Ruhani’den uluslararası izolasyon uyarısı

Reisi’nin mitinginde sosyal mesafenin göz ardı edilmesine hükümetten tepki geldi.

İbrahim Reisi, seçim kampanyası kapsamında Ahvaz’daki destekçilerine seslendi. (AP)
İbrahim Reisi, seçim kampanyası kapsamında Ahvaz’daki destekçilerine seslendi. (AP)
TT

Ruhani’den uluslararası izolasyon uyarısı

İbrahim Reisi, seçim kampanyası kapsamında Ahvaz’daki destekçilerine seslendi. (AP)
İbrahim Reisi, seçim kampanyası kapsamında Ahvaz’daki destekçilerine seslendi. (AP)

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyalarının sona ermesine bir hafta kala muhafazakar muhaliflerini eleştirmeye devam etti. Uluslararası izolasyon uyarısında bulunan Ruhani komşularla daha yakın ilişkiler kurulması çağrısı da yaptı. Müttefiki ve cumhurbaşkanı adayı Abdunnasır Himmeti ise İranlıların karşı karşıya kaldığı krizin üstesinden gelinmesi için ekonomik büyümeye engel olan yaptırımların kaldırılmasını istedi.
Ruhani, seçim kampanyalarında koronavirüs salgınıyla ilgili sağlık protokolünü göz ardı eden adaylarla sert ve ciddi bir biçime mücadele edilmesi ve alınan tedbirler hakkında halkın da bilgilendirilmesi yönünde İran İçişleri Bakanı Abdurrıza Rahmani Fazli’ye talimat verdi. Adayların sorumsuzluğunu eleştirdi.
Bu yöndeki açıklamalar, İbrahim Reisi’nin ülkenin güneybatısındaki Ahvaz şehrindeki bir spor stadyumunda yaptığı seçim mitinginde sosyal mesafeye dikkat edilmemesinin ve maske takılmamasının ardından geldi.
İranlılar, nispeten ılımlı Cumhurbaşkanı Ruhani'nin ardından göreve gelecek ismi seçmek için 18 Haziran'da sandık başına gidecek. 1979 yılındaki devrimin ardından gerçekleştirilecek 13’üncü seçimler, ABD’nin İran’ı yaptırımlara tabi tuttuğu, salgın, ekonomik ve sosyal krizin arttığı bir dönemde düzenlenecek.
Önümüzdeki hafta yapılacak seçimlerde çoğu muhafazakar yedi aday yarışacak. Hiçbir aday tek başına çoğunluğu elde edemezse en çok oyu alan iki aday 25 Haziran'da ikinci tur oylamaya girecek.
Ruhani’den izolasyon çıkışı
Hükümetin daima yapıcı etkileşimi vurguladığını belirten Ruhani, “Ülkeyi inşa etme yönünde dahili yeteneklerimize güvenmemiz gerektiği doğru. Ancak dünyayla iletişimde bulunmadan izolasyonda yaşayamayız. Komşular bu konuda çok önemli” ifadelerini kullandı.
Ardından üstü kapalı bir şekilde Suudi Arabistan Büyükelçiliği’ne yönelik saldırıya atıfta bulunan Ruhani, “Diplomatik merkezlere saldırmak gibi aptalca ve çocukça davrananları, bazı komşularla iyi ilişkiler kurulmasına izin vermeyenleri Allah affetmesin” dedi.
Ruhani'nin bu ifadeleri, müttefiki eski Merkez Bankası başkanı Abdunnasır Himmeti’nin Suudi Büyükelçiliği’ne saldıranları eleştirmesinden iki gün sonra geldi. Salı günü cumhurbaşkanı adaylarının ikinci televizyon tartışmasında konuşan Himmeti, “Beyaz Saray'da Hüseyniye (Şiilerin Muharrem ayında matem törenlerini icra ettikleri yerlerin genel adı) kurmaya çalışan akımın, Suudi elçiliğine saldıranların karşısında duruyorum” ifadelerini kullanmıştı.
Ruhani çarşamba günü yaptığı açıklamada, 2015 yılı sonrasında Tahran ile ABD arasında Viyana’da devam eden müzakerelerde bile birçok baskıyla karşı karşıya kalması ardından muhafazakar muhaliflerinin nükleer anlaşmaya açık olmasına duyduğu şaşkınlığı dile getirmişti. Eski ABD Başkanı Donald Trump, İran’ı bölgesel davranışını değiştirmeye zorlamak ve füze programını kontrol altına almak amacıyla 2018 yılında anlaşmadan geri çekilmiş, İran’ı yaptırımlara tabi tutmuştu.
AFP’de yayınlanan dünkü analizde, ilk dereceden muhafazakarların anlaşma gibi müzakerelerin de kamu politikalarında son sözü söyleyen Dini Lider Ali Hamaney'in onayından geçmesini desteklediği ifade edildi.
Anayasa Koruma Konseyi’nin Reformist Cephe’nin seçimler için öne çıkardığı dokuz ismin tümünü dışlaması ardından hem Himmeti hem de Muhsin Mihralizade tarafları reformist eğilime ikna etmeye çalışıyor.
Ancak muhafazakar hareketin ana adayı İbrahim Reisi’nin karşısında iki adayın da şansı olmadığı yorumları yapılıyor. 60 yaşındaki Reisi, yargının çeşitli düzeylerindeki yaklaşık 30 yıllık kariyerinn ardından 2019 yılında, doğrudan Hamaney'in talimatıyla siyasi sistemin önemli dayanaklarından olan Yargı Erki başkanlığına geçmişti.
