Lübnan’daki gümrükler yerel suç ortaklarıyla birlikte kontrolden çıktı

Bir güvenlik raporu, tüm kara ve deniz gümrüklerindeki başarısızlığı gözler önüne serdi.

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)
Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)
TT

Lübnan’daki gümrükler yerel suç ortaklarıyla birlikte kontrolden çıktı

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)
Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)

Tony Boulos
Lübnan İçişleri Bakanlığı, Suudi limanlarından birinde kamufle edilmiş ve profesyonel bir şekilde paketlenmiş Lübnan menşeli çok miktarda narkotik maddenin bulunması nedeniyle Suudi Arabistan ile yaşanan krizin ardından bir rapor hazırladı. Rapora göre konteynerlerin içeriğini dakikalar içinde tespit edebilen ve böylece kaçakçılık operasyonlarını ve manipülasyon yapılmasını engelleyen tarayıcılar yok ve ülkedeki kara ve deniz gümrüklerinde incelemeler el ile yapılıyor.
Raporun içeriği, Suriye’den Lübnan’a gelen kaçak malların, Beyrut Limanı’na resmi yollardan giriş sürecini gözler önüne seriyor. Teftişlerin ilkel yöntemlerle ve elle yapılması, görevlendirilen unsurların yetersiz olması ve bunların belirli noktalara atanmasının bölgesel ve mezhepsel kotalara tabi tutulması kaçakçılıkla mücadele için harcanan ciddi çabaları boşa çıkarıyor. Bu nedenle yasa dışı, kaçak malların ülke dışına çıkarılması da son derece kolay oluyor.

(Lübnan İçişleri Bakanlığı’nın raporundaki tablolar-The Independent Arabic)
Dünya Bankası’nın internet sitesinden yayınlanan veriler, Lübnan devletinin 1997 yılında gümrük vergileri gelirlerinin, toplam gelirin içindeki oranın yüzde 60,18 iken son yıllarda bu oran yüzde 6’nın altına düştü. Bu da ithal mal verilerinde manipülasyonun varlığını doğruluyor. Gözlemcilerin görüşüne göre kara ve deniz gümrüklerinin çoğunda tarayıcı bulunmamasının arkasındaki gerçek neden, gümrük vergilerinden kaçma ve Lübnan hazinesine borçlanmama isteği.
Beyrut Liman’ından günde yaklaşık bin 200 konteyner geçiyor. Bunların sadece 235 tanesi el ile kontrol edilebiliyor. Gümrük kaçakçılığı yasal ve yasa dışı geçişler yoluyla gerçekleşiyor. Beyrut Limanı, gümrük kaçakçılığının en yoğun olarak yapıldığı kamu tesislerinin başında yer alıyor. Her yıl tahmini 1,5 milyar dolarlık ticaretin yüzde 73’ü bu liman üzerinden gerçekleştiriliyor. Devlet hazinesini atlatmak ve manipülasyonu kolaylaştırmak amacıyla, eşyalar kendilerine uygun olan kutular dışındaki kutulara kaydediliyor ve aynı eşya için çift gümrük beyannamesi kullanılıyor. “Tarayıcı olmaması”, devlet hazinesinin en çok gelir kaybına uğradığı skandalların başında geliyor. Gümrüğe gelen mallar tarayıcılılar vesilesi ile doğru bir tespite tabi tutulsaydı devletin geliri 500 milyon ile 1 milyar dolar arasında artacak ve limanın verim hacmi 3 milyar doları aşacaktı.

“Rüşvet ve yolsuzluk”
Çeşitli güvenlik raporları, özellikle Beyrut Limanı’nda çalışanların geçişleri hızlandırmak, geçiş maliyetlerini düşürmek ve bazı malların geçişini görmezden gelmek için malların türüne göre değişen çıkış işlemleri karşılığında rüşvet aldığını ve gümrük geçişlerinde yolsuzluk yaptığını gösteriyor. 
Lübnan’da yolsuzluk ve vergi kaçakçılığı üzerine çalışmalar yayınlayan Uluslararası Bilgi Merkezi’nden araştırmacı Muhammed Şemseddin, liman idaresinin yıllık gelirinin yaklaşık 220 milyon dolar olduğunun tahmin edildiğini ancak bunun sadece 60 milyonunun devletin hazinesine gittiğini aktardı. Geri kalan gelirin, herhangi bir uluslararası limanda temel donanımlardan biri haline gelen tarayıcının satın alınması ve bakımı da dahil olmak üzere maaşlar, giderler ve limanın gelişimi için kullanılması gerektiğini vurguladı.
Kaçakçılık operasyonları çoğunlukla hükümetten, gümrük vergilerinden muafiyet belgesi alan sahte yardım kuruluşları aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Var olan tarayıcının da bozuk olması gümrük sahtekarlığını daha da kolaylaştırıyor.
Gümrük kaynakları, tarayıcı alımı ihalelerinin önündeki en büyük engellerden birinin, 853 personel alımını da askıya alan Genel Müdürlük ile Gümrük Yüksek Kurulu arasındaki, sektördeki yetki hususundaki anlaşmazlık olduğuna dikkat çekiyor.

“Küresel kontrol şirketi”
Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık sonucunda yüksek bir ekonomik bedel ödediğini aktarıyor. Bir yandan Lübnan’dan Suriye’ye yapılan akaryakıt ve sübvansiyonlu mal kaçakçılığı, diğer taraftan da gümrük şartı yerine getirilmeden eşyaların giriş ve çıkışları gibi kaçakçılık faaliyetleri sonucunda hazinenin döviz varlıkları tükeniyor. Özellikle de ithal ürünün içeriğinin türü değiştirilerek veya Arap dünyasını işgal eden Lübnan menşeli narkotik maddeler gibi yasaklı ürünler ihraç edilerek manipülasyonlar yapılıyor ve vergi kaçırılıyor.
Aynı kaynaklar, diğer yasal geçiş noktalarında olduğu gibi limanda da tarayıcı bulunduğunu ancak bunların teknik arızalar nedeniyle değil, rüşvet alan güvenlik personeli ve çalışanlarıyla koordineli şekilde çalışan kaçakçılık çetelerinin çıkarlarına ters düşeceği için işlemediğini iddia ediyorlar. Kaynaklar, Lübnan Limanı’ndaki kaosun devam etmesinin ülkenin yurt dışındaki itibarını zedelemek ve vatandaşların parasını boşa harcamak gibi feci sonuçlar doğuracağı görüşündeler.
Ekonomi Bakanlığı kaynakları, güvenlik unsurları ve siyasiler, kaçakçılık çetelerini perdelemeye devam ettiği müddetçe yeni tarayıcılar gelse bile bunun bir çözüm olmayacağını ifade ettiler. Yeni gelen tarayıcıların da öncekilerle aynı akıbeti paylaşacağına ve günler içinde bozulacağına dikkat çektiler. Kaynaklar, sınırdaki gevşekliği gidermek için gümrük idaresinin bünyesinde çok sayıda ve yeterli eğitim almış personel barındıracak, bakanlıklarla koordineli çalışacak ve ithalat ve ihracat operasyonlarını şeffaf bir şekilde yönetecek küresel bir kontrol şirketine devredilmesi teklifinde bulundular.

“Mafyalar devletten daha güçlü”
İç Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Naci Melaib konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Lübnan’daki kaçakçılık operasyonlarının büyük bir bölümü, resmi limanlar üzerinden kapalı kamyonlarla gerçekleştiriliyor. Kara ve deniz gümrüklerinde tarayıcı bulunmaması kasıtlı olarak yapılıyor. Kaçakçılık operasyonlarını tespit etmek için yeni tarayıcılar satın alınmasını engelleyen çeteler ve siyasi partiler arasında gizli anlaşmalar var.”
Tuğgeneral Melaib, Yüksek Savunma Konseyi’nin daha önce kara ve deniz gümrüklerine yerleştirilmek üzere tarayıcılar satın almak için karar aldığını ancak bu kararın uygulanmadığını, ilgili makamların bu konuyu hafife aldığını belirtti. Beyrut Limanı patlamasından önce 12 numaralı depoya tonlarca amonyum nitratın girişinin, kasıtlı olarak devre dışı bırakılan tarayıcılar vasıtasıyla, sorumluluk ve gözetim olmadan gerçekleştiğini gösteren raporlar yayınlandı. Melaib, mafyalarla ortaklık yapan bazı güvenlik unsurlarının kötü niyetlerle bazı malların ifşasına yanaşmadıklarını aktardı. Ayrıca mafyaların devletten daha güçlü olması ve bu sorun ile uğraşacak ciddi bir politikacı olmaması sebebiyle mafyaların yasal geçiş noktalarındaki kaçakçılık operasyonlarına güçlü şekilde devam ettiğine dikkat çekti.

“Tek cihaz”
İçişleri Bakanlığı’ndan alınan veriler, Lübnan-Suriye sınırındaki beş resmi geçiş noktasında herhangi bir tarayıcı olmadığını, Beyrut Limanı’nda ise iki bozuk tarayıcı bulunduğunu ve tamir edilme ihtimalinin zor olduğunu gösteriyor. Bakımı yapılabilen ve yeniden çalıştırılabilen tek tarayıcının ise Trablus Limanı’ndaki tarayıcı olduğu kaydediliyor.
Edinilen bilgiye göre Trablus Limanı’ndaki tarayıcının bakımının yapılması bin dolardan az bir meblağ tuttu. Buna rağmen söz konusu cihazın yıllarca atıl bırakılması ve bakımı için önceden herhangi bir sözleşme yapılmamış olduğunun iddia edilmesi birçok kişide şok etkisi yarattı. Ancak güvenlik toplantısının, özellikle denizcilikle ilgili sınır kontrolüne ilişkin önerilerin ardından bu cihaz tamir edilmesi yeni bir tartışmayı gündeme getirdi. Yeni ekipmanlar alımına kadar bu cihazın Trablus Limanı’ndan Beyrut Limanı’na transfer edilmesi görüşü kabul edilmedi.
Milletvekili Sami Fatfat, bu cihazın Trablus Limanı’nın ve kuzey halkının hakkı olduğunu, şehrin limanı dışında herhangi bir dönem için herhangi başka bir yerde kullanılmasını kabul etmeyeceklerini aktardı. Trablus Limanı’nın genelde kuzey halkı, özelde ise Trablus sakinleri açısından önemi ve ekonomik getirisi nedeniyle bu tesisi korumak için sürekli çaba sarf ettiklerini ifade eden Fatfat, yetkilileri önceki dönemde oynadığı öncü rolün ardından kötü niyetli politika izlemekten uzaklaşmaya ve tesisin donanımlarını geliştirmeye davet etti.  

“Direniş hattı”
Uluslararası alanda yayınlanan raporlardan bazıları, büyük bir kısmı 4 Ağustos’taki patlamadan sonra ortaya çıkan, Beyrut Limanı’ndaki kaçakçılık, vergi kaçırma, rüşvet, şüpheli kamu ihaleleri ve fayda sağlayan hayali maaşlar gibi üstü düzey yetkililer ve siyasi güçlerle bağlantılı yaygın yolsuzlara işaret ediyor.
Danıştay Eski Başkanı Yargıç Şükrü Sader yaptığı açıklamada, havaalanında ve Beyrut Limanı’nda Hizbullah için “askeri hat” bulunduğunu açıkladı. Bu hat üzerinden malların “Direnişin malları” sloganıyla denetimsiz ve gözetimsiz geçirildiğini, direniş hattına kimsenin yaklaşamayacağına dair yetkililerle yapılmış gizli bir anlaşma bulunduğunu aktardı.
Ancak Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, partisinin limanı ve havaalanını kontrol ettiği yönündeki suçlamaların gerçeği yansıtmadığını ifade ederek bu hususta partisine yöneltilen tüm ithamları reddetti.

 


Irak, “silahsızlanma” sürecini 2027’nin ortasına erteledi

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)
TT

Irak, “silahsızlanma” sürecini 2027’nin ortasına erteledi

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)

Irak, silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik planını 2027 yılının ortasına erteledi. Planın daha önce bu ayın sonunda uygulanmaya başlanması öngörülüyordu.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, dün yaptığı açıklamada, silahlı grupların unsurlarının devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören bir plan açıkladı. Zeydi planın, grupların saldırılarını durdurmaları karşılığında ABD saldırılarına maruz kalmamalarını öngören 90 günlük bir aşamayla başlayacağını belirtti.

Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Zeydi ile New York'ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yayımlanan açıklamada, Irak Başbakanı ile “milislerin dağıtılması ve saldırılarının durdurulması” konusunda mutabakata vardığını söyledi.

ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Tom Barrack ise Irak'ın, “Haziran 2027 sonuna kadar askeri güce sahip tek makamın devlet olması” yönünde taahhütte bulunduğunu ifade etti.


Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
TT

Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)

Gazze'deki yetkililer, bölgede sakinlerin yaşadığı ve yıkılma tehlikesi bulunan bina sayısının yaklaşık 2 bin olduğunu tahmin ediyor. Buna rağmen bölge halkı ve yetkililer, kendilerini barındıkları binaların çatılarının çökmesi tehlikesine karşı koruyabilecek herhangi bir alternatif bulunmadığını kabul ediyor.

Gazze kentinde bir hafta önce “Saade” binasının çökmesinden zarar gören kişiler ve görgü tanıkları, yaklaşan kış ve yağışlarla birlikte ortaya çıkabilecek tehlikelere ilişkin “Şarku'l Avsat”a konuştu. Görgü tanıkları ve mağdurlar, yağışların, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı sırasında hasar gören diğer binaların da çökmesini hızlandırabileceği uyarısında bulundu.


Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.