Moskova’dan Şam'a bir milyon ton tarımsal ürün temin etme sözü

Suriye'de hükümet buğday satın almaya başlarken un krizinin baş göstermesinden endişe ediliyor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir tarladaki bir tarım makinesi (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir tarladaki bir tarım makinesi (Şarku’l Avsat)
TT

Moskova’dan Şam'a bir milyon ton tarımsal ürün temin etme sözü

Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir tarladaki bir tarım makinesi (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir tarladaki bir tarım makinesi (Şarku’l Avsat)

Suriye’de bu yıl ‘Buğday Yılı’ olması beklenen üretimin başarısız olmasının ardından hükümetin buğday satın almaya başlamasıyla birlikte ülkede yakında geçtiğimiz yıldan daha şiddetli bir un krizinin baş göstereceğine dair endişeler arttı. Bu yıl Suriye’de bir milyon 200 bin ton buğday üretilmesi hedefleniyordu. Ancak plan hedefine ulaşamadı. Yangınların geniş buğday tarlalarını yutması nedeniyle, ülkede buğday üretimi 500 bin tonu geçmezken geçtiğimiz yılki 700 bin tonluk üretimin çok gerisinde kaldı.
Üretimdeki düşüşün nedenleri, iklim değişiklikleri ve yağışın az olmasının yanı sıra çiftçilerin yakıt ve gübre gibi büyük tarımsal gereksinimlerin yükünü taşıyamamalarına bağlansa da çiftçiler bu durumu kafa karışıklığına, bilgisizliğe ve hükümette tarım sektörünün ortadan kalkmasına neden olacak yolsuzluk vakalarının yaşanmasına bağladılar. Bu yılki üretim düşüşünün verdiği zarar, gelecek yılın mahsulünü de tehdit ediyor. Şarku'l Avsat'a konuşan çiftçiler, tarımın, çoğu hasat mevsiminde borcunu ödemek ümidiyle tarlasında mahsul yetiştirmek için borç alan çiftçiye ağır kayıplar verdirdiğini, ancak çiftçinin kazandığı paranın borçlarını ödemeye zar zor yettiğini belirterek, bu durumda çiftçilerin tarıma nasıl devam edebileceklerini sorguladılar. Çiftçiler, “Hükümet, çiftçiyi kurtarmak için planlar yapmak yerine, buğday ithal edip dövizle ödemeye ya da yardım dilenip bize karabuğday unu temin etmeye yöneliyor” ifadelerini kullandılar.
Resmi rakamlar, cari yıl için buğday tedarik sözleşmelerinin değerinin 400 bin tona kadar olduğunu gösterirken, Rusya Şam'a tahıl satın alması için kredi sağladığını duyurdu. Rusya, geçtiğimiz Mart ayında da Suriye'ye yaklaşık 350 bin ton buğday tedarik etmişti. Rusya'nın Şam Büyükelçisi Aleksandr Yefimov, ülkesinin bu yıl (2021) Suriye'ye bir milyon tona yakın buğday tedarik etmeyi planladığını açıkladı. Rusya ayrıca geçtiğimiz yıl Şam'a insani yardım olarak 100 bin ton buğday tedarik etmişti.
Ülkenin orta kesimindeki kırsal bölgelerden bir çiftçi, mahsulünü hükümete satıp ‘zarar ettikten’ sonra yetiştirdiği buğdayı tüccarlara satmayı planladığını söyledi. Çiftçiye göre mahsul satın alan hükümet yetkilileri, buğdayı değerinin altında bir fiyattan alırken, iyi fiyatlar ödeyen tüccarlar ve kaçakçılar piyasada aktif bir şekilde faaliyet gösteriyorlar. Şarku’l Avsat’a konuşan çiftçi, Hükümetin vaatleri konusunda iyimser olduğunu ve yirmi dönümlük araziye arpa, yirmi dönümlük araziye ise buğday diktiğini, ancak tohumların fiyatlarının kilo başına 400-600 Suriye lirası arasında değişmesi ve toprağı sürme, gübre atma gibi işlemlerin yüksek rakamlara mal olması karşısında şoke olduğunu söyledi. Dönüm başına 20 bin tohum ve ilacın yanı sıra dönüm başına 10 kilograma ihtiyaç duyulan kilosu 300 liradan gübre gerektiğini belirten çiftçi, ardından, dönüm başına 25 bin liradan nakliye ve biçerdöver ücretlerinin geldiğini, 40 bin dönümlük arazinin sulama masrafının ise 50 bin liraya mal olduğunu kaydetti.
