ABD’nin Afganistan'dan çekilmesi, Çin ile mücadelesine yardımcı olur mu?

Pekin boşluğu doldurmaya hazır bir alternatif olarak yerini korurken Washington'ın geri çekilme hamlesi Hindistan'ın güvenliğine zarar verecek

Afganistan'da ABD birliklerine ait Bagram Hava Üssü, Çin'e Hint-Pasifik bölgesindeki herhangi bir ABD üssünden daha yakın bir konumdadır (AFP)
Afganistan'da ABD birliklerine ait Bagram Hava Üssü, Çin'e Hint-Pasifik bölgesindeki herhangi bir ABD üssünden daha yakın bir konumdadır (AFP)
TT

ABD’nin Afganistan'dan çekilmesi, Çin ile mücadelesine yardımcı olur mu?

Afganistan'da ABD birliklerine ait Bagram Hava Üssü, Çin'e Hint-Pasifik bölgesindeki herhangi bir ABD üssünden daha yakın bir konumdadır (AFP)
Afganistan'da ABD birliklerine ait Bagram Hava Üssü, Çin'e Hint-Pasifik bölgesindeki herhangi bir ABD üssünden daha yakın bir konumdadır (AFP)

Tarık eş-Şami
Washington’ın yüksek maddi ve insani maliyeti nedeniyle Afganistan savaşındaki rolünü sonlandırma ve ülkedeki tüm Amerikan askerlerini geri çekme kararının siyasi gerekçeleri üzerinde uzlaşılmasına ve ABD'nin Afganistan’da bir devlet inşa etme konusundaki başarısızlığına rağmen Joe Biden yönetimi, bu geri çekilmenin Çin ile jeopolitik ve stratejik rekabete katkıda bulunacağını öne sürerek Washington'daki pek çok kişiyle anlaşmazlık yaşıyor. Peki, Washington’daki görüş ayrılıkları neden kaynaklanıyor? Afganistan’ın, Çin ile kara sınırı olup Amerikan askerlerine ev sahipliği yapan tek ülke olması ve Hint-Pasifik bölgesindeki Çin'e en yakın ABD askeri üssü olan Bagram Hava Üssü’nün de Afganistan’da bulunması göz önüne alındığında bu geri çekilme Çin'in yararına olmaz mı?

Mantıklı gerekçeler
Washington’daki gözlemciler, Başkan Biden'ın Afganistan'daki tüm askeri personeli geri çekme ve ABD'nin çatışmadaki rolüne son verme kararının birçok stratejik ve siyasi gerekçesi bulunduğunu ve daha önce planladığı gibi bir Afgan devleti inşa etme çabalarının başarılı olamayacağının anlaşılmasının ardından Taliban Hareketi’nin yıllardır süregelen kontrgerilla eylemlerinden uzaklaşmanın mantıklı olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca birçok gözlemci, ABD’nin Afganistan'daki askeri operasyonlarını sürdürmenin maliyetinin oldukça yüksek olduğuna inanıyor. Ancak en önemli etken, Taliban Hareketi’nin yardım ettiği ve ev sahipliği yaptığı El Kaide tarafından 11 Eylül 2011 tarihinde New York'ta gerçekleştirilen terör saldırılarının ardından ABD askerlerinin Afganistan'daki operasyonlarının başlamasının 20’inci yıl dönümü yaklaşırken, Amerikan kamuoyunda hakim olan savaşın devam etmesinden duyulan rahatsızlık ve gerginliktir. Mevcut ABD Başkanı Biden ile eski ABD Başkanı Donald Trump'ın hemfikir olabileceği tek konunun Afganistan’dan çekilmek olduğuna şüphe yok. Biden'ın Afganistan'dan çekilme ve 11 Eylül saldırılarının yıldönümünde çekilmeyi tamamlama kararı, Trump'ın bir basın açıklamasında alışılmadık şekilde övdüğü bir karar oldu.

