İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward Şarku’l Avsat’a konuştu: İnsani yardımın durdurulması, Suriye halkına ölüm cezası demek

Woodward, İran’ı, Suriye ve Yemen'de ‘sorunun bir parçası’ olarak görürken Husilerin ateşkesi kabul etmelerini istedi

Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
TT

İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward Şarku’l Avsat’a konuştu: İnsani yardımın durdurulması, Suriye halkına ölüm cezası demek

Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)

Birleşik Krallık’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Suriye'de yaşananları ‘dünyanın en trajik krizlerinden biri’ olarak nitelendirdi.
Woodward, BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 10 Temmuz’da sona erecek olan sınır ötesi yardım gönderme misyonunu yenilememesinin Suriye halkı için bir ‘ölüm cezası’ olacağı konusunda uyarırken Batılı diplomatlar, Moskova'nın bu konudaki tutumunun ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki zirvenin sonucunun ‘ilk testi’ olduğuna dair inançlarını ifade ettiler. Woodward, Bab el-Hava Sınır Kapısı’nın genişletilmesine ek olarak el-Yarubiye ve Bab es-Selam Sınır Kapılarının yeniden açılması çağrısında bulundu.
İngiliz Kraliyet Ailesi tarafından 2016 yılında kendisine ‘Lady’ unvanı verilen İngiliz diplomat, İran’ın sadece Suriye’de değil, ateşkes anlaşmasına varmak ve yaklaşık 16 milyon Yemenliye insani yardım ulaştırmak için siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydedilmesine destek vermek yerine Husi milislerini desteklemeye devam ettiği Yemen'de de ‘çözümün bir parçası’ olmaktan ziyade sorunun bir parçası olduğunu vurguladı. Woodward, buna karşın Suudi Arabistan, Umman ve ABD’nin Husilerin ateşkesi kabul etmesi ve Marib'deki balistik füze saldırısı ve Suudi Arabistan’daki bir okula yapılan saldırı gibi saldırıları durdurması için gösterdiği çabaları ‘büyük bir memnuniyetle’ karşıladığını söyledi. Libya dosyasına da değinen Woodward, Rusya ve Türkiye’yi BMGK’nın 2570 sayılı kararı ve Libyalılar arasında yapılan anlaşmaların hükümleri uyarınca askeri güçlerini ve paralı askerlerini Libya topraklarından çekmeye çağırdı. Bu hafta yapılması planlanan Libya konulu ikinci Berlin Konferansı’ndan olumlu sonuçlar alınmasını ve siyasi süreçte bu yılın sonunda yapılması planlanan seçimlere doğru olumlu bir ilerlemeye kaydedilmesini umduğunu ifade eden İngiliz diplomat, yeni tip koronavirüs (Kovid-19), iklim değişikliği ve kalkınma gibi büyük zorlukların üstesinden gelmek için İngiltere ve Suudi Arabistan arasında ‘geniş kapsamlı’ ikili iş birliğinden bahsetti.

İşte İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward ile yapılan röportajın tam metni:
-Bölgemiz daha önce başlayan veya yeni patlak veren çatışmalarla dolu. Ancak Suriye halen bu çatışmaların en kötüsüne tanık oluyor. BMGK birkaç kez bu savaşı durdurmaya çalıştı, fakat başarısız oldu. Şimdi Washington'da yeni bir yönetim başladı. ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki zirve sonuçlarında bir umut görüyor musunuz?
Haklısınız. Suriye dünyanın en uzun çatışmalarından birini yaşıyor. Dünya Mülteciler Günü'ne yaklaşırken dünyanın en trajik mülteci krizlerinden birine tanık oluyor. Bu, BMGK’nin ayda üç kez siyasi durumu, insani krizi ve kimyasal silah kullanımını tartıştığı bir konudur. Buna karşın Washington'daki yeni yönetim, bir çözüm bulmaya çalışmak için yeni ve ilerici bir taahhüt getirdi. ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield’ın bölgeyi yakın bir tarihte ziyaret ettiğini ve Suriye'deki son durumu bizzat gördüğünü biliyorum. 13 milyon Suriyelinin insani yardıma çok ihtiyacı olması rahatsız edici bir durum olmaya devam ediyor. BM’ye bağlı bir misyonunun en fazla yardım dağıtması gereken yer burası. Önümüzdeki ay BMGK’de bu insani krizle nasıl yüzleşeceğimizi ve ilk adım olarak Riyad veya Londra’nın nüfusunu aşan iki milyonu çocuk 13 milyon Suriyeliye nasıl daha fazla insani yardım ulaştıracağımızı tartışacağız. Bu yüzden daha fazla sınır kapısından insani yardımların geçmesini istiyoruz, bu yüzden ateşkes çağrısı yapıyoruz, bu yüzden siyasi çözüm için çalışmak istiyoruz.