Çiftçi, mahsulün kalitesinin düşük olması ve masrafları zar zor karşılaması durumunda, mahsulün bu yıl olduğu gibi 50 kilogramı geçmediğinde kilo başına maliyetin arttığını, ancak iyi hasat olduğunda,  mahsulün 200 kiloyu aştığını ve kilo başına maliyetin düştüğünü ifade etti.
Toprağını ekmeye devam edebilmesi için çiftçilerin desteklenmesinin ve kayıplarını azaltmanın hükümetin görevi olduğunu, fakat hükümetin bunun tam tersini yaptığı söyleyen çiftçi, “Hükümetin verdiği fiyat makul olduğu için arpa mahsulünü hükümete sattım. Ama buğdaya maliyetinden az fiyat verdiği için satmayacağım. Sulamak için litresi 2000 liradan mazot aldım. Devlet yaptığım ek masrafları telafi etmeyecek” şeklinde konuştu. Dönüm başına on beş kilo buğday tohumunun 300 ile 500 kilo arasında mahsul verdiğine dikkati çeken çiftçi, “Hükümetin ekmek krizini çözmek için buğday ekimiyle ilgileneceğine dair sözlerine inandık. Ancak hiçbir şeyin değişmemesi ve işlerin daha da kötüye gitmesi karşısında şaşırdık.  Eğer mahsulümü devlete satarsam, gelecek mevsim için tohum satın alamam” ifadelerini kullandı. Hükümetin arpayı buğdaydan daha yüksek bir rakamdan fiyatlandırmasına anlam veremediğini belirten çiftçi, “Bunun, hükümetin halkı ahır hayvanı olarak gördüğünden başka bir açıklaması yok. Bu yüzden ekmeklik buğdayı yem olarak kullanılan arpa ile değiştirmeye karar vermiş olmalı” yorumunda bulundu.
Şam hükümeti, bir kilogram arpanın alım fiyatını 880 Suriye lirasına yükseltti, ancak gerçekte geçtiğimiz Mart ayında bir kilosu 550 liradan 900 liraya (800 lira olan bir kilo buğday başına teslimat ücreti olarak 100 lira daha eklenmesiyle) yükselen buğdayın fiyatından daha yüksek olmak üzere bin 100 lirayı aştı. Hükümetin geçtiğimiz ay yaptığı açıklamalarına göre Suriye Tahıl Ürünleri Kurumu, 2021 yılı için buğday mahsulü satın alımına yaklaşık 450 milyar Suriye lirası tahsis etti.
Suriye Ziraat Odası danışmanı ve kalkınma uzmanı Ekrem Afif, hükümetin buğday alımı için verdiği mevcut fiyattan kaynaklanan zararların yaratacağı sonuçlar konusunda uyardı. Afif, buğdayın fiyatının ‘acil olarak’ kilo başına 900 liradan bin 400 liraya (Bir ABD doları 3 bin 100 liraya eşit) yükseltilmesi için çağrıda bulundu. Afif, bunun, çiftçilerin üretim maliyetlerini karşılamak ve gelecek mevsim için tohum satın almalarını sağlamak amacıyla yapılması gerektiğini vurguladı. Şam kırsalındaki çiftçilere göre, buğdayın fiyatının kilo başına 700 liradan bin 400 liraya çıkması bekleniyor.
Resmi açıklamalara göre rejim kontrolündeki bölgelerde ekmek üretimi için yılda iki milyon ton, bulgur, makarna, frik, irmik ve diğer buğday ürünleri için 800 bin ton ve tohum için 360 bin ton buğdaya ihtiyaç var.
Hükümetin buğday ekimini teşvik etmeye ve ekili alanları önceki yıla göre yaklaşık 300 bin hektar artırmaya yönelik açıklamasına rağmen, sadece yüzde 70'i yağmurla beslenen yaklaşık 1,5 milyon hektarlık arazi ekildi. Suriye Tahıl Ürünleri Kurumu Direktörü Yusuf Kasım’a göre, üretim bir önceki yılın üretimine kıyasla azaldı. Kasım, bu yılki buğday mahsulünün yarım milyon tonu geçemeyeceğini söyledi. Kasım, satın alınan buğday ve arpa miktarının ‘istenen düzeyde olmadığını’ vurguladı. Tarım ve Tarım Reformu Bakanı Muhammed Hassan Katana ise hasat mevsiminin hayal kırıklığıyla başladığını ve mahsulün beklentilerin altında kaldığını söyledi. Bakan Katana, Suriyelilerin, Tarım Bakanlığı’nın yıllık buğday ihtiyacını karşılamak için ithal ettiği miktarlara güvenebileceklerini de sözlerine ekledi.
Öte yandan Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), Suriye nüfusunun yüzde 60'ının (en az 12,4 milyon Suriyeli) gıda güvensizliği ve açlıkla karşı karşıya olduğunu açıkladı.



