Gıda fiyatlarında rekor artışa yol açan 3 neden

IMF, 2022’ye kadar gıda fiyatlarının yüzde 45 artmasını bekliyor.

Hong Kong'daki bir mahalle pazarı. (AFP)
Hong Kong'daki bir mahalle pazarı. (AFP)
TT

Gıda fiyatlarında rekor artışa yol açan 3 neden

Hong Kong'daki bir mahalle pazarı. (AFP)
Hong Kong'daki bir mahalle pazarı. (AFP)

Uluslararası Para Fonu (IMF), özellikle enflasyon oranlarındaki artışı doğrulayan göstergelerin ortaya çıkmasıyla birlikte önümüzdeki dönemde emtia ve gıda fiyatlarında artış olacağı uyarısında bulundu. Son verilere göre her ne kadar küresel olarak tüketici gıda fiyatları enflasyonunda düşüş olsa da bu durum önümüzdeki aylarda değişebilir. Küresel olarak tüketicilerin geçen yıl olduğu gibi yeni bir fiyat artış dalgasıyla karşı karşıya kalması bekleniyor. Zira fiyatların tekrar yükseldiği görülüyor.
Fiyat artışlarından çeşitli faktörler nedeniyle ülkeler arasında önemli farklılıklar olması ve tüketicilerin bu etkiyi en çok Kovid-19 salgınının etkileriyle boğuşan pazarlarda ve gelişmekte olan ekonomilerde hissetmesi muhtemel görülüyor.

Gümrük vergileri
IMF, yakın tarihli bir raporda tüketici gıda fiyatları enflasyonundaki artışın salgının patlak vermesinden öncesine dayandığını ortaya koydu. 2018 yazında Çin, dünyadaki domuzların yüzde 50'sinden fazlasını, Çin domuz sürüsünün çoğunu yok eden bir Afrika domuz vebası salgınıyla sarsıldı. Bu, dünyanın birçok bölgesinde et ve diğer hayvansal protein fiyatları üzerinde dalgalanma etkisi yaratarak Pekin'deki et fiyatlarını 2019 ortalarında tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkardı.
Washington ve Pekin arasındaki ticaret anlaşmazlığı sırasında ABD'de domuz eti ve soya fasulyesi ithalatında Çin’e yönelik farklı tarife uygulanması da krizi daha şiddetlendirdi. Salgının başlangıcında, gıda tedarik zinciri aksaklıkları, gıda hizmetlerinden dışarıda yemek yeme gibi perakende marketlere geçiş ve tüketici depolaması, ABD dolarının değerinde keskin bir değerlemeyle birlikte tüketici gıda fiyat endekslerini yükseltti. Raporda bazı ülkelerde gıda ve enerji de dahil olmak üzere birincil emtia üretici fiyatlarının keskin bir şekilde düşmesine rağmen Nisan 2020'de tüketici gıda enflasyonunun zirveye çıkmasına işaret edildi. Bununla birlikte birincil gıda ürünlerine olan talebin kesintiye uğradığı belirtildi. 2020 yazının başlarında çeşitli tüketici gıda maddelerinin fiyatı azaldı ve bu da birçok ülkede söz konusu malzemelerin enflasyonunun düşmesine neden oldu.

