İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward Şarku’l Avsat’a konuştu: İnsani yardımın durdurulması, Suriye halkına ölüm cezası demek

Woodward, İran’ı, Suriye ve Yemen'de ‘sorunun bir parçası’ olarak görürken Husilerin ateşkesi kabul etmelerini istedi

Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
TT

İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward Şarku’l Avsat’a konuştu: İnsani yardımın durdurulması, Suriye halkına ölüm cezası demek

Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)

Birleşik Krallık’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Suriye'de yaşananları ‘dünyanın en trajik krizlerinden biri’ olarak nitelendirdi.
Woodward, BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 10 Temmuz’da sona erecek olan sınır ötesi yardım gönderme misyonunu yenilememesinin Suriye halkı için bir ‘ölüm cezası’ olacağı konusunda uyarırken Batılı diplomatlar, Moskova'nın bu konudaki tutumunun ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki zirvenin sonucunun ‘ilk testi’ olduğuna dair inançlarını ifade ettiler. Woodward, Bab el-Hava Sınır Kapısı’nın genişletilmesine ek olarak el-Yarubiye ve Bab es-Selam Sınır Kapılarının yeniden açılması çağrısında bulundu.
İngiliz Kraliyet Ailesi tarafından 2016 yılında kendisine ‘Lady’ unvanı verilen İngiliz diplomat, İran’ın sadece Suriye’de değil, ateşkes anlaşmasına varmak ve yaklaşık 16 milyon Yemenliye insani yardım ulaştırmak için siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydedilmesine destek vermek yerine Husi milislerini desteklemeye devam ettiği Yemen'de de ‘çözümün bir parçası’ olmaktan ziyade sorunun bir parçası olduğunu vurguladı. Woodward, buna karşın Suudi Arabistan, Umman ve ABD’nin Husilerin ateşkesi kabul etmesi ve Marib'deki balistik füze saldırısı ve Suudi Arabistan’daki bir okula yapılan saldırı gibi saldırıları durdurması için gösterdiği çabaları ‘büyük bir memnuniyetle’ karşıladığını söyledi. Libya dosyasına da değinen Woodward, Rusya ve Türkiye’yi BMGK’nın 2570 sayılı kararı ve Libyalılar arasında yapılan anlaşmaların hükümleri uyarınca askeri güçlerini ve paralı askerlerini Libya topraklarından çekmeye çağırdı. Bu hafta yapılması planlanan Libya konulu ikinci Berlin Konferansı’ndan olumlu sonuçlar alınmasını ve siyasi süreçte bu yılın sonunda yapılması planlanan seçimlere doğru olumlu bir ilerlemeye kaydedilmesini umduğunu ifade eden İngiliz diplomat, yeni tip koronavirüs (Kovid-19), iklim değişikliği ve kalkınma gibi büyük zorlukların üstesinden gelmek için İngiltere ve Suudi Arabistan arasında ‘geniş kapsamlı’ ikili iş birliğinden bahsetti.

İşte İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward ile yapılan röportajın tam metni:
-Bölgemiz daha önce başlayan veya yeni patlak veren çatışmalarla dolu. Ancak Suriye halen bu çatışmaların en kötüsüne tanık oluyor. BMGK birkaç kez bu savaşı durdurmaya çalıştı, fakat başarısız oldu. Şimdi Washington'da yeni bir yönetim başladı. ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki zirve sonuçlarında bir umut görüyor musunuz?
Haklısınız. Suriye dünyanın en uzun çatışmalarından birini yaşıyor. Dünya Mülteciler Günü'ne yaklaşırken dünyanın en trajik mülteci krizlerinden birine tanık oluyor. Bu, BMGK’nin ayda üç kez siyasi durumu, insani krizi ve kimyasal silah kullanımını tartıştığı bir konudur. Buna karşın Washington'daki yeni yönetim, bir çözüm bulmaya çalışmak için yeni ve ilerici bir taahhüt getirdi. ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield’ın bölgeyi yakın bir tarihte ziyaret ettiğini ve Suriye'deki son durumu bizzat gördüğünü biliyorum. 13 milyon Suriyelinin insani yardıma çok ihtiyacı olması rahatsız edici bir durum olmaya devam ediyor. BM’ye bağlı bir misyonunun en fazla yardım dağıtması gereken yer burası. Önümüzdeki ay BMGK’de bu insani krizle nasıl yüzleşeceğimizi ve ilk adım olarak Riyad veya Londra’nın nüfusunu aşan iki milyonu çocuk 13 milyon Suriyeliye nasıl daha fazla insani yardım ulaştıracağımızı tartışacağız. Bu yüzden daha fazla sınır kapısından insani yardımların geçmesini istiyoruz, bu yüzden ateşkes çağrısı yapıyoruz, bu yüzden siyasi çözüm için çalışmak istiyoruz.

