Lübnan'da yakıt sübvansiyonlarının azaltılması yaşamı zorlaştırıyor

Arabalar ve motosikletler dün Beyrut'ta bir benzin istasyonunun önünde sırada (Reuters)
Arabalar ve motosikletler dün Beyrut'ta bir benzin istasyonunun önünde sırada (Reuters)
TT

Lübnan'da yakıt sübvansiyonlarının azaltılması yaşamı zorlaştırıyor

Arabalar ve motosikletler dün Beyrut'ta bir benzin istasyonunun önünde sırada (Reuters)
Arabalar ve motosikletler dün Beyrut'ta bir benzin istasyonunun önünde sırada (Reuters)

Lübnan hükümeti, akaryakıt sübvansiyonlarını azaltma kararını ve akaryakıt fiyatlarındaki artışı açıklar açıklamaz ülkede birçok gıda ürününün fiyatları yükseldi. Bazı şirketler yeni akaryakıt fiyatlarına göre yeniden fiyat planlaması yapmak için mağazalara mal teslim etmeyi durdurdu.
Lübnan Enerji Bakanlığı, dün 45 bin Lübnan lirası (lbp) civarında olan bir bidon benzinin (20 litre) fiyatını 61 bin 100 lbp’ye (40 dolar) yükseltme kararı aldı. Böylece bir bidon benzin fiyatında yüzde 35 oranında bir artış yaşandı. Bir bidon dizel de yüzde 38'lik bir artışla 46 bin 100 lbp oldu.
Zam kararı, Lübnan hükümetinin geçen hafta yakıt sübvansiyonlarını üç aylık bir süre için azaltmayı kabul etmesi sonrasında geldi. Lübnan Bankası tarafından desteklenen yakıt ithalat dolarının değeri dolar başına bin 500 Lübnan lirasından (resmi fiyat) üç bin 900 lbp’ye yükseldi. Şarku’l Avsat’a konuşan bir piyasa kaynağı, üç ay sonra benimsenecek olası seçeneğin yakıt sübvansiyonunu yüzde 40 oranında artırmak olduğunu (yani ithalatçı, karaborsa dolar fiyatına dayalı olarak yakıt fiyatının yüzde 40'ını ödüyor), dolayısıyla bir bidon benzinin fiyatının 95 bin lbp civarında olabileceğini öngörüyor. Desteğin tamamen kaldırılması durumunda ise bir bidon benzin fiyatı 194 bin liraya ulaşabilir.
Gıda, Tüketim Ürünleri ve İçecek İthalatçıları Sendikası Başkanı Hani Bohsali’ye göre, akaryakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle gıda maddelerinde oluşabilecek artış oranını belirlemek mümkün değil. Şarku’l Avsat’a konuşan Bohsali konuya ilişkin şunları söyledi: “Her şirketin, ihtiyacı olan taşıma hacmine ve jeneratörler için kullandığı akaryakıt miktarına bağlı olarak, yakıtların belirli bir yüzdesini oluşturduğu bir üretim maliyeti vardır. Akaryakıt fiyatları tablosu yayınlandıktan sonra şirketler bu yüzdeyi hesaplamaya başladı ve bu biraz zaman alıyor.”
Bazı dükkanlar, bazı şirketlerin dün gıda maddelerini teslim etmediğinden şikayet etti. Bunun nedeni, fiyatları yeniden planlamalarıdır. Bir gıda mağazasının sahibinin Şarku'l Avsat'a aktardığına göre, diğer şirketler fiyatları direkt yüzde 6 oranında artırdı.
Bazı özel jeneratör şirketleri (alternatif elektrik şebekesi) dün abonelerine, yüksek dizel fiyatı nedeniyle aylık abonelik maliyetinin iki katına çıktığını belirten mesajlar gönderdi. Yaklaşık 250 bin lira olan 5 amperin maliyeti 500 bin lira oluyor ki bu da 675 bin lira olarak belirlenen asgari ücrete yaklaşıyor.
Lübnan Fırıncılar Birliği Başkanı Ali İbrahim de akaryakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle bir paket ekmeğin fiyatını artırma eğiliminde olduklarını açıkladı. Lübnan'da bir paket ekmeğin fiyatı son zamanlarda yüzde 100'den fazla artmıştı.
Bohsali, akaryakıt maliyetinin gıda ürünlerinin genel maliyetine oranının sınırlı kaldığına ve fiyatlarda önemli bir farklılık göstermediğine dikkat çekti. Dolar fiyatındaki istikrarsızlık ışığında günlük olarak gıda ürünlerinin fiyatları ve Lübnan'daki bulunabilirliği hakkında konuşmanın daha iyi olabileceğini ifade eden Bohsali, “Fiyatların yükselmesinin, ülkedeki kaosun, mazot ve benzin krizinin, yolların trafiğe kapanmasının ve ülkeyi bu noktaya getiren ve herhangi bir reform önlemi almayan bir sistemin varlığının birinci nedeni budur.” diye konuştu.
Bu bağlamda, ekonomi uzmanı Casim Acaka, Lübnan'daki tüccarların satın aldıkları malzemeleri sübvansiyonlu dizel ve benzin döviz kuru üzerinden bin 500 lbp’den satın alıp dünden bu yana yeni kur üzerinden vatandaşa satarak 100 milyon dolardan fazla kar elde ettiklerini belirtiyor. Sorunun, vatandaşı koruması gereken ve tüccarların bu karları elde etmesine izin vermeyen bir otoritenin olmaması olduğunu dile getiren Acaka, “Akaryakıt fiyatlarındaki artış, tüm emtiaların fiyatını yükseltecek çünkü hepsi “birbiriyle bağlantılı” ve en tehlikelisi tüccarın yüksek kar oranlarına ulaşmasının yolunu açıyor.” dedi.
Lüban İstatistik İdaresi ise geçtiğimiz hafta Lübnan'da Mayıs ayı tüketici fiyat endeksinin 2021 Nisan ayına göre yüzde 6,06 artış kaydettiğini açıklamıştı. Bu rakamların sahada daha yüksek olabileceğine dikkat çeken Acaka, istatistiklerin genellikle tüccarlar ve dükkan sahipleri tarafından açıklanan ve genellikle yanlış olan fiyatlara dayandığını belirtiyor.
Uluslararası Veriler Kuruluşu'nda (bağımsız bir Lübnan araştırma kurumu) araştırmacı olan Muhammed Şemseddin, emtia fiyatlarının şu anda yüzde 15 ila 20 arasında artacağını belirtiyor. Akaryakıt fiyatlarının yüksek olmasından kaynaklanan zammın etkisinin yüzde 3'ü geçmediğini ifade eden Şemseddin, geri kalan zammın ise iki ana faktörden kaynaklandığını kaydetti. Bunlar; doların lira karşısında artış göstermesi ve dünya genelinde emtia fiyatlarının yükselmesi. Bu durum, yüzde 20'nin bile sabit bir oran olmadığı ve daha da yükselme ihtimalinin olduğu anlamına gelir.
Bekaa Çiftçiler ve Köylüler Derneği Başkanı İbrahim Tarşişi Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, yakıt maliyeti üretim maliyetinin yüzde 20'sini oluşturduğundan, belki de en büyük artış yerel tarım ürünlerinin fiyatlarında olacak. İki katına çıkan nakliye maliyetinin yanı sıra özellikle de devlet elektriğinin olmaması ve dizelle çalışan jeneratörlere neredeyse tamamen bağımlılık ışığında, en büyük artışın yerel tarım ürünlerinin fiyatlarında olması bekleniyor.
Tarşişi, “Çiftçi için en büyük endişe devletin belirlediği yeni mazotun fiyatı değil, bu fiyata bulunabilirliğidir. Yeni fiyat tarifesinden önce bir bidon mazot 60 bine hatta yeni fiyatından daha fazla rakama kadar karaborsada satılırdı. Resmi olarak zammın gelmesiyle birlikte bugün karaborsada bir bidon mazot 90 bine satılıyor. Yakıt ne olursa olsun, dolar istikrarsız ve yükselme eğiliminde olduğu sürece sebze ve meyve fiyatları yükselecek. Bunun çok basit bir nedeni var; dolar krizi üretimdeki düşüşe katkıda bulundu, çünkü çok sayıda çiftçi artık üretim maliyetini karşılayamıyor ve sonuç olarak arz talep karşısında azaldı. Devlet tarafından sübvansiyon konusunda alınan tüm tedbirler bir sonuç vermeyecektir. Çiftçinin üretim maliyetini karşılayamayacağı gibi tüketici de karşılayamayacaktır. Çözüm, üretim sektörlerinin desteklenmesi ve akaryakıt kaçakçılığı ve depolanmasıyla mücadele yoluyla olmalıdır” dedi.

