Berlin konferansları ve Libya'nın "zorlu" sorunları

Şarku’l Avsat, paralı askerler, seçimler, askeri kurumun birleştirilmesi ve ABD’lilerin Hafter ile anlaşmazlığı başlıklarında inceleme yaptı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (solda), Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ve Libya Dışişleri Bakanı Necla el-Menguş iki gün önce Berlin’de bir araya geldiler. (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (solda), Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ve Libya Dışişleri Bakanı Necla el-Menguş iki gün önce Berlin’de bir araya geldiler. (AFP)
TT

Berlin konferansları ve Libya'nın "zorlu" sorunları

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (solda), Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ve Libya Dışişleri Bakanı Necla el-Menguş iki gün önce Berlin’de bir araya geldiler. (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (solda), Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ve Libya Dışişleri Bakanı Necla el-Menguş iki gün önce Berlin’de bir araya geldiler. (AFP)

Libya, 2020 yılında düzenlenen ilk Berlin Konferansı ile 2021 yılında yapılan ikinci Berlin Konferansı arasında birçok değişime sahne oldu. Silah ambargosuna uyulması, yabancı paralı askerlerin Libya’ya gönderilmemesi ve siyasi çözüme teşvik edilmesi gibi iki konferansın sonuçları büyük ölçüde birbirine benzese de iki tarih arasında önemli gelişmeler yaşandı. Hiç şüphesiz bu gelişmelerin en öne çıkanları Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Trablus’a yaptığı taarruzun kırılması, yeni bir birlik otoritesinin kurulması ve bu otoritenin uluslararası alanda tanınmasıydı.
İkinci Berlin Konferansı uzlaşmalarına rağmen Libya krizinin çözüm yolunu tıkayan en zorlu sorunlar ise şöyle sıralandı:

Paralı askerler
İkinci Berlin Konferansı, yabancı savaşçıların Libya'dan çıkarılması gerektiğine dair bir uzlaşı ile sona erdi. Ancak bu gerekliliği yerine getirecek mekanizmalar halen belirsiz. Türkiye ve Rusya'nın, Suriyeli savaşçıları partiler halinde Libya'dan çıkarmaya başlama konusunda kendi aralarında uzlaştıkları duyuruldu. İlk partinin her iki taraftan da 300’er savaşçıdan oluşması şart koşuldu. Bu, yeni Libya otoritelerini ülke üzerindeki egemenliklerini yayma girişimlerinde destekleyen oldukça sembolik bir işaret olacak. Ancak sembolik önemine rağmen bu adım tüm paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların Libya'dan çıkarılması belirli bir zaman çizelgesi ile tamamlanmazsa oldukça sınırlı kalacak. Zira gerçek şu ki her iki taraftan da 600 Suriyeli, sadece yolcu uçakları ile iki seferde Libya’ya geri dönebilir. Ayrıca güvenlik şirketi Wagner’den Rusların yanı sıra Suriyeliler, Çadlılar, Sudanlılar ve Tunuslular da dahil olmak üzere binlerce sayıda oldukları tahmin edilen paralı askerler ve yabancı savaşçılar denizinde sadece bir damlayı oluşturuyorlar..
Paralı askerlerin sınır dışı edilmesi konusunda fiilen anlaşılmış ve bu başlatılmış olsa bile Türkiye’nin batı Libya'daki rolüyle ilgili temel bir tartışma devam edecek. Zira iddialar, Türkiye’nin Birinci Berlin Konferansı sonuçlarının tersinde hareket ettiği yönündeydi. Türkiye insansız hava araçları (İHA), füze sistemleri ve gelişmiş sinyal bozucu cihazlar da dahil olmak üzere birçok teçhizatı Batı Libya'ya sevk eden bir hava ve deniz köprüsü oluşturdu. Türkiye’nin o zamanlarda yaptığı müdahale, Trablus Savaşı’ndaki dengeleri değiştirdi. Böylece Mareşal Halife Hafter liderliğindeki LUO ve Batı Libya'nın bazı bölgelerine konuşlanmış olan Wagner’in paralı askerleri (LUO varlığını inkar etmekte ısrar ediyor) yenilgiye uğratıldı. İkinci Berlin Konferansı’nda Türkiye duruşunu açıkça gösterdi. Konferans sonuçları, yabancı savaşçıların sınır dışı edilmesi ile ilgili maddeye ilişkin Türkiye tarafından resmi bir çekince kaydedilerek yayınladı. Zira Türkiye, Libya’daki askerlerinin yabancı olarak görülmesine karşı. Bu tutum, İkinci Berlin Konferansı’ndan önceki günlerde Türk yetkililer tarafından da dile getirildi. Yetkililer Libyalılar ile aralarındaki ilişkinin 500 yıl önceye dayandığını vurgulayarak Osmanlıların Libya ile tarihi bağlarına işaret ettiler.
Türkiye'nin Libya kartından vazgeçmeye niyeti olmadığı artık aşikar. Nitekim Libya'dan (Türkiye ve diğer yabancı taraflar) çekilmeye hazırlanmıyor. Batı Libya'nın askerlerini doğudakilerle denge kuracak şekilde eğittiği ifade ediliyor.
ABD'li yetkililerin İkinci Berlin Konferansı’nda Suriyeli savaşçıları tanımlamak için “paralı askerler” kelimesini kullanmaktan kaçınıp “yabancı savaşçılar” kelimesini kullanmakta ısrar etmesi Türkiye'nin tutumunu yumuşatmaya çalıştıklarının bir göstergesiydi. Bunun sebebi belki de Türkiye kartını Rusya’ya karşı kullanmak istemeleri olabilir. Nitekim ABD'liler Wagner’i özel bir güvenlik şirketi olarak görmüyor ve şirketin Kremlin'i temsil ettiğini iddia ediyorlar.
2’nci Berlin Konferansı Türklere ve Ruslara yabancı savaşçıların Libya’dan çıkarılması konusunda aralarında uzlaşma özgürlüğü tanıdığı için bu durum, Libya’da yeni bir “Suriye senaryosu” olduğuna işaret ediyor. Zira Suriye’de Türkler ve Ruslar “gerilimi düşürme bölgeleri” konusunda koordinasyon sağlamakla yetinmeyip gerilim bölgelerinde ortak devriyeler yürütüyorlar. Ancak burada şuna işaret etmeliyiz ki Libya’daki tablo Suriye’dekinin tam tersi. Suriye’de Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan yönetime karşı olan Türkiye,  Libya’da BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile arasındaki anlaşmadan dolayı bulunduğunu söylüyor. Elbette Rusya ile ilgili olarak da bunun tam tersi geçerli. Rusya, Suriye’de “meşru hükümetin davetiyle” bulunuyor ancak Libya’da durum tam tersi.

Seçimler
İkinci Berlin Konferansı’nın sonuçları bu yıl 24 Aralık'ta Libya'da yapılması planlanan seçimlere doğru ilerlemeyi öngörüyor. Ancak bu seçimler konusunda halen birçok belirsizlik var. Örneğin aynı anda hem yasama seçimleri hem de cumhurbaşkanlığı seçimlerinin mi düzenleneceği yoksa yeni parlamentonun Libya’nın gelecek cumhurbaşkanını mı seçeceği henüz kesin değil. Seçimler için anayasal mekanizma henüz hazır olmadığı için Batı Libya’dan cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmemesi konusunda ısrarcı sesler yükseliyor. Hatta bu kişiler, sandıkla da olsa iktidara yeni bir “diktatör” gelmesini engellemek amacıyla yeni bir savaş başlatma tehdidinde bulunuyorlar. Söz konusu kimseler, özellikle Libya’nın devrik lideri Albay Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi'nin veya Mareşal Halife Hafter'in aday olmasını istemiyorlar. Seyfülislam’ın aday olmasını istemeyenler bu tutumlarının babasının döneminin geri dönüşünü temsil etmesinden ve 17 Şubat 2011 ayaklanmasında babasının rejimini devirenlerden intikam alma ihtimalinden kaynaklandığını söylüyorlar. Buna ek olarak Seyfülislam ayaklanmayı bastırma ve yabancı askerleri ülkeye getirme sürecine karıştığına yönelik iddialarla Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından da aranıyor. İngiltere merkezli The Times geçtiğimiz günlerde Seyfülislam’ın gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylığını koyacağını aktardı. Ancak gerçek şu ki, Zintan Devrimcileri yıllar önce serbest bırakıldığını açıkladığından bu yana Seyfülislam'ın nerede olduğu bilinmiyor. Mareşal Halife Hafter ise henüz resmi olarak Libya cumhurbaşkanlığına adaylığını koymadı. Ancak bunu yapmak isteyeceği düşünülüyor. Ne var ki geçen yıl başkente düzenlediği harekatın engellenmesi sonucunda “Trablus’ta yenilgiye uğratılması” imajını büyük ölçüde zedeledi. Ayrıca Batı Libya'daki aktörler de bu başarısız saldırısını aralık seçimlerine adaylığını koymasını istememelerinin gerekçesi olarak kullanıyorlar.
Libya Temsilciler Meclisi önümüzdeki parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin nasıl yapılacağını henüz açıklamadı. Ancak 1 Temmuz’a doğru açıklama yapması bekleniyor. İkinci Berlin Konferansı’nın sonuçlarına göre başta ABD olmak üzere Libya’daki seçimlerin zamanında yapılmasına yönelik bir istek var. Temsilciler Meclisi seçimlerin anayasal dayanağı üzerinde uzlaşamazsa, 74 üyeli Libya Siyasi Diyalog Forumu (LSDF) senaryosu tekrarlanacak gibi görünüyor. LSDF bu yılın başlarında Cenevre’de Fayiz es-Serrac başkanlığındaki UMH’nin yerine Muhammed el-Menfi liderliğinde yeni bir Başkanlık Konseyi ve Abdulhamid ed-Dibeybe başkanlığında yeni bir Uluslararası Birlik Hükümeti seçmişti.

Askeri kurumun birleştirilmesi
Libyalı taraflar ve yurt dışındaki destekçileri arasındaki gözle görülür fikir ayrılıkları olması nedeniyle Libya askeri kurumunu birleştirmeye yönelik girişimler halen yerinde sayıyor. Batı Libya’da açık bir şekilde Türkiye tarafından, gizliden gizliye ise ABD tarafından desteklenen taraflar, Mareşal Halife Hafter’in LUO Komutanlığı yetkisini kabul etmezken Hafter, Batı Libya’da kaybetmesine rağmen denklemde çıkarılması kolay görünmüyor. Hafter’i savunanların başlattığı Onur Operasyonu sayesinde Libya’nın silahlı İslamcı grupların eline düşmesini engelleme konusunda oynadığı büyük role atıfta bulunuyorlar. Pek çok zorluğa rağmen Onur Operasyonu, düzenli kuvvetlerin bir kısmını yeniden kurmayı ve içlerinde DEAŞ ve El-Kaide bağlantılı grupların da bulunduğu silahlı İslamcı grupları büyük şehirlere (Bingazi ve Derne gibi) girmelerinin ardından ülkenin tüm doğusundan çıkarmayı başarmıştı. Ancak Hafter’in doğuda elde ettiği zaferler Türkiye’nin işin içine dahil olması ile batıda tekrarlanamadı. Daha da ötesi, Mısırlılar Sirte’den Cufra’ya uzanan ve doğu Libya’ya yönelik operasyonun durdurulmasına yardımcı olan kırmızı bir çizgi çekmemiş olsaydı, Hafter’in durumunun çok daha kötü olacağına yönelik bir görüş var. Bununla birlikte doğudaki askeri kurum ile batıdaki ordu arasındaki temaslar, Birinci Berlin Konferansı sonucunda oluşturulan 5+5 Komitesi aracılığıyla devam ediyor. Komite, geçen yıl ekim ayından bu yana yürürlükte olan ateşkesin kalıcı hale getirilmesini ve doğu ve batı Libya arasındaki sahil yolunun (Sirte-Misrata yolu) açılmasını tartışıyor.

ABD’nin tavrı ve “Hafter sorunu”
Eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimi Mareşal Halife Hafter’den memnundu ve hatta eski Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın da dediği gibi hızlı olması şartıyla Trablus taarruzunu onaylamıştı. Ancak görünen o ki yeni ABD yönetimi selefinden farklı düşünüyor. Biden yönetimi şu an ABD'nin Trablus Büyükelçisi ve aynı zamanda Libya Özel Temsilcisi olan Richard B. Norland tarafından oluşturulan politikayı izliyor. Norland’ın Hafter ile ilişkisinin iyiye gitmediği herkesçe biliniyor. Öyle ki Norland, 2019’da büyükelçi olarak atandığı günden bu yana Hafter’in Trablus’a yönelik saldırısını engellemek için çalıştığını açıkça söylüyor.
ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşarı Joey Hood perşembe günü düzenlediği basın toplantısında Hafter’i eleştirerek LUO’nun ülkenin güneyinde yaptığı son saldırının kabul edilemez olduğunu söyledi. Ancak LUO bölgede DEAŞ’a bağlı hücrelerin en az iki saldırı düzenlemesi üzerine terörle mücadele etmek için böyle bir saldırı başlattığını savundu. DEAŞ’ın düzenlediği intihar saldırısı ordudan üst düzey bir yetkilinin yaşamına mal olmuştu. Hood, Hafter'in saldırısı ve DEAŞ'ın aktif olduğu Cezayir sınırının kapatıldığı duyurusuna ilişkin konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Sınırların kapatılması gibi tek taraflı eylemler uluslararası toplum tarafından desteklenmiyor. Böyle bir şeyin siyasi geçiş sürecine zarar vereceğini düşünüyoruz. LSDF’ye göre Libya kanunları uyarınca Libya ordusunun komutanının işlerini yürüten Başkanlık Konseyi’dir. LUO şu ana kadar siyasi sürecin yol haritasını destekledi. Aralık ayında yapılacak ulusal seçimlere riayet etmek de dahil olmak üzere bunu yapmaya devam etmesi gerekiyor.”
ABD tarafından gelen bu sözler, Trablus yetkilileri ile LUO güçleri arasındaki çatlağı daha da derinleştiriyor. Bu çatlak, Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki yeni hükümetin Misrata’da düzenlenen askeri bir geçit törenine katılıp Hafter’in Onur Operasyonu’nun yıl dönümü münasebetiyle doğu Libya’da düzenlediği büyük askeri geçit törenine katılmaktan kaçınmasında da açıkça görüldü. Bu tavır, batı hükümetinin Türkiye’nin eğittiği güçlere sadık olduğunu gösteriyor. Bu çatlak DEAŞ’ın son saldırılarının ardından Hafter’in ülkenin güneyinde operasyonlar başlatmasıyla da derinleşti. Nitekim Başkanlık Konseyi üyeleri, Libya ordusunun liderliğinin Hafter’e değil kendilerine ait olduğunu belirterek Hafter güçlerinin güneyde başlattığı harekâta karşı olduklarını duyurdular.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.