-Lakin şuan bu durum, Rusya’nın insani yardımların yapıldığı sınır kapısını yardımlara açık tutmayı kabul edip etmeyeceğine bağlı. Rus meslektaşlarınızdan Rusya’nın bir kez daha insani yardımların girişine izin verip vermeyeceklerine dair bir ipucu alabildiniz mi?
Konunun ABD Başkanı Biden ve Rusya Devlet Başkanı Putin arasındaki zirve sırasında gündeme geldiğini biliyorum, ancak şuan elimde  buna dair herhangi bir ipucu yok. Açık konuşmak gerekirse, sınırın kapatılması, Suriye halkına verilen ölüm cezası olur. Dolayısıyla sınırların kapatılmasına yönelik oy kullanmak ya da insani yardımların devam etmesine dair karar taslağını veto etmek, açıkçası Suriyelilerin hayatıyla, bölgenin sağlığıyla ve güvenliğiyle oynanan siyasi bir oyun olacaktır. Bu, Suriye’nin kuzeybatısında mahsur kalan insanlara gıda yardımı, insani yardım ve Kovid-19 aşıları ulaştırılmasıyla ilgili. Bu yüzden, Rusların sadece Bab el-Hava Sınır Kapısı’nı açık tutmanın değil, aynı zamanda el-Yarubiye ve Bab es-Selam Sınır yapılarını da yeniden açmanın önemini anlayacaklarını umuyorum. Çünkü geçtiğimiz yıl tek geçiş noktasını yeterli olmadığını gördük. Çatışma devam ediyor ve yardıma ihtiyaç duyanların en az yüzde 20'si şimdi eskisinden daha çok yardıma muhtaçlar. Bu yüzden bu önemli oylamaya giden haftalarda Ruslarla yakın temas halinde olacağız.

-Suriyelilerin yaşadıkları korkunç insani durumun yanı sıra Ürdün, Irak ve Lübnan gibi komşu ülkeler de Suriyeli mülteciler nedeniyle büyük zorluklarla karşı karşıya kaldılar. Sizce uluslararası toplum bu konuda neler yapabilir?
Bu, Dünya Mülteciler Günü için oldukça konuda odaklı bir soru. Komşu ülkeler omuzlarında büyük bir mülteci yükü taşıyorlar. Bu yüzden İngiltere olarak BM insani programlarına ve mültecilere bir an önce yardım edebilmek, ardından ateşkes ve mülteci kamplarındaki insanlara bir çıkış yolu bulabilecek siyasi çözümler üzerinde çalışabilmek için geçtiğimiz hafta kendisiyle görüştüğüm BM Mülteciler Yüksek Komiseri’ne (Filippo Grandi) yardım etme konusunda kararlıyız.

İran ve devam eden istikrarsızlık
-İran'ı bu çözümün bir parçası olarak mı yoksa sorunun bir parçası olarak mı görüyorsunuz? Sizce İran'ın bu oyunda rolü nedir?

