Irak’ta Türkiye ve PKK öfkesi

Washington, mülteci kampının bombalanmasını kınarken Ankara, askeri operasyonlarını sürdürmekte kararlı.

Süleymaniye'de Türkiye’nin Kuzey Irak'taki Mahmur Mülteci Kampı’nı bombalanmasına karşı protesto gösterisi düzenlendi (AFP)
Süleymaniye'de Türkiye’nin Kuzey Irak'taki Mahmur Mülteci Kampı’nı bombalanmasına karşı protesto gösterisi düzenlendi (AFP)
TT

Irak’ta Türkiye ve PKK öfkesi

Süleymaniye'de Türkiye’nin Kuzey Irak'taki Mahmur Mülteci Kampı’nı bombalanmasına karşı protesto gösterisi düzenlendi (AFP)
Süleymaniye'de Türkiye’nin Kuzey Irak'taki Mahmur Mülteci Kampı’nı bombalanmasına karşı protesto gösterisi düzenlendi (AFP)

Türkiye'nin Kuzey Irak'taki Mahmur kampına yönelik operasyonu ve terör örgütü Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) kurduğu pusuda Peşmerge güçlerinin öldürülmesi, Bağdat'ta hem siyasi çevrelerde hem de halk arasında öfke uyandırdı. Öte yandan Türkiye'nin Irak topraklarındaki ihlallerine son vermesi için çeşitli taraflardan çağrılar yapılırken PKK’nın ülkenin kuzeyindeki faaliyetlerinin de ele alınması talep edildi.
Başbakanlık Askeri Sözcüsü Yahya Resul yaptığı açıklamada, Iraklı olmayan silahlı grupların, Dohuk’taki Matin Dağı yolunda Peşmerge güçlerine bağlı Iraklı bir askeri görev gücüne yönelik korkakça gerçekleştirdiği terörist saldırıyı kınadıklarını ifade etti. Irak Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada ise Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bölgesindeki endişe verici gelişmelerin takip edildiği belirtildi. Açıklamada Peşmerge’ye karşı Dohuk’ta düzenlenen ve Peşmerge güçlerinden çok sayıda can kaybı ve yaralıya neden olan terör saldırısının kınandığı belirtildi. Bu tür talihsiz olayların sona ermesinin gerektiği vurgulanan açıklamada, PKK'nın IKBY de dahil olmak üzere Irak topraklarındaki silahlı varlığının yasadışı olduğu, Irak'ın istikrarını ve vatandaşlarının güvenliğini bozan bu tür suistimallere son verilmesi için çalışma yapılması gerektiği ve Irak Anayasasının, Irak topraklarının komşularının güvenliğini tehdit edecek bir sıçrama tahtası olarak kullanılmasına izin vermediği belirtildi.
Cumhurbaşkanlığı açıklamasında ayrıca, “Irak’ın egemenliğinin ihlal edilmesinin, IKBY ve Musul bölgelerinde bulunan Türk kuvvetlerinin geri çekilmesinin, iyi komşuluk ilkesinin ihlali ve uluslararası normlar ve sözleşmelere aykırı ihlallerin önlenmesinin önemi” vurgulanarak “Mahmur Mülteci Kampı’na yönelik son saldırının, mülteciler de dahil olmak üzere vatandaşların hayatlarını tehlikeye atan, uluslararası ve insancıl hukuka aykırı, tehlikeli bir gerginlik olduğu” kaydedildi.
Açıklamada, komşu ülke Türkiye ile ortak çıkarlar temelinde ilişkilerin güçlendirilmesi, sınır sorunlarının ve güvenlik dosyalarının iş birliği ve koordinasyon yoluyla çözülmesi ve sorunların çözümünde tek taraflı uygulamalara gidilmemesi çağrısında bulunuldu.
Peşmerge Bakanlığı ise dün yaptığı açıklamada, Dohuk ilinin Amedi ilçesinde terör örgütü PKK'nın düzenlediği saldırıda beş Peşmerge’nin öldürüldüğünü ve dört Peşmerge’nin ise yaralandığını duyurdu.
Irak Savunma Bakanlığı'na bağlı Güvenlik Medya Hücresi’nden yapılan açıklamada ise vatanın düşmanlarına karşı yıkılmaz bir kalkan olan Silahlı Kuvvetler için ‘milli bir güç ve güçlü bir destek’ olarak nitelendirilen Peşmerge güçlerine yönelik saldırının tekrarlanmasına izin verilmeyeceği vurgulandı.
Irak Savunma Bakanlığı, ‘korkakça düzenlenmiş bir terör saldırısı’ olarak nitelediği saldırıyı kınarken “Irak Silahlı Kuvvetleri’nin ayrılmaz bir parçası olan Peşmerge güçlerine yönelik hiçbir saldırı kabul edilemez” açıklamasında bulundu.
Öte yandan yıllardır PKK ile mücadele ettiği gerekçesiyle Irak topraklarında hem karadan hem de havadan askeri operasyonlar düzenleyen Ankara’nın IKBY ve Ninova'da kalıcı askeri üsleri bulunuyor. Son zamanlarda Irak topraklarındaki askeri operasyonlarını artıran Ankara, geçtiğimiz Cumartesi günü Mahmur bölgesinde yerinden edilenlerin kaldığı bir kampta 3 kişiyi insansız hava aracıyla (İHA) etkisiz hale getirmesini, kampta PKK üyelerinin var olduğu gerekçesiyle savundu.
ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kampa düzenlediği hava saldırısından duyduğu endişeyi dile getirirken Ankara'yı insan haklarını ihlal etmekle suçlayarak sert bir eleştiri kampanyası başlattı. Reuters’ın haberine göre ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Türk yetkililerle temasları sırasında, ‘Mahmur Mülteci Kampı’ndaki sivilleri hedef alan herhangi bir saldırının, uluslararası ve insancıl hukukun ihlali olacağı’ uyarısında bulundu.
Akar: TSK, vatandaşlarının güvenliğini korumak için ne gerekiyorsa onu yapıyor
Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, öfkeli tepkiler karşısında, ülkesinin, komşularının toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu ve amacının ‘kendisinin ve tüm bölgenin güvenliğine karşı tehdit oluşturan teröristlerle mücadele etmek’ olduğunu vurguladı. Bakan Akar, Cumartesiyi Pazar gününe bağlayan gece katıldığı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege Denizi'nde düzenlediği deniz tatbikatları ‘Deniz Kurdu 2021’ sırasında yaptığı bir konuşmada, “TSK, ülkenin çıkarlarını, sınırlarını ve vatandaşlarının güvenliğini korumak için ne gerekiyorsa onu yapıyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM temizlemezse biz temizleriz uyarısı yapmıştı
Mahmur Mülteci Kampı’ndaki hava saldırısı, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz Salı günü bir televizyon kanalına verdiği röportajda ​​BM yapmadığı takdirde kampı PKK üyelerinden ‘temizlemekle’ tehdit etmesinden günler sonra gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan röportajda, “Mahmur, Kandil'in (PKK’nın Kuzey Irak'taki merkezi) adeta kuluçka yuvasıdır. Bu kuluçka yuvası adeta şehir merkezinde palazlanıyor. Bunun üzerine gitmezsek sürekli üretmeye devam edecektir. BM burayı temizlemezse BM üyeleri olarak biz bu görevi üstleneceğiz” ifadelerini kullanmıştı.
Türkiye Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise “PKK’nın Peşmerge'ye yönelik saldırısında gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koyduğunu” belirtildi. Saldırının, “PKK’nın bir terör örgütü olduğunu, amacının asla Kürtleri korumak olmadığını bir kez daha gösterdiği” vurgulanan açıklamada, “Özellikle dost ve müttefik ülkelerin PKK’ya başta silah ve mühimmat olmak üzere desteklerini kesmeleri konusu önemlidir” denildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.