2016’da yıldızı parlayan Reisi, 2017'de cumhurbaşkanlığı seçimlerine girmiş, oyların yüzde 38'ini aldı ancak Ruhani ikinci dönemini kazandı. Bu yıl yolsuzlukla mücadelede sloganını yeniden dile getiren Reisi, devletin yürütme organındaki görevlerin ihlalini sınırlamaya odaklandı.
Adayların uygunluğuna karar verilmesi süreci sonuçları belli oluncaya dek siyasi eğilimlerini açıklamayan 66 yaşındaki Himmeti ise muhafazakar adaylar tarafından Ruhani’nin vekili olarak tanınıyor. Önemli bir ekonomist olan Himmeti, 2018 yılında Merkez Bankası Başkanı olmuş, geçtiğimiz mayıs ayında seçimlere adaylığını açıklamasının ardından görevden alınmıştı. AFP’ye göre liberal ekonomik reformların savunucusu olarak kabul edilen Himmeti, Merkez Bankası'nın bağımsızlığını, devletin ekonomiye müdahalesinin azaltılmasını ve ekonomik büyümeye katkıda bulunan Doğu ve Batı ile aktif diplomaside bulunulmasını savunuyor.
Seçimlere bağımsız olarak katılan 64 yaşındaki Mihralizade, reformistlere yakın duruyor. Reformist Muhammed Hatemi’nin ikinci döneminde Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Mihralizade, 2001-2005 yılları arasında spor organizasyonlarının idaresinden sorumluydu.
Seçim kampanyasında çevre sorunlarını da dile getiren Mihralizade, su kıtlığı sorununu çözmek için tarımsal modernizasyon önerisinde bulundu. Aynı zamanda politik şeffaflığı artırmayı ve uygun fiyatlı konut inşa etmeyi vaat etti.
Reformist hareketin seçim elini güçlendiremediğini yazan reformist Şark Gazetesi, reformist akımın bugünlerde İran sokaklarındaki popülerliğinin çöküşünden çektiği “acıya” dikkat çekti. Yazıda şu ifadeler yer aldı:
 “Himmeti ya da Mihralizade bireysel özellikleri doğrultusunda kendi lehlerinde bir sosyal dalga yaratabilseydi Reformist Cephe’nin onları desteklemesi mümkündü. Kaydedilen iki tartışmanın ardından Himmeti ve Mihralizade’nin seçimlerdeki elini güçlendirmediği görülüyor.”
IRNA’nın haberine göre İranlıların karşı karşıya kaldığı krizin üstesinden gelinmesi için ekonomik büyümeye engel olan yaptırımların kaldırılması çağrısında bulunan Himmeti ise “Ekonomik ortama dair öngörü olmaması iç ve dış yatırımlar için ölümcül bir zehirdir” ifadelerini kullandı.
Enflasyonu düşürmedeki başarısızlığın İranlıların günlük yaşamını etkileyeceği uyarısında bulunan Himmeti sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün kamuoyu yoklamaları, ülke sorunlarının en az yüzde 60 ila 70'inin canlı ve ekonomik kaynaklı olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla gelecekteki hükümet iktisadi bir yapıda olmalı.”
İran'da son 30 yıldaki kronik enflasyon oranının yüzde 20 olduğuna dikkati çeken Himmeti, ‘kaldırılması gereken yaptırımların artırılmasıyla bunun arttığını’ kaydetti.
Fransız Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü'nden (IRIS) araştırmacı Thierry Coville, AFP'ye verdiği demeçte İran’ın şu an yaşadığı durumun ülkede son 42 meydana gelen ve ekonomiyi etkileyen “en şiddetli kriz” olduğunu, buna İranlıların büyük bir bölümünün satın alma gücünün çöküşü dolayısıyla derin bir sosyal krizin eşlik ettiğini söyledi. Coville yaptığı açıklamada ayrıca işsizlik oranının yüzde 20 oranında olduğu tahmininde bulundu.
Ekonomik sicilini savunan İran hükümeti ise krizden ABD yaptırımlarını ve Trump yönetimini suçlu tutuyor. Ancak hayati ve ekonomik durum önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de mevcuttu. Ruhani söz konusu dönemde ekonomiyi nükleer anlaşma yoluyla canlandırma vaadinde bulunmuştu. Ancak İranlılar, Ruhani'nin ikinci görev süresinin ilk aylarında piyasaları vuran yüksek fiyat dalgasının ardından, Aralık 2017 yılı sonlarında protesto amacıyla sokaklara döküldü. Beş ay süren kapsamlı protestoların ardından Donald Trump'ın Tahran'ın davranışını değiştirmek için maksimum baskı stratejisini benimsediğini açıklaması ile ekonomik durum daha da kötüleşti. Ekonomik baskılar ve İran hükümetinin verdiği kararlar, benzin fiyatlarını da yükseltti.
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) bildirdiğine göre gayri safi yurtiçi hasıla 2018’de en az yüzde 6, 2019’de ise en az 6,8 oranında düştü. 2020 yılında olumlu bir seviyeye dönmüş olsa da gayri safi yurtiçi hasıla şu an 2015 yılındaki seviyelerine yakın durumda.
İran aynı zamanda enflasyon sorunuyla da karşı karşıya. Cumhurbaşkanı Ruhani hükümeti enflasyonu yüzde 10'un altına indirmeyi başarsa da yenilenen yaptırımlar, IMF’nin tahminlerine göre enflasyonu bu yıl yüzde 39’a ulaştıracak.



