Berlin konferansları ve Libya'nın "zorlu" sorunları

Şarku’l Avsat, paralı askerler, seçimler, askeri kurumun birleştirilmesi ve ABD’lilerin Hafter ile anlaşmazlığı başlıklarında inceleme yaptı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (solda), Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ve Libya Dışişleri Bakanı Necla el-Menguş iki gün önce Berlin’de bir araya geldiler. (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (solda), Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ve Libya Dışişleri Bakanı Necla el-Menguş iki gün önce Berlin’de bir araya geldiler. (AFP)
TT

Berlin konferansları ve Libya'nın "zorlu" sorunları

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (solda), Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ve Libya Dışişleri Bakanı Necla el-Menguş iki gün önce Berlin’de bir araya geldiler. (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (solda), Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ve Libya Dışişleri Bakanı Necla el-Menguş iki gün önce Berlin’de bir araya geldiler. (AFP)

Libya, 2020 yılında düzenlenen ilk Berlin Konferansı ile 2021 yılında yapılan ikinci Berlin Konferansı arasında birçok değişime sahne oldu. Silah ambargosuna uyulması, yabancı paralı askerlerin Libya’ya gönderilmemesi ve siyasi çözüme teşvik edilmesi gibi iki konferansın sonuçları büyük ölçüde birbirine benzese de iki tarih arasında önemli gelişmeler yaşandı. Hiç şüphesiz bu gelişmelerin en öne çıkanları Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Trablus’a yaptığı taarruzun kırılması, yeni bir birlik otoritesinin kurulması ve bu otoritenin uluslararası alanda tanınmasıydı.
İkinci Berlin Konferansı uzlaşmalarına rağmen Libya krizinin çözüm yolunu tıkayan en zorlu sorunlar ise şöyle sıralandı:

Paralı askerler
İkinci Berlin Konferansı, yabancı savaşçıların Libya'dan çıkarılması gerektiğine dair bir uzlaşı ile sona erdi. Ancak bu gerekliliği yerine getirecek mekanizmalar halen belirsiz. Türkiye ve Rusya'nın, Suriyeli savaşçıları partiler halinde Libya'dan çıkarmaya başlama konusunda kendi aralarında uzlaştıkları duyuruldu. İlk partinin her iki taraftan da 300’er savaşçıdan oluşması şart koşuldu. Bu, yeni Libya otoritelerini ülke üzerindeki egemenliklerini yayma girişimlerinde destekleyen oldukça sembolik bir işaret olacak. Ancak sembolik önemine rağmen bu adım tüm paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların Libya'dan çıkarılması belirli bir zaman çizelgesi ile tamamlanmazsa oldukça sınırlı kalacak. Zira gerçek şu ki her iki taraftan da 600 Suriyeli, sadece yolcu uçakları ile iki seferde Libya’ya geri dönebilir. Ayrıca güvenlik şirketi Wagner’den Rusların yanı sıra Suriyeliler, Çadlılar, Sudanlılar ve Tunuslular da dahil olmak üzere binlerce sayıda oldukları tahmin edilen paralı askerler ve yabancı savaşçılar denizinde sadece bir damlayı oluşturuyorlar..
Paralı askerlerin sınır dışı edilmesi konusunda fiilen anlaşılmış ve bu başlatılmış olsa bile Türkiye’nin batı Libya'daki rolüyle ilgili temel bir tartışma devam edecek. Zira iddialar, Türkiye’nin Birinci Berlin Konferansı sonuçlarının tersinde hareket ettiği yönündeydi. Türkiye insansız hava araçları (İHA), füze sistemleri ve gelişmiş sinyal bozucu cihazlar da dahil olmak üzere birçok teçhizatı Batı Libya'ya sevk eden bir hava ve deniz köprüsü oluşturdu. Türkiye’nin o zamanlarda yaptığı müdahale, Trablus Savaşı’ndaki dengeleri değiştirdi. Böylece Mareşal Halife Hafter liderliğindeki LUO ve Batı Libya'nın bazı bölgelerine konuşlanmış olan Wagner’in paralı askerleri (LUO varlığını inkar etmekte ısrar ediyor) yenilgiye uğratıldı. İkinci Berlin Konferansı’nda Türkiye duruşunu açıkça gösterdi. Konferans sonuçları, yabancı savaşçıların sınır dışı edilmesi ile ilgili maddeye ilişkin Türkiye tarafından resmi bir çekince kaydedilerek yayınladı. Zira Türkiye, Libya’daki askerlerinin yabancı olarak görülmesine karşı. Bu tutum, İkinci Berlin Konferansı’ndan önceki günlerde Türk yetkililer tarafından da dile getirildi. Yetkililer Libyalılar ile aralarındaki ilişkinin 500 yıl önceye dayandığını vurgulayarak Osmanlıların Libya ile tarihi bağlarına işaret ettiler.
Türkiye'nin Libya kartından vazgeçmeye niyeti olmadığı artık aşikar. Nitekim Libya'dan (Türkiye ve diğer yabancı taraflar) çekilmeye hazırlanmıyor. Batı Libya'nın askerlerini doğudakilerle denge kuracak şekilde eğittiği ifade ediliyor.
ABD'li yetkililerin İkinci Berlin Konferansı’nda Suriyeli savaşçıları tanımlamak için “paralı askerler” kelimesini kullanmaktan kaçınıp “yabancı savaşçılar” kelimesini kullanmakta ısrar etmesi Türkiye'nin tutumunu yumuşatmaya çalıştıklarının bir göstergesiydi. Bunun sebebi belki de Türkiye kartını Rusya’ya karşı kullanmak istemeleri olabilir. Nitekim ABD'liler Wagner’i özel bir güvenlik şirketi olarak görmüyor ve şirketin Kremlin'i temsil ettiğini iddia ediyorlar.
2’nci Berlin Konferansı Türklere ve Ruslara yabancı savaşçıların Libya’dan çıkarılması konusunda aralarında uzlaşma özgürlüğü tanıdığı için bu durum, Libya’da yeni bir “Suriye senaryosu” olduğuna işaret ediyor. Zira Suriye’de Türkler ve Ruslar “gerilimi düşürme bölgeleri” konusunda koordinasyon sağlamakla yetinmeyip gerilim bölgelerinde ortak devriyeler yürütüyorlar. Ancak burada şuna işaret etmeliyiz ki Libya’daki tablo Suriye’dekinin tam tersi. Suriye’de Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan yönetime karşı olan Türkiye,  Libya’da BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile arasındaki anlaşmadan dolayı bulunduğunu söylüyor. Elbette Rusya ile ilgili olarak da bunun tam tersi geçerli. Rusya, Suriye’de “meşru hükümetin davetiyle” bulunuyor ancak Libya’da durum tam tersi.