-Lakin şuan bu durum, Rusya’nın insani yardımların yapıldığı sınır kapısını yardımlara açık tutmayı kabul edip etmeyeceğine bağlı. Rus meslektaşlarınızdan Rusya’nın bir kez daha insani yardımların girişine izin verip vermeyeceklerine dair bir ipucu alabildiniz mi?
Konunun ABD Başkanı Biden ve Rusya Devlet Başkanı Putin arasındaki zirve sırasında gündeme geldiğini biliyorum, ancak şuan elimde  buna dair herhangi bir ipucu yok. Açık konuşmak gerekirse, sınırın kapatılması, Suriye halkına verilen ölüm cezası olur. Dolayısıyla sınırların kapatılmasına yönelik oy kullanmak ya da insani yardımların devam etmesine dair karar taslağını veto etmek, açıkçası Suriyelilerin hayatıyla, bölgenin sağlığıyla ve güvenliğiyle oynanan siyasi bir oyun olacaktır. Bu, Suriye’nin kuzeybatısında mahsur kalan insanlara gıda yardımı, insani yardım ve Kovid-19 aşıları ulaştırılmasıyla ilgili. Bu yüzden, Rusların sadece Bab el-Hava Sınır Kapısı’nı açık tutmanın değil, aynı zamanda el-Yarubiye ve Bab es-Selam Sınır yapılarını da yeniden açmanın önemini anlayacaklarını umuyorum. Çünkü geçtiğimiz yıl tek geçiş noktasını yeterli olmadığını gördük. Çatışma devam ediyor ve yardıma ihtiyaç duyanların en az yüzde 20'si şimdi eskisinden daha çok yardıma muhtaçlar. Bu yüzden bu önemli oylamaya giden haftalarda Ruslarla yakın temas halinde olacağız.

-Suriyelilerin yaşadıkları korkunç insani durumun yanı sıra Ürdün, Irak ve Lübnan gibi komşu ülkeler de Suriyeli mülteciler nedeniyle büyük zorluklarla karşı karşıya kaldılar. Sizce uluslararası toplum bu konuda neler yapabilir?
Bu, Dünya Mülteciler Günü için oldukça konuda odaklı bir soru. Komşu ülkeler omuzlarında büyük bir mülteci yükü taşıyorlar. Bu yüzden İngiltere olarak BM insani programlarına ve mültecilere bir an önce yardım edebilmek, ardından ateşkes ve mülteci kamplarındaki insanlara bir çıkış yolu bulabilecek siyasi çözümler üzerinde çalışabilmek için geçtiğimiz hafta kendisiyle görüştüğüm BM Mülteciler Yüksek Komiseri’ne (Filippo Grandi) yardım etme konusunda kararlıyız.

İran ve devam eden istikrarsızlık
-İran'ı bu çözümün bir parçası olarak mı yoksa sorunun bir parçası olarak mı görüyorsunuz? Sizce İran'ın bu oyunda rolü nedir?

İran, sadece burada değil, diğer bölgesel çatışmalarda da çözümün bir parçası olma konusunda da muazzam bir potansiyele sahip. Ancak şunu söylemeliyim ki, İran şimdiye kadar Husilere verdiği destekle ve balistik füze denemeleriyle bölgenin istikrarsızlaşması ve sorunun bir parçası gibi görünüyor. Dolayısıyla İran'ın bölgede yapıcı bir rol oynamaya geri döneceğini umuyoruz. Bunun çok yardımcı olacaktır.

-Yemen meselesine geleceğim, ancak öncesinde mülteciler söz konusu olduğunda, özellikle Lübnan hakkında da ne düşünüyorsunuz?
Komşu ülkeler omuzlarında kendileri için korkunç olan büyük bir mülteci yükü taşıyor. Bu yüzden, mültecilerden kaynaklanan bu kritik sorulardan bazılarını sadece Lübnan'da değil, komşu ülkelerde ve tüm dünyada mevcut aşamada çözmeye çalışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

-Az evvel dediğim gibi Yemen meselesine geçelim. Yemen, dünyanın en kötü trajedilerinden biridir. Son zamanlarda BM, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık ve diğerler birçok ülkenin büyük çabalar sarf ettiğini, fakat hiçbirinin işe yaramadığını gördük. İran'ın bu çatışmada yapıcı bir rol oynadığını düşünüyor musunuz?
Yemen'de uzun süredir devam eden bir çatışmanın yaşandığını ve 16 milyon insanın yardıma muhtaç olduğunu görüyoruz. İran'ın Yemen’de ateşkesin sağlanması ve insani yardımların ulaştırılması için siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydedilmesine yardımcı olmadığını düşünüyorum. Suudi Arabistan ve Umman’ın ileriye dönük bir yol bulmaya yönelik çabalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Çünkü BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths'in bize söylediği gibi ateşkes üzerinde anlaşmak, Hudeyde limanını açmak, Sana Uluslararası Havaalanı’nı açmak ve bir milyon varilden fazla petrolün denize sızabileceği, korozyona uğrayan ve paslanan petrol tankeri Safer’e bir çözüm bulmak amacıyla taraflar arasında birçok kez diyalog başlatma girişiminde bulundular. Bir noktada bir biriyle kesişen çok sayıda sorun var. Bu sorunlarda İran'ın yapıcı bir rol oynaması oldukça faydalı olacaktır. Ama en önemlisi, bence, Husiler ateşkesi kabul etmez ve bu şiddete, 10 gün önce Marib'de düzenlenen balistik füze saldırısı ve Suudi Arabistan’da bir okula yönelik saldırı gibi saldırılara son vermezse çabaların hiçbiri yangını söndürmeye ve bir çözüm bulmaya yardımcı olmaz.
Griffiths'in yerine geçebilecek aday isimlerin sahip olması gereken özellikler

-Biri İngiliz olmak üzere Martin Griffiths'in yerini alabilecek üç aday var. Martin Griffiths’in yerine İngiltere’den bir ismin geçmesi için baskı yapıyor musunuz?
Martin Griffiths'in, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking’in de aralarında olduğu bölgedeki birçok aktörle sarf ettiği sınırsız çabayı memnuniyetle karşılıyoruz. Bence Martin'in halefinin sabırlı, kararlı, esnek ve çözüm bulmaya çalışırken yaratıcı olması gerekiyor. Bunlar, Griffiths’in yerine atanacak isme karar verecek olan BM Genel Sekreteri (Antonio Guterres) için en önemli beceriler ve niteliklerdir.

-Peki, Griffiths’in yerine geçecek isim aynı yaklaşımı mı izlemeli?
Örneğin Tim Lenderking'in ABD’nin Yemen Özel Temsilcisi olarak atanmasının yeni fikirler getirdiğini gördük, hem Suudi Arabistan'dan hem de Umman'dan atılan bir dizi yaratıcı adıma tanık olduk. Bu yüzden aynı anda hem gelişen hem de kötüleşen bir duruma her zaman yeni yaklaşımlar için yer olduğunu düşünüyorum.

-Libya’ya meselesine geçelim. Libya, Birleşik Krallık için BMGK’de özel bir yere sahip.  Şimdi Libya konulu ikinci Berlin Konferansı’nın sonuçlarına dair bir umut var mı? BM'nin siyasi yol haritasında atılması gereken sonraki adımlar ve kalan sorunları çözmeye çalışırken üstlendiği rol nedir?
23 Haziran'da yapılması planlanan Berlin konferansını sabırsızlıkla bekliyoruz. Konferansın değerlendirme yapmak için önemli bir fırsat olacağını düşünüyorum. Bence birçok alanda ilerleme kaydedildi. Jan Kubis'in BM’nin yeni Libya Özel Temsilcisi olarak atanmasını ve Aralık ayında yapılacak seçimlere hazırlık amacıyla BM gözlemcilerinin ülkeye gelişini memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak asıl önemli olan, BMGK’nın 2570 sayılı kararı çerçevesinde Libya’daki yabancı güçlerin ülkeyi terk etmeleridir. Bu aynı zamanda Libyalıların talepleriyle de uyumludur. Yabancı güçler durumu daha da istikrarsızlaştırırken barış ve istikrara doğru ilerlemeye ve seçim sürecine yardımcı olmuyor. Dolayısıyla, Berlin'deki konferansta bu konunun tartışılabileceğini ve belki de yabancı güçlerin Libya'dan çıkışının bir yolunun bulunmasını umuyoruz.

Libya’daki Rus ve Türk güçleri
-Yine bu çatışmada da Türk güçleri ile paralı askerler, silahlar ve çeşitli alanlarda destek sağlayan diğer ülkelerin yanı sıra Rusya’nın rolü var. Rusya'nın bu sorunu çözmek için iş birliği yapacağına dair bir umudunuz var mı?
Libya halkı ve Libya’daki geçici hükümet, BMGK’nin 2570 sayılı kararı doğrultusunda yabancı güçlerin ülkeden ayrılmasını istiyor. Rus güçlerinin ülkeden gitmesi önemlidir. Aynı şey Türk güçleri için de geçerlidir. Bu yüzden bunun önemli olduğunu düşünüyorum.

-Son zamanlarda Tigray bölgesinde de durum kötüleşti. Eğer uluslararası toplum bir şeyler yapmazsa insan yapımı bir kıtlığın baş gösterebileceği düşünülüyor. Sizce orada bir kıtlığın patlak vermemesi ve krizin daha da kötüleşmemesi için yapılması gerekenler neler?
Bunun insan yapımı bir kıtlık olması konusunda kesinlikle haklısın. Burada tam bir trajedi yaşanıyor. Bu kıtlık ne kuraklık ne de çekirgelerden kaynaklanmıyor. Bu, iktidardakilerin aldığı kararlardan kaynaklanan bir kıtlık ve ancak iktidardakilerin kararlarıyla önlenebilir. Eritre güçlerinin geri çekilmesi önemli. Geçtiğimiz Mart ayında anlaşmıştık, şimdi Haziran ayındayız, ama halen anlaşmanın uygulandığına dair bir işaret yok. Bölgede 350 bin kişi büyük bir açlık riskiyle karşı karşıya. Öte yandan milyonlarca insan daha gıda güvensizliği tehlikesiyle yüzleşiyor. Önemli olan Tigray bölgesine gıda yardımı sağlamak. Daha sonra, bu yıl tarım alanındaki kıtlığı bir şekilde tersine çevirebiliriz. Bu da gelecek yıl da kıtlık olacağı anlamına geliyor. Bu nedenle, Eritre güçlerinin geri çekilmesi ve ardından insani yardımın bölgeye girişine izin verilmesi gerekiyor.

-Bahsettiğim tüm çatışmalarda çok büyük insan hakları ihlallerine tanık olduk. Bu ülkelerden bazılarında hesap verdirilmeden herhangi bir şey yapabileceğimizi düşünüyor musunuz?
Bu çok önemli bir nokta. Dışişleri Bakanım (Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Dominic Raab) için de büyük önem taşıyor. Bunu Myanmar'da ve (Çin'deki, nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu) Sincan Özerk Bölgesi’ndeki durum için yaptık.  Hesap verebilirlik meselesinin sadece iki taraflı değil, bunların ötesinde önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Bu hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcılığı'na İngiliz Hukukçu Karim Asad Ahmad Khan seçildi. Hesap verebilirliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara sahibiz.

Suudi Arabistan ile ilişkiler
-Suudi Arabistan ile İngiltere ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bence bu konuda değerlendireme yapmak, iki ülkenin büyükelçilerinin uzmanlık alanına giriyor, ama son zamanlarda Riyad ve Londra arasında çok başarılı üst düzey ziyaretler ve diyaloglar gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. Güçlü ve çok taraflı bir iş birliğimiz var. Bu nedenle G-20 Dışişleri Bakanları toplantısını önümüzdeki ay yapmayı düşünüyoruz. Çok taraflı forumlarda birlikte çalışmaya, Kovid-19 ile mücadelede, ilim değişikliği ve fosil yakıtları ortadan kaldırma konularının yanı sıra bazı gelişmekte olan ülkeleri iklim değişikliğini hafifletme ve iklim değişikliğine uyum sağlama konusunda desteklemek için teknik çözümler bulmada beraber çabalamaya ve birlikte BM Kovid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı’na (COVAX) katkıda bulunmaya devam edebileceğimizi umuyorum. Buna ilaveten kalkınma ve mali yardımlar dahil olmak üzere diğer birçok alanda birlikte çalışmayı sürdürebiliriz. Birlikte çalışabileceğimiz çok yer var.

-Yakın tarihte İngiltere’de gerçekleşen G7 Liderler Zirvesi, ardından NATO toplantısı ve Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB)-ABD Zirvesi, Cenevre'deki Biden-Putin zirvesi gibi toplantılar hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz? Dünyadaki sorunları çözmek amacıyla uluslararası toplumda toplu eylem için yeni bir atmosfer oluştuğunu düşünüyor musunuz?
Evet, bence burada çok olumlu ve güçlü iki unsur var. Biri bir yılı aşkın bir süre sonra dünya ilk kez yüz yüze yapılan bir liderler zirvesine tanık olmasıydı. İkincisi İngiltere’nin G7 Liderler Zirvesine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duymasıydı. Dünya ekonomisinin üçte ikisini temsil eden ülkelerin liderlerini bir araya getirmek çok önemli bir başarıydı. Aynı şekilde liderlerin COVAX’ın kapsamının genişletilmesi, iklim değişikliğine yönelik daha fazla adım atılması ve açık toplumlar ve demokrasiye bağlılık yönündeki sözleri de büyük önem taşıyordu. Artık AB’den ayrıldığımıza göre BM’nin beş daimi üyesinden biri, NATO üyesi ve İngiliz Milletler Topluluğu lideri olarak kaldık. Britanya dünyada iyilik için bir güç olmaya devam ediyor.
Birleşik Krallık’ın iyiliğe yönelik küresel gücünün, Biden yönetiminin yeni yaklaşımıyla paralel olduğuna inanıyorum. ABD'nin çok taraflı bir oyuncu olarak çok net bir şekilde uluslararası kuruluşlara geri döndüğünü söylediğini duyduk.
Tüm bunlar, ABD’nin dünya meselelerine getirdiği önemli dinamizmi ortaya koydu. Bu yüzden bazı olumlu eğilimler olduğunu düşünüyorum. Zira bu olumlu eğilimlere ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü çözmemiz gereken çok büyük sorunlarımız var. Kovid-19 salgını ve iklim değişikliği, başlıca önemli sorunlar arasında yer alıyor. Fakat kalkınma, ekonomik eşitsizlik ve BM tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nda (UNDP) ilerleme kaydedilememesi de söz konusu. Bu sorunları çözmek için G-7 ve G-20’nin yanı sıra BM gibi diğer çok taraflı uluslararası platformlarda da Suudi Arabistan ile birlikte çalışmamız gerekiyor.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.