İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward Şarku’l Avsat’a konuştu: İnsani yardımın durdurulması, Suriye halkına ölüm cezası demek

Woodward, İran’ı, Suriye ve Yemen'de ‘sorunun bir parçası’ olarak görürken Husilerin ateşkesi kabul etmelerini istedi

Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
TT

İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward Şarku’l Avsat’a konuştu: İnsani yardımın durdurulması, Suriye halkına ölüm cezası demek

Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)

Birleşik Krallık’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Suriye'de yaşananları ‘dünyanın en trajik krizlerinden biri’ olarak nitelendirdi.
Woodward, BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 10 Temmuz’da sona erecek olan sınır ötesi yardım gönderme misyonunu yenilememesinin Suriye halkı için bir ‘ölüm cezası’ olacağı konusunda uyarırken Batılı diplomatlar, Moskova'nın bu konudaki tutumunun ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki zirvenin sonucunun ‘ilk testi’ olduğuna dair inançlarını ifade ettiler. Woodward, Bab el-Hava Sınır Kapısı’nın genişletilmesine ek olarak el-Yarubiye ve Bab es-Selam Sınır Kapılarının yeniden açılması çağrısında bulundu.
İngiliz Kraliyet Ailesi tarafından 2016 yılında kendisine ‘Lady’ unvanı verilen İngiliz diplomat, İran’ın sadece Suriye’de değil, ateşkes anlaşmasına varmak ve yaklaşık 16 milyon Yemenliye insani yardım ulaştırmak için siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydedilmesine destek vermek yerine Husi milislerini desteklemeye devam ettiği Yemen'de de ‘çözümün bir parçası’ olmaktan ziyade sorunun bir parçası olduğunu vurguladı. Woodward, buna karşın Suudi Arabistan, Umman ve ABD’nin Husilerin ateşkesi kabul etmesi ve Marib'deki balistik füze saldırısı ve Suudi Arabistan’daki bir okula yapılan saldırı gibi saldırıları durdurması için gösterdiği çabaları ‘büyük bir memnuniyetle’ karşıladığını söyledi. Libya dosyasına da değinen Woodward, Rusya ve Türkiye’yi BMGK’nın 2570 sayılı kararı ve Libyalılar arasında yapılan anlaşmaların hükümleri uyarınca askeri güçlerini ve paralı askerlerini Libya topraklarından çekmeye çağırdı. Bu hafta yapılması planlanan Libya konulu ikinci Berlin Konferansı’ndan olumlu sonuçlar alınmasını ve siyasi süreçte bu yılın sonunda yapılması planlanan seçimlere doğru olumlu bir ilerlemeye kaydedilmesini umduğunu ifade eden İngiliz diplomat, yeni tip koronavirüs (Kovid-19), iklim değişikliği ve kalkınma gibi büyük zorlukların üstesinden gelmek için İngiltere ve Suudi Arabistan arasında ‘geniş kapsamlı’ ikili iş birliğinden bahsetti.