Seçimler
İkinci Berlin Konferansı’nın sonuçları bu yıl 24 Aralık'ta Libya'da yapılması planlanan seçimlere doğru ilerlemeyi öngörüyor. Ancak bu seçimler konusunda halen birçok belirsizlik var. Örneğin aynı anda hem yasama seçimleri hem de cumhurbaşkanlığı seçimlerinin mi düzenleneceği yoksa yeni parlamentonun Libya’nın gelecek cumhurbaşkanını mı seçeceği henüz kesin değil. Seçimler için anayasal mekanizma henüz hazır olmadığı için Batı Libya’dan cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmemesi konusunda ısrarcı sesler yükseliyor. Hatta bu kişiler, sandıkla da olsa iktidara yeni bir “diktatör” gelmesini engellemek amacıyla yeni bir savaş başlatma tehdidinde bulunuyorlar. Söz konusu kimseler, özellikle Libya’nın devrik lideri Albay Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi'nin veya Mareşal Halife Hafter'in aday olmasını istemiyorlar. Seyfülislam’ın aday olmasını istemeyenler bu tutumlarının babasının döneminin geri dönüşünü temsil etmesinden ve 17 Şubat 2011 ayaklanmasında babasının rejimini devirenlerden intikam alma ihtimalinden kaynaklandığını söylüyorlar. Buna ek olarak Seyfülislam ayaklanmayı bastırma ve yabancı askerleri ülkeye getirme sürecine karıştığına yönelik iddialarla Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından da aranıyor. İngiltere merkezli The Times geçtiğimiz günlerde Seyfülislam’ın gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylığını koyacağını aktardı. Ancak gerçek şu ki, Zintan Devrimcileri yıllar önce serbest bırakıldığını açıkladığından bu yana Seyfülislam'ın nerede olduğu bilinmiyor. Mareşal Halife Hafter ise henüz resmi olarak Libya cumhurbaşkanlığına adaylığını koymadı. Ancak bunu yapmak isteyeceği düşünülüyor. Ne var ki geçen yıl başkente düzenlediği harekatın engellenmesi sonucunda “Trablus’ta yenilgiye uğratılması” imajını büyük ölçüde zedeledi. Ayrıca Batı Libya'daki aktörler de bu başarısız saldırısını aralık seçimlerine adaylığını koymasını istememelerinin gerekçesi olarak kullanıyorlar.
Libya Temsilciler Meclisi önümüzdeki parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin nasıl yapılacağını henüz açıklamadı. Ancak 1 Temmuz’a doğru açıklama yapması bekleniyor. İkinci Berlin Konferansı’nın sonuçlarına göre başta ABD olmak üzere Libya’daki seçimlerin zamanında yapılmasına yönelik bir istek var. Temsilciler Meclisi seçimlerin anayasal dayanağı üzerinde uzlaşamazsa, 74 üyeli Libya Siyasi Diyalog Forumu (LSDF) senaryosu tekrarlanacak gibi görünüyor. LSDF bu yılın başlarında Cenevre’de Fayiz es-Serrac başkanlığındaki UMH’nin yerine Muhammed el-Menfi liderliğinde yeni bir Başkanlık Konseyi ve Abdulhamid ed-Dibeybe başkanlığında yeni bir Uluslararası Birlik Hükümeti seçmişti.

Askeri kurumun birleştirilmesi
Libyalı taraflar ve yurt dışındaki destekçileri arasındaki gözle görülür fikir ayrılıkları olması nedeniyle Libya askeri kurumunu birleştirmeye yönelik girişimler halen yerinde sayıyor. Batı Libya’da açık bir şekilde Türkiye tarafından, gizliden gizliye ise ABD tarafından desteklenen taraflar, Mareşal Halife Hafter’in LUO Komutanlığı yetkisini kabul etmezken Hafter, Batı Libya’da kaybetmesine rağmen denklemde çıkarılması kolay görünmüyor. Hafter’i savunanların başlattığı Onur Operasyonu sayesinde Libya’nın silahlı İslamcı grupların eline düşmesini engelleme konusunda oynadığı büyük role atıfta bulunuyorlar. Pek çok zorluğa rağmen Onur Operasyonu, düzenli kuvvetlerin bir kısmını yeniden kurmayı ve içlerinde DEAŞ ve El-Kaide bağlantılı grupların da bulunduğu silahlı İslamcı grupları büyük şehirlere (Bingazi ve Derne gibi) girmelerinin ardından ülkenin tüm doğusundan çıkarmayı başarmıştı. Ancak Hafter’in doğuda elde ettiği zaferler Türkiye’nin işin içine dahil olması ile batıda tekrarlanamadı. Daha da ötesi, Mısırlılar Sirte’den Cufra’ya uzanan ve doğu Libya’ya yönelik operasyonun durdurulmasına yardımcı olan kırmızı bir çizgi çekmemiş olsaydı, Hafter’in durumunun çok daha kötü olacağına yönelik bir görüş var. Bununla birlikte doğudaki askeri kurum ile batıdaki ordu arasındaki temaslar, Birinci Berlin Konferansı sonucunda oluşturulan 5+5 Komitesi aracılığıyla devam ediyor. Komite, geçen yıl ekim ayından bu yana yürürlükte olan ateşkesin kalıcı hale getirilmesini ve doğu ve batı Libya arasındaki sahil yolunun (Sirte-Misrata yolu) açılmasını tartışıyor.