İran, sadece burada değil, diğer bölgesel çatışmalarda da çözümün bir parçası olma konusunda da muazzam bir potansiyele sahip. Ancak şunu söylemeliyim ki, İran şimdiye kadar Husilere verdiği destekle ve balistik füze denemeleriyle bölgenin istikrarsızlaşması ve sorunun bir parçası gibi görünüyor. Dolayısıyla İran'ın bölgede yapıcı bir rol oynamaya geri döneceğini umuyoruz. Bunun çok yardımcı olacaktır.

-Yemen meselesine geleceğim, ancak öncesinde mülteciler söz konusu olduğunda, özellikle Lübnan hakkında da ne düşünüyorsunuz?
Komşu ülkeler omuzlarında kendileri için korkunç olan büyük bir mülteci yükü taşıyor. Bu yüzden, mültecilerden kaynaklanan bu kritik sorulardan bazılarını sadece Lübnan'da değil, komşu ülkelerde ve tüm dünyada mevcut aşamada çözmeye çalışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

-Az evvel dediğim gibi Yemen meselesine geçelim. Yemen, dünyanın en kötü trajedilerinden biridir. Son zamanlarda BM, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık ve diğerler birçok ülkenin büyük çabalar sarf ettiğini, fakat hiçbirinin işe yaramadığını gördük. İran'ın bu çatışmada yapıcı bir rol oynadığını düşünüyor musunuz?
Yemen'de uzun süredir devam eden bir çatışmanın yaşandığını ve 16 milyon insanın yardıma muhtaç olduğunu görüyoruz. İran'ın Yemen’de ateşkesin sağlanması ve insani yardımların ulaştırılması için siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydedilmesine yardımcı olmadığını düşünüyorum. Suudi Arabistan ve Umman’ın ileriye dönük bir yol bulmaya yönelik çabalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Çünkü BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths'in bize söylediği gibi ateşkes üzerinde anlaşmak, Hudeyde limanını açmak, Sana Uluslararası Havaalanı’nı açmak ve bir milyon varilden fazla petrolün denize sızabileceği, korozyona uğrayan ve paslanan petrol tankeri Safer’e bir çözüm bulmak amacıyla taraflar arasında birçok kez diyalog başlatma girişiminde bulundular. Bir noktada bir biriyle kesişen çok sayıda sorun var. Bu sorunlarda İran'ın yapıcı bir rol oynaması oldukça faydalı olacaktır. Ama en önemlisi, bence, Husiler ateşkesi kabul etmez ve bu şiddete, 10 gün önce Marib'de düzenlenen balistik füze saldırısı ve Suudi Arabistan’da bir okula yönelik saldırı gibi saldırılara son vermezse çabaların hiçbiri yangını söndürmeye ve bir çözüm bulmaya yardımcı olmaz.
Griffiths'in yerine geçebilecek aday isimlerin sahip olması gereken özellikler

-Biri İngiliz olmak üzere Martin Griffiths'in yerini alabilecek üç aday var. Martin Griffiths’in yerine İngiltere’den bir ismin geçmesi için baskı yapıyor musunuz?
Martin Griffiths'in, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking’in de aralarında olduğu bölgedeki birçok aktörle sarf ettiği sınırsız çabayı memnuniyetle karşılıyoruz. Bence Martin'in halefinin sabırlı, kararlı, esnek ve çözüm bulmaya çalışırken yaratıcı olması gerekiyor. Bunlar, Griffiths’in yerine atanacak isme karar verecek olan BM Genel Sekreteri (Antonio Guterres) için en önemli beceriler ve niteliklerdir.

-Peki, Griffiths’in yerine geçecek isim aynı yaklaşımı mı izlemeli?
Örneğin Tim Lenderking'in ABD’nin Yemen Özel Temsilcisi olarak atanmasının yeni fikirler getirdiğini gördük, hem Suudi Arabistan'dan hem de Umman'dan atılan bir dizi yaratıcı adıma tanık olduk. Bu yüzden aynı anda hem gelişen hem de kötüleşen bir duruma her zaman yeni yaklaşımlar için yer olduğunu düşünüyorum.

