FAO Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Genel Müdür Yardımcısı ve Bölge Temsilcisi Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘2030 yılına kadar 75 milyon Arap açlık tehdidi altında olacak’

BM raporunda bölgedeki gıda güvensizliğinin kötüleştiği uyarısı yer alıyor.

Abdulhakim el-Vair
Abdulhakim el-Vair
TT

FAO Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Genel Müdür Yardımcısı ve Bölge Temsilcisi Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘2030 yılına kadar 75 milyon Arap açlık tehdidi altında olacak’

Abdulhakim el-Vair
Abdulhakim el-Vair

Birleşmiş Milletler tarafından dün yayınlanan “2020 yılı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumuna İlişkin Genel Bakış” başlıklı raporda, bölge ülkelerinin açlığı ortadan kaldırma, gıda güvenliğini sağlama ve yetersiz beslenme sorunlarını çözmeye yönelik İkinci Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni gerçekleştirmede kaydettiği ilerlemeye ilişkin veriler sunuldu.
Raporda, sağlıklı ve dengeli beslenemeyen yoksul insanların sayısında artışa neden olan Kovid-19 pandemisinin yol açtığı büyük ekonomik zorlukların bölgede gıda güvenliğini ve beslenme koşullarını kötüleştirdiğine dikkat çekildi.
Arap ülkeleri arasında ekonomi, siyasi statü ve dayanıklılık bakımından büyük farklılıklar olması sebebiyle salgının gıda güvenliği ve beslenme üzerindeki etkileri bölgede farklı seviyelerde gerçekleşti. Zira salgından en çok etkilenen ülkeler, ekonomileri kırılgan olanlar ve uzun süreli krizler yaşayanlar arasından çıktı.
FAO Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Genel Müdür Yardımcısı ve Bölge Temsilcisi Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat’ın konuya ilişkin sorularını cevapladı. Bölgedeki gıda durumu hakkında özel açıklamalarda bulunan Vair, gıda güvensizliğini ve yetersiz beslenmeyi “ciddi zorluk” olarak nitelendirdi. Vair, Arap bölgesinin İkinci Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde yer alan açlığı ortadan kaldırma hedefini gerçekleştirmekten halen oldukça uzak olduğunu vurguladı. Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda gıda güvenliğinden yetersiz beslenmeye, uluslararası alanda atılan adımlardan Arap bölgesinde yaşananlara kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulundu:

Son dönemde küresel gıda durumuna yönelik uluslararası ve kurumsal raporlarda sıklıkla “facia” nitelemesi yapılıyor. Birçok ülke pandeminin daha da kötüleşmesi dolayısıyla karşı karşıya kaldığı ekonomik krizden çıkamadı. Bölgemizde en çok risk altında olan ülkeler hangileri?
Bölgedeki gıda güvensizliği ve yetersiz beslenme ciddi bir zorluk oluşturuyor. Ancak bunu bir facia olarak adlandıramayız. Öncelikle Arap bölgesinin neden halen İkinci Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde yer alan açlığı ortadan kaldırma hedefini gerçekleştirmekten uzak olduğunun anlaşılmasını sağlayan oldukça net sebepler var. Son on yılda bölgedeki gıda güvensizliği, özellikle de yetersiz beslenme, başta devam eden çatışmalar olmak üzere çeşitli nedenlerle net bir artış gösterdi. Diğer yandan gıda güvenliğinde ve beslenmede tanık olunan düşüş küresel bir durum. Sadece Arap bölgesi ile de sınırlı değil. Ancak bölgenin tanık olduğu ekonomik zorluklar ve birçok ülkenin yaşadığı ekonomik ve siyasi istikrarsızlık, durumun kötüleşmesine ve açlığı sona erdirme hedefine ulaşmaktan uzakta kalınmasına önemli ölçüde katkıda bulunuyor. Aynı zamanda pandeminin her düzeyde oluşturduğu etkilerin de bu durumun daha da kötüleşmesine neden olduğunun anlaşılması son derece önemli. BM raporunda Arap bölgesinde açlıktan etkilenenlerin sayısının 2030 yılına kadar 75 milyona ulaşacağı ve devam eden pandemi koşullarının bu tahmini daha da kötüleştirebileceği öngörülüyor.
Yakın Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde, 2020 yılında 5 milyon Suriyeli, BM Dünya Gıda Programı’nın (WFP) yardımlarına güveniyordu. Aynı zamanda Lübnanlı işçiler, tarım sektöründeki işler için Suriyeli işçilerle rekabet ediyorlar. Bu durum kırsal kesimde işsizliği ve yoksulluğu artırdı. Dolayısıyla gıdaya erişim imkanlarını zayıflattı. Raporlar, Güney Yemen’de, çatışmalar öncesinde de etkili olan sosyal ve ekonomik koşulların yanı sıra şiddetin etkisiyle 2020’de 29,8 milyon insanın akut gıda güvensizliği yaşadığını gösteriyor. Rapor, bu durumun ana sebebinin önceden de var olan sosyal ve ekonomik koşulların yanı sıra ortaya çıkan çatışmalar olduğunu gözler önüne seriyor.

En fazla tehdit altına bulunan ülkelere yardım etmek ve söz konusu duruma acil olarak müdahale etmek için gerek tek başınıza gerekse ortaklarınızla yürüttüğünüz bir iş birliği var mı?
Bütün BM kuruluşları ve programları Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni 2030 yılına kadar gerçekleştirmek için sürekli olarak iş birliği içinde çalışıyorlar. Çalışmaların hedefinde, söz konusu durumdan en fazla etkilenen ülkelerin bu hedefleri gerçekleştirmek için izledikleri yola geri dönmeleri için yardım etmek var. Bu kuruluşlar, ülkelerin ve bölgelerin imkanlarını geliştirmelerine yardımcı olmak için dünya çapında binlerce girişim aracılığı ile faaliyetler yürütüyorlar. FAO da gıda güvenliğinin sağlanması, beslenmenin iyileştirilmesi ve tarım sektörünün geliştirilmesi için küresel ve bölgesel çalışmalara öncülük eden kuruluşlardan biridir. FAO, üye ülkelerin liderliğinde, tarımsal dönüşümü ve sürdürülebilir kırsal kalkınmayı hızlandırmayı amaçlayan “El Ele” girişimi de dahil olmak üzere birçok çalışma başlattığını duyurdu. Ancak bu çalışmaların ne kadar etkili olacağının kilit faktörü kurulan ortaklıklardır. Dünya çapında kalkınmanın ana güçleri devletlerdir. Diğer yandan kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve özel sektör için de bu durum geçerlidir. Gıda güvenliğinin yüzleştiği krizleri çözmek için ortak iş birliği olmazsa mevcut durum, diğer tüm seviyelerde sürdürülebilir kalkınma zorluklarının devam etmesiyle birlikte kötüleşmeye devam edecektir. Tüm hedefler arasında doğrudan bir bağlantı bulunuyor. Örneğin yoksulluk ortadan kaldırılmadığı sürece açlık da devam edecektir. Gıda güvenliğini ve beslenmeyi iyileştirmeden, sağlık ve refah olmayacaktır. Hedef tüm negatif durumları düzeltmektir. Ancak mevcut durum, bu hedefin gerçekleştirilmesine karşı tehdit oluşturuyor. Bölge, gerçek ortaklıklar oluşturmada çoğu siyasi nedenler olmak üzere çeşitli zorluklarla karşı karşıya. Ancak özellikle insanların hayatta kalmaları için temel gereklilik olan gıda alanında faaliyet gösteren sektörleri iyileştirmek amacıyla ekip çalışmasını teşvik etmek için tüm imkanları oluşturmakta kararlıyız.

