ABD, Körfez'deki müttefiklerinden vazgeçebilir mi?

Washington, bölgedeki askeri varlığını azaltılmasının Rusya ve Çin'in nüfuzunu güçlendirmesinden çekinirken Suudi Arabistan ve BAE'ye yönelik silah satışlarına uygulanan ambargo kısmen kaldırıldı.

ABD ve Körfez ülkeleri arasındaki tarihi yakınlaşma değişimlere dayanabilir mi? (AFP)
ABD ve Körfez ülkeleri arasındaki tarihi yakınlaşma değişimlere dayanabilir mi? (AFP)
TT

ABD, Körfez'deki müttefiklerinden vazgeçebilir mi?

ABD ve Körfez ülkeleri arasındaki tarihi yakınlaşma değişimlere dayanabilir mi? (AFP)
ABD ve Körfez ülkeleri arasındaki tarihi yakınlaşma değişimlere dayanabilir mi? (AFP)

İsa Nehari
Yıllardır gündemi meşgul eden Ortadoğu’daki Amerikan askerlerinin geri çekilmesi meselesi, artık ABD siyasi söyleminin bir özelliği haline geldi. Gözlemciler ve ABD'li yetkililer, bölgedeki çatışmaların ABD'ye yalnızca yük getirmekle kalmayıp aynı zamanda onu başta Çin'in yükselişi olmak üzere beka sorunlarından da uzaklaştırdığına inanıyorlar. Bu çekilme isteği, 2016 yılında siyasi bir deprem olarak Donald Trump'ın başkan seçilmesinin gelmesinden önce, Washington'ın İsrail ve Körfez ülkeleriyle ilişkileri pahasına İran'la ilişkileri normalleştirme eğiliminde olan eski ABD Başkanı Barack Obama'nın politikasında açıkça ortaya çıktı. Ancak Obama'nın Ortadoğu politikası, domino taşları gibi bir bir yıkıldı.
Donald Trump, ABD başkanı olarak gerçekleştirdiği ilk yurtdışı ziyaretini Suudi Arabistan'a yaptı. İran rejiminin uygulamalarını en az 55 İslam ülkesi liderinin önünde kınadı. Ayrıca 2018 yazında nükleer anlaşmadan çekildi ve Tahran'a yönelik yaptırımları sıkılaştırdı. Bu durum Körfez ülkeleri tarafından memnuniyetle karşılanırken Avrupa ülkeleri tepki gösterdi. Washington'ın geleneksel müttefiklerinin İran'ın nükleer ve füze programlarından endişe duyması konusunda bir miktar denge kurulmuş ve bu endişeye saygı duyulması sağlanmış olsa da, bölgedeki askeri varlığı azaltma eğilimi hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi çevrelerde artarak devam etti.
Cumhuriyetçilerin dört yıllık fırtınalı yönetiminin ardından Demokrat Joe Biden, çoğunluğu Obama yönteminde görev yapan bir kadroyla Beyaz Saray’a girmeyi başardı. Demokrat Başkanın Ortadoğu’ya yönelik politikasının bölgeyi ABD'nin Körfez ülkeleriyle askeri ve ekonomik çıkarlarını tehdit edecek şekilde değiştireceğine dair korkular yayılmaya başladı. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie tarafından geçtiğimiz ay yapılan bir röportajda, ABD’nin Ortadoğu'daki askeri varlığının azaltılmasının, Çin ve Rusya'nın boşluğu doldurması için bir fırsat sunacağını söylemesiyle konu alarm vermeye başladı.