İşte İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward ile yapılan röportajın tam metni:
-Bölgemiz daha önce başlayan veya yeni patlak veren çatışmalarla dolu. Ancak Suriye halen bu çatışmaların en kötüsüne tanık oluyor. BMGK birkaç kez bu savaşı durdurmaya çalıştı, fakat başarısız oldu. Şimdi Washington'da yeni bir yönetim başladı. ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki zirve sonuçlarında bir umut görüyor musunuz?
Haklısınız. Suriye dünyanın en uzun çatışmalarından birini yaşıyor. Dünya Mülteciler Günü'ne yaklaşırken dünyanın en trajik mülteci krizlerinden birine tanık oluyor. Bu, BMGK’nin ayda üç kez siyasi durumu, insani krizi ve kimyasal silah kullanımını tartıştığı bir konudur. Buna karşın Washington'daki yeni yönetim, bir çözüm bulmaya çalışmak için yeni ve ilerici bir taahhüt getirdi. ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield’ın bölgeyi yakın bir tarihte ziyaret ettiğini ve Suriye'deki son durumu bizzat gördüğünü biliyorum. 13 milyon Suriyelinin insani yardıma çok ihtiyacı olması rahatsız edici bir durum olmaya devam ediyor. BM’ye bağlı bir misyonunun en fazla yardım dağıtması gereken yer burası. Önümüzdeki ay BMGK’de bu insani krizle nasıl yüzleşeceğimizi ve ilk adım olarak Riyad veya Londra’nın nüfusunu aşan iki milyonu çocuk 13 milyon Suriyeliye nasıl daha fazla insani yardım ulaştıracağımızı tartışacağız. Bu yüzden daha fazla sınır kapısından insani yardımların geçmesini istiyoruz, bu yüzden ateşkes çağrısı yapıyoruz, bu yüzden siyasi çözüm için çalışmak istiyoruz.

-Lakin şuan bu durum, Rusya’nın insani yardımların yapıldığı sınır kapısını yardımlara açık tutmayı kabul edip etmeyeceğine bağlı. Rus meslektaşlarınızdan Rusya’nın bir kez daha insani yardımların girişine izin verip vermeyeceklerine dair bir ipucu alabildiniz mi?
Konunun ABD Başkanı Biden ve Rusya Devlet Başkanı Putin arasındaki zirve sırasında gündeme geldiğini biliyorum, ancak şuan elimde  buna dair herhangi bir ipucu yok. Açık konuşmak gerekirse, sınırın kapatılması, Suriye halkına verilen ölüm cezası olur. Dolayısıyla sınırların kapatılmasına yönelik oy kullanmak ya da insani yardımların devam etmesine dair karar taslağını veto etmek, açıkçası Suriyelilerin hayatıyla, bölgenin sağlığıyla ve güvenliğiyle oynanan siyasi bir oyun olacaktır. Bu, Suriye’nin kuzeybatısında mahsur kalan insanlara gıda yardımı, insani yardım ve Kovid-19 aşıları ulaştırılmasıyla ilgili. Bu yüzden, Rusların sadece Bab el-Hava Sınır Kapısı’nı açık tutmanın değil, aynı zamanda el-Yarubiye ve Bab es-Selam Sınır yapılarını da yeniden açmanın önemini anlayacaklarını umuyorum. Çünkü geçtiğimiz yıl tek geçiş noktasını yeterli olmadığını gördük. Çatışma devam ediyor ve yardıma ihtiyaç duyanların en az yüzde 20'si şimdi eskisinden daha çok yardıma muhtaçlar. Bu yüzden bu önemli oylamaya giden haftalarda Ruslarla yakın temas halinde olacağız.

-Suriyelilerin yaşadıkları korkunç insani durumun yanı sıra Ürdün, Irak ve Lübnan gibi komşu ülkeler de Suriyeli mülteciler nedeniyle büyük zorluklarla karşı karşıya kaldılar. Sizce uluslararası toplum bu konuda neler yapabilir?
Bu, Dünya Mülteciler Günü için oldukça konuda odaklı bir soru. Komşu ülkeler omuzlarında büyük bir mülteci yükü taşıyorlar. Bu yüzden İngiltere olarak BM insani programlarına ve mültecilere bir an önce yardım edebilmek, ardından ateşkes ve mülteci kamplarındaki insanlara bir çıkış yolu bulabilecek siyasi çözümler üzerinde çalışabilmek için geçtiğimiz hafta kendisiyle görüştüğüm BM Mülteciler Yüksek Komiseri’ne (Filippo Grandi) yardım etme konusunda kararlıyız.

İran ve devam eden istikrarsızlık
-İran'ı bu çözümün bir parçası olarak mı yoksa sorunun bir parçası olarak mı görüyorsunuz? Sizce İran'ın bu oyunda rolü nedir?

