İran cumhurbaşkanı adaylarının üçüncü münazaralarının gündemi: Halkın temel endişeleri

Muhafazakar adaylar Ruhani’yi “feci bir enflasyona” sebep olmakla suçladı… Himmeti yaptırımlar konusunda uluslararası bir fikir birliği oluşmasına karşı uyarıda bulundu

Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)
Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)
TT

İran cumhurbaşkanı adaylarının üçüncü münazaralarının gündemi: Halkın temel endişeleri

Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)
Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)

İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışacak yedi aday arasındaki üçüncü münazara, önceki iki münazaradan farklı değildi. Nükleer Anlaşma, ekonomik ve idari durum ve özgürlükler konusundaki görüş ayrılıkları, “Halkın Temel Korku ve Endişeleri” başlıklı karşılaşmanın ayrıntılarında da kendisini hissettirdi.
Münazara yedi endişeye işaret edilerek başladı. Bunlar; fiyat artışları ve enflasyon, adalet ve sınıf farklılıklarının azaltılması, yolsuzlukla mücadele, rant ve şeffaflık, ekonomik küçülme ve gelirlerin düşmesi, hükümet fon desteğinin düzenlenmesi, işsizlik ve konut sağlanması.
Yarışacak adaylardan biri olan Emir Hüseyin Kadızade Haşimi bu yedi endişeyi “insanların genel endişeleri” olarak değerlendirerek bu endişeleri kökten çözmeye çağırdı. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de dahil olmak üzere İranlı yetkilileri hükümetin performansının sorumluluğunu üstlenmemekle suçlayan Kadızade Haşimi, İran Cumhurbaşkanı’nı televizyonda münazara yapmaya davet etti.
Şu anda İran Meclis Başkan Vekilliğini yürüten Kadızade Haşimi, ülke kaynaklarının “yanlış” bir şekilde dağıtılmasına işaret etti. Ayrıca İranlılar yaşam ile ilgili sıkıntılardan musdaripken özgürlük talebinin uyandırılmasını eleştirerek “Hükümet, kötü bir şekilde müzakerede bulunarak ABD ile müzakere yapma fırsatını kaybetti” dedi.
Diğer adaylardan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Genel Sekreteri Muhsin Rızai ise yolsuzluğun ve "çetelerin" yayılmasını eleştirerek yedi endişenin yarım yüzyıl boyunca “tek bir sistemin” varolmasına dayandığı konusunda ısrar etti. İktidarın kanatlarını “siyasi kavgalarla” meşgul olmakla eleştiren Rızai, İran’ın iki temel operasyona ihtiyacı olduğunu söyledi. Rızai’ye göre ilk operasyon iktidarın içerisinde ve yönetim sisteminde, idare ve sistem yapısında, yasalarda, kurallarda ve davranışlarda reform yapılmasını içerirken, ikinci operasyon İran ekonomisi için “modern bir mimariyi” ve ekonomik faaliyetlerin buharlaşmasını engellemek için verimli bir zeminde çalışmayı içeriyor. Rızai kuracağı hükümetin her topluluktan, yetkinliğe ve enerjiye sahip insanları içereceğine ve güçlü, faal ve hesap verebilir bir hükümete doğru ilerleyeceğine dair vaatte bulundu. Rızai reform sürecinin “İran’ın Dini Lideri’ne bağlı kuruluşlar ile üç otorite, bürokrasi ve bakanlıklar arasındaki ilişkileri” de içereceğine dair söz verdi.
Rızai “Elli yıldır hayat pahalı, işsizlik yüksek ve ulusal para birimi değer kaybediyor. Bu sorunları neden çözmüyoruz? Yetkililer, siyasi kanatlar arasındaki kuyumcuların savaşıyla meşguller. Bunlar her dönem iki kutupluluğu öne çıkarır, dikkatleri bunun üzerine çeker ve bir süre sonra da aynı konu tekrarlanır” şeklinde konuştu.
Kuyumcuların savaşı, iki tüccarın müşterilerin önünde mal satıp kârı paylaşmak için göstermelik bir müzayede yapması anlamına gelen İran’da kullanılan bir söz.
Rızai, ülkede “güvenlik kirliliği” olduğuna ilişkin önceki uyarılarını tekrarlayarak “Ülkedeki siyasi atmosfer bu nüfuzlu insanlar tarafından kontrol ediliyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan muhafazakar aday İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi mevcut sorunları çözmek için üç ayrı kısımda çalışma taahhüdünde bulundu. Reisi ilk olarak hükümette reform yapılması, ayrımcılığın düzeltilmesi ve yolsuzlukla mücadele edilmesi gerektiğini ve ikinci kısımda ise aileleri ve yoksul grupları desteklemeye odaklanılması gerektiğini söyledi.
Reisi yolsuzluğun ülkedeki büyük sorunlardan biri olduğunu vurgulayarak yolsuzluk yapanlarla mücadele edilmesinin yargının görevlerinden biri olduğunu söyledi. Reisi yolsuzlukla mücadele edilmesinden hükümetin sorumlu olduğunu söyleyerek, bu sorumluluğun halkın güvenini yeniden kazanma girişimlerinin bir parçası olarak tüm ekonomik verileri izleyip ekonomik faaliyetlerin şeffaf bir tablosunu sunarak yerine getirilebileceğini kaydetti.
Muhafazakar aday Ali Rıza Zakani ise Ruhani’nin hükümetini “feci bir enflasyona” sebep olmakla suçladı. Enflasyonu ve yüksek fiyatları “felaketlerin anası” olarak nitelendiren Zakani, hükümetin verdiği rakamlardan, istatistiklerden ve özellikle de işsizlik oranından şüphe duyduğunu söyledi. Zakani seçimlerde karşısına rakip olarak çıkan Eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’yi likiditenin altı katına çıkmasında parmağı olmakla suçlayarak hesap vermesini istedi. Cumhurbaşkanlığı görevini devraldığı ilk yılda döviz piyasasını, bankaları ve şeffaflığı kontrol ederek enflasyonu yarı yarıya indirme sözü veren Zakani “Yolsuzluğun kökünü kazımaya ant içiyorum” dedi. Zakani şu anda rekabetin "hırsızlar ve yağmacılar" arasında olduğunu söyledi.  Kendisi ile Tahran’ın eski Başsavcısı, petrol bakanı ve mevcut cumhurbaşkanı yardımcısının erkek kardeşi arasındaki gerginliğe atıfta bulunarak, ikinci grubun birinci gruba karşı oyunu temsil ettiğini söyledi.
Nükleer Anlaşma’ya en çok karşı olanlardan biri olan Zakani, mevcut hükümeti sert bir şekilde eleştirerek “İnsanları kandırma zamanı geride kaldı” dedi. Zakani, rakibi Himmeti’yi akaryakıt fiyatlarına yüzde 300 zam yapılmasına karşı olduğu konusunda “yalan” söylemekle suçladı. Fiyatların bu şekilde yükseltilmesi 2019 yılının Kasım ayının ortasında öfkeli protestoların fitilini ateşlemişti ve hükümet de bu ateşi söndürmek için güç kullanmıştı. Zakani enflasyon üzerinde yüzde 4'lük bir etki yaratması beklenirken Himmeti’nin zam fikrine destek verdiğini öne sürdü. Zakani “Siyasi açıklamalar sorunları çözmüyor. Yıldızlı dolarlarımız, yıldızlı maaşlarımız, yıldızlı likiditemiz, yıldızlı ihtilaslarımız ve yıldızlı arsızlığımız var” ifadelerini kullanarak Himmeti’yi “gizli bilgileri Uluslararası Para Fonu'na (IMF) vererek büyük bir ihanet yapmakla” suçladı.
Öte yandan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ndeki temsilcisi Said Celili dün münazarada yaptığı açıklamada insanların endişesinin “neden sorunların çözülmediği” ile ilgili olduğunu söyledi. Celili “İnsanların korkuları ve sorunları yeni tip koronavirüs (Kovid-19) gibi bilinmez değil” ifadelerini kullandı. Eleştiri oklarını Nükleer Anlaşma’ya yönelterek anlaşmayı “halkı alacaklıdan çok verecekli yapan bir belge” olarak değerlendirdi.
Celili, uluslararası anlaşmaların imzalanmasının önemli olmadığını düşündüğünü söyleyerek kendisiyle aynı fikirde olmayanları münazaraya çağırdı. Uluslararası kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele kuruluşu Mali Eylem Görev Gücü’ne (Financial Action Task Force-FATF) katılmanın, katılım şartlarının kabul edilmesiyle bitmediğine, aksine ek taahhütler gerektirdiğine dair uyarıda bulundu.