İki vizyon arasında
Orgeneral McKenzie, Başkan Biden'ın göreve gelmesinden sadece birkaç ay sonra başta Afganistan'dan çekilme kararları, Irak ve Suriye'deki askeri varlığın gözden geçirilmesi, Yemen'de Arap ülkeleri tarafından oluşturulan Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’na verilen askeri desteğin durdurulması olmak üzere Ortadoğu'dan çekilmenin sonuçlarıyla ilgili çekincelerini açıkladı. Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı) gemileri, askerleri ve savunma sistemlerini Ortadoğu ülkeleri dışındaki yerlere transfer etti.
Washington, Çin yayılmacılığına karşı koymak için Pasifik Okyanusu'na odaklanırken CENTOM Komutanı, Ortadoğu'nun büyük güçler arasında yoğun bir rekabet bölgesi olarak önemini vurguladı. Rusya'nın hava savunma sistemleri ve diğer silahları satmaya çalıştığına, Çin'in ise uzun vadeli ekonomik gücünü genişletme ve bölgede askeri üsler kurma hedefinde ilerlediğine dikkati çeken Orgeneral McKenzie, “Silah satışlarının Moskova ve Pekin'in yararlanabileceği ihtiyaçlardan biri olduğu” konusundaki endişesini de dile getirdi.
Ancak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını azaltmaya çalışırken, ABD-Suudi Arabistan ortak askeri tatbikatlarının görüntüleri zaman zaman sosyal medyada ve haber ajanslarında yer almaya devam ediyor. Son olarak Perşembe günü, Suudi Arabistan ve ABD deniz kuvvetlerinin,  İran ve vekillerinin arkasında olduğuna inanılan bazı huzursuzlukların yaşandığı deniz bölgeleri olan Akabe Körfezi, Babu’l-Mendeb ve Aden Körfezi'ne bakan Cidde kıyı kenti Cidde'deki Kral Faysal Deniz Üssü'nde gerçekleştirdikleri ortak tatbikatın görüntüleri yayınlandı.
Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin, geçtiğimiz Ocak ayında aktardığı açıklamasında CENT COM Komutanı Orgeneral McKenzie, iki ülke arasındaki artan askeri koordinasyonla aynı zamana dönemde Suudi Arabistan’ın bazı şehirlerinde sivil ve askeri kullanımlar için yeni üsler kurulmasının planlandığını duyurdu. Ancak asker sayısını azaltmak ile Ortadoğu'da yeni üsler kurmak arasında iki farklı görüşle karşı karşıyayız gibi görünüyor. Bu görüşlerden biri ne pahasına olursa olsun bölgedeki çatışmalardan kaçmak isteyen Beyaz Saray’a ait. Diğeri ise Washington'ın müttefikleri için giderek artan İran kaynaklı tehditlerinden endişe duyan Pentagon’a ait.
CENTCOM, Independent Arabia’nın ABD’nin Ortadoğu'daki askeri varlığının azaltılması politikasının ve Suudi Arabistan'da yeni üsler inşa etme planının nasıl anlaşılması gerektiği konusundaki sorusunu, CENTCOM Komutanı’nın önceki bir röportajından bir alıntıyla yanıtlamakla yetindi. Alıntıda, Orgeneral McKenzie, Amerikan askerlerinin halen başkent Riyad yakınındaki Prens Sultan Hava Üssü'nde konuşlu olduğunu, ABD’nin Suudi Arabistan'daki askeri varlığı açısından Biden yönetiminin gelişinden bu yana hiçbir şeyin değişmediğini belirtti.
Ancak Pentagon ve Beyaz Saray'da Çin'e karşı Pasifik'e daha fazla asker gönderme konusunda devam eden tartışma göz ardı edilemez. Bu durum, Orgeneral McKenzie dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki ABD’li komutanların askerlerini ve kaynaklarını kaybedeceği anlamına geliyor. Söz konusu kaynaklar, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi sürecinde güvenliğin sağlanması için şuan Körfez'de bulunan uçak gemisi gibi savaş gemilerini de kapsayabilir.
Öte yandan ABD ordusu, Çin'in Asya'nın çok ötesine yönelik iştahının açık olduğu konusunda uyarıyor ve Pekin'in agresif bir şekilde Afrika, Güney Amerika ve Orta Doğu'da bir yer edinmeye çalıştığına işaret ediyor. Çin’in bölgede artan rolünün en son göstergesi İran ile yapılan çeyrek asırlık iş birliği anlaşması oldu. Bu tehdidi öngören Orgeneral McKenzie, ABD'nin küresel bir güç olarak konumunu vurgularken uluslararası bir vizyonun belirlenmesi gerektiğini itiraf etti.
ABD’li general, asker sayısı son yedi yıl içinde bölgede bulunan yüz binlerce askerle aynı sayıda olmasa da ABD'nin bölgedeki askeri varlığını sürdüreceğinin de altını çizdi. Bu bağlamda, Suudi ve Amerikan Patriot sistemlerini birbirine bağlamanın önemine dikkat çeken Orgeneral McKenzie, asker ve silah sayısının ülke genelinde konuşlandırılan Amerikan ve Suudi hava ve füze savunma sistemleri kadar önemli olmadığını vurguladı.