İran, sadece burada değil, diğer bölgesel çatışmalarda da çözümün bir parçası olma konusunda da muazzam bir potansiyele sahip. Ancak şunu söylemeliyim ki, İran şimdiye kadar Husilere verdiği destekle ve balistik füze denemeleriyle bölgenin istikrarsızlaşması ve sorunun bir parçası gibi görünüyor. Dolayısıyla İran'ın bölgede yapıcı bir rol oynamaya geri döneceğini umuyoruz. Bunun çok yardımcı olacaktır.

-Yemen meselesine geleceğim, ancak öncesinde mülteciler söz konusu olduğunda, özellikle Lübnan hakkında da ne düşünüyorsunuz?
Komşu ülkeler omuzlarında kendileri için korkunç olan büyük bir mülteci yükü taşıyor. Bu yüzden, mültecilerden kaynaklanan bu kritik sorulardan bazılarını sadece Lübnan'da değil, komşu ülkelerde ve tüm dünyada mevcut aşamada çözmeye çalışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

-Az evvel dediğim gibi Yemen meselesine geçelim. Yemen, dünyanın en kötü trajedilerinden biridir. Son zamanlarda BM, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık ve diğerler birçok ülkenin büyük çabalar sarf ettiğini, fakat hiçbirinin işe yaramadığını gördük. İran'ın bu çatışmada yapıcı bir rol oynadığını düşünüyor musunuz?
Yemen'de uzun süredir devam eden bir çatışmanın yaşandığını ve 16 milyon insanın yardıma muhtaç olduğunu görüyoruz. İran'ın Yemen’de ateşkesin sağlanması ve insani yardımların ulaştırılması için siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydedilmesine yardımcı olmadığını düşünüyorum. Suudi Arabistan ve Umman’ın ileriye dönük bir yol bulmaya yönelik çabalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Çünkü BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths'in bize söylediği gibi ateşkes üzerinde anlaşmak, Hudeyde limanını açmak, Sana Uluslararası Havaalanı’nı açmak ve bir milyon varilden fazla petrolün denize sızabileceği, korozyona uğrayan ve paslanan petrol tankeri Safer’e bir çözüm bulmak amacıyla taraflar arasında birçok kez diyalog başlatma girişiminde bulundular. Bir noktada bir biriyle kesişen çok sayıda sorun var. Bu sorunlarda İran'ın yapıcı bir rol oynaması oldukça faydalı olacaktır. Ama en önemlisi, bence, Husiler ateşkesi kabul etmez ve bu şiddete, 10 gün önce Marib'de düzenlenen balistik füze saldırısı ve Suudi Arabistan’da bir okula yönelik saldırı gibi saldırılara son vermezse çabaların hiçbiri yangını söndürmeye ve bir çözüm bulmaya yardımcı olmaz.
Griffiths'in yerine geçebilecek aday isimlerin sahip olması gereken özellikler

-Biri İngiliz olmak üzere Martin Griffiths'in yerini alabilecek üç aday var. Martin Griffiths’in yerine İngiltere’den bir ismin geçmesi için baskı yapıyor musunuz?
Martin Griffiths'in, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking’in de aralarında olduğu bölgedeki birçok aktörle sarf ettiği sınırsız çabayı memnuniyetle karşılıyoruz. Bence Martin'in halefinin sabırlı, kararlı, esnek ve çözüm bulmaya çalışırken yaratıcı olması gerekiyor. Bunlar, Griffiths’in yerine atanacak isme karar verecek olan BM Genel Sekreteri (Antonio Guterres) için en önemli beceriler ve niteliklerdir.

-Peki, Griffiths’in yerine geçecek isim aynı yaklaşımı mı izlemeli?
Örneğin Tim Lenderking'in ABD’nin Yemen Özel Temsilcisi olarak atanmasının yeni fikirler getirdiğini gördük, hem Suudi Arabistan'dan hem de Umman'dan atılan bir dizi yaratıcı adıma tanık olduk. Bu yüzden aynı anda hem gelişen hem de kötüleşen bir duruma her zaman yeni yaklaşımlar için yer olduğunu düşünüyorum.

