Avrupa'nın mültecileri sınır dışı etme formülleri!

Avrupa, mali yardım karşılığında vatandaşlarını geri almaları için Afrika ülkelerine baskı yapıyor.

Midilli Adası’ndaki mülteci çadırları. (AFP)
Midilli Adası’ndaki mülteci çadırları. (AFP)
TT

Avrupa'nın mültecileri sınır dışı etme formülleri!

Midilli Adası’ndaki mülteci çadırları. (AFP)
Midilli Adası’ndaki mülteci çadırları. (AFP)

Fidel Spiti
Mülteciler ve sığınmacılar, Avrupa'da iki durumla karşı karşıya kalıyorlar: Ya geldikleri denize geri gönderiliyorlar ya da ülke sınırlarında onlar için kurulan ancak daha sonra adeta gözaltı merkezlerine dönüşen mülteci kamplarına yerleştiriliyorlar. Son yıllarda bu kamplara yerleştirilen mülteciler, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri tarafından oluşturulan ve destek, finansman ve kalkınma programları etrafında dönen yan anlaşmalar kapsamında geldikleri ülkelere geri gönderildiler.

Sınır şiddeti
Şu an her iki durum da uygulamada. Ancak 2020'de başlayan mültecilerin ülkelerine dönüşü uygulaması, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Parlamentosu (AP) ve mülteci haklarını koruyan kuruluşlarda büyük öfkeye neden oluyor. Zira sıklıkla zulme uğrayan mülteciler, uluslararası normlar, yasalar ve mülteci haklarına ilişkin anlaşmalar ihlal edilerek ülkelerine geri gönderiliyorlar. Bu da cezaevlerinde ölmeleri, işkence görmeleri ya da silahlı çatışmaların, mezhepçi yahut etnik şiddetin yaşandığı bölgelere geri gönderilmeleri anlamına geliyor. Oysa bu durum, mülteci haklarıyla ilgili uluslararası normlara ve anlaşmalara aykırı.
Avrupa Parlamentosu'ndaki Birleşik Avrupa Solu/​Nordik Yeşil Sol Grubu’nun (GUE/NGL) yanı sıra çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve insan hakları derneğinin yer aldığı Sınır Şiddeti İzleme Ağı'nın (Border Violence Monitoring Network/BVMN) girişimiyle hazırlanan ‘The Black Book of Pushbacks’ (Geri İtmenin Kara Kitabı) adlı raporda yaşanan şiddete dikkat çekildi. Dövülen, soyulan veya kişisel eşyaları imha edilen göçmenlerin şiddet uygulanarak ve yasa dışı olarak geri gönderilmesi kınandı. Bin 500 sayfalık bu raporda, 2017 yılından bu yana 13 bin mültecinin İtalya, Slovenya, Macaristan, Yunanistan, Hırvatistan, Sırbistan ve Bosna'da yaşadıkları olaylarla ilgili verdikleri ifadeler yer alıyor. AP üyelerine göre rapor, ‘en acımasız diktatörlükleri hatırlatan’ zalimce, sadist ve aşağılayıcı şiddet olaylarının bir derlemesi niteliğinde. AP üyeleri, göçmenlerin uluslararası yasalara ve normlara aykırı olarak zorla geri gönderilmelerine itiraz ediyorlar.
Raporun yazarları Hope Barker ve Milena Zajović, BVMN tarafından gözlemlenen zorla geri gönderimlerin sadece ‘daha büyük ve daha sistematik olgunun’ bir parçası olduğunu belirtiyorlar.

