İran hükümetinden cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazaraya tepki

Hamaney'in resmi internet sitesinden ‘istismar etme, çarpıtma ve insanlara gözdağı verme üsluplarının’ kullanılmasına karşı uyarıda bulunuldu.

İran’da geçtiğimiz cumartesi günü cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazarayı izleyen fırın çalışanları. (İran Devlet Televizyonu)
İran’da geçtiğimiz cumartesi günü cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazarayı izleyen fırın çalışanları. (İran Devlet Televizyonu)
TT

İran hükümetinden cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazaraya tepki

İran’da geçtiğimiz cumartesi günü cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazarayı izleyen fırın çalışanları. (İran Devlet Televizyonu)
İran’da geçtiğimiz cumartesi günü cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazarayı izleyen fırın çalışanları. (İran Devlet Televizyonu)

İran’da bu ay yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışacak cumhurbaşkanı adaylarının televizyon ekranlarında gerçekleşen ekonomi başlıklı ilk münazarası, Tahran hükümetinin tepkisine neden oldu. Hükümet, devlet televizyonundan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin performansına saldıran, onu piyasalara müdahale etmek, döviz kurlarını bozmak ve ABD’nin İran’a yaptırımlar uygulamasına neden olmakla suçlayan muhafazakar eğilimli beş adaya yanıt verme fırsatı verilmesini istedi.
İran Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK) tarafından seçimlere katılmaları onaylanan adaylar, mevcut İran hükümetine karşı, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Mayıs 2018'de tek taraflı olarak nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ABD yaptırımlarının yeniden uygulanmasından sonra şiddetlenen ekonomik krizi hedef aldılar. Ekonomiyi yönetmek konusunda yetersiz kalmak ve vatana ihanet etmek suçlamalarında bulundular.
Reuters’ın haberine göre muhafazakar kanattan beş aday, sekiz yıldır iktidarda olan ılımlı muhafazakar Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin performansını eleştirdiler. Adaylardan ılımlı eğilimdeki eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti, muhafazakarları Batı ile İran arasında ekonomik krizi daha da kötüleştirdiğini söylediği gerilimi körüklemekle suçladı.
Adaylar arasındaki münazaradan bir gün sonra, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in resmi internet sitesi Hamaney’in geçtiğimiz cuma günü yaptığı konuşmada adaylara yönelik tavsiyelerine işaret ederek karşılıklı suçlamalara karşı uyarıda bulundu. Site Hamaney’in “Adaylar, televizyondaki tartışmalarda karşı tarafı aşağılama, suçlama, karalama, rakibine gözdağı verme yöntemini kullandıklarında ülke az da olsa zarar görecektir” sözlerini aktardı. Hamaney'in ofisi tarafından yayımlanan Hattı Hizbullah dergisi, üst düzey yetkililerin seçimlere katılımın düşük olması ihtimali karşısında ciddi endişeler olduğunu ortaya koyarken Hamaney'in resmi internet sitesi, oy kullanmasına ilişkin ‘oy kullanılmamasının İslami nizamın zayıflamasına yol açmasının haram olduğu’ vurgulan yeni bir fetvanın ayrıntılarını yayınladı.
Hamaney münazaradan bir gün önce, adayların uygunluğuna karar verme sürecinde bazı isimlerin ‘adaletsizliğe’ uğramasını eleştirerek sorumlu kurumlardan durumu telafi edici tedbirler almasını istedi. Hamaney, internet üzerindeki kontrol eksikliğini ve sosyal medyada adaylarla ilgili yayınlananları da eleştirdi.
Hamaney'in ofisine yakın kaynaklar, İran’ın Dini Lideri’nin açıklamalarının AKK’ye değil, diğer kurumlara yönelik olduğunu teyit etseler de İran Dini Lideri’nin açıklamaları birkaç saat içinde başta eski Meclis Başkanı Ali Laricani olmak üzere bazı adayları seçim yarışına dönme noktasında teşvik etti. Ancak AKK bu gelişmeden sadece birkaç saat sonra beklentileri boşa çıkardı ve basından başvuruları veto edilen adayların geri dönüşüyle ilgili sızan bilgilere güvenmemesini isteyen bir bildiri yayınladı. Bildiride bu tür bilgilerin gerçeği yansıtmadığı ve adayların uygunluğuna karar verme sürecinin Hamaney’in açıklamalarından etkilenmediği vurguladı.