Fiyatlar deniz taşımacılığının yüksek maliyetinden etkileniyor
Gıda fiyatları yükselmiş olsa da bunun son yıllardaki en sert yükseliş olduğunu söylemek abartı olur. Kriz bu yılın ilerleyen zamanlarında, hatta 2022'ye kadar devam edebilir. Ancak gerçek zamanlı olarak enflasyona katkıda bulunmaz.
Diğer yandan üretici fiyatları da son zamanlarda yükseldi. Ancak tüketici fiyatlarının üretici fiyatlarındaki değişiklikleri yansıtması en az altı ila 12 ay sürüyor. Ayrıca ortalama olarak, üretici fiyatlarından tüketici fiyatlarına geçiş sadece yüzde 20 civarında kalıyor. Bunun nedeni, tüketici gıda fiyatlarının, birincil gıda ürünlerinin nakliyesi, gıdaların işlenmesi, paketlenmesi ve pazarlanması ile nakliye ücretleri gibi nihai dağıtım maliyetlerini de içermesidir.
Raporda, nakliye maliyetleri endeksine göre deniz navlun oranlarının son 12 ayda yaklaşık iki ila üç kat arttığı belirtildi. Bu arada yüksek benzin fiyatları ve bazı bölgelerde kamyon şoförlerinin azlığı, karayolu taşımacılığı hizmetlerinin maliyetinin de artmasına neden oldu. Sonuç olarak daha yüksek nakliye maliyetleri, tüketici gıda fiyatlarını daha da şişiriyor.
Uluslararası gıda fiyatları 2020 yılının nisan ayındaki en düşük seviyelerinden yüzde 47,2 artarak 2021 Mayıs ayında 2014' den bu yana gerçekleşen en yüksek seviyelerine ulaştı. Örneğin Mayıs 2020 ile Mayıs 2021 arasında soya fasulyesi ve mısır fiyatları sırasıyla yüzde 86 ve yüzde 111'den fazla arttı.

Krizin 3 nedeni
Rapor, üretici fiyatlarındaki son artışın arkasında 3 ana faktör olduğunu ortaya koyuyor. Bunlardan ilki gıda ile ilgili. Sorun, salgın endişeleri nedeniyle ülkelerin gıda rezervlerini stoklaması, yiyecek insan tüketimi ve hayvan yemi için temel gıda maddelerine olan talebin özellikle Çin'den yüksek kalması ile kendini gösteriyor.
İkinci neden, iklim krizinin Arjantin, Brezilya, Rusya, Ukrayna ve ABD de dahil olmak üzere gıda ihraç eden başlıca ülkelerde kuru havaya neden olması. Bu, bazı durumlarda karşılanamayan talebe yol açtı. Talebin arzı geçmesiyle birlikte piyasadaki sıkılığın bir ölçüsü olan ABD ve küresel öz sermaye-kullanım oranları, bazı emtialar için birkaç yılın en düşük seviyelerine ulaştı.
Üçüncü nedense tüccarlar tarafından ticari olmayan spekülatif talebin artmasına neden olan biyo yakıtlara yönelik güçlü talep ile ilgili. İhracat kısıtlamaları da küresel üretici fiyatlarını destekleyen ek faktör olarak ön plana çıktı.
Bu verilere dayanarak tüketici gıda fiyatları enflasyonunun 2021 ve 2022'nin geri kalanında tekrar artması muhtemel gözüküyor. Gerçekten de, uluslararası gıda fiyatlarındaki son keskin artışla maliyetleri karşılayamayan perakendeciler fiyatları tüketicilere yansıttığından bazı bölgelerde yavaş yavaş yerel tüketici fiyatları da yükseliyor. 

Gelişmekte olan ülkeler için yüksek ithalat faturaları
Bununla birlikte uluslararası gıda fiyatlarının bu yıl yüzde 25, gelecek yıl da yüzde 20 olmak üzere yüzde 45 oranında artması bekleniyor. Daha fazlasının görülmesi de muhtemel. Bu, tüketici gıda fiyat enflasyonunda 2021 ve 2022 yıllarında ortalama 3,2 puan ve 1,75 puan artış anlamına geliyor. Daha yüksek nakliye maliyetler nedeniyle 2021 için küresel tüketici gıda enflasyonuna yüzde 1 puan daha eklenebilir.
Rapor, yükselen pazarlardaki tüketicilerin gıda ithalatına bağımlılığın artması nedeniyle daha da yüksek artışlar görebildikleri için krizin ülkeden ülkeye farklılık göstereceğini ortaya koydu. Sahra Altı Afrika, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki ülkeler bunlara örnek. Üreticiden tüketici fiyatlarına geçiş de gelişmekte olan piyasalar için daha büyük olma eğiliminde.
Halihazırda Kovid-19 salgınının etkilerinden ve yansımalarından muzdarip olan düşük gelirli ülkeler için artan gıda fiyatlarının enflasyona etkileri korkunç olabilir. Açlığı ortadan kaldırma çabalarını geri çekme tehdidinde bulunabilir. Ayrıca gelişmekte olan piyasalar ve düşük gelirli ülkeler gıda fiyat şoklarına karşı daha savunmasızlar. Zira bu ülkelerdeki tüketiciler genellikle gelirlerinin nispeten büyük bir kısmını gıdaya harcıyorlar.
Yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler için ek bir risk faktörü de muhtemelen düşük ihracat, turizm kazançları ve net sermaye çıkışları nedeniyle ABD doları karşısında yerel para biriminin değer kaybetmesidir. Çoğu gıda ürünü ABD doları üzerinden işlem gördüğünden daha zayıf para birimlerine sahip ülkelerde gıda ithalat faturalarında bir artış görülüyor.



ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ederken petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara çıkması bekleniyor

Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)
Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)
TT

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ederken petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara çıkması bekleniyor

Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)
Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)

Petrol piyasalarındaki çok sayıda uzman ve analist, ABD-İsrail tarafı ile İran arasında karşılıklı saldırıların tırmanmasıyla birlikte varil başına petrol risk priminin 10 doların üzerinde artabileceği öngörüsünde bulundu. Bazı değerlendirmelerde ise Brent petrolün varil fiyatının 100 dolar seviyesini görebileceği ifade edildi.

ABD ile İsrail’in dün İran’a düzenlediği saldırılarda İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldüğü belirtilirken, gelişmeler Ortadoğu’yu yeni bir çatışma sürecine soktu.

Bölgede saldırıların daha da artabileceğine yönelik endişeler güç kazanırken, bu durum bazı büyük petrol şirketleri ile önde gelen ticaret firmalarının Hürmüz Boğazı üzerinden ham petrol ve yakıt sevkiyatını durdurmasına yol açtı.

Varil başına 100 dolar

RBC Capital’in Emtia Araştırmaları Başkanı Helima Croft, “Askeri operasyonların petrol fiyatları üzerindeki nihai etkisi, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) hava saldırısı karşısında teslim olup olmayacağına veya Washington’un iki aydan biraz fazla bir sürede gerçekleştirdiği ikinci rejim değişikliği operasyonunun maliyetini önemli ölçüde artıracak önlemler almaya devam edip etmeyeceğine bağlı olacak” dedi.

dsvfv
Bazı ülkeler, arzda aksama olması durumunda petrol rezervlerinden yararlanmaya hazırlanıyor. (Reuters)

Croft, Reuters’a yaptığı değerlendirmede, bölge liderlerinin Washington’u İran’la yeni bir çatışmanın riskleri konusunda uyardığını ve petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkmasının açık ve yakın bir tehlike olduğunu ifade ettiklerini aktardı.

Croft ayrıca, OPEC+ üreticilerinin Suudi Arabistan dışında büyük ölçüde azami üretim kapasitesine ulaştığını söyledi. Bu nedenle, OPEC+ tarafından sağlanabilecek ilave arz artışının, fiili üretim kapasitesi sınırlamaları nedeniyle etkisinin sınırlı kalacağını vurguladı.

Barclays Bankası enerji analistleri ise petrol piyasalarının pazartesi günü en kötü senaryolarla karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Mevcut koşullarda Brent petrolün varil fiyatının 100 dolara ulaşabileceğini kaydeden analistler, piyasaların Ortadoğu’daki güvenlik koşullarının kötüleşmesi nedeniyle arz kesintisi ihtimalini fiyatladığını ifade etti.

Hürmüz Boğazı

Hürmüz Boğazı’nın kapanması halinde alternatif güzergâhlara ilişkin değerlendirmede bulunan Rystad Energy Jeopolitik Analiz Başkanı Jorge Leon, Ortadoğu’daki alternatif altyapının boğaz üzerinden geçen akışları kısmen telafi edebileceğini belirtti. Ancak Leon, net etkinin günlük 8 ila 10 milyon varil ham petrol arzında fiili kayıp anlamına geleceğini vurguladı. Günde 100 milyon varilin üzerinde tüketimin olduğu küresel piyasada, stratejik petrol rezervlerine sahip ülkelerin, boğazdaki aksamanın yayılma riski görülmesi halinde stoklardan çekim yapabileceğini ifade eden Leon, “Gerilimin hızla düşeceğine dair işaretler ortaya çıkmadıkça, haftanın başında petrol fiyatlarında belirgin bir yukarı yönlü yeniden fiyatlama bekliyoruz” dedi.