Zorla sınır dışı etme ve ikili anlaşmalar
Avrupa ülkelerinin sınır muhafızlarının göçmenlere bu ve benzeri muamelelerinin, göçmenler Avrupa'ya ulaşmadan önce gerçekleştiğine dair haberler geçtiğimiz yıllarda basında sıkça yer almıştı. İçinde bulunduğumuz 2021 yılında, birkaç Avrupa ülkesinde, Kıta’ya ulaşmayı başaran fakat kalmalarını sağlayacak izinleri veya belgeleri alamayan mültecilere yönelik çalışmalar oldukça dikkat çekici. Bu ülkelerdeki yasaları ve düzeni ihlal eden yahut diğer mülteciler tarafından baskıcı hükümetlerin muhaliflerine baskı uygulamasına yardımcı olmak amacıyla geldikleri ülkelerde suç teşkil eden eylemlerde bulundukları söylenenleri sınır dışı etmeye yönelik çalışmalara ilişkin görüşmeler başladı.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından yönetilen mültecilerle ilgili kuruluşlar ve dernekler Avrupa hükümetlerinden, bulundukları koşullara veya kendilerine yöneltilen suçlamalara bakılmaksızın, bağımsız bir biçimde göçmenlere ve mültecilere nasıl davranılacağını belirleyen uluslararası anlaşmalara ve yasalara uymalarını istediler. Gelişmeler yetkilileri, aylar ve belki de yıllarca sürebilecek olan yasal statülerinin değerlendirilmesi süreci tamamlanana kadar göçmenleri tutmak için kurulan ‘kantonlarda’ veya kamplarda kalmayı reddetmeleri nedeniyle ülkelerine dönmek isteyenlerin geri dönüşlerini kolaylaştırmaya yöneltti.
Göçmenleri çoğu durumda mağdur eden, iki ülke arasındaki siyasi çekişmeler de yaşanıyor. Örneğin Yunanistan keyfi bir şekilde, göçmenlerin zorlu koşullar altında Türkiye'ye geri dönüş sürecini başlattı.
Ancak küresel bir insani kriz yaratan konu ile ilgili yeni gelişmeler yaşanıyor. Avrupa ülkeleri, Afrika ülkelerinden vatandaşlarını mali ve maddi yardım ve kalkınma ile ilgili projeler karşılığında geri almaları için baskı yapıyor. Göçmenlerin geldiği ülkelere yönelik bu ‘havuç ve sopa’ önlemlerinin meyvelerini vermeye başladığı görülüyor.  Alman hükümeti ve AB Sınır Güvenliği Ajansı (FRONTEX) tarafından kiralanan bir uçak geçtiğimiz ekim ayı sonlarında, zorla ülkelerine geri gönderilen Etiyopyalı on mülteci ile birlikte Addis Ababa’ya gitmek üzere Münih Havalimanı'ndan ayrıldı. Diğer ülkeler de sınırları başarıyla geçtikten sonra AB ülkelerine giren mültecileri Moritanya, Tunus, Fas, Cezayir ve Afganistan'a geri gönderdi.

Mülteciler arasında eleme
Avrupa Politikası Merkezi'nden (European Policy Centre/EPC) analist Olivia Sundberg Diez, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
“Afrika ülkeleri genellikle vatandaşlarını geri almaktan kaçınıyor. Bu nedenle Avrupa ülkeleri göçmelere Kıta’ya ulaştıktan sonra kalıcı olacaklarını düşünmemeleri konusunda bir mesaj vermek istiyor. Bu nedenle ülkelerine dönenlerin sayısını artırmak, AB ülkeleri için büyük bir öncelik haline geldi. AB ülkeleri, söz konusu ülkelerle vatandaşlarının geri dönmelerini kabul etmeleri için çoğu durumda detayları gizlenen ikili anlaşmalar yaptılar.”
Ancak bu anlaşmalar gizli kalmadı ve AB, gelenlerin sayısını azaltmak amacıyla göç alanında Afrika ülkeleri ile iş birliği için ‘Afrika için Acil AB Güven Fonu’nu kurdu. Tüm bunlar, yasa dışı mültecilerin durumuyla ilgili uluslararası kuruluşların raporlarında belirtmesine ve özellikle Libya'da, genel olarak da birçok Afrika ülkesinde olduğu gibi hibe edilen paranın yozlaşmış hükümetlerin veya söz konusu ülkeleri kontrol eden milis grupların eline geçtiğini bilmesine rağmen yapıldı.
SEFER World Organizasyonu yetkilisi Emile Ratti, Avrupa'ya düzenli ve yasal göçü kolaylaştırmak için çok küçük miktarlarda fon temin edilirken yüksek vasıflı göçmenlere yasal yollar sağlandığını söyledi. Bu durumun Avrupa’nın, ülkelerinde karşılaştıkları adaletsizlik, zulüm, işkence, yoksulluk ve işsizlikten kaçan göçmen ve mülteciler için değil, kendi çıkarları açısından seçici görünmesine yol açtığını vurguladı.

Avrupa göçmenlik sisteminde reform mu yapıldı?
Avrupa'daki muadilleri arasında en büyüğü olarak bilinen İtalyan haber ajansı Adnkronos International (AKI), Avrupa Parlamentosu’nun (AP) konuya yaklaşımına dikkat çekti. AB Komisyonu'nun ve bazı AB ülkelerinin insan hakları ihlalleri nedeniyle yasa dışı göçmenlerin geri dönüşüne ve geri kabulüne ilişkin diğer ülkelerle gayri resmi ikili anlaşmalar yapılmasına ilişkin politikalarının AP’nin gündeminde olduğunu belirtti. AP’nin, hesap verebilirlik, inceleme ve hatta parlamento gözetimi olmaksızın sonuçlandırılan bu tür gayri resmi düzenlemelerin insan haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle söz konusu uygulamaları en çok eleştiren kurum olduğunu vurguladı. AP, bireysel davaları takip etmek ve olası ihlallere yanıt vermek için yeterli sayıda raporlama, izleme, değerlendirme ve hesap verme mekanizmalarının olmamasının yanı sıra hakları ihlal edildiğine inanılan kişiler için de etkili bir yargı yolunun bulunmadığına defalarca kez dikkat çekti.
AP Raportörü Tineke Strik, diğer ülkelerle iş birliği yapmanın AB’yi göçmenlere ve mültecilere yönelik insan hakları yükümlülüklerini yerine getirmekten muaf tutmadığının altını çizdi.
Uluslararası sivil toplum kuruluşu Oxfam da iltica sisteminde ‘savaştan, zulümden ve kıtlıktan kaçan insanların korunması, güvenliğini ve haklarını ön planda tutan’ gerçek bir reform olarak gözaltı merkezlerine dönüşen kamplar için alternatif yeni kamplar kurulması çağrısında bulundu.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından yayınlanan bir raporda yer alan ve 2020 yılında dünya genelinde 82,4 milyona ulaşan rekor düzeyde mülteci olduğunu gözler nüne seren veriler ise dikkat çekici. 2019 yılına kıyasla yüzde 4'lük bir artışın gözlemlendiği verilerde görülen değişim, ülke sınırları içinde yerinden edilmiş kişilerin sayısının yüksek olmasından kaynaklanıyor. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını da iş fırsatlarını ve birikimleri yok ettiği için bu sayının yükselmesinde rol oynuyor. Salgın ve buna bağlı ekonomik kapanmalar mülteciler üzerinde de etkili olmuş durumda.
UNHRC’nin internet sitesine göre dünya, şimdiye kadarki en yüksek evsizlik oranlarıyla karşı karşıya. Evsizlerin 30 milyonu 18 yaşın altında ve milyonlarcasının bir vatanı dahi yok.

Mülteci, sığınmacı ve yerinden edilmiş kişi
Mültecilere yönelik uluslararası tanım; ‘devletlerinin korumasından yararlanamadıkları için özgürlüklerini korumak veya hayatlarını kurtarmak için evlerini terk etmek zorunda kalan kişiler’ şeklinde.  Bu kişilere zulüm genellikle ülkelerindeki hükümetler tarafından yapılıyor. Bunlar, başka ülkelere girmelerine izin verilmediği takdirde geçim kaynaklarına erişimleri olmayan, hiçbir hakları bulunmayan, ölüme veya kaçarak dayanılmaz bir hayata mahkum olan kimseler olarak tanımlanıyorlar. 
Sığınmacı ise mülteci olduğunu söyleyen ancak sığınma talebi, geldiği ülkede nihai olarak değerlendirilmemiş veya karara bağlanmamış olan kişilere deniliyor. Bu nedenle söz konusu kişinin gerçekten uluslararası koruma ihtiyacında olup olmadığını belirlemek için ulusal sığınma sistemleri bulunuyor. Uygun prosedürlerle mülteci olmadıkları veya uluslararası korumaya ihtiyacı bulunmadığı tespit edilenler geldikleri ülkelere iade edilebiliyor.
Ülke içinde yerinden edilenler ise uluslararası kabul görmüş bir sınırı geçmeden, evlerinden veya yaşadıkları bölgelerden, silahlı çatışma, şiddet, insan hakları ihlalleri veya doğal yahut insan nedenli afetler nedeniyle kaçmaya zorlanan veya mecbur bırakılan kişiler olarak tanımlanıyor.



Trump, Tahran'ı anlaşma ile “tam yıkım” arasında seçim yapmaya zorluyor

ABD Başkanı, dün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşma yaparken (AP)
ABD Başkanı, dün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşma yaparken (AP)
TT

Trump, Tahran'ı anlaşma ile “tam yıkım” arasında seçim yapmaya zorluyor

ABD Başkanı, dün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşma yaparken (AP)
ABD Başkanı, dün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşma yaparken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, İran'ı bir anlaşmaya varmak ya da “tam yıkımla” karşı karşıya kalmak arasında seçim yapmakla karşı karşıya bıraktı.

Trump, yönetiminin Kongre ara seçimlerinin ardından Tahran'la yaşanan çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya varmasını beklediğini belirtirken, İran'ı müzakere masasına oturtmak amacıyla dünya ülkelerine ekonomik olarak İran'ı izole etme çağrısında bulundu.

Trump'ın konuşması, Washington'un bugün yürürlüğe koyacağını açıkladığı İran havacılık sektörüne yönelik yasağın başlamasından bir gün önce gerçekleşti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu yaptırımlar, İranlı hava yolu şirketlerinin yanı sıra yurt dışında bu şirketlere hizmet sağlayan kuruluşları da hedef alıyor.


Trump, Venezuela'nın geçici devlet başkanıyla ilk yüz yüze görüşmesini gerçekleştirdi

ABD Başkanı Donald Trump ile Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodríguez, (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ile Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodríguez, (AFP)
TT

Trump, Venezuela'nın geçici devlet başkanıyla ilk yüz yüze görüşmesini gerçekleştirdi

ABD Başkanı Donald Trump ile Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodríguez, (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ile Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodríguez, (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında Venezuela'nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez ile bir araya geldi. Beyaz Saray'a göre görüşme, iki isim arasındaki ilk yüz yüze görüşme oldu.

Beyaz Saray'dan bir yetkili, Trump'ın yanı sıra ABD'nin üst düzey bazı yetkililerinin de toplantıya katıldığını belirtti. Görüşmede Trump'ın başdanışmanı Stephen Miller, Beyaz Saray Genel Sekreteri Susie Wiles, Hazine Bakanı Scott Bessent ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio da yer aldı.

Rodríguez'in bugün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşma yapması bekleniyor.

Trump, Genel Kurul'da yaptığı konuşmada Venezuela'ya da değinerek, “ABD ile Venezuela'yı bir araya getirdiğimizde dünya petrolünün yüzde 60'ından fazlasına sahip oluyoruz” dedi. Trump ayrıca, “Ganimetler galibin olur” ifadesini kullandı.


Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy