Davullu zurnalı düğün yapan şeytanlar, uyurken boğmaya çalışan cinler... Efsanelerdeki en korkutucu sıradışı varlıklar, "Türklerin Şeytani Masalları" kitabında anlatıldı

Tasviri resmi görülen şeytan da Türk masallarında ve efsanelerinde yer alan varlıklardan biri / Fotoğraf: YouTube
Tasviri resmi görülen şeytan da Türk masallarında ve efsanelerinde yer alan varlıklardan biri / Fotoğraf: YouTube
TT

Davullu zurnalı düğün yapan şeytanlar, uyurken boğmaya çalışan cinler... Efsanelerdeki en korkutucu sıradışı varlıklar, "Türklerin Şeytani Masalları" kitabında anlatıldı

Tasviri resmi görülen şeytan da Türk masallarında ve efsanelerinde yer alan varlıklardan biri / Fotoğraf: YouTube
Tasviri resmi görülen şeytan da Türk masallarında ve efsanelerinde yer alan varlıklardan biri / Fotoğraf: YouTube

Korku, en güçlü duyguların başında geliyor.
İnsanları olmadık tepkilere ve davranışlara zorlayan korku duygusunun tahrik edici ve merak uyandırıcı bir yanı da var.
İnsanların korktukları olayları da her zaman merak ettikleri biliniyor.
Bundan dolayı geçmişten günümüze korku içeren filmler ve kitaplar her zaman satış oranlarında veya izlenmelerde üst sıralarda yer buluyor.
Sadece Türkler'de değil, her toplumun masallarında, efsanelerinde korku ayrılmaz bir parça olarak yerini alıyor.
İnsanların hayal dünyalarında geliştirdikleri sıradışı varlıklar, bu masalların ve efsanelerin baş kahramanları olarak binlerce yıl boyunca dilden dile aktarıldı. Hatta kimisinin ünü ve inanırlığı günümüze kadar ulaştı.
Birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Türkiye'de masal ve efsaneler açısından hayli zengin bir coğrafya.
Bu masal ve efsaneler içinde birçok da korkutucu sıradışı varlığa dair söylenceler de var.
Geçmişte bu sıradışı varlıklara olan inanç o kadar güçlüydü ki insanlar gündelik yaşamlarını bile yeri geldiğinde onlara göre düzenler, kendilerini korumak üzere önlemler aldıkları bilinen bir gerçek. 
Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Görevlisi Dr. Yazar Seçkin Sarpkaya, Türkiye genelindeki 4 bin 500'e yakın masal ve efsaneyi tarayarak bir kitap hazırladı. "Türklerin Şeytani Masalları" adlı kitap Karakum Yayınları'ndan çıktı. Kitapta günümüzde bile okuyanı ürperten 34 sıradışı varlığa dair söylence yer alıyor.
Kitap, Sarpkaya'nın "Türkiye Sahası Masal ve Efsanelerinde Demonolojik Varlıklar" adlı yüksek lisans tezinin uyarlanmış hali.
İlk baskısı 2017'de yapılan kitabın dördüncü baskısı geçtiğimiz günlerde yapılarak yeniden piyasaya sürüldü.
Kitapta anlatılan, birçoğumuzun dinlediğimiz masallarda veya efsanelerde adını duyduğumuz ancak özelliklerini pek bilmediğimiz o sıradışı varlıklara ilişkin bilgiler yer alıyor. 

Seçkin Sarpkaya (sağda) / Fotoğraf: Independent Türkçe 
Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte olan devler
Birçok toplumun masallarında ve efsanelerinde yer alan devler, Türk masallarında ve efsanelerinde de yaygın bir şekilde görülüyor.
Dev ile ilgili masallarda çeşitli tasvirler var. Ancak Türk mitolojisinde en yaygın haliyle dev, bir dudağı yerde bir dudağı gökte, insanın kokusunu uzak mesafelerden alabilen, genellikle kötü ama kimi zaman iyi de olabilen çok büyük ve korkunç bir varlık olarak tasvir ediliyor.