Yanlış gerekçe
Fakat, Biden yönetiminin Afganistan'dan tam geri çekilmenin ABD’nin Çin ile arasındaki jeopolitik ve stratejik rekabetteki konumunu güçlendireceğini ve Afganistan'da konuşlu askerler, uzmanlar, teçhizat ve sistemler, başka bir yere yeniden konuşlandırma sürecindeyken Çin’in Asya'daki meydan okumasıyla başa çıkabilmek için mevcut tüm araçları ve yolları sağlayacağını öne sürdüğü bir gerekçe, birçok stratejist açısından tamamen yanlış.
Bu gerekçeye göre ABD, ana kaynaklarını Afganistan'da Amerikan ulusal güvenliğine yalnızca ikincil bir tehdit oluşturan sonu gelmez bir soruna ayırmamalıdır. Ancak Washington’ın sahip olduğu her şeyi ve Amerikan ulusal güvenlik kurumlarının tüm çabasını, Pekin'e odaklamasını gerektiren Çin tehdidiyle mücadeleye adaması gerekir ve bu, başka herhangi bir konuyla dikkatin dağıtılmaması gereken saf bir çaba olmalıdır.
Söz konusu gerekçeye göre sonuç ister Afganistan’da uzayan bir iç savaş olsun, isterse Kabil'deki seçilmiş hükümetin düşmesi olsun hiçbir durum ABD’nin ulusal çıkarlarını önemli ölçüde etkilemeyecektir.

Yanıltıcı strateji
Ancak, ABD’li bazı ulusal güvenlik uzmanları, bu düşünceyi yanlış buluyorlar. Çünkü onlara göre tüm askerlerin geri çekilmesi kötü ve yanıltıcı bir coğrafi strateji ve bu strateji, ABD’nin Afganistan'da az sayıda da olsa askeri varlığını sürdürülmesinin Çin ile rekabeti çeşitli nedenlerle engellemek yerine artıracağını hesaba katmıyor.
Öte yandan Afganistan, ABD'nin Çin ile stratejik olarak rekabet ettiği Asya sahasının bir parçası ve ABD için coğrafi olarak büyük öneme sahip. Afganistan’da ABD birliklerine ait Bagram Hava Üssü,  Hint-Pasifik bölgesinde Çin’e diğer tüm ABD askeri üslerinden daha yakın bir konumda bulunuyor. Ayrıca Afganistan, Çin'le kara sınırını paylaşan ve aynı zamanda ABD güçlerine ev sahipliği yapan tek ülkedir. ABD güçlerinin Afganistan’dan geri çekilme işlemi tamamladığında, bir sonraki en yakın ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) üssü, Çin'den bin 300 mil uzaklıktaki Katar'daki üs olacak.

Pekin alternatif olmaya hazır
Buna karşın Pekin, eski Başkan Donald Trump'ın Afganistan'dan çekileceğini açıkladığı geri çekilmenin ardından oluşacak boşluğu doldurmak için mümkün olan her türlü çabayı gösteriyor. Çin bu doğrultuda Kamboçya'dan Cibuti'ye Hint Okyanusu boyunca askeri üslerin güvenliğini sağlamak için başka yerlerden yararlandığı yatırımlara dayanan ‘Kuşak ve Yol Girişimi'nin Afganistan’ı da kapsayacağını duyurdu.
Uzmanların tahminlerine göre Çin Hava Kuvvetleri’nin önümüzdeki yıllarda, ABD ve NATO askerlerinin Bagram Hava Üssü’ndeki yerini alması şaşırtıcı olmayacak. Afgan hükümetinin, ABD'nin bırakacağı boşluğu doldurma konusunda çaresiz kalacak olması da, Çin'in Afganistan dışında Asya'nın orta ve güneybatısındaki stratejik nüfuzunu büyük ölçüde artıracaktır. ABD, Çin'in Batı Pasifik'teki istikrarsızlaştırıcı davranışlarıyla mücadele için güçlü ittifaklara sahipken, Afganistan, Çin'in batı bölgesine yakın tek NATO varlığı olmaya devam ediyor. Bu nedenle Washington, Çin’e karşı sahip olduğu avantajlardan vazgeçmemelidir.