El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, bugün yaptığı açıklamada, hükümetinin özellikle iki ülke arasındaki tarihsel ortaklıklar doğrultusunda Rusya ile bütün alan ve sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Zeydi, Rusya Federasyonu Askeri-Teknik İşbirliği Federal Servisi Başkanı Dmitriy Şugayev ve beraberindeki heyeti, Rusya’nın Bağdat Büyükelçisi’nin de katılımıyla kabul etti. Görüşmede Zeydi, Irak’ın Rusya ile ikili ilişkilerine verdiği önemi ve bu ilişkilerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus yetkili ise ülkesinin Irak ile ikili ilişkileri geliştirme konusundaki kararlılığını vurguladı. Moskova’nın terörle mücadele, bölgesel ve uluslararası güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla Irak’la ortak koordinasyonu sürdürme isteğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre Irak hükümetinden yapılan açıklamada, görüşmede iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin geliştirilmesi ve çeşitli anlaşmalar ile mutabakat zabıtlarının hayata geçirilmesi yoluyla ikili ilişkilerin ve ortak çalışmaların güçlendirilmesinin ele alındığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca Irak güvenlik güçlerinin farklı birimlerinin kapasitesinin desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik iş birliği olanakları da değerlendirildi.


Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
TT

Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)

Rabia Abdusselam

Sosyal medya son zamanlarda, dini ve laik akımlar arasında edep ve ahlak, kamusal alanda görünüm ve giyim kuşam konusunda tekrarlanan tartışmaları yeniden canlandıran, hararetli bir fikri çatışma alanına dönüştü. Bu dijital tartışma artık basit görüş ayrılığı değil; keskin bir şekilde çatışmacı boyutlar kazandı. Bunlar, geçmişte ülkeyi Kara On Yıl'ın (yaklaşık 1992 ile 2002 yılları arasında on yıl süren kanlı ve şiddetli silahlı çatışma dönemi) labirentine sürükleyen başlangıç ​​noktasını ve ilk kıvılcımı oluşturan aynı şiddet yüklü tonu taşıyor.

Bu keskin kutuplaşmanın özellikleri, bugün dijital alanı bölen şiddetli sanal çatışma ile somutlaşıyor. Muhafazakâr akım, kamu ahlakını ve toplumun değer sistemini koruma bahanesiyle, edep standartlarının ve kamusal alanlarda kılık kıyafete, davranışlara daha sıkı kontrollerin getirilmesini talep eden geniş çaplı dijital kampanyalar yürütüyor. Öte yandan, “ahlaki vesayet” ve bireysel özgürlükleri boğma olarak tanımladıkları girişimleri kategorik olarak reddeden kadınlardan ve aktivistlerden oluşan bir cephe bulunuyor. Bu iki akım arasında bazıları, arşivdeki videoları paylaşarak ve o karanlık dönemde ihanete kurban gidenlerin isimlerini anarak “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatıyor.

Bu sert söylem bizi temel sorularla yüzleştiriyor: Sadece kamusal görünümle ilgili geçici bir tartışma ile mi karşı karşıyayız, yoksa toplum on yıllardır ertelenmiş olan kimlik ve birlikte yaşama sorularıyla yeniden mi yüzleşiyor? Ve sanal tartışmalar kolektif istikrarı tehdit eden bölünmelere dönüşmeden önce bu endişe verici kutuplaşma döngüsünü nasıl kırabiliriz?

Dağlardan kutuplaşmış ekranlara

Dijital kutuplaşmanın giderek artmasına ilişkin endişeleri yansıtan dikkat çekici bir siyasi değerlendirmede, Yeni Nesil Partisi Genel Başkanı Dr. Lakhdar Amokrane yaptığı açıklamaya devletin dayanıklılığına ve ülkenin kolektif bilincine vurgu yaparak başladı. Amokrane, “2026 Cezayir’i hiçbir şekilde 1990’ların Cezayir’i değil. Bugün devletimiz daha güçlü, toplumumuz derin bir dönüşüm geçirdi ve halkımız o dönemde çok ağır bir bedel ödedi” dedi.Ancak Amokrane, sözlerini sürdürürken mevcut duruma ilişkin bazı göstergeler konusunda endişe ve kaygı taşıdığını da dile getirdi.

