Tunus güvenlik güçleri halkın güvenini kaybediyor. Oluşan tablo Nahda öncesi yılları hatırlatıyor

Hükümet, geçtiğimiz aylarda meydana gelen ihlal ve saldırıların genişlemesiyle kendisine destek veren partiler üzerinde siyasi bir yük haline geldi

Güvenlik güçlerinin son uygulamaları, 2011 sonunda Nahda hareketinin iktidara gelmesindeki Tunus'un yaşadığı anıları canlandırdı (AFP)
Güvenlik güçlerinin son uygulamaları, 2011 sonunda Nahda hareketinin iktidara gelmesindeki Tunus'un yaşadığı anıları canlandırdı (AFP)
TT

Tunus güvenlik güçleri halkın güvenini kaybediyor. Oluşan tablo Nahda öncesi yılları hatırlatıyor

Güvenlik güçlerinin son uygulamaları, 2011 sonunda Nahda hareketinin iktidara gelmesindeki Tunus'un yaşadığı anıları canlandırdı (AFP)
Güvenlik güçlerinin son uygulamaları, 2011 sonunda Nahda hareketinin iktidara gelmesindeki Tunus'un yaşadığı anıları canlandırdı (AFP)

Basil Tercüman
Tunus'ta son günlerde meydana gelen olaylardan en sonuncusu, çevik kuvvet polisinin reşit olmayan bir çocuğu sürükleyerek kıyafetlerini çıkararak, alkol ve uyuşturucu kullanımı suçları işlediğini iddia etmesiydi. Sivillere yönelik ve birçoğunun ölümüne neden olan sık sık saldırı vakaları ve onlara karşı ciddi ihlallerin kaydedildiği Tunus'ta güvenlik görevlileri ve vatandaşlar arasındaki ilişkinin doğası hakkında şüpheler uyandırıyor.

Güven sorunu
Tunus'un yoksul bir banliyösü olan Sidi Hüseyin mahallesinde yaşanan son olay, İçişleri Bakanlığı'nın gerçeği görmezden gelen açıklamalarıyla şiddetlenen ve güçlü bir şekilde yeniden ortaya çıkan ve son birkaç ayda endişe verici bir bozulmayla, güvenlik birimleri ile ilgili geçmişten gelen kötü imajdan dolayı derinleşen bir halk öfkesi dalgasını ateşledi.
Latifa Hüsnü güç kullanımının hükümete ve onun Nahda Hareketi liderliğindeki siyasi yapıya olan güven krizinin bir sonucu olarak geldiğini ve bunun da siyasilerin sokaktaki popülaritesinin azalmasına neden olarak şiddetli ve gergin bir halk yarattığını, böylece sokağın, siyasi kriz ve iktidar sisteminin başarısızlığı nedeniyle Tunus'un ekonomik ve sosyal çöküş düzeyinde yaşadığı gerçek krizleri unuttuğunu söylüyor.
Hüsnü, bugün gençlerin çok öfkeli olduklarını ve susmayacaklarını ancak örgütlü olmadıklarını, mevcut siyasi sisteme güvenmediklerini, bunun önümüzdeki günlerde krizi ve çatışmayı daha da büyüteceğini kaydetti. Ayrıca içinde bulunulan durumun, herkese 2011'den sonra Nahda’nın yönetim yıllarını ve Tunus'un benzer şiddet olaylarına tanık olduğunu hatırlattığını söyledi.

Tarih tekerrür ediyor
Güvenlik güçlerinin uygulamaları, 2011 sonunda Nahda hareketinin iktidara gelmesinden sonra Tunus'un yaşadığı anıları canlandırdı. Ülke o dönem itibariyle birtakım saldırılara ve insan hakları ihlallerine tanık oldu. Bunların sonuncusu gazeteci Vefa Dias’nin ifadesine göre 2013 yılında muhaliflerden Şükri Belid ve Muhammed el-Brahimi’ye kadar uzandı. “Bunlar, 2011 seçimlerinden çıkan bir rejimin polis şiddetini kullanarak topluma diz çöktürmek ve Nahda hareketinin siyasi ideolojisini topluma zorla kabul ettirme girişimleridir. Bu kapsamda olmak üzere 2012 yılında Tunus kentlerinde sivillere yönelik meydana gelen şiddet olaylarının yanısıra ordu ve güvenlik kurumları mensuplarına karşı Nahda hareketinin bilgisi dahilinde “Ensar el-Şeria örgütün” eliyle şiddet ve terör eylemleri gerçekleştirildi” diyor.
Dias, benzeri uygulamaların bugün de tekrarlandığını, güvenlik birimleri tarafından daha önce görülmemiş bir şekilde göstericilere ve sivillere karşı şiddet uygulanırken yargı kurumlarına veya medya kuruluşlarına karşı sınırı aşanlara, yargı bünyesinde yer alan cumhuriyet savcılığı karargahına baskın düzenleyen ve yolsuzluk soruşturmasını özellikle de “Tunus’in Kalbi Partisi” başkanı ve Nahda hareketinin iktidar ortağı Nebil Karvi Şerik hakkında soruşturma yürüten yargı mensuplarını tehdit eden milletvekillerine kanunun uygulanmasında görmezden gelmekte, konuyu kapatmaktadırlar.
Dias, bir belediye çalışanı tarafından özel bir radyoya gerçekleştirilen saldırı ile ilgili olarak “Belediye başkanı radyonun kendisine hakaret ettiğini söylemesi, kendi yandaşlarının özellikle siyasi kuşak partilerinden Nahda hareketinin yaptıkları karşısında hükümetin ne derece sessiz kaldığını göstermektedir. Güvenlik güçlerinin radyo istasyonunu korumak için neden hareket etmediğin, saldırganları durdurmadığını veya konuyla ilgili soruşturma açmadığını merak ediyorum? Zira tüm olaylar karşısındaki sessizlik saldırganları cesaretlendiriyor ve onların cezadan kurtulmalarını sağlıyor” dedi.

Nahda yaşananları kınadı
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Reşit olmayan çocuğun sürüklenmesi olayı, hükümeti destekleyen siyasi partileri bu eylemin sorumluluğunu üslenmekten uzaklaşmaya zorladı. Nahda Hareketi Yürütme Ofisi operasyonu kınadı ve bu Haziran ayının onuncu günü yaptığı açıklamada, “Değerlerimizi, ahlakımızı ve Cumhuriyetin güvenliğinin değerlerini tamamen ihlal eden Sidi Hüseyin'de meydana gelen menfur olay hakkında ciddi bir soruşturma açılması, sorumlulukların belirlenmesi ve bu olaya karıştığı kanıtlanan herkesin hesap vermesi çağrısında bulunuyoruz.”
Nahda'nın Şura Konseyi başkanı Abdulkerim Haruni ise, "Hareket demokratik olarak doğdu ve demokratik kalacak. Tunus'un demokrasi kalesi olmaya devam edecek. Sivil ya da gayri resmi tiranlığın geri dönüşüne hiçbir şekilde izin verilmeyecek. Bu Nahda’nın görevidir ve bu onun önceliğidir" dedi.
Nahda’nın despotizme karşı bir baraj olarak kalacağını ve kesinlikle bundan dönüşe izin vermeyeceğini sözlerine ekledi.

Hükümetin ikilemi
Hükümetin olumsuz performansı ve birçok düzeydeki başarısızlığı ve son aylarda meydana gelen ihlal ve saldırıların genişlemesiyle, kendilerini destekleyen partiler üzerinde siyasi bir yük haline geldiğini düşünen bazı gözlemcilere göre görevi bırakması için yapılan çağrılar acil bir gereklilik haline geldi. Bu durum çok sayıda etkili dernek ve sivil toplum kuruluşu tarafından imzalanan açıklama ile yaygın bir halk öfkesine yol açtı. Başbakan, yaşananlardan güvenlik teşkilatını sorumlu tutarken, vatandaşların mağdur olduğu saldırıları hatırlatarak, faillerin cezalandırılmasını talep etti.

Güvenlik güçleri ile çatışmalar devam ediyor
Ahmed bin Munsıf bin Ammar adlı gencin güvenlik görevlileri tarafından tutuklanmasının ardından öldürülmesi, reşit olmayan bir çocuğun kıyafetlerinin çıkarılması, sürüklenmesi ve halka açık yollarda darp edilmesinin üzerinden altı gün geçtikten sonra dahi Tunus’un Başkentindeki Sidi Hüseyin'de güvenlik güçlerinin bulunduğu mahallelerde gece çatışmaları devam ediyor. Siyasi analist Nabil Belfakih'in söylediğine göre bu mahallelerdeki öfkeli gençlerle diyalog kurulmasına yönelik herhangi bir girişimin olmaksızın, güvenlik çözümlerinde ısrar edilmesi, diyalog kurmada ve dayanışmada başarısız olan tüm siyasi partilerin olay yerinden çekilmesi, durumu kontrol etmeye ve sükuneti sağlamaya çalışmak için büyük güçleri harekete geçirmeye sürükledi.
Balfakih, terörle mücadelede uyum ve yakınlaşmaya tanık olunan yıllardan ardından vatandaşlar ve güvenlik güçleri arasındaki ilişkilerin olumsuz ve şiddetli bir şekilde eski haline dönmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirerek ve 5 yıl önce DEAŞ’ın Ben Guardane şehrine düzenlediği saldırı sonrasında vatandaşların teröriste karşı güvenlik görevlilerinin yanında nasıl durduklarını hatırlatarak “Aralarındaki ilişkinin doğasını değiştirmede bir dönüm noktası olan bu imaj ortadan kalkmış ve yerini yeni cumhuriyet sisteminin anayasasına ve değerlerine saygı temelinde değiştirmeye çalışan bir imaja bırakmıştır” dedi.



Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
TT

Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)

Gazze'deki yetkililer, bölgede sakinlerin yaşadığı ve yıkılma tehlikesi bulunan bina sayısının yaklaşık 2 bin olduğunu tahmin ediyor. Buna rağmen bölge halkı ve yetkililer, kendilerini barındıkları binaların çatılarının çökmesi tehlikesine karşı koruyabilecek herhangi bir alternatif bulunmadığını kabul ediyor.

Gazze kentinde bir hafta önce “Saade” binasının çökmesinden zarar gören kişiler ve görgü tanıkları, yaklaşan kış ve yağışlarla birlikte ortaya çıkabilecek tehlikelere ilişkin “Şarku'l Avsat”a konuştu. Görgü tanıkları ve mağdurlar, yağışların, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı sırasında hasar gören diğer binaların da çökmesini hızlandırabileceği uyarısında bulundu.


Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.