-Libya’ya meselesine geçelim. Libya, Birleşik Krallık için BMGK’de özel bir yere sahip.  Şimdi Libya konulu ikinci Berlin Konferansı’nın sonuçlarına dair bir umut var mı? BM'nin siyasi yol haritasında atılması gereken sonraki adımlar ve kalan sorunları çözmeye çalışırken üstlendiği rol nedir?
23 Haziran'da yapılması planlanan Berlin konferansını sabırsızlıkla bekliyoruz. Konferansın değerlendirme yapmak için önemli bir fırsat olacağını düşünüyorum. Bence birçok alanda ilerleme kaydedildi. Jan Kubis'in BM’nin yeni Libya Özel Temsilcisi olarak atanmasını ve Aralık ayında yapılacak seçimlere hazırlık amacıyla BM gözlemcilerinin ülkeye gelişini memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak asıl önemli olan, BMGK’nın 2570 sayılı kararı çerçevesinde Libya’daki yabancı güçlerin ülkeyi terk etmeleridir. Bu aynı zamanda Libyalıların talepleriyle de uyumludur. Yabancı güçler durumu daha da istikrarsızlaştırırken barış ve istikrara doğru ilerlemeye ve seçim sürecine yardımcı olmuyor. Dolayısıyla, Berlin'deki konferansta bu konunun tartışılabileceğini ve belki de yabancı güçlerin Libya'dan çıkışının bir yolunun bulunmasını umuyoruz.

Libya’daki Rus ve Türk güçleri
-Yine bu çatışmada da Türk güçleri ile paralı askerler, silahlar ve çeşitli alanlarda destek sağlayan diğer ülkelerin yanı sıra Rusya’nın rolü var. Rusya'nın bu sorunu çözmek için iş birliği yapacağına dair bir umudunuz var mı?
Libya halkı ve Libya’daki geçici hükümet, BMGK’nin 2570 sayılı kararı doğrultusunda yabancı güçlerin ülkeden ayrılmasını istiyor. Rus güçlerinin ülkeden gitmesi önemlidir. Aynı şey Türk güçleri için de geçerlidir. Bu yüzden bunun önemli olduğunu düşünüyorum.

-Son zamanlarda Tigray bölgesinde de durum kötüleşti. Eğer uluslararası toplum bir şeyler yapmazsa insan yapımı bir kıtlığın baş gösterebileceği düşünülüyor. Sizce orada bir kıtlığın patlak vermemesi ve krizin daha da kötüleşmemesi için yapılması gerekenler neler?
Bunun insan yapımı bir kıtlık olması konusunda kesinlikle haklısın. Burada tam bir trajedi yaşanıyor. Bu kıtlık ne kuraklık ne de çekirgelerden kaynaklanmıyor. Bu, iktidardakilerin aldığı kararlardan kaynaklanan bir kıtlık ve ancak iktidardakilerin kararlarıyla önlenebilir. Eritre güçlerinin geri çekilmesi önemli. Geçtiğimiz Mart ayında anlaşmıştık, şimdi Haziran ayındayız, ama halen anlaşmanın uygulandığına dair bir işaret yok. Bölgede 350 bin kişi büyük bir açlık riskiyle karşı karşıya. Öte yandan milyonlarca insan daha gıda güvensizliği tehlikesiyle yüzleşiyor. Önemli olan Tigray bölgesine gıda yardımı sağlamak. Daha sonra, bu yıl tarım alanındaki kıtlığı bir şekilde tersine çevirebiliriz. Bu da gelecek yıl da kıtlık olacağı anlamına geliyor. Bu nedenle, Eritre güçlerinin geri çekilmesi ve ardından insani yardımın bölgeye girişine izin verilmesi gerekiyor.

-Bahsettiğim tüm çatışmalarda çok büyük insan hakları ihlallerine tanık olduk. Bu ülkelerden bazılarında hesap verdirilmeden herhangi bir şey yapabileceğimizi düşünüyor musunuz?
Bu çok önemli bir nokta. Dışişleri Bakanım (Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Dominic Raab) için de büyük önem taşıyor. Bunu Myanmar'da ve (Çin'deki, nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu) Sincan Özerk Bölgesi’ndeki durum için yaptık.  Hesap verebilirlik meselesinin sadece iki taraflı değil, bunların ötesinde önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Bu hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcılığı'na İngiliz Hukukçu Karim Asad Ahmad Khan seçildi. Hesap verebilirliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara sahibiz.