Kültür ve Enformasyon Bakanı Abbas Salihi, dün Twitter hesabından yaptığı bir açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Rehber (Hamaney), bazı adayların uğradığı hata ve adaletsizliklerin sorumlu kurumlar tarafından telafi edilmesinden bahsederek bizi ayıpladı. AKK’nin açıklamasında amacına ulaşıldı mı? Eğer buna ulaşılamadıysa, hangi kurum veya kişiler sorumlu kurumların halkın taleplerinin takibinden sorumlu?”
Diğer yandan Cameran sitesine göre İran devriminin lideri Humeyni’nin torunu ve Humeyni Vakfı Başkanı Hasan Humeyni, Hamaney'in seçimlere katılımın ve bunun ‘İslam Cumhuriyeti’ için önemi hakkındaki açıklamalarından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Humeyni, “Cumhuriyete zarar vermemelisiniz” ifadesini kullandı. Cumhuriyetin kaybedilmesi halinde ‘İslami nizamın’ kaybedilebileceği konusunda uyaran Humeyni, ‘birçok insanın İran İslam Cumhuriyeti’nden öç almak istediği’ uyarısında bulundu.
Halkın hayal kırıklığına uğratılmaması uyarısı
Hükümet Sözcüsü Ali Rebii de adaylar arasındaki münazaradan birkaç saat sonra yaptığı açıklamada, Radyo ve Televizyon Kurumu İRİB Başkanı Abdulali Ali Askeri’ye bir hükümet temsilcisine ‘cumhurbaşkanı adaylarının suçlamalarına, yalan bilgilere ve hükümet aleyhindeki uygunsuz konuların gündeme getirilmesine’ yanıt vermesi fırsatı verilmesini talep etti. Rebii, hükümete karşı yapılan ‘asılsız suçlamaları’ eleştirdi.
İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı ve Ruhani'nin Özel Temsilcisi Mahmud Vaizi de konuya ilişkin açıklamasında şunları söyledi:
“İlk münazaranın içeriği yanıltıcıydı ve hükümeti yanlış yansıtıyordu. Bu adaletsiz yaklaşım, halkın hayal kırıklığına uğramasına ve seçimlere katılımın azalmasına neden olacaktır.”
İran Cumhurbaşkanlığı Basın İşleri Sorumlusu Alireza Muazi de Twitter üzerinden şu açıklamayı yaptı:
“Televizyon ekranlarındaki en sıcak tartışmada sorular gerçeğin üzerine örterken ve hükümete muhalif adaylar yaptırımları ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınından soğukkanlılıkla bahsederken hükümete yönelik suçlamalarda bulunuyorlar. Suçlamalara ve tartışmacılara uygun bir zamanda cevap vermek ve insanlara doğru anlatmak hükümetin hakkıdır.”
Münazarada İran ekonomisinin en önemli sorunlarının ele alınmamasını eleştiren Kadın ve Aile İşlerinden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Masume İbtikar da bu sorunları ‘yıllardır süren yaptırımların, iç ve dış psikolojik savaşın, Kovid-19 salgının ekonomi üzerindeki yansımalarının yanı sıra derin devletin hükümet üzerindeki etkisi olarak sıraladı.
İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Muhammed Cevad Azeri Cahromi de Instagram hesabından İranlı çocuklarla çekilmiş bir fotoğrafını yayınlayarak altına cumhurbaşkanı adaylarına hitaben, “Münazarada ve seçim yarışında bu çocuklar için çalışmak istediğinize dikkat edin. Onlar için birer rol model olacaksınız” yazdı.
Kendi kendini cezalandırma ve hükümet tarafından fiyatlandırma
Muhafazakar kanadın adaylarından Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi, bir kez daha ‘suçlamalar ve iftiralar’ konusundaki memnuniyetsizliğini dile getirdi. Reisi, şu açıklamada bulundu:
“Velayet-i Fakih sisteminin bir askeri ve halkın hizmetkarı olarak seçimlere katılmayı gerektiren hassas koşullar beni yarışta yer almaya yönlendirdi. Alaycı ifadeler, suçlamalar ve iftiralar beni yıldıramaz. Meselelerin siyasileştirilmesi ve partizanlık, devrimci güçleri bile hayal kırıklığına uğrattı. Söz ile eylem arasındaki fark hakkında sor işaretlerinin ortaya çıkmasına neden oldu.”