Lübnan’da devlet iflas etti
2019’dan bu yana Lübnan, benzeri görülmemiş bir ekonomik ve finansal krize tanık oluyor. Dolarda likidite eksikliği ve çoğu sektörün çöküşüne yol açan ulusal para biriminin değerinde rekor bir bozulma yaşandı. Beyrut Amerikan Üniversitesi’ndeki Kriz Gözlemevi, “Lübnan’ın başarısız devletler arasında düşme tehlikesi gerçek oldu. Beş yılda 36 sıra geriledikten sonra ülke, 2021’de 179 ülke arasında en başarısız 34 ülke arasında yer alıyor” dedi.
Dünya Bankası’na (WB) göre, 1850’den bu yana dünyada yaşanan en kötü krizler arasında yer alan krizin ülkede 2019 sonbaharında başlamasından bu yana, Lübnan para birimi lbp karaborsada dolar karşısında yüzde 90 değer kaybetti. Doların fırlaması tüm fiyatların aşırı zamlanmasına, akaryakıtın karaborsaya düşmesine neden oluyor. Elektrik santralleri ve jeneratörlerin akaryakıtla çalışması sebebiyle de ülke çapında elektrik kesintileri yaşanıyor.
Yaklaşık 10 aydır hükümet kurulamayan Lübnan’da, ciddi bir yakıt ve ilaç sıkıntısı yaşanıyor. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre Lübnan halkının yarısı yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Fransa, hükümetin kurulmasını engelleyen ve yolsuzluk olaylarına dahil olan Lübnanlı siyasetçilere Nisan ayında ülkeye girişlerine kısıtlama getirmeye başladı.
Lübnan, Numbeo Ülkelere Göre Yaşam Kalitesi 2021 Endeksi’ne göre 83 ülke arasında 73’üncü sıraya geriledi. Ülke 2019’da 55 2020’de ise 60’ıncı sıradaydı.



Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

                           Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.


G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
TT

G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)

G7 ülkelerinin dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, bugün yaptıkları ortak açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefiki silahlı gruplara, Sudan'ın el Ubeyd kentinde yeni katliamlara yol açabilecek veya sivilleri tehlikeye atabilecek bütün eylemleri durdurmaları çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre açıklamada Sudan ordusu da dahil olmak üzere bütün taraflardan çatışmaları durdurmaları, insani yardımların ulaştırılmasına izin vermeleri ve iyi niyetle müzakerelere katılmaları istendi.

Ortak açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler'in gerilimi düşürmeye yönelik çabalarına destek verildiği belirtilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Darfur için uygulanan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısı yapıldı.

G7 ve AB, dış aktörleri de çatışan taraflara sağlanan askeri ve mali desteği sonlandırmaya davet ederken, ihlallerden sorumluların hesap vermesini sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi ile Sudan'ın birliğini ve demokratik beklentilerini destekleme taahhüdünde bulundu.


İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
TT

İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)

İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın incelemesi, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırıyla patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların koşullarının belirgin şekilde ağırlaştığını ortaya koyuyor.

Gazetenin irtibata geçtiği, 2024'te serbest bırakılan 12 Filistinli mahkum ağır fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıklarını söylüyor. Bazı mahkumlar, diğer tutukluların önünde cinsel saldırıya uğradıklarını da belirtiyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu Physicians for Human Rights Israel, şubattan bu yana görüştüğü 59 Filistinli tutuklunun tamamının gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin yetersiz olduğunu bildiriyor. Ayrıca çeşitli gözaltı merkezlerinde uyuz salgınları tespit edildiği aktarılıyor.

Örgütün raporunda, hakkında resmi bir hukuki işlem başlatılmadan gözaltında tutulan 19 yaşındaki bir Filistinlinin, iki bacağı ve bir kolunda kısmi felç oluştuğu belirtiliyor. Bunun, uyuz nedeniyle gencin omurgasında enfeksiyon oluşmasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen İsrailli örgüt Hamoked'e göre, ulusal güvenliğe tehdit iddiasıyla gözaltında tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesinde yaklaşık 5 bin 200'dü. Sonraki dönemdeyse bu sayı 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün herhangi bir resmi suçlama olmaksızın alıkonduğunu belirtiyor.

Lavi Hapishanesi'nde tutulan Filistinli mahkumlardan 44 yaşındaki İyad Ömer, şunları söylüyor:

Her gün, bazen günde üç kez birileri dayak yiyordu. Böyle bir şey 7 Ekim'den önce olmazdı. Ancak açlık grevi veya isyan çıkması halinde bu şekilde suiistimale uğrardık.

Aynı hapishanede tutulan 47 yaşındaki Muhammed Merdavi de hücresindeki diğer iki mahkumun önünde cinsel saldırıya uğradığını belirterek "Keşke orada ölseydim" diyor.

Hapishanedeki kötü koşullara yönelik eleştirilerin odağında radikal sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir var. Bakan, sivil toplum örgütlerinin 2024'te açtığı davayla ilgili gönderdiği mektupta, "güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı mahkumların koşullarını yasanın gerektirdiği asgari seviyeye indirme politikasını" benimsediğini bildirmişti.

İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı araştırmacıların Aralık 2025'te yayımladığı raporda da Gazze savaşı sonrasında Filistinli mahkumlara daha fazla şiddet uygulandığı ifade edilmişti. Tutukluların nakil ve aramalar sırasında dövüldüğü, hapishanede aç bırakıldığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler'in bu yıl yayımladığı raporda da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik cinsel şiddet uyguladığı açıklanmıştı.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC