ABD’nin Yemen Temsilcisi Lenderking Husilerle temas halinde

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking Husilerle temas halinde olduğunu üstü kapalı bir şekilde itiraf etti

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price ile düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price ile düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
TT

ABD’nin Yemen Temsilcisi Lenderking Husilerle temas halinde

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price ile düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price ile düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, Husileri Yemen'de barış sürecine ve barışçıl bir çözüme ikna etmek için ülkesinin Husilerle temas halinde olduğunu üstü kapalı bir şekilde itiraf etti. Marib'de devam eden savaşın kötüleşen insani krizi daha da artırdığını belirten Lenderking, Husi grubunu bundan sorumlu tuttu. 
ABD-Arap İlişkileri Ulusal Konseyi (NCUSAR) tarafından video-konferans yoluyla dün düzenlenen oturumda konuşan Lenderking, Husilerin barışa istekli olduklarını gösterdiğini belirterek, "Husi liderliği içinde bunu destekleyen unsurlar kesinlikle var" dedi.
Lenderking, üstü kapalı bir ifadeyle grupla iletişiminin sürdüğünü şu sözlerle doğruladı:
“Umman gibi birçok ortak aracılığıyla ve Suudi Arabistan gibi diğer aktörlerle ve ABD olarak barışı sağlamak için çabalarımızı sürdürüyoruz. Onları barışa ulaşmaları için teşvik etmeye devam etmeliyiz.”
"Birkaç kez Husilerin meşruiyeti hakkında konuştum. Yani ABD onları meşru bir aktör olarak tanıyor. Onları önemli kazanımlar elde eden bir grup olarak tanıyoruz. Hiç kimse onların çatışmadan çıkmasını ummayı bekleyemez. Bu yüzden sahadaki mevcut gerçeklerle ilgilenme çağrısında bulunduk. Husileri BM liderliğindeki sürece ve siyasi geçiş sürecinde barışı desteklemek için devam eden destek çabalarına katılmaya teşvik edeceği umuduyla bu uluslararası fikir birliğini sağlayalım.”
Yemen'deki insani krizin savaşla ve çatışmaların devam etmesiyle bağlantılı olduğunu belirten Lenderking,  insani krizin daha da kötüleşmeye devam edeceğini, uzun yıllar süren istikrarsızlık göz önüne alındığında her iki süreci de aynı anda iyileştirmenin gerçek bir ihtiyaç olduğunu vurguladı. Yemen'de temel hizmetlerin aksamasına, çalkantılı ekonomiye, barışçıl bir siyasi geçiş sürecinin engellenerek yaklaşık yedi yıldır süren bir savaşın patlak vermesine neden olan zayıf yönetim bu eğilimin önemli ölçüde hızlanmasına neden oldu.
İnsani krizi iyileştirmek için kolay bir çözüm olmadığını belirten Lenderking, bağışçıların Yemen'e daha fazla para aktarması gerektiğinin açık olduğunu vurguladı. Lenderking ayrıca, isimlerini açıklamadan Yemen'de kolay çözümler olduğunu öne sürenlere uyarıda bulundu. ABD’li diplomat açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:
"Gördüğüm şeyler, genellikle çatışma aktörlerinin insani durumu silahlandırmaya ve insani krizi siyasi hedeflere ulaşmak için savaşlarında kullanmaya yönelik son çare girişimler. İnsani krizin nedenlerini iyileştirmeye başlamak için tek yol çatışmayı siyasi bir çözüme kavuşturmak olacak. Bu çözüm şu an için en önemli öncelik. Yemen'deki savaşı durdurmak ve ateşkesi sağlama girişimini desteklemek için güçlü bir uluslararası istek var. Ayrıca Riyad'ın girişimine de destek var. Bu da Yemenlilere barışçıl bir çözüm bulmaları için büyük bir fırsat veriyor. Böylece Yemen hükümeti Yemen'e dönüp çalışmalarını yürütebilir.”
Husileri ve Yemen hükümetini insani yardımların ve gerekli ekipmanların ulaştırılması ve benzinin dağıtımındaki krizin sona ermesi için ateşkes sürecine dahil olmaya çağıran Lenderking, Yemen'de Hudeyde ve diğer limanlar aracılığıyla bölgeye ulaştırılmasına rağmen Husilerin gaz ve benzin fiyatlarını manipüle ettiğini ifade etti.
Umman'ın rolüne ve Yemen krizinin çözümünü desteklemedeki önemine övgüde bulunan Lenderking, "Bu destek açık bir şekilde görüldü. İki hafta önce barışı teşvik etmek ve  Husileri ikna etmede önemli bir rol oynamak için Sana'ya bir heyet gönderdiler" dedi. Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre Marib'de bir milyon yerinden edilmiş insan olduğunu ve savaş durumunun devam ettiğini kaydeden Lenderking, “Bu saldırının harap olmuş insani altyapı için son derece olumsuz sonuçları olacaktır” dedi.
Lenderking ayrıca şunları kaydetti:
“Güneyin daha fazla istikrara kavuşturulması çabası olan Riyad Anlaşması'nın yeniden uygulandığını görmekten mutluyum. Bu, Yemenliler için temel hizmetlerin iyileştirilmesine yol açacaktır. Riyad Anlaşması'nın süreci ilerlettiğine, Yemen hükümetinin Aden'e dönerek temel hizmetleri sağlaması ve güneydeki altyapının tüm temel unsurlarını geliştirmesi için daha fazla fırsat yaratacağına inanıyoruz.”
Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler (BM) Yemen İnsani Yardım Koordinatörü David Gressley, mali kaynak sıkıntısı ve Yemenlilere ulaşan yardım konusundaki ciddi yetersizliğe dair uyarıda bulunarak, “Önümüzdeki Temmuz ve Ağustos ayına kadar bağışçılardan fon alamazsak bazı faaliyetlerimiz duracak. Acilen iki milyar dolara ihtiyaç var” dedi.
Gressley, konferansta yaptığı konuşmada, Yemen ekonomisinin savaş nedeniyle yüzde 50 küçüldüğünü, her bir dakika bir Yemenli çocuğun hayatını kaybettiği geçtiğimiz ayın Yemen'deki en kanlı ay olduğunu belirterek, “Yemen vilayetlerinin yüzde 82’sinde sağlık hizmetleri yok. Geriye kalanlar da çöküşün eşiğinde” dedi.
Gressley ayrıca, "Yemen'deki insani kriz dünyanın en kötü krizi. Yemen'de barıştan başka bir alternatif yok ama buna ulaşmak da kolay olmayacak. Husilerin bombalamaları Marib'deki ortaklarımızı tehlikeye atıyor” diye konuştu. 
ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) Müdür Yardımcısı Sarah Charles, Husilere ve güneydeki yetkililere seslenerek, insani yardımların ulaştırılmasını engellemeyi bırakmaları çağrısında bulundu ve bunun devam etmesinin Yemen'de kıtlığa yol açabileceğini söyledi.
Dün video-konferans yoluyla katıldığı oturumda konuşan Charles, Yemen'in hala dünyadaki insani krizden mustarip en kötü ülkelerden biri olduğunu ve ülke nüfusunun üçte ikisinin şu anda acil insani yardıma ihtiyacı olduğunu belirtti. Ayrıca 20 milyondan fazla Yemenli’nin her gün hayatta kalma mücadelesi verdiğine dikkati çekti.
Bu yıl 2 milyondan fazla Yemenli çocuğun ölümcül yetersiz beslenmeyle karşı karşıya olduğunu belirten Charles, “Şu anda yedinci yılına giren bu savaş boyunca ailelerin acılarının çatışma çizgisi değiştikçe tekrar tekrar arttığını gördük. Kaçmak zorunda kaldıkları her zaman daha savunmasız hale geliyorlar. Bunun şimdi daha da vahim olduğuna tanık oluyoruz” ifadelerini kullandı.
Marib'deki sivillere yönelik son Husi saldırısının yüz binlerce insanı yerinden etmekle tehdit ettiğini, yıllarca süren çatışma ve artan yoksulluğun ardından Yemen'in istikrarsız bir duruma geldiğini belirten Charles, uluslararası toplum tarafından sağlanan yardımın yetersiz kaldığına ve şimdiye kadar nüfusun savunmasız gruplarının kıtlık yaşamasının bu yardımlar sayesinde engellediğine dikkati çekti. Son olarak Charles şu ifadeleri kullandı:
“İnsani yardım kuruluşları, çatışmalardan kaçmak zorunda kalan yaklaşık 14 bin aileye barınak, sağlık, temizlik malzemeleri, temiz su ve para dahil olmak üzere acil yardım sağladı. Geçen Ocak ayından bu yana yardım çalışmaları son derece tehlikeli ve lojistik açıdan zor bir hale geldi. Kuzeydoğuda sivil nüfusa yönelik rastgele saldırılar, sahadaki ortaklarımızın cesur personelini riske atıyor. İnsani yardım çalışanlarına yönelik gözaltı veya şiddet ve güvenlik güçleri tarafından taciz edildiğine dair haberler alıyoruz. Onların daha fazla riske sokulması, acil yardımın kapsamını da daha da engelliyor.”



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.