ABD’nin ‘mali teşvik’ politikası Iraklı gruplarla mücadelede başarılı olacak mı?

Çarşamba günü insansız hava aracı ile hedef alınan Bağdat Havaalanı yakınında devriye gezen Iraklı bir asker (AFP)
Çarşamba günü insansız hava aracı ile hedef alınan Bağdat Havaalanı yakınında devriye gezen Iraklı bir asker (AFP)
TT

ABD’nin ‘mali teşvik’ politikası Iraklı gruplarla mücadelede başarılı olacak mı?

Çarşamba günü insansız hava aracı ile hedef alınan Bağdat Havaalanı yakınında devriye gezen Iraklı bir asker (AFP)
Çarşamba günü insansız hava aracı ile hedef alınan Bağdat Havaalanı yakınında devriye gezen Iraklı bir asker (AFP)

Cumhuriyetçi Donald Trump yönetimi ile Demokrat Başkan Joe Biden yönetiminin Irak'ta İran yanlısı olarak sınıflandırılan silahlı gruplara karşı ABD stratejisi birçok farklılık gösterdi.
Trump döneminde ABD İran'la yapılan nükleer anlaşmadan çekilirken, bu durum Iraktaki gruplarla çatışma tarihinin en kanlı yeni bir cephesinin açılmasına yol açtı. Ancak mevcut Başkan Joe Biden dönemi öncekinden farklılıklar gösterdi. İran'a karşı yumuşak görünen bir politika yürütmekle işe başlayan Biden yönetimi, Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilme kararını yeniden değerlendirmeye başladı ve ardından halen devam eden Viyana müzakerelerine girdi.
Eski ABD Başkanı Donald Trump, sembolik veya gerçekçi düzeyde olsun silahlı gruplara yönelik belki de en ağır kayıpları verdirdi. Bunların en belirgin ve tehlikeli olanı, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı ve İran'ın bölgedeki projesinin mimarı Kasım Süleymani ve onunla birlikte talimatlarına herkes tarafından uyulan Haşdi Şabi Komutanı Ebu Mehdi el-Mühendis’in öldürülmesi kararı oldu. Bunun yanı sıra, Trump yönetimi tarafından silahlı grupların ve Haşdi Şabi unsurlarına bir dizi saldırı düzenlendi.
Ancak Biden'ın yaklaşımı Trump’tan farklı ve daha kapsamlı bir boyuta sahip görünüyor. Biden, nükleer dosya konusuna hoşgörülü bir tutumla yaklaşarak bunun için sabır ve çaba gerektirdiğini belirtirken, Iraklı silahlı gruplarla nasıl mücadele edeceği arasında ilişki kuruyor.
Biden yönetiminin 25 Şubat 2021'de Irak sınırına yakın Suriye topraklarındaki İran destekli milislere hava saldırısı düzenlenmesini emrettiği olay dışında ABD yönetimi bu gruplara karşı daha sonra ya endişelerini dile getirmekle ya da durumu incelediğini söylemekle yetindi.
ABD yönetiminin söz konusu gruplarla mücadelesi çerçevesinde bu kez yeni olan şey, ABD’nin görünüşte benzeri görülmemiş ve süresiz olarak açık kalabilecek bir stratejiye başvurarak Amerikalıları ve Irak'taki uluslararası koalisyon güçlerini hedef alan gruplar hakkında bilgi veren herkese 3 milyon dolarlık bir mali ödülün duyurulması oldu.

Balad Hava Üssü’ne saldırı girişimi engellendi
Silahlı gruplardan herhangi biri tarafından ABD’nin teklifine ilişkin bir açıklama yapılmazken, Irak güvenlik güçleri dün (Cuma) Washington'un mali ödülünü açıklamasının ardından Balad Hava Üssü'nü yeniden hedef alan bir saldırıyı engelledi. 
Irak Güvenlik Medya Hücresi tarafından yapılan açıklamaya göre güvenlik güçleri Balad Hava Üssü'ne Katyuşa roketleriyle yapılan saldırıyı engelledi. Açıklamada, "Salahaddin kentinin yakınındaki Diyala Valiliği'nde, Balad Hava Üssü'nü hedef almak üzere hazırlanan meyve bahçelerinden birine gizlenmiş dört roketatar ile dört Katyuşa roketi ele geçirildi. Bunlar patlayıcı madde uzmanları tarafından imha edildi” ifadeleri yer aldı.
Washington ise geçtiğimiz Çarşamba günü başkent Bağdat'ta iki Irak bölgesini hedef alan füze saldırıları sonucunda ciddi bir maddi veya can kaybı olmadığını duyurdu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, konuya ilişkin açıklamasında, "ABD, Amerikan askeri uçaklarının kullandığı Balad Hava Üssü ile ABD hükümetinin Bağdat Uluslararası Havalimanı'ndaki bir tesisi olan Lojistik Destek Merkezi'ni hedef alan saldırıları değerlendirmeye devam ediyor. Dumandan etkilenen az sayıda kişi tedavi gördü ve hastaneden taburcu edildi” dedi.
Irak Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı Dr. İhsan eş-Şammari, halen tüm olasılıklara açık görünen çatışmaya ilişkin Şarku'l Avsat'a şu açıklamayı yaptı:
“Bu strateji, esasında ABD ordusu ve diğer ABD kurumlarının bilgi elde etmede kullandığı ve daha önce bazı terör örgütlerine (El Kaide, DEAŞ ve Taliban) karşı takip ettiği bir yöntem. Bu nedenle kendi içinde yeni değil. Ancak mali ödül tahsis edilmesi, büyükelçilik düzeyinde ya da Amerikan güçlerine karşı olsun, ABD’nin çıkarlarını hedef alan tüm bu grupların terör örgütleri düzeyinde ilan edilmesinin kapısını açabilir. Bu gerçekleşirse çok büyük bir değişim olacak ve bu grupların sadece Irak düzeyinde değil, aynı zamanda dış düzeyde de hareket alanını baltalayacak. Bu durum aynı zamanda, mümkün olduğu kadar çok bilgi edinme konusunda da şiddetli girişimlerin olduğunu gösteriyor. Ayrıca bu gruplar içinde bir bölünme vakası başlatma girişimi ve dolayısıyla bu gruplar hakkında bilgi verenler için bir askere alım süreci olması, hedefleme sürecini kolaylaştıracak şekilde kendi içlerinde bir bozulma durumuna neden olmak anlamına geliyor.”
Son olarak Şammari şunları kaydetti:
"Bu adım başka bir şeye daha işaret ediyor. Bu da bu gruplar hakkında doğru istihbarat bilgisi olmadığı ve bu nedenle ABD'nin bu tür bilgileri elde etmek için fon sağlamak zorunda kaldığı anlamına geliyor.”

 


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi tarafından dört kişi öldürüldü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi tarafından dört kişi öldürüldü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.