ABD’nin tavrı ve “Hafter sorunu”
Eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimi Mareşal Halife Hafter’den memnundu ve hatta eski Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın da dediği gibi hızlı olması şartıyla Trablus taarruzunu onaylamıştı. Ancak görünen o ki yeni ABD yönetimi selefinden farklı düşünüyor. Biden yönetimi şu an ABD'nin Trablus Büyükelçisi ve aynı zamanda Libya Özel Temsilcisi olan Richard B. Norland tarafından oluşturulan politikayı izliyor. Norland’ın Hafter ile ilişkisinin iyiye gitmediği herkesçe biliniyor. Öyle ki Norland, 2019’da büyükelçi olarak atandığı günden bu yana Hafter’in Trablus’a yönelik saldırısını engellemek için çalıştığını açıkça söylüyor.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşarı Joey Hood perşembe günü düzenlediği basın toplantısında Hafter’i eleştirerek LUO’nun ülkenin güneyinde yaptığı son saldırının kabul edilemez olduğunu söyledi. Ancak LUO bölgede DEAŞ’a bağlı hücrelerin en az iki saldırı düzenlemesi üzerine terörle mücadele etmek için böyle bir saldırı başlattığını savundu. DEAŞ’ın düzenlediği intihar saldırısı ordudan üst düzey bir yetkilinin yaşamına mal olmuştu. Hood, Hafter'in saldırısı ve DEAŞ'ın aktif olduğu Cezayir sınırının kapatıldığı duyurusuna ilişkin konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Sınırların kapatılması gibi tek taraflı eylemler uluslararası toplum tarafından desteklenmiyor. Böyle bir şeyin siyasi geçiş sürecine zarar vereceğini düşünüyoruz. LSDF’ye göre Libya kanunları uyarınca Libya ordusunun komutanının işlerini yürüten Başkanlık Konseyi’dir. LUO şu ana kadar siyasi sürecin yol haritasını destekledi. Aralık ayında yapılacak ulusal seçimlere riayet etmek de dahil olmak üzere bunu yapmaya devam etmesi gerekiyor.”
ABD tarafından gelen bu sözler, Trablus yetkilileri ile LUO güçleri arasındaki çatlağı daha da derinleştiriyor. Bu çatlak, Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki yeni hükümetin Misrata’da düzenlenen askeri bir geçit törenine katılıp Hafter’in Onur Operasyonu’nun yıl dönümü münasebetiyle doğu Libya’da düzenlediği büyük askeri geçit törenine katılmaktan kaçınmasında da açıkça görüldü. Bu tavır, batı hükümetinin Türkiye’nin eğittiği güçlere sadık olduğunu gösteriyor. Bu çatlak DEAŞ’ın son saldırılarının ardından Hafter’in ülkenin güneyinde operasyonlar başlatmasıyla da derinleşti. Nitekim Başkanlık Konseyi üyeleri, Libya ordusunun liderliğinin Hafter’e değil kendilerine ait olduğunu belirterek Hafter güçlerinin güneyde başlattığı harekâta karşı olduklarını duyurdular.



Yemen hükümet güçlerinden Husilere yönelik saldırılar

Husilerin yükselttiği gerilim, Yemen’in farklı bölgelerinde binlerce ailenin yerinden edilmesine yol açtı. (AFP)
Husilerin yükselttiği gerilim, Yemen’in farklı bölgelerinde binlerce ailenin yerinden edilmesine yol açtı. (AFP)
TT

Yemen hükümet güçlerinden Husilere yönelik saldırılar

Husilerin yükselttiği gerilim, Yemen’in farklı bölgelerinde binlerce ailenin yerinden edilmesine yol açtı. (AFP)
Husilerin yükselttiği gerilim, Yemen’in farklı bölgelerinde binlerce ailenin yerinden edilmesine yol açtı. (AFP)

Yemen hükümet güçleri dün, Husilerin çeşitli cephelerdeki mevzileri ve askeri yığınaklarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu gelişme, Husilerin Marib ve Taiz’deki askeri hareketliliğini artırdığı ve Cevf vilayetinde kuşatma altındaki unsurları üzerindeki baskının sürdüğü bir dönemde yaşandı.

Askeri kaynaklara göre hava saldırıları, topçu ateşi ve insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen operasyonlarda, güney, kuzey ve batı cephelerindeki Husilere ait mevziler ve toplanma noktaları hedef alındı. Husiler ise Sana’dan onlarca araç ve personelden oluşan takviye birliklerini vilayete sevk etti.

Cevf’te hükümet güçleri, Husilere bağlı unsurları Labanat Askeri Kampı içinde altıncı gününde de kuşatma altında tutmaya devam etti. Bunun yanı sıra el-Hazm kentinin doğusundaki Husilere ait takviye birlikleri ve mevziler hedef alındı. Operasyonların, son günlerde elde edilen saha kazanımlarının pekiştirilmesini amaçladığı ifade edildi.

Taiz’de ise saha kaynakları Şarku’l Avsat’a Husilerin Samia, ed-Dimne, eEr-Rahide ve Cebel Habeşi’nin bazı bölgelerinde askeri yığınak yaptığını bildirdi. Vilayetin batısında çatışmalar ve Husilere yönelik askeri baskı sürerken, Batı Sahili’nde düzenlenen hava saldırıları el-Muha ve Zubab’daki Husilere ait mevzilere odaklandı. Saldırılarda liman, havaalanı ve Nar Dağı’nın yanı sıra “Babülmendeb”e giden yoldaki askeri hareketlilik de hedef alındı.


En az bin 400 kişi çatışmalardan kaçarak Yemen’den Cibuti’ye sığındı

Husilerin Hudeyde vilayetindeki el-Huha ve el-Muha kentlerine yönelik saldırılarından kaçarak Aden’e gelen Yemenli yerinden edilmiş kişiler, geçici bir barınakta. (AP)
Husilerin Hudeyde vilayetindeki el-Huha ve el-Muha kentlerine yönelik saldırılarından kaçarak Aden’e gelen Yemenli yerinden edilmiş kişiler, geçici bir barınakta. (AP)
TT

En az bin 400 kişi çatışmalardan kaçarak Yemen’den Cibuti’ye sığındı

Husilerin Hudeyde vilayetindeki el-Huha ve el-Muha kentlerine yönelik saldırılarından kaçarak Aden’e gelen Yemenli yerinden edilmiş kişiler, geçici bir barınakta. (AP)
Husilerin Hudeyde vilayetindeki el-Huha ve el-Muha kentlerine yönelik saldırılarından kaçarak Aden’e gelen Yemenli yerinden edilmiş kişiler, geçici bir barınakta. (AP)

Cibuti makamları, Yemen hükümet güçleri ile Husiler arasında eylül ayından bu yana devam eden çatışmalar nedeniyle, yaklaşık bin 400 kişinin Yemen’den Cibuti’ye kaçtığını açıkladı.

Yemen’de 2014’ten bu yana hükümet güçleri ile ülkenin geniş kesimlerini, başkent Sana dahil, kontrolü altında tutan Husiler arasında savaş devam ediyor.