Dondurulan silah satışları kısmen kaldırıldı
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Washington Enstitüsü'nde Askeri ve Güvenlik Çalışmaları Programı'nın direktörü olan Michael Eisenstadt, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığını azaltmaya çalışırken bile bölgedeki ayak izinin kalmaya devam edeceğini söyledi. ABD'nin Afganistan'dan çekilmeyi karşılamak için kısa vadede Körfez’deki askeri varlığını artıracağını ve birçok konunun ABD'nin nasıl çekileceğine bağlı olacağını ifade eden Eisenstadt, “Taliban Hareketi’nin çekmesi sırasında ve sonrasında askeri faaliyetlerini artırmasına karşı ABD'nin Afgan hükümetini desteklemek için Körfez’de önemli sayıda asker tutmayı sürdüreceğine inanıyorum” yorumunda bulundu.
Independent Arabia’ya konuşan Eisenstadt, Orgeneral McKenzie'nin gerilim veya kriz zamanları beklentisiyle üzerinde çalıştığı alternatif üsler planı ve lojistik düzenlemelerle güçlendirilebilecek önemli bir askeri varlığın hala var olduğunun altını çizerek ABD'nin bölge işlerine büyük ölçüde dahil olmaya devam edeceğini, ancak politikasının uzun vadeli seyrinin askeri varlığı azaltmaya yönelik olduğunu vurguladı.
Arap (Basra) Körfezi işlerinde uzman olan Eisenstadt, Biden yönetiminin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) silah satışlarını dondurması ve bu durumun Washington'ın müttefiklerini Rusya ve Çin'in kucağına itip itmeyeceğiyle ilgili değerlendirmesinde ise BAE ve bir dereceye kadar Suudi Arabistan için silah satışı ambargosunun kısmen kaldırıldığını söyledi. ABD yönetimi, geçtiğimiz Nisan ayında ABD Kongresi’ne, gelişmiş F-35 savaş uçakları da dahil olmak üzere BAE'ye silah satmak için 23 milyar dolarlık bir anlaşma imzalayacağını bildirmişti. Askeri harcamalar konusunda kapsamlı araştırmalar yürüten yayıncılık kuruluşu IHS Jane's Defence dergisi de Riyad'ın ABD yapımı Sikorsky UH-60 Black Hawk model helikopterlerini teslim alacağını bildirdi. Eisenstadt’a göre bu gelişme, Biden yönetiminin, bölgedeki müttefiklerinin desteğine hala ihtiyacı duyduğunun çok iyi farkında olduğuna ve silah satışlarının da buna dahil olduğuna işaret ediyor. Eisenstadt ayrıca ABD'nin şuan için Suudi Arabistan'a yalnızca savunma silahları sağlayacağını öne sürdü.
Ancak Eisenstadt, askeri iş birliğinin ihtiyati bir adım olarak artacağını beklese de bu atılımın Washington'ın müttefiklerinin Moskova ve Pekin ile silah anlaşmaları imzalamalarını engellemeyeceğine inanıyor. Mısır, Kuveyt, BAE ve Suudi Arabistan'ın yıllardır Moskova'dan az miktarda silah satın aldığına işaret eden Eisenstadt, Kuveyt'in 1990'larda BM-27 çoklu roketatar sistemi satın aldığına, BAE’nin ise Rus yapımı Pantsir-S1 hava savunma sistemlerinin yanı sıra BMP-2 piyade savaş araçları temin ettiğine dikkati çekti.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
TT

Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)

Gözden düşmüş bisikletçi Lance Armstrong'un hayatı yeni bir filme konu oluyor. 

Konsey'in (Conclave) yönetmeni Edward Berger ve Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni'nin (Springsteen: Deliver Me From Nowhere) prodüktörü Scott Stuber'in imzalarını taşıyacak yapımın senaryosuysa Kral Richard: Yükselen Şampiyonlar'la (King Richard) bilinen Zach Baylin'e emanet edildi. 

Artık 54 yaşına gelen Amerikalı bisikletçiyi, Austin Butler'ın canlandıracağı açıklandı. 

Baz Luhrmann'ın 2022 tarihli filmi Elvis'le yıldızı parlayan 34 yaşındaki aktör; Motorcular (The Bikeriders), Masters of the Air, Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki (Dune: Part Two) ve Ölüler Ölmez (The Dead Don't Die) gibi yapımlarla da tanınıyor.

Austin Butler son olarak Darren Aronofsky'nin çektiği Suçüstü'yle (Caught Stealing) hayranlarıyla buluşmuştu. 

29 Ağustos'ta vizyona giren filmin başrolündeki oyuncuya Regina King, Zoë Kravitz, Matt Smith, Liev Schreiber ve Vincent D'Onofrio gibi yıldız isimler eşlik etmişti. 1998'de geçen filmde eski bir beyzbol oyuncusu, kendini New York'un yeraltı suç dünyasında buluyor.

Butler'ın önünde de pek çok iş var. 1980'lerin kült dizisi Miami Vice'ın yeni beyazperde uyarlamasında Sonny lakaplı James Crockett'i canlandıracak. 

1995'te vizyona giren Büyük Hesaplaşma'nın (Heat) yine Michael Mann tarafından çekilecek devam filminde ve Luca Guadagnino'nun yeni Amerikan Sapığı (American Psycho) uyarlamasında da rol alacak. 

2012'de ABD Dopingle Mücadele Ajansı'nın yaptığı soruşturma, Armstrong'u "sporda şimdiye kadar görülmüş en sofistike, profesyonel ve başarılı doping programının" düzenleyicisi ilan etmişti. Armstrong'un Ağustos 1998 sonrasındaki tüm unvanları elinden alınmıştı.

Yıllarca süren söylentiler, suçlamalar ve inkarların ardından Armstrong, 2013'te Oprah Winfrey'e verdiği bir röportaj sırasında doping yaptığını itiraf etmişti.

Bunların ardından 7 Fransa Bisiklet Turu (Tour de France) şampiyonluğu elinden alınmış ve bisiklet sporundan ömür boyu men edilmişti. 

Eski takım arkadaşı Floyd Landis'in de aralarında bulunduğu ihbarcıların ifadelerine dayanılarak hazırlanan 100 milyon dolarlık federal suçlamanın ardından Armstrong, ABD hükümetine 5 milyon dolar ödemişti.

1996'da testis kanseri teşhisi konan Armstrong, kanser araştırmalarına sağladığı destekle de biliniyor. 

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Deadline, Variety