Periler, güzeller ama kötülük de yapabiliyorlar
Yine birçok toplumunun masallarında yer alan periler, genellikle çok küçük, büyülü, insanlara yardım eden veya kötülük yapabilen ve genellikle dişi olan olağan üstü varlıklar olarak hayal ediliyor.
Türk masallarında ise peri daha çok güzellikle ilişkilendiriliyor. Hatta kimi zaman peri kızıyla evlenme de görülüyor. Periler masallarda çeşitli hayvanların şekline hatta insana bile dönüşebiliyor.

Yerli cadılar, süpürgede değil küpe binerek uçuyor
Batı toplumlarında çok yaygın bir inanış olan ve günümüzde bile birçok filme konu olan cadılara, Türk masallarında da sıklıkla yer veriliyor.
Türk masallarında hortlak ile cadılar arasında benzerlik bulunuyor. Cadılar, geceleri dirilen, insanlara kötülük eden ve genellikle kadın olan varlıklar olarak tasvir ediliyor.
Cadı masallarının en yaygın olduğu yerlerden biri ise Trabzon. Burada "Cazı" olarak da anılan cadıların en tehlikelisi "Kırım Cazısı" veya "Kırım Kocakarısı" olarak biliniyor. Batı kültürlerinde cadı genellikle süpürgeye binip uçarken, Türk masallarında ise küpe binerek uçtuğu anlatılıyor.

Canavar, "Böcü" adıyla da biliniyor
Türkiye masallarında daha çok hayvani özelliklere sahip olduğu ve büyük bir kurt olarak düşünülen varlık canavar olarak ifade ediliyor.
Kimi zaman bazı masallarda "Böcü" adı da canavar için kullanılıyor.

Ejderha, ölüm ve karanlığın sembolü
Yine başta Batı toplumları ve Çin efsanelerinin önemli kahramanlarından ejderha da Türk masallarında kendine geniş yer buluyor. Türkiye, Türklerinin masallarında ejderha hızlıdır, büyüktür, ağzından ateşler püskürür ve etrafındaki her şeyi yakar. Ölüm ve karanlığın sembolü olarak da görülür.

Sivri kazmalı, darbukalı cinler…
İslamiyet'in de varlıklarını kabul etmesi nedeniyle günümüzde de yaygın bir inanış olan cinlerin tasviriyle ilgili masallarda kısa bilgiler var. Masallarda cin istediği şekle girebilir. Bir kadın kendilerine ait gölün kenarına gelince taşlarlar ancak o sırada görünmezdirler. Cinlerin elinde sivri kazmaları vardır. Cinlerin darbukası (dömbek) vardır. Korkunç sesler ve ışıklar çıkarırlar.

Arap, yeraltında yaşar, dev ve cinlere benzer
Her ne kadar bir ulusun adı olsa da Arap ismi, Türk masallarında dev ve cin ile benzeyen, genellikle olumsuz özellikler taşıyan ama bazı masallarda ise olumlu olarak da anlatılan bir varlığı da tasvir için kullanılır. Genellikle kuyu, kaya altı mağarası gibi yeraltıyla ilgili mekanlarda yaşar veya bulunur.

Şeytanlar, cinler ve perilerle davullu, zurnalı eğlence yapıyor
Yine kutsal kitaplarda da anlatılmasından dolayı halen yaygın bir inanış olan şeytan, Türk masallarında da geçiyor. Masallara göre şeytan insanların gözüne görünmez, onları kötü ve zarar veren işlere sürükler. Adına iblis de denir. Kimi masallarda kör, tek gözlü ve topal olarak da tasvir edilir. Şeytanlar, cinler ve perilerle birlikte davul, zurna eşliğinde düğün yapar, eğlenceler düzenlerler. Sabaha kadar süren bu eğlenceler horoz sesinin duyulmasıyla biter ve şeytanlar kaçar.

Şahmaran, en yaygın bilinen masal kahramanlarından biri / Fotoğraf: Wikipedia
Şahmaran, görünüşü ürkütücü ama kendisi iyi
Halı ve kilim desenlerinde de hayali tasvirine yer verilen Şahmaran, Türk masallarında sıklıkla bahsedilen varlıklardan.
Şahmaran, insan ve yılan karışımı bir şekilde de tasvir edilir. İnsan gibi konuşur ve insanlarla iletişim kurabilir. Yeraltıyla alakalı yerlerde yaşar.
Şahmaran'ın genelde bir kuyudan inilerek ulaşılan bir sarayı vardır. Şahmaran, yılan ve ejderhayla bağlantısından dolayı korkulan bir varlık olmasına karşın bazı masallarda iyi ve yardımsever olduğu da görülür.