Celili, Ruhani’yi uluslararası olaylarda en ufak bir “anlayışa” sahip olmamakla suçlayarak tekrar Nükleer Anlaşma konusuna geldi. Ruhani’nin sicilinin “oldukça zayıf” olduğunu söyleyerek “Biden’ın gelmesini beklediler. İnsanlara yaptırımlar konusunda ne gibi bir planımız olduğunu söylemeliyiz” dedi.
Reformistlere yakınlaşmaya çalışan bağımsız aday Eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’ye gelince, yaptırımların görmezden gelindiğine dair eleştiride bulunarak muhafazakar rakiplerini daha gerçekçi olmaya davet etti ve “Döviz neden yükseldi? Gayrimenkullerin fiyatları neden arttı? Yaptırımlar son 10 yıl içerisinde dünya ile aramızdaki ticari ilişkileri mahvetti. Bana küresel ticaret yapmadan ilerleme kaydeden tek bir ülke söyleyin. Denize bir tane bile İran bandıralı gemi gönderemiyoruz. Futbol takımımız kazandığında Asya Futbol Konfederasyonu’ndan (AFC) paralarını alamıyoruz” dedi.
Himmeti “Trump ve yaptırımlardan kazançlı çıkanlar Nükleer Anlaşma’da işleri tersine döndürdüler. Yaptırımlar olmasaydı bunlardan kazançlı çıkanlar kaybetmiş olurdu. Onlar ülkeye sermaye girmesini istemiyorlar” dedi. Himmeti enflasyon oranının yükselmesini “yaptırımlar sonucunda ülke malzemelerinden milyarlarca doların silinmesi nedeniyle oluşan bütçe açığına” bağlayarak “dünya olmadan yaşamak ve giderlerini halkın ödemesini isteyen” bir akıma karşı uyarıda bulundu. Rakiplerine hitaben “FATF anlaşmasına karşı çıkarak kendi kalemize gol attınız. Dış politikamda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) düşman olmayacak” ifadelerini kullandı.
Himmeti sözlerini doğrudan Reisi’ye yönlendirerek “Sayın Reisi, cumhurbaşkanlığını kazanırsanız ne olacak? Ülke hapishane gibi yönetilmez” ifadelerini kullandı ve yaptırımların sıkılaştırılması konusunda küresel bir fikir birliği oluşmasına karşı uyarıda bulundu.
Kendisini bir reformcu olarak sunan son aday Muhsin Mihralizade ise ülkenin sorunlarının “yönetim krizi”nde ve yetkililerin “siyah-beyaz” anlayışında yattığını söyledi. Yetkililere karşı halkın güveninin azaldığına işaret eden Mihralizade, geçim durumunun “siyasallaşmanın” ağırlığı altında ezildiğini söyledi ve “İnsanlar şeffaflık ve dürüstlük istiyor” dedi.
Mihralizade İran Radyo Televizyon Kurumu'nu (IRIB) protesto ederek "medya otoritesinin Tahran'dan Londra'ya geçtiğini" vurguladı ve “Bazılarında yasaya ve planlara hiçbir bağlılık yok. Sorun yetkililerin performansında ve yapıda. Zira en küçük sorunlar krize dönüşüyor” ifadelerini kullanarak gençler arasındaki yüksek göç oranına dikkat çekti. Ayrıca muhafazakarları önceki ABD yönetiminin getirdiği yaptırımlar sorununu görmezden geldikleri için eleştirdi.
Mihralizade münazarada müttefiki Himmeti’nin stratejisini izleyerek Reisi’yi eleştirilerinin hedefi haline getirdi. Reisi’nin çarşamba günü ülkenin güneybatısında kalan Ahvaz kentine gidişini eleştiren Mihralizade “Eğer Kovid-19 tehlikeliyse ve şehir kırmızı kategorisinde yer alıyorsa, sayın Reisi neden oraya binlerce insanı topladı? İnsanlar soruyor Kovid-19 var mı yok mu? Tehlikeli mi değil mi?” şeklinde konuştu.
Aynı zamanda Mihralizade Sünnilerin idari görevlerde saf dışı bırakılmasını da eleştirdi. Başta Sünniler olmak üzere ülkenin doğusunda ve batısında ikinci plana atılan kişilere karşı yapılan bu "ayrımcılığı" telafi etme sözü verdi. “Toplumsal umudun kaybolmasına” karşı uyarıda bulunan Mihralizade “Tüm çabalara rağmen seçim ortamı hala hareketsiz. Bunun nedeni halkın seçimlerde herhangi bir etkilerinin olacağına dair umudunu yitirmiş olması” ifadelerini kullandı.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.