Amokrane “Ülke 1990'ların bataklığına düşme tehlikesini aşmış olsa da bölünmeye yol açan mekanizmalar, aşırılıkçı söylemler, ötekini düşman olarak gösterme girişimleri, farklı olma hakkının reddi ve nihayetinde ihanet suçlamaları ve temelsiz kimlik çatışmalarıyla beslenerek yeni biçimlerde tekrar ortaya çıkmaya başlıyor” uyarısında bulundu.

Parti lideri şuna da dikkat çekti “Bu çatışmanın dağlardan telefon ekranlarına ve sanal platformlara kayması tehlikesi bulunuyor. Zira artık yorumlar, paylaşımlar ve sistematik dijital kampanyalar etrafında dönüyor. Bu kampanyalar, Cezayirlileri eşi benzeri görülmemiş bir sözlü şiddetle birbirine düşürüyor.” Bu şiddetin, ‘silahsız, ancak toplumsal dokunun bütünlüğü için asla sonuçsuz kalmayacak bir savaş’ olarak tanımladığı durumun sonuçlarını hafifletmek için kolektif bir durup düşünme anını gerektirdiğini de söyledi.

Dijital alanda, ahlakı korumak için edebin dayatılmasını talep eden muhafazakâr bir akım ile “ahlaki vesayeti” reddeden kadınlar ve aktivistler ve “Kara On Yıl” boyunca yaşanan “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatanlar arasında keskin bir kutuplaşma ortaya çıktı

Bu uyarının boyutlarını anlamak için Cezayir bilincinde acının büyüklüğünü özetleyen çeşitli adlarla bilinen bu trajik döneme geri dönülmeli. Bu adların en bilinenleri “Kara On Yıl”, “Kan ve Gözyaşı Yılları” ile “Ulusal Trajedi”dir. O dönemde özellikle de 1990'larda, sosyal medya platformları henüz doğmamıştı. Dahası o dönemde büyük krizin kanlı ayrıntıları, dağların zirvelerinde ve mağaralarında, derin ormanlarda ve silahlı çatışmaların kaleleri ve sahneleri haline gelen izole köylerde ve mezralarda yaşanmıştı.

O yıllar ardında korkunç insani, psikolojik ve sosyal kayıplar bıraktı; bu kayıpların derin yaraları, birçok Cezayirlinin bilincinde ve hayal gücünde canlı olarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki hatırlanma ve temsil edilme biçimi iki nesil arasında farklılık gösteriyor; yaşanan dehşetlere tanık olan ve kanlı olayların ayrıntılarını dakika dakika yaşayan bir nesil ile 21. yüzyılda veya krizin son anlarında doğan bir nesil. Bu yeni nesil, o dönemi ancak sözlü tarih, medya ve ebeveynlerinden duydukları bazı birinci elden anlatımlar aracılığıyla tanıyor.

Kimlik mücadelesi

 Çatışma eski savaş alanından sanal alana kayarken, mevcut tartışmanın doğasının ve derinliğinin ikincil önemde konularla ilgili olmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görünüş ve giyimle ilgili mevcut anlaşmazlıklar, göründüğü kadar yüzeysel veya geçici değil.

cxhnmh
5 Eylül 2024'te yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Cezayir'in Oran kentindeki bir meydanda fotoğraf çektiren kadınlar, (AFP)

Bu bağlamda, Cezayir'deki “İyi Yönetim Cephesi”nin Başkanı İsa Belhadi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yüzeyde sosyal veya kültürel gibi görünen bu tartışmalar, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler, anlaşmazlığın sınırları ve toplum içindeki birlikte yaşamanın doğasıyla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor.”

Belhadi, tarihsel hafızanın tuzaklarına karşı uyarıda bulunarak sözlerine şöyle devam etti: “Cezayir, siyasi, entelektüel ve sosyal farklılıklar keskin kutuplaşmaya dönüştüğünde ağır bir bedel ödedi. Bu nedenle, 1990'ların söylemini tarihsel bağlamının dışında kullanmak topluma hizmet etmez, aksine gerilim ve korku ortamı yaratmaya katkıda bulunabilir.”