Hindistan zarar görecektir
Diğer yandan ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin yarattığı boşluk, Çin tehdidine karşı ABD'nin en önemli yeni stratejik ortağı olan Hindistan'ın güvenliğine de zarar verecektir. Hindistan, Biden yönetiminin en başarılı stratejik girişimleri arasında yer alan ve Hint-Pasifik bölgesindeki geleneksel ve geleneksel olmayan güvenlik sorunlarını ele almak için iletişim seviyesini en üst düzeye çıkararak güvenlik koordinasyonu kurduğu ülkelerden biridir. ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya ile dörtlü bir güvenlik koordinasyon grubu oluşturarak bölgedeki söz konusu sorunları ele alıyor.
ABD, Hindistan'ın gücünü denizcilik alanında yansıtabilmesi ve Hint Okyanusu'nun kuzeyinde önemli ve saf bir güvenlik kaynağı olabilmesi konusunda bir çıkarı olduğu açıktır. Ama eğer Afgan hükümeti, ABD’nin çekilmesinden sonra Hindistan'ın kuzey kesiminde güvenliğini etkileyen yeni ortaklar arar ve hükümet Taliban'ın eline geçerse Çin'in bölgedeki stratejik varlığını artması muhtemeldir. Aynı zamanda Pakistan'ın Afganistan'daki nüfuzu da artacaktır. Böylece aşırılık yanlılarının da Pakistan üzerindeki nüfuzları artacaktır. Hindistan, daha fazla kaynağını ve dikkatini, Hint Okyanusu ve deniz etki alanından uzağa, zayıflamış cephesine yani kuzey sınırına yönlendirmek zorunda kalacaktır. ABD'nin Afganistan’dan geri çekilmesi dörtlü güvenlik grubundaki ülkelerden biri olan Hindistan'ı konumunu güçlendirmek yerine, engelleyecektir.

Taliban Hareketi’nin elde ettiği zaferin yansımaları
Tüm bunların yanı sıra Taliban Hareketi’nin basın tarafından aktarılacak olan zaferiyle ilgili görüntüler, ABD'nin Afganistan'dan çekilme kararı konusunda biraz sessiz kalan Asyalı müttefikleri nezdinde Washington’ın güvenilirliği üzerinde güçlü bir etkiye sahip olacaktır. Ancak zafer kazanan Taliban'ın demokratik yönetimden geriye kalanları da parçaladığına ve kadınların elde ettiği kazanımları inkar ettiğine dair görüntüler ortaya çıkarsa bunlar, ABD'nin bölgelerindeki ortak demokratik değerlere bağlılığını sık sık kıyaslayan ve sorgulayan müttefiklerin bilinç altına, ‘ABD'nin başarısızlığının resmi’ olarak kazınacaktır.
Asyalı müttefiklerin, Çin ve Kuzey Kore ile başa çıkmak için bölgelerine daha fazla kaynak yönlendirmeyi tercih edecekleri doğrudur, ama ABD’nin dünyanın başka yerlerindeki nüfuzunun azalmasına ilişkin örnekleri görmezden gelemeyecekleri de bir gerçek.

ABD yeniden geri dönebilir mi?
Belki de ABD’nin geri çekilme sonrası için en olası senaryo, Amerikan güçlerinin yeniden geri dönmesidir. Taliban Hareketi, Afganistan'ın kontrolünü ele geçirdiğinde ve DEAŞ, Irak ve Suriye'nin bazı yerlerini kontrol altına aldığında bu güvenli limanlar, yalnızca ABD'ye karşı değil,  aynı zamanda Avustralya ve Endonezya gibi Hint-Pasifik'teki büyük müttefiklerin ve ortakların güvenliğine karşı saldırılar düzenleyen onlarca savaşçı üretti.
Çünkü Afganistan'ın geleceği ile ABD'nin ve Hint-Pasifik'teki müttefiklerinin güvenliği arasında bir ayrım yok. ABD, tamamen geri çekilirse kaynak ve para tasarrufu uzun sürmeyecektir. Zira önceki dersler, bu tür senaryolara işaret etmektedir. ABD, 2011 yılında tüm Amerikan askerlerini Irak'tan geri çektiğinde, radikal İslamcı bir gücün İngiltere büyüklüğünde bir alanı işgal edip, Irak hükümetini devirmek ve tüm petrol faaliyetlerini kontrol etmekle tehdit etmesinden ve Ezidilere karşı soykırım yapmasından iki buçuk yıl sonra dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Amerikan askerlerini yeniden Irak’a göndermek zorunda kaldı. Eğer ABD, Afganistan'dan tamamen çekilirse bu senaryo yakında tekrarlayabilir.
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
TT

Ukrayna: Rusya'dan elektrik şebekesine büyük saldırı

Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)
Rus İHA’ları ve füze saldırıları Kiev'deki hayati öneme sahip sivil altyapıya ciddi hasar verdikten sonra, bir enerji şirketinin çalışanı bir elektrik trafosunu inceliyor, (Reuters)

Ukrayna elektrik şebekesi işletmecisi bugün yaptığı açıklamada, Rus güçlerinin Ukrayna'nın enerji altyapısına "geniş çaplı bir saldırı" başlattığını, bunun da ülke genelinde yaygın elektrik kesintilerine yol açtığını duyurdu.

Ukrinergo Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, "Düşmanın verdiği hasar nedeniyle çoğu bölgede acil elektrik kesintileri uygulanmıştır" ifadesini kullandı.

Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşıyla ilgili "çok iyi görüşmelerin" devam ettiğini söyledi ve ayrıntılara girmeden, bu görüşmelerin sonucunda "bir şeyler olabileceğini" ifade etti.


ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
TT

ABD ve Rusya nükleer müzakerelere başlıyor... Çin, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da dahil edilmesi yönünde baskı var

(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)
(foto altı) ABD Başkanı Donald Trump ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (AFP)

ABD ile Rusya, Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (New START) süresinin dolmasının ardından görüşmeler yapmaya hazır olduklarını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, nükleer silahlanma yarışında tehlikeli bir aşamaya girilmesini önleyecek yeni kısıtlamalar getirilmesi için Çin’in de sürece dahil edilmesi konusunda ısrarcı olurken, Rusya’nın Fransa ve Birleşik Krallık’ın da kapsama alınmasına yönelik çağrıları karşılık bulmadı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “ABD açısından kötü müzakere edilmiş ve açıkça ihlal edilen New START Anlaşması’nı uzatmak yerine, nükleer uzmanlarımız gelecekte uzun süre geçerli olacak, yeni, daha iyi ve modern bir anlaşma üzerinde çalışmalı” ifadesini kullandı. Trump, herhangi bir görüşmeden söz etmezken, yeni bir anlaşmanın Çin’i de içermesi gerektiğini vurguladı.

Trump ayrıca, “ABD dünyanın en güçlü ülkesidir” değerlendirmesinde bulunarak, ilk başkanlık döneminde nükleer silahlar da dahil olmak üzere orduyu tamamen yeniden inşa ettiğini belirtti. Donanmanın yeni savaş gemileriyle güçlendirildiğini ve Uzay Kuvvetleri’nin kurulduğunu hatırlatan Trump, “Pakistan ile Hindistan, İran ile İsrail, Rusya ile Ukrayna arasında nükleer savaşların önüne geçtim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD ile Rusya arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşma olan New START’ın süresi, her iki ülkenin de yeni silah nesilleri geliştirdiği bir dönemde sona erdi. Bu süreçte Çin’in de nükleer başlıkların taşınmasına yönelik yeni yöntemler denediği biliniyor. Ukrayna’daki savaş nedeniyle yeni bir anlaşmaya ilişkin ABD-Rusya görüşmeleri askıya alınırken, 2010 tarihli New START Anlaşması, ABD ve Rusya’nın sahip olabileceği stratejik nükleer başlık sayısını taraf başına bin 550 ile, fırlatma platformu sayısını ise 700 ile sınırlamıştı.