Sırbistan'da muhalifler casus yazılımla hedef alındı: "Daha büyüğü görülmedi"

Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
TT

Sırbistan'da muhalifler casus yazılımla hedef alındı: "Daha büyüğü görülmedi"

Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)

Sırbistan sivil toplumunun farklı kesimlerinden en az 14 kişi, önceki aylarda gelişmiş casus yazılımların hedefi oldu. 

Share Vakfı, bunun Sırbistan tarihinde belgelenmiş en büyük casus yazılım bulaştırma dalgası olduğunu duyurdu.

Belgrad merkezli dijital hak örgütü, hedef alınanlar arasında 2024'ten beri Aleksandar Vucic yönetiminin başını ağrıtan Sırp öğrenci hareketinin üyelerinin de bulunduğunu açıkladı. 

Çinlilerin başını çektiği konsorsiyumun Novi Sad'daki tren istasyonunu elden geçirmesinden kısa süre sonra Kasım 2024'te 16 kişinin öldüğü kaza, eleştiri oklarının Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic ve 2012'den beri iktidarda olan Sırp İlerleme Partisi'ne (SNS) yöneltilmesine yol açmıştı. 

Ülke geneline yayılan protestoların içinden, Avrupa'nın en büyük öğrenci hareketlerinden biri doğmuştu.

Casus yazılım saldırıları dalgası, Apple'ın 110 ülkedeki kişilere muhtemelen paralı casus yazılım saldırılarında hedef alındıklarını bildirmesinin ardından ağustosta ortaya çıkarıldı.

Kanada merkezli internet gözlem örgütü The Citizen Lab, casus yazılım saldırılarını adli bilişim yöntemleriyle analiz edip bir rapor hazırladı. 

Çarşamba yayımlanan rapora göre Sırp aktivistlerden en az biri, NSO Group'un Pegasus casus yazılımının hedefi olmuş. Saldırganlar bu yazılımla hedef alınan kişinin cihazına "tam erişim" sağlayabiliyor.

Diğer yandan Pegasus bulaştırılan öğrenciyi doğrudan Vucic yönetiminin hedef aldığına dair herhangi bir kanıt yok. 

Öğrencilere karşı kullanılan NoviSpy adlı casus yazılımsa önceden hükümetle ilişkilendirilmişti. 

SNS'nin önde gelen isimlerinden Meclis Başkanı Ana Brnabic, öğrencilerin casus yazılımlarla izlendiği iddialarını reddetti:

Kesinlikle hayır. Onların [öğrenciler ve Share Vakfı] söylediği tek bir kelimeye bile inanmıyorum.

Share Vakfı marttaki yerel seçimler sırasında casus yazılımlarla prova yapılmış olabileceğini ve benzer eylemlerin bu ekimde düzenlenecek genel seçimlerde de tekrarlanabileceğini öne sürüyor.

Vakıfta politika danışmanı olarak görev yapan Andrijana Ristic, "Bu, şu ana kadar Sırbistan'da belgelenmiş en büyük gözetim dalgası. Yerel seçimlerin iktidar partisinin hem [casus yazılımın] güçlü yönlerini görmeye hem de öğrencilerle muhalefet üzerinde ne ölçüde baskı kurabileceklerini test etmeye yönelik bir deneme olarak kullanıldığını düşünüyoruz" dedi. 

Citizen Lab'in kıdemli araştırmacısı John Scott-Railton ise şunları söyledi: 

Adli bilişim bulgularımız ve Apple'ın yeni tehdit bildirimleri, Sırbistan'daki barışçıl, demokrasi yanlısı hareketin, 2026'daki kritik seçim süreçleri öncesinde paralı casus yazılımlarla agresif biçimde hedef alındığını ortaya koyuyor.

Hedef alınan öğrencilerden Milica Popovic, "acımasız" diye nitelediği saldırıların kendilerini caydırmayacağını ifade etti: 

Birinin bilgim dışında özel alanıma girmiş olabileceğini düşününce, kendimi son derece savunmasız hissettim. Amaçları bizi korkutmak veya durdurmaksa bu işe yaramayacak.

Independent Türkçe, Guardian, AFP


Britanya Ordusu'na "tasarruf için eğitimleri durdurma talimatı"

Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
TT

Britanya Ordusu'na "tasarruf için eğitimleri durdurma talimatı"

Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)

Maryam Zakir-Hussain 

Mali zorlukların askeriye üzerinde yarattığı baskı nedeniyle Britanya Ordusu'na personel eğitimini durdurması talimatı verildiği bildirildi.

Birleşik Krallık'ta (BK) bulunan ve belirli bir göreve hazırlanmayan birliklere "toplu eğitim" faaliyetlerini durdurma emri verildiği anlaşılıyor.

The Times'ın haberlerine göre, iptal edilen eğitimler arasında Challenger 2 tankları ve ağır silahlı Apache helikopterleriyle yapılan tatbikatlar yer alıyor.

Bu haberler, gelecek yıl gayrisafi milli hasılanın yüzde 2,5'inden daha yüksek bir savunma harcaması yapması yönünde Andy Burnham'ın baskı altında olduğu bir dönemde geldi.

Çarşamba günkü Başbakan'a Sorular oturumunda, Avam Kamarası Savunma Özel Komitesi Başkanı ve İşçi Partisi üyesi Tan Singh Dhesi, silahlı kuvvetlere yatırım yapmanın önemini vurgulamış ve Burnham'ı 2030'a gelindiğinde harcamaları yüzde 3'e çıkarma taahhüdünde bulunmaya çağırmıştı.

Dhesi, Avam Kamarası'ndaki alkışlar eşliğinde, "Gerçekten de savunma, sadece olumlu atmosferin yeterli olmayacağı bir alan" demişti.

The Independent'a konuşan Dhesi, BK'nin "karşısındaki ciddi derecede yükselen tehdit seviyesine dair hiçbir yanılgıya kapılmaması ve bu nedenle daha sonra pişman olmak yerine savunmaya şimdiden gerektiği gibi yatırım yapması gerektiğini" söyledi.

Askeriyeden bir kaynaksa eğitimlerin durdurulması talimatını "kesinlikle yıkıcı" diye niteleyerek şöyle ekledi: 

Ordular eğitim yapar, işleri bu. Artık hiçbir şey olmayacak.

Bu duraklamanın yıl sonuna kadar sürmesi bekleniyor.

Kritik bir konu haline gelen savunma harcamaları, Sör Keir Starmer'ın hükümetin savunma yatırım planı için yeterli finansmanı sağlayamamasının ardından başbakanlığının sonunu getirmişti.

Bu karar, eski Savunma Bakanı Sör John Healey ve Silahlı Kuvvetler Bakan Yardımcısı Al Carns'ın şoke edici istifasına yol açmıştı.

Donald Trump'ın, Arjantin'in Falkland Adaları'nı istila etmesi halinde BK'nin İran savaşındaki tutumuna misilleme olarak Britanya'yı desteklemeyeceğini ima etmesinin ardından belirli birliklerin tatbikatlarının durdurulması kararıyla ilgili haberler çıktı.

Trump, Britanya'nın adalar üzerindeki egemenliğine ilişkin Birleşik Devletler'in tutumunu gözden geçirdiğini söyledikten sadece birkaç gün sonra perşembe GB News'a yaptığı açıklamada "Ülkeniz benim yardımıma gelmedi" demişti. 

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, adalar konusunda BK'ye yeni bir uyarıda bulunarak "kimin rahatsız olacağına bakmaksızın, dişiyle ve tırnağıyla" ülkesinin çıkarlarını savunacağını söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı da Ukrayna'ya verdiği destek nedeniyle BK hedeflerine yönelik üstü kapalı bir tehditte bulunmuştu.

Muhafazakar Parti lideri Kemi Badenoch, büyük ölçüde kapsamlı sosyal yardım kesintileri yoluyla savunma harcamaları için yılda 10 milyar sterlin (yaklaşık 65,5 milyar TL) kaynak yaratma planlarını perşembe günü açıklamıştı.

Badenoch, Rusya gibi düşmanca tavır sergileyen devletlerin "sürekli sınırları zorladığı" uyarısı yaparak BK'nin kendini korumak için güçlü olması gerektiğini söylemişti.

The Independent cevap hakkı için BK Savunma Bakanlığı'yla temasa geçti.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Diplomatik kanallar, Washington ile Tahran arasında yeni bir yolun önünü açıyor

 Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
TT

Diplomatik kanallar, Washington ile Tahran arasında yeni bir yolun önünü açıyor

 Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)

Arabulucular, görüşmelerin durma noktasına gelmesine rağmen taraflar arasındaki arka kapı diplomasisini açık tutarak ABD ile İran’ın müzakerelere yeniden dönmesini sağlayacak yeni bir çerçeve üzerinde çalışıyor. Washington yönetimi ise Hürmüz Boğazı’nın tamamen trafiğe açılmasını ve nükleer programın gelecekteki olası bir anlaşmaya dahil edilmesini şart koşuyor.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, Başkan Donald Trump yönetimi haftalar süren diplomatik girişimlerin ardından arabuluculara, haziran ayındaki mutabakat zaptına dönmeye artık yanaşmadığını bildirdi. ABD tarafı bunun yerine Hürmüz Boğazı ile nükleer dosyayı tek bir pakette birleştiren daha kapsamlı ve yeni bir anlaşma için bastırıyor.

Gazeteye konuşan ve temaslar hakkında bilgi sahibi olan üst düzey bir diplomat, Washington’ın Tahran kabul etmeye hazır olduğu takdirde bir anlaşma istediğini ancak ‘acele etmediğini’ belirtti. Diplomat, ABD tarafının nükleer dosyayı da sürece dahil etmek istemesi nedeniyle gelecekteki her türlü uzlaşmanın ‘yeni bir anlaşma’ olması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu temaslar, Pakistan’ın iki ülke arasındaki arabuluculuk çabalarını sürdürdüğü bir döneme denk geliyor. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Andrabi, İslamabad’ın savaşı sona erdirmek amacıyla ABD ve İran ile temas halinde olduğunu belirterek, her iki ülkenin de ‘müzakere masasına geri döneceğine’ inandığını ifade etti.

Andrabi ayrıca, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in geçen ay Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretin, Hürmüz Boğazı ile ilgili yürütülen temaslara ‘önemli bir ivme’ kazandırdığını kaydetti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 24 Ağustos’ta Tahran’da müzakerelerin arabulucusu olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’i kabul etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 24 Ağustos’ta Tahran’da müzakerelerin arabulucusu olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’i kabul etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Diplomat, ABD’nin tutumunu “Nükleer program ve Hürmüz Boğazı konusunda tek bir nihai anlaşmaya varacağız” sözleriyle özetledi.

Arabulucular haftalardır tarafları, nisan ayında başlayan ateşkesi 60 gün uzatması öngörülen haziran ayındaki mutabakat zaptına döndürmeyi umuyordu. Bu mutabakat, nükleer programı kapsayan nihai bir çözüme yönelik müzakerelerle eş zamanlı olarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli şekilde yeniden açılmasını hedefliyordu.

Ancak söz konusu uzlaşı kısa sürede çöktü ve bunu yeniden canlandırma çabalarının sonuçsuz kalması üzerine Trump yönetimi arabuluculara, bu anlaşmaya geri dönmeyeceğini bildirdi.

Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda anlaşmazlık

Paralel bir kulvarda ise İran ve Umman geçen hafta, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğinin yönetilmesine ilişkin geçici bir düzenlemeye varmaya yaklaştıklarını açıkladı. Diplomatlar, bu adımın haziran ayındaki mutabakata geri dönülmesine zemin hazırlamasını umuyordu.

Washington başlangıçta İran ile Umman arasında haftalardır süren görüşmeleri desteklemiş, ancak yönetim yetkilileri daha sonra arabuluculara Tahran ve Maskat’ın varacağı düzenlemelerden bağımsız olarak ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılmasını istediğini iletmişti.

İran’ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş ticari gemiler, 4 Eylül 2026 (AP)
İran’ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş ticari gemiler, 4 Eylül 2026 (AP)

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynak Financial Times’a yaptığı açıklamada, ABD’ye İran ve Umman’ın ilerleme kaydettiğinin bildirilmesinin ardından Washington’ın ‘şartlarını değiştirdiğini’ söyledi.

Tahran da Umman ile yürütülen görüşmeler sırasında, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirme çabaları kapsamında tutumunu revize etti.

Görüşmelere yakın kaynaklara göre İran, ABD ablukayı kaldırmadığı, ham petrol satışına izin veren petrol muafiyetini yeniden yürürlüğe koymadığı ve yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının bir kısmına erişimine izin vermediği sürece Boğaz’ı yeniden açmayacağı konusunda ısrar ediyor. Bu maddeler, çökmeden önce haziran ayındaki mutabakat zaptında da yer alıyordu.

Vance, çatışmayı ‘savaş’ olarak nitelendirmeyi reddediyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance dün Washington’da yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasında devam eden çatışmayı tanımlamak için ‘savaş’ kelimesini kullanmayı reddetti ve altı aydır süren anlaşmazlığın kasım ayındaki ara seçimlerden önce sona erip ermeyeceği konusunda tahminde bulunmaktan kaçındı.

Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında, çatışmanın 3 Kasım’da yapılması planlanan Kongre seçimlerinden önce bitip bitmeyeceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Vance, “Buna savaş demem. Şu an itibarıyla devam eden silahlı bir çatışma bulunmuyor” dedi.