vfgbgfb
Hürmüz Boğazı’nı geçen petrol tankerleri (Arşiv – Reuters)

Singapur merkezli Mizuho’da Asya Makroekonomik Araştırmalar Bölüm Başkanı Vishnu Varathan ise petrol fiyatlarının yüksek kalmasının muhtemel olduğunu söyledi. Varathan, üretim ve sevkiyatın saldırı ve kesintilere açık olmaya devam ettiğini belirterek, OPEC’in kayıpları telafi etmek amacıyla üretimi artırması yönünde baskı görebileceğini ifade etti. Petrol fiyatlarında yüzde 10 ila 25 arasında bir risk priminin şaşırtıcı olmayacağını kaydeden Varathan, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının risk primini kolaylıkla yüzde 50 seviyesine taşıyabilecek bir gelişme olacağını dile getirdi.

Reuters’a konuşan Eurasia Group enerji analistleri de petrol fiyatlarının pazartesi günü piyasaların açılmasıyla birlikte sert şekilde yükselebileceğini belirtti. Analistler, çatışmanın pazar günü boyunca sürmesi halinde, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve tanker trafiğinin aksaması senaryosuna bağlı olarak, petrol fiyatlarının mevcut 73 dolarlık referans seviyenin 5 ila 10 dolar üzerine çıkabileceğini bildirdi.

Ani tepki

Singapur merkezli OCBC’de analist olarak görev yapan Christopher Wong, “Saldırı, piyasalar pazartesi açılışına yaklaşırken jeopolitik risk primlerini artırıyor. İlk tepki büyük ölçüde öngörülebilir: Altın gibi güvenli liman varlıklarında yukarı yönlü bir fiyat boşluğu görülebilirken, petrol fiyatları da arz kesintisi endişeleri nedeniyle yükselebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Wong, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Riskli varlıklar ve yüksek oynaklığa sahip para birimleri, özellikle başlıklar misilleme veya bölgesel yayılma ihtimaline işaret ederse, ilk etapta dalgalanma yaşayabilir” ifadesini kullandı.

Vantage Point Asset Management Baş Yatırım Sorumlusu Nick Ferres ise “Enerji hâlâ ucuz. Pazartesi günü yükseliş görecek en belirgin sektör bu. Altın da öyle” şeklinde konuştu.


İran Savaşı Sonrası OPEC+ üretim artışını yeniden başlatacak mı?

OPEC’in, 28. Taraflar Konferansı COP28’deki standı (DPA)
OPEC’in, 28. Taraflar Konferansı COP28’deki standı (DPA)
TT

İran Savaşı Sonrası OPEC+ üretim artışını yeniden başlatacak mı?

OPEC’in, 28. Taraflar Konferansı COP28’deki standı (DPA)
OPEC’in, 28. Taraflar Konferansı COP28’deki standı (DPA)

Enerji piyasalarında dikkatler, bugün yapılacak OPEC+ sanal toplantısına odaklandı. Gözlemciler, İran merkezli gerilimin bölgesel bir çatışmaya dönüşmesi sonrasında, sekiz ülkeden oluşan gönüllü grubun üretim artışlarını nisan itibarıyla yeniden başlatabileceği görüşünde.

Geçen yıl Suudi Arabistan, Rusya, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Kazakistan, Cezayir ve Umman’dan oluşan grup, üretimini günlük yaklaşık 2,9 milyon varil artırmış; ardından artışlara üç ay süreyle ara verildiğini açıklamıştı.

Cumartesi günü çatışmaların başlamasından önce dahi piyasalar, aylardır bölgede süren ABD askeri yığınağı nedeniyle jeopolitik risk primindeki yükselişi fiyatlamıştı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı verilere göre Brent petrolün varil fiyatı cuma günü yüzde 3’ten fazla artarak 73 doların üzerine çıktı. Yılın başında fiyat 61 dolar seviyesindeydi.

İsviçre merkezli UBS Bankası analisti Giovanni Staunovo, ocak ayı başından bu yana petrol arzı üzerinde baskı oluşturan başka gelişmelerin de yaşandığını belirtti. Staunovo, ABD’de ocak ayında görülen soğuk hava dalgasının üretimde geçici kesintilere yol açtığını, Rusya’da insansız hava aracı saldırılarıyla bağlantılı aksaklıklar yaşandığını ve Kazakistan’da Tengiz petrol sahasında elektrik kesintisi nedeniyle üretimin durduğunu ifade etti.

Bu nedenle, cumartesi günkü saldırılardan önce dahi piyasalar günlük 137 bin varillik bir kota artışı bekliyordu.

Kpler şirketi analisti Homayoun Falakshahi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bu görece yüksek fiyatlar, OPEC+ için üretim artışlarını yeniden başlatmak adına iyi bir teşvik” değerlendirmesinde bulundu.

Falakshahi, hafta sonu öncesinde yaptığı değerlendirmede ise ABD’nin İran’a yönelik saldırısının OPEC+ kararını mutlaka değiştirmeyebileceğini, grubun piyasaya planlanandan daha fazla arz eklemeden önce petrol akışlarına etkileri değerlendirmeyi tercih edebileceğini söyledi.

Falakshahi, kısa vadede ABD saldırısının “fiyatlarda büyük bir sıçramaya” yol açmasının muhtemel olduğunu, sonrasının ise çatışmanın tırmanma düzeyine bağlı olacağını kaydetti.

İran önemli bir petrol üreticisi konumunda bulunuyor. Ancak en büyük risk, dünya ham petrolünün yaklaşık yüzde 20’sine denk gelen ve günlük 20 milyon varilin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli olarak kapatılması ihtimali olarak görülüyor.

Capital Economics Gelişen Piyasalar Başekonomisti William Jackson ise, “Saldırılar sınırlı kalsa dahi Brent petrolün varil fiyatının 73 dolardan yaklaşık 80 dolara yükselmesini bekliyoruz. Bu seviye, Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşı sırasında görülen zirveye yakın” ifadelerini kullandı.

Jackson, çatışmaların uzaması ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapanması halinde fiyatların çok daha sert yükselebileceğini belirterek, “Bu durum petrol fiyatlarında yaklaşık 100 dolara varan bir sıçramaya yol açabilir” değerlendirmesinde bulundu.


Reuters: Türkiye'de çoğu yastık altındaki altının değeri 750 milyar doları aşarak GSYH'nin yarısına ulaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Reuters: Türkiye'de çoğu yastık altındaki altının değeri 750 milyar doları aşarak GSYH'nin yarısına ulaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Jeopotilik endişelerin de etkisiyle 5 bin doların üzerine yükselen altın, çoğu yastık altı olmak üzere Türkiye'deki toplam altın varlığını da, 1.5 trilyon dolarlık toplam GYSH'nin yarısına ulaştırdı. Bu sürecin yarattığı servet artışı ve harcama etkisi ise dezenflasyonu yavaşlatan bir etken oldu.

Altın fiyatlarının, nadiren görülen yüzde 80'e yakın rekor artış gösterdiği son 1 yılda altın kaynaklı servet etkisi ise 300 milyar doların üzerine çıktı. 

Servet etkisi başta otomotiv ve konut olmak üzere harcama kanalı ile iç talebin istenen ölçüde yavaşlamamasına neden oldu. Para politikasının kontrol alanı dışında kalan bu etki zaten kırılgan olan dezenflasyonu yavaşlatan önemli bir etken oldu.

Merkez Bankası, Türkiye'deki altının 600 milyar dolar ile büyük bölümünün yastık altı – yani hanehalkı ve şirketler tarafından bankacılık sistemi dışında tutulan – altından oluştuğunu hesaplıyor. Ekonomistlerin hesaplamaları da benzer yönde.

Bu durum, Türklerin altını güvenli, taşınabilir ve somut bir servet koruma aracı olarak görme geleneğinin de bir yansıması. Düğünlerde takılan ve nesilden nesile aktarılan altın hem dini nedenlerle hem de enflasyondan korunmak için yıllardır ülkedeki bir numaralı yatırım tercihi. 