Halkın hoşnutsuzluğuyla ilgili olarak ‘mevcut ekonomik durumu ve devlet kurumlarını yöneten bürokratik sistemi’ suçlayan Reisi, ancak değişimin halkın seçimlere katılımına bağlı olduğunun altını çizdi.
Bir başka açıklamada da yaptırımların kaldırılması ve iptal edilmesi için çalışma sözü veren Reisi “Dünyayla çalışmamız şart. Ancak nükleer anlaşmayı sonuçlandırmak için ekonomimizi devre dışı bırakmayacağız” ifadesini kullandı. Reisi, limanlardaki faaliyetlerin aksamasının ve kötü koşullarda altın ve doların piyasaya pompalanmasının kötü yönetimin ve kendini cezalandırma uygulanmasının birer örneği olduğunu savundu.
Münazara sırasında sert eleştirilere maruz kalan eski Merkez Bankası Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Abdunnnasır Himmeti, kendisi ile Ruhani hükümetinin ekonomik performansı arasındaki sınırları çizmeye çalışırken Merkez Bankası’nın başkanlığını yaptığı sıradaki performansını savundu. İran haber kanalı Khabar’a konuşan Himmeti, “Ruhani hükümeti bu yıl, açık piyasa politikası izleyerek, halka bono satması ve Merkez Bankası’nın borsaya girmesiyle bütçe açığından kaçındı” ifadelerini kullandı.
İran'ın resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığı açıklamalarında Himmeti şunları söyledi:
“Devlet borsaya müdahale etmek yerine borsanın işleyişini iyileştirecek tedbirler almalıdır. Borsa, hükümet tarafından fiyatlandırılarak kontrol edilemez. Fiyatlandırmayı borsaya bırakılmalı. Zorunlu fiyatlandırma, kontrol etmeden ranta girmek anlamına gelir.”
Adaylar arasında gerçekleşen münazarayı da değerlendiren Himmeti, “Planlarımı açıklamamam için beni marjinal konulara cevap vermeye zorladılar. Sebep oldukları sorunlardan başkalarını sorumlu tutmak istediler” dedi.
Bu arada Himmeti’nin seçim kampanyasının yürütüldüğü Twitter hesabından, münazaradaki beş muhafazakar adayın açıklamalarından kesitler yayınlanarak İranlılara şöyle hitap edildi:
“Beşe karşı bir. Beş kişi aynı anda bir kişiyi eleştirirse eşit rekabet şartları oluşmaz. Umarım çocuklarımıza ve İran’a daha iyi bir gelecek için sizler ekonomiyi kurtarırsınız.”
Diğer yandan Cumhurbaşkanı adaylarından Meclis Başkan Vekili muhafazakar siyasetçi Emir Hüseyin Kadızade Haşimi de İran televizyonundaki münazara sürecinden duyduğu üzüntüyü dile getirdiği açıklamasında “Münazaranın öncekilerle aynı olması talihsiz bir durumdur. Aynı durumlar tekrarlandı” dedi.
Bir diğer aday olan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Üyesi muhafazakar siyasetçi Said Celili ise münazarada adayın kendisine yönelik eleştirilerini görmezden gelerek “Sorulara ülkenin atılımını etkileyecek şekilde cevap vermeye çalıştık” diye konuştu. Celili, İran Devlet Televizyonu’na verdiği demeçte, “Ülkenin sadece yönetimini değil, ilerleyişini de önemseyen bir program sunduk” iadesini kullandı.
Tahran Üniversitesi Siyasi Bilimler Profesörü Sadık Zibakalam münazaraya yönelik değerlendirmesinde, “Asıl suçlu rejim veya Ruhani hükümeti arasında bulunuyor” yorumunda bulundu.  İlk münazaranın sonucunun yedi adayında ekonominin ve halkın durumunun kötüye gittiği konusunda ortak bir temel noktada fikir birliğine varmaları’ olduğunu söyleyen Zibakalam, tek farkın muhafazakar eğilimli otoriteyi temsil eden beş adayın, rejime veya Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) politikaları olarak nitelediği sahaya atıfta bulunmadan Ruhani hükümetini suçlamaları olduğunu kaydetti.
Zibakalam, Himmeti ve diğer bir aday eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve eski İsfahan Valisi reformist adan Muhsin Mihralizade’yle ilgili olarak ise şu değerlendirmede bulundu:
“Adaylar Ruhani hükümetinin, 42 yıl sonra mevcut duruma yol açan iktidardaki rejimin ve devrimci politikaların bir parçası olduğunu söylemeye çalıştılar.”



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.