Loğusa kadınların belalısı: Alkarısı (Albastı):
Sadece Anadolu'da değil aynı zamanda Kafkasya ve Orta Asya'ya kadar geniş bir coğrafyada bilinen bir efsanevi varlık.
Bölgelere göre "almıs", "abası" gibi isimlerle de bilinen bu efsanenin Sümerler'deki "Al" ve "Alu" adlı varlıklarla ilişkili olabileceği iddia ediliyor.
Çeşitli su kaynaklarında ve su temin edilen yerlerde bulunan bu varlık, özellikle loğusa kadınlara, bebeklere ve atlara zarar veriyor.
Vücuduna iğne batırılıp görünür hale getirilir ise esir edilerek bulunduğu eve hizmetçi yapılabiliyor.
Üzerindeki iğne çekildiğinde tekrar kaçarak kendi türünün yanına dönse bile diğer alkarıları onu kabul etmeyerek öldürüyor.
Öldüğü suyun kıpkırmızı olmasıyla anlaşılıyor.

Pirabok, kötülük yapan vahşi yaratık
Daha çok Mardin ve Diyarbakır efsanelerinde geçer. Pir Abok, Hul Hule, Piraboçik, Pirelik ve Pirik gibi adlandırmaları da vardır. Kötülük yapan bir cin olarak düşünülür, saçı beline kadar uzamış, dişleri uzun, eğri, yüzü benekli, gözbebeği korkunç, çirkin ve vahşi bir yaratık olarak tasvir edilir.

Kapoz, çirkin ve korkutucu
Efsanelerde "Kapos", "Kepoz", "Karabasan", "Karakura" adlarıyla da bilinen bir varlıktır. İnsan şeklinde ama şekil bozukluklarıyla çirkin ve korkutucudur. Kocaman memelerini omuzlarına atmış, uzun ve dağınık saçlı, iri yarı bir kadın olarak tasvir edildiği efsaneler de vardır. Kara keçi ve kedi, köpek kılığına da girebilir. Alkarısı gibi özellikle bebeklere ve atlara musallat olur.

Geçkinler, Muğla efsanelerinin sıra dışı varlığı
Daha çok Muğla efsanelerinde yer alan cin türünden olduğuna inanılan bir olağan üstü varlıktır. Ellerinde şarap şişeleri olan kadınlar olarak tasvir edildikleri de olur. İnsanı korkutan sesler çıkarırlar.

Şubat gelince tek kalınmaz çünkü Şubat Karısı karşınıza çıkabilir
Efsaneye göre Şubat Karısı kuyuda yaşar. Eylemlerini gerçekleştirmek üzere kuyudan çıkıp gelir. Her yıl Şubat ayında kuyudan çıkar. Çocukları tanıdıkları birinin sesiyle kandırır ve yanına gelen çocukları boğar. İnsanların yanına tanıdıkları biri gibi çıkıp onları kandırıp götürür. Bu yüzden Şubat ayında bir yere gitmek için sözleşilmez, yalnız sokağa çıkılmaz, yalnız uyunmaz.

Haftar, insanları korkutmayı seviyor
Diyarbakır efsanelerinde adı geçer. Heft Vurması ve Heftik Vurması adıyla da bilinen Haftar, belirsiz, yapısı tam olarak açıklanmayan ve insanın yanından hızlıca geçen bir şey olarak tasvir edilir. İnsanları korkutmaya yönelik eylemler gerçekleştirir.

Oğrak, keçi veya oğlak şeklinde de görülür
Ağrı efsanelerinde adı geçen cinlere benzer özellikler taşıyan Oğrak, kimi zaman keçi, oğlak şeklinde görülür, kimi zaman bir ceset şekline dönüşür. Genelde yolda giden insanların karşısına çıkarak onları korkutur.

Pispatik, adam şeklinde ama güzel kadına da dönüşebiliyor
Yine Diyarbakır efsanelerinde geçen bir varlık olan Pispatik, bir adam şeklindedir ancak üzerine çuvaldız batırılınca genç ve güzel bir kadına dönüşür. Loğusa kadınlara zarar vermesinden dolayı evde olduğu veya evle bağlantılı olduğu da düşünülür. Yollarda da insanın karşısına çıkabilir.

Congulus, kışın Yozgatlıların korkulu rüyası
Yozgat civarındaki efsanelerin kahramanı Congulus, kışın en sert günlerinde ortaya çıkar ve açıkta bulduğu suyu yiyecekleri kusarak kirletir.
Bunlardan içen veya yiyen hastalanır. Kimi zaman insanları uykudayken sevdiği insanın sesiyle çağırarak kaçırır.
Bu kişinin uyanabilirse kurtulacağına, uyanamazsa donarak öleceğine inanılır.
Congulus'un pancar olan eve gelmeyeceğine inanıldığından Congulus günlerinde evde pancar kaynatılır ya da evin eşiğine gömülür.

Karabasan efsanesinin benzerleri farklı isimlerle değişik illerde biliniyor
Hibilik, Malatyalılara rahat uyku uyutmazdı
Malatya efsanelerinde yer alan alkarısına benzeyen bir varlıktır. Alkarısından farklı olarak erkeklere de musallat olur.
Yalnız bir erkek veya kadın şeklinde görünerek uykularında insanların göğsüne çökerek öldürene kadar boğazlarını sıkar. Gıbilik adıyla da bilinir.  

Trabzon efsanelerinde Davara, gece ortaya çıkıyor
Trabzon efsanelerinde adı geçen Davara, iri yarı, şişman, ağır bir yaratık olarak tasvir edilir. Avuç içinde ince bir delik vardır. Genellikle evde bulunur. Gece vakti uykularında insanların üzerine çökerek onları boğmaya çalışır.

Mekir, mezarlıkları ve hamamları mesken tutuyor
Anadolu'nun iç ve doğu bölgelerinde özellikle de Gümüşhane, Tokat, Erzurum efsanelerinde geçer. Bir cin olduğu düşünülür özellikle geceleri mezarlıklarda, hamam gibi yerlerde insanların karşısına çıkan bir yaratık olarak tanımlanır.
Hayvan şekillerine girebildiği gibi bir ölü veya tabut şeklinde de görülebilir. Kara renklidir, şekil değiştirebilir.

Enkebir'den kurtulmanın yolu ezan okumak
Anadolu'nun bazı yerlerinde karabasan olarak bilinen varlığın bir türü olduğuna inanılır. Sivas efsanelerinde adı daha çok geçer. Yine Karavura, Kara Kunduz gibi insanların uyurken üzerlerine çökerek öldürmeye çalışır. Ondan kurtulmanın tek yolu ezan okumaktır.

Ayak parmağını oynatan kadın Karavura'dan kurtulurdu
Karkura, Karakura gibi isimlerle bilinir. Cin bazen de albastı ile benzer özellikle gösterir. Birçok ilde farklı isimlerle de adlandırılan Karavura, uyuyan kadınların üstüne çıkıp boğmaya çalışır ve kedi gibi mırıldanır. Kadın o sırada ayak parmağını oynatabilirse kurtulabilir. Kimi efsanelerde de kedi büyüklüğünde bir keçiye benzeyen Karakuvura, erkekleri boğmak için üstlerine çullanan bir varlık olarak geçer.

Kardek, iki yılda bir köylere yaklaşır, ölümle anılırdı
Bingöl efsanelerinde geçer. İki yılda bir köylerin yakınına gelip seslenir. Onun çağrısına uyup giden insanlar dönmemiştir. Bundan dolayı bölgede ölüme gitmeyi ifade eden "Kardek seni mi çağırdı?" ifadesi bulunmaktadır.

Kara Kunduz, görünmez ama öldürür
Bir Malatya efsanesinde geçen göze görünmeyen ve insanı öldürmeye çalışan bir varlıktır.
Independent Türkçe



Oscar ödüllü Nicole Kidman ve Jamie Lee Curtis’ten yeni suç serisi: Scarpetta

Diziye adını veren Scarpetta'yı canlandıran 58 yaşındaki Nicole Kidman, Saatler'deki (The Hours) performansıyla 2003'te Oscar'a uzanmıştı (Amazon Prime Video)
Diziye adını veren Scarpetta'yı canlandıran 58 yaşındaki Nicole Kidman, Saatler'deki (The Hours) performansıyla 2003'te Oscar'a uzanmıştı (Amazon Prime Video)
TT

Oscar ödüllü Nicole Kidman ve Jamie Lee Curtis’ten yeni suç serisi: Scarpetta

Diziye adını veren Scarpetta'yı canlandıran 58 yaşındaki Nicole Kidman, Saatler'deki (The Hours) performansıyla 2003'te Oscar'a uzanmıştı (Amazon Prime Video)
Diziye adını veren Scarpetta'yı canlandıran 58 yaşındaki Nicole Kidman, Saatler'deki (The Hours) performansıyla 2003'te Oscar'a uzanmıştı (Amazon Prime Video)

Nicole Kidman, Amazon imzalı Scarpetta dizisinin yeni fragmanında Kay Scarpetta rolüyle yeniden izleyicinin karşısına çıkıyor. Dizi, 11 Mart'ta Prime Video'da yayına girecek.

Gerilim dozu yüksek suç dizisi, yetenekli Dr. Kay Scarpetta'nın bir seri katilin izini sürmesini konu ediniyor.

Dizinin resmi tanıtım metninde şu ifadeler yer alıyor:

Usta elleri ve sarsıcı bakışıyla, tavizsiz adli tabip Kay Scarpetta, kurbanların sesi olmaya, bir seri katilin maskesini düşürmeye ve 28 yıl önce kariyerini şekillendiren davanın aynı zamanda kendi sonunu hazırlamadığını kanıtlamaya kararlı.

Yapımda Kidman'a Scarpetta'nın ablası Dorothy Farinelli'yi canlandıran Oscar ödüllü Jamie Lee Curtis eşlik ediyor. 

Kadroda ayrıca Dedektif Pete Marino rolünde Bobby Cannavale, FBI profil uzmanı Benton Wesley'yi canlandıran Simon Baker ve teknoloji meraklısı Lucy Watson'ı oynayan Ariana DeBose bulunuyor.

Hikaye iki zaman diliminde ilerlerken karakterlerin gençlik hallerine Rosy McEwen, Amanda Righetti, Jake Cannavale ve Hunter Parrish hayat veriyor.

1990'da okurla buluşan Kay Scarpetta hikayesi, bugüne kadar dünya genelinde 120 milyonun üzerinde satışa ulaştı.

Dizi, 1990'larda baş adli tıp uzmanı olarak görev yapan Scarpetta'nın yıllar sonra memleketine geri dönüp aynı görevi üstlenmesi ve vahşi bir cinayeti soruşturmasını merkezine alıyor. 

Resmi özetine göre dizi, Scarpetta'nın adalet arayışını, karmaşık aile ilişkilerini, kişisel ve profesyonel hesaplaşmalarını ve tüm kariyerini sarsabilecek sırlarla yüzleşmesini izliyor.

Liz Sarnoff, dizi sorumlusu görevini üstlenirken Kidman ve Curtis'le birlikte yönetici yapımcı olarak projede yer alıyor.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, TV Insider


Zaman Nolan’ı haklı çıkardı: Tartışmalı filmi 12 yılda nasıl modern bir klasiğe dönüştü?

48 yaşındaki Oscarlı yıldız Jessica Chastain, Yıldızlararası'nda başta bir erkek karakter olarak yazılan Murphy Cooper'ı canlandırmıştı (Warner Bros. Pictures)
48 yaşındaki Oscarlı yıldız Jessica Chastain, Yıldızlararası'nda başta bir erkek karakter olarak yazılan Murphy Cooper'ı canlandırmıştı (Warner Bros. Pictures)
TT

Zaman Nolan’ı haklı çıkardı: Tartışmalı filmi 12 yılda nasıl modern bir klasiğe dönüştü?

48 yaşındaki Oscarlı yıldız Jessica Chastain, Yıldızlararası'nda başta bir erkek karakter olarak yazılan Murphy Cooper'ı canlandırmıştı (Warner Bros. Pictures)
48 yaşındaki Oscarlı yıldız Jessica Chastain, Yıldızlararası'nda başta bir erkek karakter olarak yazılan Murphy Cooper'ı canlandırmıştı (Warner Bros. Pictures)

Christopher Nolan'ın Yıldızlararası (Interstellar) filmi, gösterime girdiğinde yönetmenin en çok tartışılan yapımlarından biri olmuş, eleştirmenler ve izleyicilerden hem olumlu hem de olumsuz tepkiler almıştı. 

Aradan 12 yıl geçtikten sonra Nolan, filmin zaman içindeki itibar dönüşümünü ve bugün birçok kişi tarafından "kıymeti geç anlaşılmış modern bir klasik" diye görülmesini değerlendirdi.

55 yaşındaki yönetmen, oyuncu Timothée Chalamet'yle Variety için yaptığı söyleşide, filmin ilk karşılanışını "biraz muğlak" diye niteledi. 

"Eleştirmenlerin bir kısmı filme burun kıvırdı, benzer bir mesafe izleyicinin bir bölümünde de vardı" diyen Nolan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Özellikle dünya genelinde gişede çok iyi iş yaptı. Ama sanki tam olarak karşılık bulmadı... Bunu söylemek kibirli kaçacak ama, benden böyle bir şey görmeye 'hazır değillerdi'.

Nolan, Yıldızlararası'nı hiç beğenmeyenlere karşı bir kırgınlık taşımadığını da vurguladı. Yönetmene göre bir filmin izleyicide olumlu ya da olumsuz, yoğun bir duygu uyandırması umursamaz bir tepkiden daha değerli.

Nolan, "Yıllarca bir yerde beni görüp yanıma geldiklerinde hep Kara Şövalye'den (Dark Knight) bahsederlerdi. Ama son 10 yılda bu, Yıldızlararası'na dönüştü. Bu harika bir şey" dedi. 

İki yıl önce filmi yeniden gösterime soktuk ve 5 milyon dolar kazandı. Yakaladığı başarı inanılmaz. Bu çok ödüllendirici. Yönetmenlikte tuhaf olan şeylerden biri şu: Bir projeye takıntılı biçimde gömülüyorsunuz. Alabileceğiniz en kötü tepki de insanların 'Eh, fena değil. İdare eder' demesi. Neredeyse şunu tercih edersiniz: Ya tutkuyla nefret etsinler ya da tutkuyla, takıntılı bir şekilde aşık olsunlar.

Nolan, filmin vizyona girdiği ilk dönemde Yıldızlararası'ndan kişisel olarak etkilendiğini söyleyen insanlarla karşılaşmanın kendisini teselli ettiğini belirtti. Yine de filmin zamanının ilerisinde kalmış olabileceğini kabul ediyor.

Sözlerine "Bu ölçekte bir film yaptığınızda..." diye başlayan Nolan, şöyle devam ediyor: 

Filmi tamamladığımız dönemde yaptığımız her gösterimde mutlaka biri gözyaşları içinde olur, çok derinden etkilenirdi. Bu yeter. Kültürün bir şeyi hemen benimsemesini isteyemezsiniz. Bu fazla beklenti olur.

Yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü: 

Filme gerçekten derin bir şekilde bağ kuran insanlarla konuştuğunuzda, orada olduğunu anlarsınız. İşinizi yapmışsınızdır. Gerisi zamanın ruhuyla ve sizin onun içinde nereye oturduğunuzla ilgili.

Independent Türkçe, Variety, GamesRadar


307 milyon yıllık fosil, otçul beslenmenin tarihine ışık tuttu

Tyrannoroter heberti'nin yuva kazan hayvanlardan olduğu düşünülüyor (Hannah Fredd)
Tyrannoroter heberti'nin yuva kazan hayvanlardan olduğu düşünülüyor (Hannah Fredd)
TT

307 milyon yıllık fosil, otçul beslenmenin tarihine ışık tuttu

Tyrannoroter heberti'nin yuva kazan hayvanlardan olduğu düşünülüyor (Hannah Fredd)
Tyrannoroter heberti'nin yuva kazan hayvanlardan olduğu düşünülüyor (Hannah Fredd)

307 milyon yıllık kafatası fosilini inceleyen bilim insanları, karada yaşayan ve bitkiyle beslenen en eski omurgalı hayvanlardan birini keşfetti.