Husiler, bir hafta süren sürpriz saldırının ardından cuma günü Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki batı sahillerinin kontrolünü ele geçirdi.

Husiler ayrıca, savaşın başlamasının ardından İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla önemi daha da artan ve deniz taşımacılığı açısından kritik bir geçiş noktası olan Babülmendeb bölgesindeki dört adayı da kontrol altına aldı.

Husilerin perşembe günü el-Muha kentini ele geçirmesi, kentin güneyindeki diğer kıyı bölgelerine doğru ilerlemelerinin önünü açtı.

Cibuti Ekonomi Bakanı İlyas Musa Duvale, X platformundaki paylaşımında, “Son 24 saat içinde Yemen’den bin 400 mülteci Cibuti’ye ulaştı” ifadelerini kullandı.

Yemen’in karşısında, Afrika Boynuzu bölgesinde yer alan küçük bir ülke olan Cibuti, Aden Körfezi ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan ve Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin önemli bir bölümünün geçtiği Babülmendeb Boğazı’na hâkim konumda bulunuyor.

Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) insani yardım koordinatörü Safiye İbrahim yaptığı açıklamada, gelenler arasında “kadınlar ve çocukların” da bulunduğunu belirtti.

İbrahim, yerinden edilen kişilerin Cibuti’nin kuzeyindeki Obok’a ulaştığını ve “önümüzdeki günlerde daha fazla kişinin gelmesinin beklendiğini” söyledi.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Göç Örgütü, temmuz ayından beri Yemen’deen az 76.000 kişinin yerinden edildiğini bildirdi.

Kuruluş, bu kişilerin dörtte birinin geçtiğimiz hafta içinde yerinden edildiğini kaydetti.


Avn, Lübnan’ın güneyinde devletin varlığını güçlendirmeyi sürdürüyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Avn, Lübnan’ın güneyinde devletin varlığını güçlendirmeyi sürdürüyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyinde devletin varlığını güçlendirmeye yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Avn dün, İsrail tarafından havaya uçurulan Ali et-Tahir Tepesi’nin yakınındaki Nabatiye kentini ve ilk pilot bölgelerden biri olan Batı Zavtar beldesini ziyaret etti. Güney Lübnan halkının yanında olacaklarını belirten Avn, “Sizi asla yalnız bırakmayacağız” mesajı verdi.

Ziyareti sırasında kendisini karşılayan bölge sakinleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade eden Avn, “Güney halkının, özellikle de Nabatiye halkının gösterdiği direniş bizim için en büyük onur nişanıdır. Savaşa rağmen burada kalmaları, dünyaya bu toplumun ve halkın yeniden ayağa kalkabileceği ve her zaman ayakta kalabileceği yönünde verilen en güçlü mesajdır” dedi.

Avn, “Güney Lübnan’da yaşayan herkesin güven içinde yaşaması ve evini, bir daha yıkılmayacağından emin olarak inşa etmesi hakkıdır” ifadelerini kullandı.

İsrail’in çekilmesi, esirlerin ve yerinden edilen Lübnanlıların geri dönmesi ile yeniden imar sürecinin “ulusal sabiteler” olduğunu belirten Avn, devletin bunları hayata geçirmek için çalışacağını söyledi. Avn, bunların “herkesin üzerinde uzlaştığı ortak bir hedef” olduğunu vurguladı.

Avn ayrıca Nabatiye çarşısında yürüyerek yaptığı gezinti sırasında karşılaştığı bölge sakinlerine, ziyaretinin amacının ihtiyaçlarını yerinde tespit etmek ve bunları ilgili bakanlıklar ile kamu kurumlarıyla birlikte karşılamak olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hizbullah, ziyareti boykot etti. Örgütün siyasi temsilcilerinden hiçbiri Cumhurbaşkanı Avn’ı karşılamaya katılmadı.