Kusurları giderme

ABD Dışişleri Bakanlığı Silahların Kontrolü ve Uluslararası Güvenlik Müsteşarı Thomas G. DiNanno, Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Başkan Donald Trump’ın yeni bir anlaşmaya yönelik tutumunu destekleyerek New START Anlaşması’nın ‘temel kusurlar’ barındırdığını söyledi. DiNanno, Rusya’nın tekrarlanan ihlalleri, küresel nükleer stokların artması ve New START Anlaşması’nın tasarım ve uygulanmasındaki eksikliklerin, ABD’ye ‘geçmiş bir dönemin değil, günümüz tehditlerinin ele alındığı yeni bir yapının oluşturulması için acil bir gereklilik’ yüklediğini ifade etti. Çin’in nükleer kapasitesine de dikkat çeken DiNanno, “Bugün geldiğimiz noktada Çin’in nükleer cephaneliği tamamen sınırsız, şeffaflıktan yoksun, bildirimsiz ve denetimsiz durumda” dedi. DiNanno, silahların kontrolünde yeni dönemin net bir odakla devam edebileceğini ancak bunun ‘müzakere masasında yalnızca Rusya’nın değil, daha fazla ülkenin yer almasını gerektirdiğini’ vurguladı.

Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)Pentagon... ABD Savunma Bakanlığı (Reuters)

DiNanno, Pekin’i gizli nükleer denemeler yapmakla da suçladı. “ABD hükümetinin, Çin’in yüzlerce tonluk patlayıcı güce sahip denemelere yönelik hazırlıklar da dahil olmak üzere nükleer patlama testleri gerçekleştirdiğinden haberdar olduğunu açıklayabilirim” dedi. Çin ordusunun bu denemeleri, nükleer patlamaların üzerini örterek gizlemeye çalıştığını öne süren DiNanno, bunun söz konusu testlerin nükleer denemelerin yasaklanmasına ilişkin yükümlülükleri ihlal ettiğinin bilincinde olunduğunu gösterdiğini ifade etti.

Rusya'nın istekleri

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıldan bu yana Washington’un da aynı yönde adım atması halinde anlaşmada öngörülen sınırlara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu açıklamıştı. Ancak Trump bu Rus talebine yanıt vermedi. Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuri Uşakov, perşembe günü yaptığı açıklamada, Putin’in anlaşmanın süresinin dolmasını çarşamba günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile gerçekleştirdiği görüşmelerde ele aldığını belirterek, Moskova’nın ‘güvenlik durumunun dikkatli bir analizine dayanarak dengeli ve sorumlu bir şekilde hareket edeceğini’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da yaptığı yazılı açıklamada, ‘mevcut koşullar altında New START Anlaşması taraflarının, anlaşma kapsamındaki temel hükümler de dahil olmak üzere, herhangi bir karşılıklı yükümlülük veya bildirimle bağlı olmadıklarının varsayıldığını ve atacakları bir sonraki adımları tamamen serbestçe belirleyebileceklerini’ bildirdi.

Yeni bir gelişme olarak Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rus ve ABD’li müzakerecilerin son Rusya-Ukrayna görüşmeleri kapsamında silahlanma konusunu da ele aldığını açıkladı. Peskov, “Tarafların sorumlu tutumlar benimsemesi ve bu meseleye ilişkin görüşmelere en kısa sürede başlanmasının gerekliliği konusunda bir anlayış var. Bu konu Abu Dabi’de de gündeme geldi” şeklinde konuştu.

Peskov, anlaşma sınırlarına en az altı ay süreyle uyulmasına yönelik gayriresmi bir mutabakat ihtimaline ilişkin raporun sorulması üzerine, “Bu tür hükümler yalnızca resmi olarak uzatılabilir. Bu alanda gayriresmi bir uzatmayı hayal etmek zor” yanıtını verdi. Peskov, Moskova’nın anlaşmanın perşembe günü sona ermesinden üzüntü duyduğunu ve bunu ‘olumsuz’ değerlendirdiğini de yineledi.