Ona göre sorun, fikir anlaşmazlıklarının özünde değil, medeni diyalog mekanizmalarının yokluğunda yatıyor; “fikir çeşitliliği toplumu zenginleştirir, ancak gerçek kriz, bu doğal farklılıkları dışlama araçlarına, ihanet ve dinden dönme suçlamalarına ve insanların görünüşlerine, inançlarına veya aidiyetlerine göre sınıflandırılmasına dönüştürüldüğünde, sosyal medya, barışçıl bir arada yaşamayı garanti eden sorumlu diyalog alanı yerine, önyargıların alanı haline geldiğinde başlar ve kötüleşir.”

Hukuki düzenleme çekici ile farkındalık örsü arasında

Bu gergin gerçeklikle karşı karşıya kalındığında, temel ve acil bir soru öne çıkıyor: Bu olgu nasıl ele alınabilir ve tehlikeli sonuçları nasıl sınırlandırılabilir?

Bu kutuplaşma etrafındaki kamuoyu tartışması iki ana seçenek arasında gidip geliyor. Birincisi, dijital kaosu dizginlemek, kışkırtma ve nefret içeren söylemleri suç saymak ve gizliliği korumak için katı ve kararlı yasalar çıkarmayı içeriyor. Bu bağlamda, İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi şunları söyledi: “Hiçbir ülke ne kadar açık olursa olsun, özellikle bu alan kışkırtma, nefret söylemi yayma veya bireylerin onurunu ve gizliliğini ihlal etme aracı haline geldiğinde, dijital alanı kullanımını düzenleyecek yasal bir çerçeve olmadan bırakamaz.” Belhadi, “Bu düzenleme özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine korunmasıdır; çünkü sorumluluk olmadan özgürlük, görüşlerini özgürce ifade edenler de dahil olmak üzere herkese zarar veren bir kaosa dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi, yaptığı açıklamada, “Yüzeyde sosyal bir tartışma gibi görünen şey, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler ve birlikte yaşamayla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor. Bu da 1990'ların tartışmalarını bağlamından kopararak yeniden canlandırabilir, gerilim ve korku atmosferi yaratabilir” dedi

Ancak diğer yandan parti lideri, bu alandaki herhangi bir yasanın, “muhalefeti susturmak veya kamu düzenini sağlama veya koruma bahanesiyle karşıt görüşleri yargılamak için bir araç haline gelmesini önlemek için kesin kurallara tabi olması gerektiğini” belirterek, belirsiz metinlerin genellikle belirtilen amaçlarından çok uzak amaçlar için kullanıldığını gösteren tarihsel deneyime atıfta bulundu. Buradan yola çıkarak Belhadi, bağımsız yargı denetimi altında, eleştiri ile iftira ve anlaşmazlık ile hakaret arasında kesin ayrım yapan, net ilkelere dayalı bir yasal çerçeve hazırlanması çağrısında bulundu.

Hukukun gücünü toplumun olgunluğuyla birleştiren bu dengeli yaklaşıma dayanarak Belhadi, fikir, giyim veya kişisel inanç farklılıklarının asla anavatan için bir tehdit oluşturmadığını, aksine canlılığının ve çoğulculuğunun kesin kanıtı olduğunu vurguladı. Ona göre gerçek tehlike çeşitliliğin kendisinde değil, bazılarının bu çeşitliliği açık bir çatışma alanına dönüştürme çabasında ve başkalarının koşullarını ve geçmişlerini gerçekten bilmeden ön yargılı hükümlerde bulunma kolaylığında yatmaktadır. Ayrıca gençlere doğrudan seslenerek, dijital dünyanın gürültüsünün yurttaşlarından hayali bir düşman yaratmasına izin vermemeleri konusunda da onları uyardı.

fvbgnt
Cezayir'de, 20. yüzyılın başlarından itibaren geleneksel şarkılarıyla ünlü merhum Cezayirli şarkıcı el-Hac Muhammed el-Anka'nın bir duvar resminin önünden geçen insanlar, 15 Eylül 2024 (AFP)

Sözlerini, “Çeşitliliği ve çok yönlü karakteriyle Cezayir, atılması gereken bir yük değil, aksine akıllıca yönetilmesi ve yatırım yapılması gereken büyük bir ulusal varlıktır” diyerek sarsılmaz bir inançla sonlandırdı. Tarihi boyunca en zorlu sınavlardan geçme kudretini ve direncini kanıtlamış olan Cezayir halkının, “bugün de bu hararetli dijital tartışmayı yeni bir krizin başlangıcı değil, kolektif tarihsel büyüme için fırsata dönüştürebileceğine” olan tam güvenini dile getirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.