-Libya’ya meselesine geçelim. Libya, Birleşik Krallık için BMGK’de özel bir yere sahip.  Şimdi Libya konulu ikinci Berlin Konferansı’nın sonuçlarına dair bir umut var mı? BM'nin siyasi yol haritasında atılması gereken sonraki adımlar ve kalan sorunları çözmeye çalışırken üstlendiği rol nedir?
23 Haziran'da yapılması planlanan Berlin konferansını sabırsızlıkla bekliyoruz. Konferansın değerlendirme yapmak için önemli bir fırsat olacağını düşünüyorum. Bence birçok alanda ilerleme kaydedildi. Jan Kubis'in BM’nin yeni Libya Özel Temsilcisi olarak atanmasını ve Aralık ayında yapılacak seçimlere hazırlık amacıyla BM gözlemcilerinin ülkeye gelişini memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak asıl önemli olan, BMGK’nın 2570 sayılı kararı çerçevesinde Libya’daki yabancı güçlerin ülkeyi terk etmeleridir. Bu aynı zamanda Libyalıların talepleriyle de uyumludur. Yabancı güçler durumu daha da istikrarsızlaştırırken barış ve istikrara doğru ilerlemeye ve seçim sürecine yardımcı olmuyor. Dolayısıyla, Berlin'deki konferansta bu konunun tartışılabileceğini ve belki de yabancı güçlerin Libya'dan çıkışının bir yolunun bulunmasını umuyoruz.

Libya’daki Rus ve Türk güçleri
-Yine bu çatışmada da Türk güçleri ile paralı askerler, silahlar ve çeşitli alanlarda destek sağlayan diğer ülkelerin yanı sıra Rusya’nın rolü var. Rusya'nın bu sorunu çözmek için iş birliği yapacağına dair bir umudunuz var mı?
Libya halkı ve Libya’daki geçici hükümet, BMGK’nin 2570 sayılı kararı doğrultusunda yabancı güçlerin ülkeden ayrılmasını istiyor. Rus güçlerinin ülkeden gitmesi önemlidir. Aynı şey Türk güçleri için de geçerlidir. Bu yüzden bunun önemli olduğunu düşünüyorum.

-Son zamanlarda Tigray bölgesinde de durum kötüleşti. Eğer uluslararası toplum bir şeyler yapmazsa insan yapımı bir kıtlığın baş gösterebileceği düşünülüyor. Sizce orada bir kıtlığın patlak vermemesi ve krizin daha da kötüleşmemesi için yapılması gerekenler neler?
Bunun insan yapımı bir kıtlık olması konusunda kesinlikle haklısın. Burada tam bir trajedi yaşanıyor. Bu kıtlık ne kuraklık ne de çekirgelerden kaynaklanmıyor. Bu, iktidardakilerin aldığı kararlardan kaynaklanan bir kıtlık ve ancak iktidardakilerin kararlarıyla önlenebilir. Eritre güçlerinin geri çekilmesi önemli. Geçtiğimiz Mart ayında anlaşmıştık, şimdi Haziran ayındayız, ama halen anlaşmanın uygulandığına dair bir işaret yok. Bölgede 350 bin kişi büyük bir açlık riskiyle karşı karşıya. Öte yandan milyonlarca insan daha gıda güvensizliği tehlikesiyle yüzleşiyor. Önemli olan Tigray bölgesine gıda yardımı sağlamak. Daha sonra, bu yıl tarım alanındaki kıtlığı bir şekilde tersine çevirebiliriz. Bu da gelecek yıl da kıtlık olacağı anlamına geliyor. Bu nedenle, Eritre güçlerinin geri çekilmesi ve ardından insani yardımın bölgeye girişine izin verilmesi gerekiyor.

-Bahsettiğim tüm çatışmalarda çok büyük insan hakları ihlallerine tanık olduk. Bu ülkelerden bazılarında hesap verdirilmeden herhangi bir şey yapabileceğimizi düşünüyor musunuz?
Bu çok önemli bir nokta. Dışişleri Bakanım (Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Dominic Raab) için de büyük önem taşıyor. Bunu Myanmar'da ve (Çin'deki, nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu) Sincan Özerk Bölgesi’ndeki durum için yaptık.  Hesap verebilirlik meselesinin sadece iki taraflı değil, bunların ötesinde önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Bu hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcılığı'na İngiliz Hukukçu Karim Asad Ahmad Khan seçildi. Hesap verebilirliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara sahibiz.

Suudi Arabistan ile ilişkiler
-Suudi Arabistan ile İngiltere ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bence bu konuda değerlendireme yapmak, iki ülkenin büyükelçilerinin uzmanlık alanına giriyor, ama son zamanlarda Riyad ve Londra arasında çok başarılı üst düzey ziyaretler ve diyaloglar gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. Güçlü ve çok taraflı bir iş birliğimiz var. Bu nedenle G-20 Dışişleri Bakanları toplantısını önümüzdeki ay yapmayı düşünüyoruz. Çok taraflı forumlarda birlikte çalışmaya, Kovid-19 ile mücadelede, ilim değişikliği ve fosil yakıtları ortadan kaldırma konularının yanı sıra bazı gelişmekte olan ülkeleri iklim değişikliğini hafifletme ve iklim değişikliğine uyum sağlama konusunda desteklemek için teknik çözümler bulmada beraber çabalamaya ve birlikte BM Kovid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı’na (COVAX) katkıda bulunmaya devam edebileceğimizi umuyorum. Buna ilaveten kalkınma ve mali yardımlar dahil olmak üzere diğer birçok alanda birlikte çalışmayı sürdürebiliriz. Birlikte çalışabileceğimiz çok yer var.

-Yakın tarihte İngiltere’de gerçekleşen G7 Liderler Zirvesi, ardından NATO toplantısı ve Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB)-ABD Zirvesi, Cenevre'deki Biden-Putin zirvesi gibi toplantılar hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz? Dünyadaki sorunları çözmek amacıyla uluslararası toplumda toplu eylem için yeni bir atmosfer oluştuğunu düşünüyor musunuz?
Evet, bence burada çok olumlu ve güçlü iki unsur var. Biri bir yılı aşkın bir süre sonra dünya ilk kez yüz yüze yapılan bir liderler zirvesine tanık olmasıydı. İkincisi İngiltere’nin G7 Liderler Zirvesine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duymasıydı. Dünya ekonomisinin üçte ikisini temsil eden ülkelerin liderlerini bir araya getirmek çok önemli bir başarıydı. Aynı şekilde liderlerin COVAX’ın kapsamının genişletilmesi, iklim değişikliğine yönelik daha fazla adım atılması ve açık toplumlar ve demokrasiye bağlılık yönündeki sözleri de büyük önem taşıyordu. Artık AB’den ayrıldığımıza göre BM’nin beş daimi üyesinden biri, NATO üyesi ve İngiliz Milletler Topluluğu lideri olarak kaldık. Britanya dünyada iyilik için bir güç olmaya devam ediyor.
Birleşik Krallık’ın iyiliğe yönelik küresel gücünün, Biden yönetiminin yeni yaklaşımıyla paralel olduğuna inanıyorum. ABD'nin çok taraflı bir oyuncu olarak çok net bir şekilde uluslararası kuruluşlara geri döndüğünü söylediğini duyduk.
Tüm bunlar, ABD’nin dünya meselelerine getirdiği önemli dinamizmi ortaya koydu. Bu yüzden bazı olumlu eğilimler olduğunu düşünüyorum. Zira bu olumlu eğilimlere ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü çözmemiz gereken çok büyük sorunlarımız var. Kovid-19 salgını ve iklim değişikliği, başlıca önemli sorunlar arasında yer alıyor. Fakat kalkınma, ekonomik eşitsizlik ve BM tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nda (UNDP) ilerleme kaydedilememesi de söz konusu. Bu sorunları çözmek için G-7 ve G-20’nin yanı sıra BM gibi diğer çok taraflı uluslararası platformlarda da Suudi Arabistan ile birlikte çalışmamız gerekiyor.



İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
TT

İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

100 önde gelen düşünür, araştırmacı ve eski yetkili, İsrail’in iki kritik seçenekle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu: ‘İsrail ya başarılı bir süper güç olacak ya da çökecek’. Uzmanlar, ülkenin bugün ‘süper güç olabilecek kapasiteye sahip olduğunu, ancak temellerinin paslandığını’ değerlendirdi.

Öneriler, genellikle dış politika ve güvenlik stratejilerinin oluşturulması üzerine çalışmalar yürüten partiler üstü bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma kapsamında sunuldu. Maariv gazetesi dün, ‘kuruluş tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen araştırmanın, güvenlik tehditlerinin yanı sıra farklı türde bir tehlikeye, içeriden kaynaklanan varoluşsal bir tehdide işaret ettiğini’ bildirdi.

MIND Israel yöneticisi Avner Golov, “Bu temelleri ele almazsak yalnızca bir süper güç olma özelliğimizi kaybetmekle kalmayacağız, bütün yapı çökecek” dedi. Uzmanlar ayrıca, bölgesel ilişkilerde değişikliğe gidilmesini önerdi.

Araştırmaya 100 uzman katılırken, ülkenin önemli ve acil kararlar almasını gerektiren 6 kritik konu belirlendi. MIND Israel Başkanı Amos Yadlin, bu konuları gelecek seçimlerden önce, yani önümüzdeki ekim ayının sonunda kamuoyuna sunmayı planladıklarını belirtti. Yadlin, söz konusu başlıklardan hareketle parti liderlerine yöneltilecek soruların hazırlanması gerektiğini ifade etti. Belirlenen başlıklar şöyle sıralandı: ‘İsrail’in bölgesel konumu, beşerî sermayenin niteliği, ekonomi ile güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiler, yönetişim ve ulusal dayanıklılık, ülkedeki demografik değişimler ve İsrail ile ABD arasındaki ilişkiler.’

dfgthy
Trump ile Netanyahu arasındaki siyasi çıkar çatışması derinleşiyor. (AFP)

Golov, araştırmayı sunarken şu ifadeleri kullandı: “Literatürü inceledik ve uygarlıkların dışarıdan yok edilmediğini, aksine intihar ettiğini gördük. Güçlü olduğu dönemde hiçbir uygarlık dışarıdan işgal edilmedi. Aksine, içeride yaşanan süreçler bu uygarlıkları parçaladı. Birçok kez dışarıdan gelen gelişmeler de tabutlarına çakılan son çivi oldu. Bir uygarlığın yıkımına yol açan reçete; toplumsal birlik duygusunun aşınmasını, devlet kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesini, uzun vadeli ulusal çıkarlar yerine kısa vadeli siyasi kazançların tercih edilmesini ve uyum sağlamayı zorlaştıran düşünsel katılığı içeriyor. Bu reçete her İsrailliyi endişelendirmeli. Biz dış politika ve güvenlikle meşgulüz, ancak gözlerimizin önünde yürütülen iç tartışmaların sonucunda zarar göreceğiz. Bizim istediğimiz ve engellemeye çalıştığımız şey de bu.”