Vance’in bu açıklamaları, İran’ın hafta başında kendisini hedef alan ABD hava saldırılarına yanıt olarak ABD’nin Körfez’deki müttefiki Kuveyt’i hedef aldığı bir döneme denk geldi.

ABD’li yetkili, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemileri hedef almaya devam etmesi sebebiyle Washington’ın son saldırıları gerçekleştirme konusunda ‘sorumluluk’ taşıdığını ifade etti.

Çatışmanın ne zaman sona ereceğine ilişkin bir tarih vermekten kaçınan Vance, ‘yapay zaman çizelgeleri’ belirlemek istemediğini söyledi. Vance, “Ancak 'Bu ne zaman bitecek?' diye sorduğunuzda bana 'İranlılar gemilere ateş açmayı ne zaman durduracak?' gibi bir soru sormuş oluyorsunuz. Sanırım gerçek şu ki bu sorunun cevabını bilmiyorum. Bunu İranlılara sormanız gerekir” ifadelerini kullandı.

Vance’in bu açıklamaları, kamuoyunda destek görmeyen çatışmalar, yükselen yakıt fiyatları ve enflasyonun gölgesinde, Trump ve Cumhuriyetçilerin Kongre’deki hassas çoğunluklarını kasım ara seçimlerinde korumaya çalıştığı bir dönemde geldi. Oysa Beyaz Saray, sürecin başında çatışmanın yalnızca birkaç hafta süreceğini öngörmüştü.

Yönetim ayrıca temmuz ayında, ABD ile İran arasındaki kısa süreli ateşkesin çökmesinin ardından patlak veren çatışmalarda hayatını kaybeden 4 asker ile onlarca yaralının statüsünü değiştirdiği için eleştirilerin hedefi olmuştu.

Savunma Bakanlığı yetkililerinin ölü ve yaralı sayıları için defalarca nihai kaynak olarak gösterdiği Savunma Bakanlığı Kayıp Analiz Sistemi’nde, daha önce savaş zayiatı toplamlarına dahil edilen bu kayıplar, ‘Dış Operasyonlar’ adıyla açılan yeni bir kategori altında sınıflandırılmıştı.

Washington, petrol akışlarına güveniyor

Trump yönetimi, fiyatlar yüksek seyretmeye devam etse de Körfez’den daha fazla miktarda petrolün çıkış yaptığını savunuyor. Brent petrolün varil fiyatı, çatışmaların başlamasından önceki gün yaklaşık 72 dolar seviyesindeyken, dün 95 doların üzerinde dalgalandı.

Trump ve kurmayları, savaştan önce küresel ticaretin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın ABD Donanması’nın kontrolünde olduğunu vurgulamaya çalışırken, Körfez petrol akışının çatışma öncesi seviyelere yaklaştığını iddia ediyor.

Vance, ABD’nin çarşamba günü Boğaz’dan geçen yaklaşık 15 milyon varil petrole eşlik ettiğini duyurdu.

Enerji Bakanı Chris Wright da CNBC’ye yaptığı açıklamada, savaştan önce günde yaklaşık 20 milyon varil Körfez petrolünün geçtiği boğazdan, pazartesi günü ABD Donanması’nın yardımıyla 17 milyon varilin taşındığını söyledi.

Ancak bağımsız seyrüsefer takip şirketlerinin verileri, gemi sayısının çatışma öncesi seviyelerin hâlâ oldukça altında olduğunu gösteriyor.

İranlı bir kadın ve çocuğu, Tahran’da bir sokaktaki duvar resminin önünden geçiyor, 2 Eylül 2026 (AFP)
İranlı bir kadın ve çocuğu, Tahran’da bir sokaktaki duvar resminin önünden geçiyor, 2 Eylül 2026 (AFP)

Lloyd’s List Intelligence, savaştan önce günde 130 veya daha fazla geçiş gerçekleşmesine karşın, geçen hafta 102, bir önceki hafta ise 126 gemi geçişi kaydetti.

TankerTrackers verilerine göre, son 28 gün içinde Boğaz’dan çıkan petrolün günlük ortalaması yaklaşık beş milyon varil olarak gerçekleşirken, yakın tarihli diğer tahminler günlük iki ila altı milyon varil arasında değişti.

Trump, savaş boyunca dalgalı seyreden piyasaları sakinleştirmeye çalıştı; küresel piyasaların gergin olduğu anlarda defalarca müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini duyurdu veya son anda askeri tehditlerinden geri adım attı.

Defense Priorities Ortadoğu Direktörü Rosemary Kelanic, yönetimin ‘petrol piyasalarına sözlü baskı uygulamaya devam ettiğini’ belirterek, yetkililerin fiyatların aşırı yükselmesini önlemeye ve daha büyük bir artış yaşanmadan önceki süreyi uzatmaya çalıştığını ifade etti.

Ekonomik baskı ve güç kullanımı tehdidi

Tahran’ın ABD’nin askerî harekâtı karşısında geri adım atmayı reddetmesi üzerine Trump, ekonomik baskıyı artırma stratejisini gerektiğinde gücün dozunu yükseltme tehdidiyle birleştirdi.

Trump, ABD-İsrail ortak harekatının İran Deniz ve Hava Kuvvetleri’ne ağır kayıplar verdirdiğini defalarca vurguladı. İranlı yetkililer de ülkenin 270 milyar dolarlık doğrudan ve dolaylı zarara uğradığını bildirdi.

Savaşın ilk haftalarında düzenlenen İsrail saldırıları, İran Dini Lideri Ali Hamaney dahil olmak üzere rejim kademesindeki üst düzey komuta zincirinin büyük bölümünü etkisiz hale getirmişti.

Diğer yandan İran, ABD’nin Körfez’deki müttefiklerine yönelik saldırılarıyla baskı uygulamayı sürdürürken, ABD yönetimi ise içinden geçen petrol miktarını artırarak bu su yolunun İran elinde bir koz olma değerini düşürdüğünü kanıtlamaya çalıştı.

 ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1 Eylül 2026 tarihinde Kuzey Carolina eyaletinin Asheville kentinde düzenlenen G20 Mali Toplantıları sırasında (Getty/AFP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1 Eylül 2026 tarihinde Kuzey Carolina eyaletinin Asheville kentinde düzenlenen G20 Mali Toplantıları sırasında (Getty/AFP)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Fox News’e verdiği demeçte, bölgede geçit yolunu baypas eden yeni kara boru hatlarının inşa edilmesiyle Hürmüz Boğazı’nın iki yıl içinde ‘değersiz bir su sahasına’ dönüşeceğini belirtti.

Trump ise dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Baniyas Limanı’nı Körfez ihracatçılarını uluslararası pazarlara bağlayan batı yönlü bir güzergaha dönüştürme çabalarına ilişkin bir rapora dikkat çekti.

Seçim öncesi hesaplamalar

ABD yönetimi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) da dahil olmak üzere İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma konusunda ilerleme kaydettiğini savunuyor; ancak Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, olası bir uzlaşmanın temel anlaşmazlık noktalarından biri olmayı sürdürüyor.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde İran politikalarından sorumlu kıdemli danışman olarak görev yapan Richard Goldberg, “Başkan’ın, ellerinden alınan Boğaz kontrolünün en ufak bir parçasını dahi DMO’ya geri verecek bir anlaşmayı onaylayacağına inanmakta güçlük çekiyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Uzmanı Aaron David Miller ise ekonomisi ağır baskı altında olmasına rağmen İran’ın ‘Trump’ı bu zor durumdan kurtarmaya’ niyetli görünmediğini ifade etti.

Miller, Trump’ın ara seçimler öncesinde İran’ı yoğun bombardımana tutmaktan kaçınan, aynı zamanda Hürmüz Boğazı konusunda da Tahran’a taviz vermeyen bir yaklaşımı benimsediğini belirtti.

Miller değerlendirmesini, “Beyaz Saray geniş çaplı bir savaş istemiyor, büyük tavizler veriyor gibi görünmek de istemiyor. İzlediği strateji ise bu iki durumdan da kaçınmasını sağlıyor” sözleriyle tamamladı.