Suudi Arabistan ile ilişkiler
-Suudi Arabistan ile İngiltere ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bence bu konuda değerlendireme yapmak, iki ülkenin büyükelçilerinin uzmanlık alanına giriyor, ama son zamanlarda Riyad ve Londra arasında çok başarılı üst düzey ziyaretler ve diyaloglar gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. Güçlü ve çok taraflı bir iş birliğimiz var. Bu nedenle G-20 Dışişleri Bakanları toplantısını önümüzdeki ay yapmayı düşünüyoruz. Çok taraflı forumlarda birlikte çalışmaya, Kovid-19 ile mücadelede, ilim değişikliği ve fosil yakıtları ortadan kaldırma konularının yanı sıra bazı gelişmekte olan ülkeleri iklim değişikliğini hafifletme ve iklim değişikliğine uyum sağlama konusunda desteklemek için teknik çözümler bulmada beraber çabalamaya ve birlikte BM Kovid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı’na (COVAX) katkıda bulunmaya devam edebileceğimizi umuyorum. Buna ilaveten kalkınma ve mali yardımlar dahil olmak üzere diğer birçok alanda birlikte çalışmayı sürdürebiliriz. Birlikte çalışabileceğimiz çok yer var.

-Yakın tarihte İngiltere’de gerçekleşen G7 Liderler Zirvesi, ardından NATO toplantısı ve Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB)-ABD Zirvesi, Cenevre'deki Biden-Putin zirvesi gibi toplantılar hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz? Dünyadaki sorunları çözmek amacıyla uluslararası toplumda toplu eylem için yeni bir atmosfer oluştuğunu düşünüyor musunuz?
Evet, bence burada çok olumlu ve güçlü iki unsur var. Biri bir yılı aşkın bir süre sonra dünya ilk kez yüz yüze yapılan bir liderler zirvesine tanık olmasıydı. İkincisi İngiltere’nin G7 Liderler Zirvesine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duymasıydı. Dünya ekonomisinin üçte ikisini temsil eden ülkelerin liderlerini bir araya getirmek çok önemli bir başarıydı. Aynı şekilde liderlerin COVAX’ın kapsamının genişletilmesi, iklim değişikliğine yönelik daha fazla adım atılması ve açık toplumlar ve demokrasiye bağlılık yönündeki sözleri de büyük önem taşıyordu. Artık AB’den ayrıldığımıza göre BM’nin beş daimi üyesinden biri, NATO üyesi ve İngiliz Milletler Topluluğu lideri olarak kaldık. Britanya dünyada iyilik için bir güç olmaya devam ediyor.
Birleşik Krallık’ın iyiliğe yönelik küresel gücünün, Biden yönetiminin yeni yaklaşımıyla paralel olduğuna inanıyorum. ABD'nin çok taraflı bir oyuncu olarak çok net bir şekilde uluslararası kuruluşlara geri döndüğünü söylediğini duyduk.
Tüm bunlar, ABD’nin dünya meselelerine getirdiği önemli dinamizmi ortaya koydu. Bu yüzden bazı olumlu eğilimler olduğunu düşünüyorum. Zira bu olumlu eğilimlere ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü çözmemiz gereken çok büyük sorunlarımız var. Kovid-19 salgını ve iklim değişikliği, başlıca önemli sorunlar arasında yer alıyor. Fakat kalkınma, ekonomik eşitsizlik ve BM tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nda (UNDP) ilerleme kaydedilememesi de söz konusu. Bu sorunları çözmek için G-7 ve G-20’nin yanı sıra BM gibi diğer çok taraflı uluslararası platformlarda da Suudi Arabistan ile birlikte çalışmamız gerekiyor.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.