Birbirine zıt iki görüş

Golov, araştırmada iki grupla görüştüklerini belirterek şöyle açıkladı: “Gruplardan biri, İsrail’in en zorlu sınavı başarıyla geçtiğini ve dolayısıyla geleceğin daha parlak olduğunu söylüyor. Küresel bir salgına (Kovid-19), toplumsal bir sarsıntıya (hükümetin yönetim ve yargı sisteminde değişiklik yapma planı), 7 Ekim’e ve sonrasında yaşananların tamamına dayanmayı başardık. Buna rağmen ekonomi çökmedi, teknolojimiz öncü konumunu koruyor, ekonomik sistem gelişiyor. Toplumsal açıdan birbirimize destek oluyoruz, güvenlik açısından ise gücümüzün zirvesindeyiz. Dolayısıyla parçalanmanın eşiğinde değiliz. Başka bir ifadeyle İsrail, süper güç olma yolunda ilerliyor.”

İsrailli araştırmacıya göre ikinci grup ise bunun tam tersini savunuyor: “Çöküş süreci şimdiden başladı. Bir kimlik krizi nedeniyle uçurumun eşiğindeyiz. Yönetişim kaybı var, siyasi anlamda olağanüstü durum söz konusu. Onlara göre aslında sonu çöküşle bitecek bir domino sürecinin başlangıcındayız. Peki kim haklı? Bize göre her iki taraf da haklı. Dolayısıyla önümüzde tarihi fırsatlar bulunuyor. İşte tam da bu nedenle paslanmış temellerimizi onarmak zorundayız.”

“Peki halkın bu sorular karşısında ne yapmasını istiyorsunuz?” sorusuna ise Golov şöyle yanıt verdi: “İnsanlara şunu söylüyoruz: Kim kiminle hükümet kuracak, kim kimin karşısında duracak meselesiyle yetinmeyin. Liderlere bu konulardaki planlarının ne olduğunu sorun. Onlardan yanıt talep edin. Yönümüzün nereye olduğuna ve çocuklarımızla torunlarımızın geleceğinin nasıl şekilleneceğine birlikte karar vermek zorundayız. İlk 100 günde derhal harekete geçmeliyiz. Çünkü bu 100 gün içinde yapılmayanları daha sonra hayata geçirmek çok zor olacak. Bu nedenle soruları şimdiden gündeme getiriyoruz.”

sdfgt
 İsrail’in Netzah Yehuda Taburu askerleri, askeri eğitimlerinin sonunda düzenlenen yemin töreninde, 10 Temmuz 2024 (EPA)

Golov sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiç kimsenin İsrail’i beklemediğini anlamamız gerekiyor. İran, İsrail’in çevresinde ateş çemberi oluşturma planlarını sürdürüyor. Türkiye, kendisini İsrail karşıtı bölgesel bir süper güç olarak konumlandırıyor. Ülkeler teknolojik kapasitelerini geliştiriyor; dünyada da İsrail’in yerine geçebilecek alternatifler her alanda aranıyor. Biz bu süreci şimdi başlatmak ve geleneksel ‘Demir Duvar’ politikasını geliştirmek zorundayız. Düşmanlarımızın inşa ettiğimiz duvara çarparak etkisiz hale geleceğini düşünmeye alıştık. 7 Ekim’de İsrail halkı, düşmanlarımızı duvarın önünde bekleyemeyeceğini, çünkü onların duvarın arkasında güçlendiğini anladı. ‘Demir Duvar 2’ fikrine geçmemiz gerekiyor. Duvarın diğer tarafındaki gerçekliği şekillendirmeye başlamalıyız. Duvarın hâlâ güçlü olması gerekiyor, ancak yalnızca buna bağlı kalamayız. Başka alanlara da yatırım yapmaya başlamalıyız.”

‘Yalnızca iyi dost ABD’ye güvenmekten vazgeçilmesi’ çağrısında bulunan Golov, “Bölgenin düşmanca bir alan olduğunu ve buna karşı koymanın yolunun duvarlar inşa etmek olduğunu düşünmeye alıştık. Ancak bugün duvarların yanı sıra köprülere de ihtiyacımız var” dedi.


ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
TT

ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)

ABD’nin Teksas eyaletinin Austin kentinde dün bir kişinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralandığı bildirildi. Duruma tepki gösteren yerel yetkililer, olayla ilgili soruşturma açılmasını talep etti.

Yetkililer, yaya takibi sırasında açılan ateş sonucu yaralanan kişinin durumunun ciddiyetini koruduğunu ancak stabil olduğunu belirtti. Olayla ilgili mevcut bilgilerin henüz "ön bilgi" niteliğinde olduğu vurgulandı.

Kent Belediye Başkanı Kirk Watson, X platformundan yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göçmenlere yönelik başlattığı baskı politikalarını yürüten ICE ajanlarına atıfta bulunarak, "Austin sokaklarında bir kişinin ICE ajanları tarafından vurulmasından dolayı derin bir öfke ve büyük hayal kırıklığı yaşıyorum" ifadelerini kullandı.

Düzenlediği basın toplantısında Watson, silahlı saldırının Teksas'ın başkentinde ICE operasyonlarında "bir gecede yaşanan ani artışın" ortasında meydana geldiğini belirtti.

Ajans olayla ilgili henüz bir açıklama yapmazken, Austin makamları da vurulan kişinin ismi, yaşı, uyruğu veya ateş açılmasının nedenine ilişkin şu an için ayrıntılı bilgi veremeyeceklerini bildirdi.

Watson, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması sürecine yerel kolluk kuvvetlerinin de dahil edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

"Açıkça söyleyebilirim ki, benim bakış açıma göre ICE'ın diğer kurumları dışarıda bırakarak tek başına bir soruşturma yürütmesine güvenmek doğru olmayacaktır."

Kongre Üyesi Greg Casar da bu görüşe destek vererek gazetecilere yaptığı açıklamada, "ICE'ın başka şehirlerde yaşanan silahlı saldırı olaylarında dürüst davranmadığını" dile getirdi.

Casar, ocak ayında Minneapolis'te Rene Goode'un vurulması olayını örnek göstererek, ICE'ın "Goode'un bir federal ajanı ezmeye çalıştığı" yönündeki iddiasının video kayıtlarıyla yalanlandığını hatırlattı.

Casar, "Bu kâbusun kapımıza kadar dayanmış olması dehşet verici" dedi.

İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ağustos ayında ABD genelinde yaklaşık 51 bin düzensiz göçmen gözaltına alındı.

Ağır silahlı ve maskeli ICE ajanları, görevlerini icra ederken ABD vatandaşlarına ateş açmak da dahil olmak üzere başvurdukları sert yöntemler nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi oluyor.

Şarku’l Avsat’ın Texas Tribune gazetesinden aktardığına göre, Mart 2025'te ICE ajanları tarafından öldürülen 23 yaşındaki Ruben Ray Martinez, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde kurum tarafından öldürüldüğü bilinen ilk ABD vatandaşı olmuştu.


İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin c, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran’ın yeni silahlar kullanacağını ve daha önce saldırıya uğramamış noktaları hedef alacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, “Yeni bir saldırı gerçekleşirse savaşın silahlarını ve coğrafyasını kesinlikle değiştireceğiz” dedi. Muhibbi, Tahran’ın uzun süreli bir çatışmaya hazır olduğunu belirtti.

gthyu
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-IRNA)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ın aktardığı habere göre Muhibbi, İran’ın olası yeni bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu açıkladı.

İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığı dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirmişti.

Devrim Muhafızları ise bugün ABD’ye ait MQ-1 tipi bir insansız hava aracını (İHA) Hürmüz Boğazı hava sahasında düşürdüğünü açıkladı. Bu, İran’ın son 24 saat içinde düşürdüğünü duyurduğu ikinci ABD İHA’sı oldu.