Altında yıllardır görülmeyen bu sert yükseliş ise servet etkisiyle harcamaları artıran bir etken oldu. Ekonomistler ve Merkez Bankası, bunun dezenflasyon sürecini karmaşık hale getirdiğini söylüyor.

Sadece Ocak ayında, altın fiyatları dolar bazında yaklaşık %25 yükseldi ve sadece bir ayda Türkiye'deki altın kaynaklı servet etkisi 80 milyar dolar oldu.

QNB ekonomik araştırmalar tarafından yayımlanan günlük notta, "Ocak ayı itibarıyla son 1 yıllık dönemde altın stokundan elde edilen toplam kâr 311 milyar dolara ulaşmıştır. Bu tutar, GSYH'ye oranla %19.3 ile tarihsel olarak rekor yüksek bir seviyeye işaret etmektedir... Bulgular, altın fiyatları kaynaklı gelir etkisinin iç talep üzerinde belirgin biçimde artırıcı rol oynadığını göstermektedir" denildi.

Harcama artışı

Türkiye, Hindistan, Almanya ve Vietnam'la birlikte hanehalkı altın sahipliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alırken altın jeopolitik endişelerle geçen ay ons başına 5,000 dolara ulaştı. 

İstanbul'da bir kuyumcudan gram altın satın alan 21 yaşındaki klima teknisyeni Furkan araba almak amacıyla altın biriktirdiğini belirterek, "Bir yıldır fiziksel altına yatırım yapıyorum, ne zaman para biriktirsem parça parça alıyorum" dedi.

Yasık altında tutulanların dışında, bankacılık sisteminde 80 milyar doların üzerinde altın cinsi mevduat ve fon bulunuyor. Ayrıca Merkez Bankası'nın kendi sahip olduğu altın rezervlerinin değeri de 80 milyar doların üzerinde. Bu hesaba göre Türkiye'nin toplam altın stoku 760 milyar dolar civarında. Bu da ülkenin GSYH'sinin yüzde 49'u anlamına geliyor. Hem altın varlığındaki yastıkaltı pay hem de bunun ekoomiye oranı olarak Türkiye diğer ülkelerden oldukça farklı bir konumda.

TCMB'nin faiz indirim hızı oldukça düştü

Merkez Bankası geçtiğimiz yıl yayımladığı bir blog yazısında, küresel altın rallisinin başladığı 2023'ün son çeyreğinden itibaren altın mevduatlarının payının yüksek olduğu illerde konut fiyatlarının diğer bölgelere kıyasla çok daha hızlı arttığını tespit etti. 

TCMB çalışanlarının görüşlerini paylaştığı Merkezin Güncesi adlı blog'da yer alan analizde süreç altın kaynaklı "belirgin bir servet etkisinin göstergesi” olarak nitelendirdirildi. 

Pahalı krediler nedeniyle tüketim eğiliminin zayıfladığı bir dönemde yastıkaltı altın birikimi lokallerin tüketim için yeni bir alan açmış oldu. TCMB analizine göre bu alan, "Eylül 2023 sonrası dönemde altın fiyatlarındaki keskin artış konut ve otomobil piyasalarında talep artışına neden oldu."

İstanbul'da kuyumcu olan Asım Gürsel, son bir yılda müşterilerin giderek daha fazla otomobil veya ilk ev almak için altın sattığını, geçmişteki "ev satıp altın alma" eğiliminin tersine döndüğünü söyledi. Gürsel fiyatlardaki sert artış sonrası satışların daha çok arttığını da söyledi.

Altın kaynaklı servet etkisi ve bu etkinin tüketim eğiliminde yarattığı artış para politikasının etkisinin de oldukça sınırlı kaldığı bir alan.

Sadece Ocak ayına bakıldığında, küresel altın fiyatlarının artışı yüzde 25 ile tarihi bir rekor kırdı.. Bu sadece Ocak'ta 80 milyar dolarlık servet etkisi anlamına geliyor. Son bir yılda dolar cinsi altın fiyatının artışı yüzde 80'e yakın. Son 2 yıla baktığımızda ise artış %150 seviyesinde.

Reuters,Independent Türkçe