaki varlıklarını güçlendirme ve askerlerini Rusya'nın taciz girişimlerini caydıracak mekanizmalarla donatmakla ilişkilendirdi.
Moskova'nın ne yönde karar vereceğine ilişkin henüz Washington'a net bir sinyal ulaşmadı. Cenevre zirvesinde Suriye dosyasını tartışmaya zaman kalırsa Washington Rusya’nın kararını duyacak. Böylece ABD, Putin'in Washington'dan gelen "insani teşvikleri" değerlendirip değerlendirmeyeceği veya Fırat’ın doğusundaki güçlerinin yakınında seviyesi yükseltilmiş “askeri konuşlanmaya” karşı olup olmadığını öğrenecek.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.