İlk omurgalılar yaklaşık 370 milyon yıl önce sudan çıktığında, bitkiler yaklaşık 100 milyon yıldır karada yaşıyordu.

Milyonlarca yıl etle beslenen bu hayvanlar, zamanla bitkilere yöneldi. 

Şikago'daki Field Müzesi'nden evrimsel biyolog Arjan Mann ve ekibi, Tyrannoroter heberti adını verdikleri yeni bir türün bu geçişi yapan ilk hayvanlardan biri olduğunu tespit etti.

Yaklaşık 358 milyon yıl önce başlayıp 299 milyon yıl önce sona eren Karbonifer Dönemi'nde yaşayan bu tür, karada yaşayan 4 ayaklı tetrapodların ilk üyelerindendi. Tetrapodlar, bugünkü amfibiler, sürüngenler, memeliler ve kuşların atasıydı.

Bilim insanları, T. heberti'nin kafatasını Kanada'nın Yeni İskoçya (Nova Scotia) eyaletindeki fosilleşmiş bir ağaç kütüğünün içinde buldu. 

Kafatası sadece 10 santimetre olan hayvanın boyunun 25 santimetreyi aşmadığı tahmin ediliyor.

Araştırmacılar bilgisayarlı tomografiyle T. heberti'nin kafatasını ve dişlerini inceleyerek nasıl beslendiğini saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature Ecology & Evolution'da dün (10 Şubat) yayımlanan çalışmaya göre T. heberti'nin dişleri, böcek ve eklembacaklılarla beslenen hayvanlarla benzerlik gösteriyordu.

Ayrıca damağında ve alt çenesinde, daha sonraki dinozor gibi otçullarda da görülen ve sert bitki parçalarını öğütmeye yarayan plakalar vardı.

Mann "Bu, bitkilerle beslendiği bilinen en eski 4 ayaklı hayvanlardan biri" diyerek ekliyor: 

Bu son derece önemli çünkü bugün karşılaştığımız (otoburların hakimiyetindeki) karasal ekosistemlerin temel bileşenlerinin Karbonifer Dönemi'nden beri var olduğunu ve korunduğunu gösteriyor.

Araştırmacılar T. heberti'nin ilk başta böcekleri yediğini ve daha sonra bitkileri tüketmeye başladığını düşünüyor. Bitkilerle ilk beslenenler böceklerdi. Bu böceklerle beslenen tetrapodlar da, zamanla bitkileri sindirmeye yarayan bağırsak florasını kazanmış olmalı.

Ekip aynı dönemde yaşayan Melanedaphodon adlı bir hayvanın da yumuşak bitkilerle ve böceklerle beslendiğini tespit etti.

T. heberti'nin de bitkilerin yanı sıra karşısına çıkan böcekleri ve eklembacaklıları yediği tahmin ediliyor ancak kafatası, daha sert bitkileri işlemeye Melanedaphodon'dan daha iyi uyum sağladığını gösteriyor.

Mann "Tyrannoroter, yüksek lifli bitki materyalini işleyebilecek adaptasyonlar gösteren en eski ve en eksiksiz omurgalı kara otçulu" diye açıklıyor.

T. heberti'nin keşfi, tetrapodların sanılandan daha uzun zaman önce bitkilerle beslenmeye başladığını göstererek Karbonifer Dönemi'ndeki ekosistemi yeniden şekillendiriyor.

Makalenin yazarlarından Hillary Maddin "Bu keşif, omurgalı hayvanların modern hayvanlara benzer yaşam alanlarına düşündüğümüzden çok daha hızlı yayıldığını ortaya koyuyor" ifadelerini kullanıyor.

Independent Türkçe, Science Alert, Reuters, IFLScience, Nature Ecology & Evolution