En çok risk altında olan ülkelerin yaşadıkları krizlerin, teknik ya da finansal destek yolu ile ekonomik olarak çözülebileceğini düşünüyor musunuz?
Ekonomik krizleri etkileyen faktörlerin çok karmaşık, birbirleri ile bağlantılı, ayrıca büyük ölçüde siyasi durumun istikrarına ve tüm coğrafi seviyelerde yeterli gıda zincirlerinin varlığına bağlı olduğunu düşünüyorum. Ancak FAO’nun rolü oldukça etkili. Bu rolü, ülkelerin genel olarak tarım, gıda ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında ivme kazanmasına yardımcı olan onlarca yıllık kurumsal deneyime ve insani yeterliliğe dayanıyor. En önemli rolü, ülkelerin ve uluslararası kuruluşların müzakere masasına oturmalarına, kararlar almalarına ve gıda sistemlerini iyileştiren politikaları desteklemelerine yardımcı olması. Dünya çapında 2 milyardan fazla insanı etkileyen gıda sorunuyla mücadele etmek için mevcut beslenme düzenimizde ve tüketim alışkanlıklarımızda acilen köklü değişiklikler yapmamız gerekiyor. Dolayısıyla BM’nin 2016-2025 10 Yıllık Beslenme Eylem Planı ülkeler ve ortakları için eşsiz bir fırsat. Şu an bu eylem planının beşinci yılındayız. Ancak halen hedefin çok gerisindeyiz ve zaman da tükeniyor.

Bölgede ülkelerin kaynakları dikkate alınarak gıda entegrasyonunu koordine eden bir BM programının olması mümkün mü?
Söylediğim gibi yürürlükteki BM 2016-2025 10 Yıllık Beslenme Eylem Planı beşinci yılına girdi ancak veriler ülkelerde ve ortaklarında, on yıllık eylem planının önerdiği taahhütlere uygun hareket edilmesi için acilen müdahale edilmesi gereken zorluklar olduğunu gösteriyor. 2030 yılına kadar yetersiz beslenmenin her biçimini sona erdirmeyi amaçlayan sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşmak için beslenme alanındaki çalışmaların yoğunlaştırılması ve yatırımların artırılması gerekiyor. Bölgedeki ortaklarla; örneğin Arap Birliği ve alt kuruluşlarıyla sürekli koordinasyon halinde çalışıyoruz. Bu ortaklıklarda ülkelerin her birinin ekonomik ve siyasi durumunu gözetiyoruz. Bölge ülkelerindeki ulusal programlarımız, gerek acil finansal destek, gerekse uzmanlık, kapasite geliştirme ve gıda zincirleri politikalarını gözden geçirme ve iyileştirme konularında yardımlar sunuyor. FAO’nun duyurduğu “El Ele Girişimi” bölgedeki sürekli çalışmaları bağlamında geliyor. Girişim bölge ülkelerinde, Yemen’de ve Suriye’de programlarını ve planlarını aktif hale getirmeye başladı.

Körfez bölgesi ile iş birliğinizin boyutları neler? Gıda durumu ile Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 kalkınma projesi arasında temas noktaları görüyor musunuz?
Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, başta BM’nin programları olmak üzere FAO’nun çeşitli çalışmalarına gönüllü olarak büyük katkılarda bulunuyorlar. Suudi Arabistan’daki FAO programı, dünyadaki en büyük teknik iş birliği çalışmalarından biri. FAO 2019 yılında, 93 milyon dolar değerinde 6 yıllık bir program imzaladı. Programda Arabica kahvesi üretimi, işlenmesi ve pazarlanması, arıcılık, meyve yetiştiriciliği, balık ve hayvancılık ile yağmurla beslenen mahsullerin yetiştirilmesinin ülke içinde yaygınlaştırılması amaçlanıyordu. Suudi Arabistan bu program ile FAO’nun en büyük kaynak ortakları arasında yer aldı ve Yakın Doğu bölgesinde en büyük katkı sağlayan ülke oldu. Program tarafından Suudi Arabistan’da sağlanan teknik destek, yetkili bakanlığın stratejik girişimlerinin ve Ulusal Dönüşüm Programı 2020 ile Vizyon 2030 bağlamında oluşturulan girişimlerin uygulanması için yardım desteği içeriyor. İş birliği ve ortaklıkların kurulması sadece bu anlaşma ile sınırlı değil. Ortak çalışmalar da devam ediyor. Ayrıca gıda güvenliğini ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak üzere sürekli olarak güncellenen ve Suudi Arabistan’ın amaçları ile uyumlu girişimler de bulunuyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.