Çin’in reddi

Bu arada Çinli diplomat Chen Jian, ülkesinin silahsızlanma müzakerelerine katılması yönündeki ABD taleplerini açıkça reddetti. Çin’in nükleer cephaneliğinin hızlı büyümesine rağmen, ABD ve Rusya’ya kıyasla çok daha küçük olduğunu savunan Jian, konferansta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Çin’in nükleer kapasitesi hiçbir şekilde ABD ya da Rusya’nın seviyesine yaklaşmamakta. Çin bu aşamada nükleer silahsızlanma müzakerelerine katılmayacak.”

Rusya'nın BM Cenevre Ofisi Daimî Temsilcisi Gennady Gatilov ise yeni nükleer görüşmelerin Fransa ve Birleşik Krallık gibi nükleer silaha sahip diğer ülkeleri de kapsaması gerektiğinde ısrar etti. Gatilov, “Bir nükleer ittifak olduğunu ilan eden NATO’da ABD’nin askeri müttefikleri olan Birleşik Krallık ve Fransa’nın da sürece katılması halinde Rusya bu süreçte yer alacaktır” dedi.

Öte yandan Avrupalı liderler, uzun süredir müttefik ülkelere ABD tarafından sağlanan nükleer şemsiye yerine, Washington’dan bağımsız nükleer güçler oluşturulmasını tartışıyor. Japonya, Güney Kore ve Türkiye de nükleer silaha sahip olmayan ancak bu yönde politika değişikliğini gündemine alan diğer ülkeler arasında yer alıyor.

Ayrıca Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore resmi olarak nükleer silaha sahip ülkeler olarak bilinirken, İsrail’in de geniş bir nükleer cephaneliğe sahip olduğuna yaygın biçimde inanılıyor.


Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
TT

Trump, Hindistan’ın Rus petrolü alımını durdurma sözü vermesinin ardından Hindistan’a uyguladığı ‘cezai’ gümrük vergilerini iptal etti

Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)
Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi (Arşiv – Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yeni Delhi’nin Rusya’dan petrol almaya devam etmesi nedeniyle daha önce Hindistan menşeli ürünlere uygulanan yüzde 25’lik ek gümrük vergilerini kaldırma kararı aldı. Karar, iki ülke arasında bu hafta varılan ticaret anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte alındı.

Trump’ın imzaladığı başkanlık kararnamesine göre Hindistan, Rus petrolünü doğrudan ya da dolaylı yollarla ithal etmeyi durdurmayı taahhüt etti.

Kararnamede ayrıca, Yeni Delhi’nin ABD’den enerji ürünleri satın almayı ve ‘önümüzdeki on yıl boyunca savunma iş birliğinin genişletilmesine yönelik ABD ile bir çerçeveye bağlı kalmayı’ kabul ettiği belirtildi.

Yüzde 25 oranındaki ek ABD gümrük vergilerinin, bugün ABD doğu saatiyle sabah 12.01 itibarıyla kaldırılacağı bildirildi.

Karar, Trump’ın birkaç gün önce Hindistan ile bir ticaret anlaşmasına varıldığını açıklamasının ardından geldi. Anlaşma, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesini, buna karşılık Başbakan Narendra Modi’nin Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’dan petrol alımını durdurma taahhüdünü içeriyor.

Anlaşma kapsamında Washington, Hindistan ürünlerine uygulanan gümrük vergilerini yüzde 25’ten yüzde 18’e indirmeyi kabul etti.

Beyaz Saray tarafından yayımlanan ortak açıklamada, Hindistan’ın önümüzdeki beş yıl içinde ABD’den enerji ürünleri, uçaklar, değerli metaller, teknoloji ürünleri ve kömür olmak üzere toplam 500 milyar dolar tutarında alım yapmayı planladığı ifade edildi.

Söz konusu anlaşma, Trump’ın Rus petrolü alımlarının sona erdirilmesini Ukrayna’daki savaşı finanse eden bir unsur olarak görmesi nedeniyle, Washington ile Yeni Delhi arasında aylardır süren gerilimi de azaltıyor.

Anlaşmayla birlikte Trump ile Modi arasındaki yakın ilişkilerin yeniden canlandığına dikkat çekilirken, ABD Başkanı daha önce Modi’yi ‘en yakın dostlarından biri’ olarak nitelendirmişti.