Kovid aşılarında üçüncü doz uygulamasına ve kokteyl aşılara dair bilinenler

Bakan Koca BioNTech aşılarının ilk iki dozu arasındaki süreyi de 4 haftaya indirdiklerini açıkladı. (Reuters)
Bakan Koca BioNTech aşılarının ilk iki dozu arasındaki süreyi de 4 haftaya indirdiklerini açıkladı. (Reuters)
TT

Kovid aşılarında üçüncü doz uygulamasına ve kokteyl aşılara dair bilinenler

Bakan Koca BioNTech aşılarının ilk iki dozu arasındaki süreyi de 4 haftaya indirdiklerini açıkladı. (Reuters)
Bakan Koca BioNTech aşılarının ilk iki dozu arasındaki süreyi de 4 haftaya indirdiklerini açıkladı. (Reuters)

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 50 yaş üzeri kişilerin ve sağlık çalışanlarının üçüncü doz koronavirüs aşısını olabileceğini duyurdu. Koca, "2 doz aşı olmuş 50 yaş ve üzeri vatandaşlarımızla sağlık çalışanlarımız yarından itibaren istedikleri aşıyla üçüncü doz aşılarını olmak üzere randevu alabileceklerdir" diye konuştu.
Bakan Koca bu önlemlerin, Avrupa'da vaka sayılarının yeniden artmasına neden olan Delta varyantına karşı bir önlem olarak alındığını aktarıldı. Koca'nın açıklamaları bazı kişileri sevindirirken bazılarının aklında ise soru işaretleri yarattı. Bunlar arasında dünya genelinde üçüncü doz aşı uygulamasının yapılıp yapılmadığı ve farklı türden aşıların karıştırılmasının işe yarayıp yaramadığı gibi sorular yer alıyor.
İşte üçüncü doza ve kokteyl aşılara dair bilinenler:

Üçüncü doza ihtiyacımız var mı?
Üçüncü doz tartışmalarında uzmanlar, genellikle grip veya tetanoz gibi aşıları hatırlatıyor. Ömür boyu koruma sağlayan kızamık aşısının aksine bu aşılarda belirli aralıklarla "hatırlatıcı" veya "güçlendirici" dozlar alınması öneriliyor. Grip aşıları her sezon yeniden yapılırken, tetanoz ise 10 yılda bir yapılıyor.
Koronavirüs aşı üreticileri, hatırlatıcı dozlara dair araştırmalarına devam ediyor. Ancak şimdiden uzmanlar, Kovid-19'un da tıpkı grip ve tetanoz gibi hatırlatıcı dozlar gerektireceğini düşünüyor.
Kovid-19 aşıları söz konusu olduğunda, bağışıklık korumasının ne kadar sürdüğü henüz tam olarak bilinmiyor ama aşı geliştiricileri ve sağlık yetkilileri, bu korumanın sonsuza kadar sürmeyeceğini tahmin ediyor.
Delta gibi yeni çıkan varyantların bağışık tepkisinden kaçabilmesi de güçlendirici dozlara ihtiyaç duyulacağı fikrini destekliyor.
Kısacası birçok araştırmacı, Kovid-19 aşılarının sağladığı bağışıklığın zamanla azalmasını bekliyor. Bu beklenti, hafif soğuk algınlığına yol açan diğer koronavirüs türlerinde gözlemlenenlerle tutarlı. Zira insanların bu koronavirüslere karşı geliştirdiği doğal bağışıklık da zamanla azalıyor.
ABD'nin önde gelen sağlık uzmanlarından Dr. Anthony Fauci, "Tarihsel olarak, en azından koronavirüsler için şöyle bir durum var: Hafif soğuk algınlığına neden olan koronavirüslere yakalandığınızda ortaya çıkan korumanın dayanıklılığı çok uzun sürmüyor" diyor.

Üçüncü dozu ne kadar süre sonra yaptırmalı?
Öte yandan, hatırlatıcı dozların ne kadar sıklıkla uygulanması gerektiği de belirsizliğini koruyor.
Şimdiye kadar yapılan araştırmalar, Pfizer ve Moderna'nın mRNA aşılarının, ikinci dozdan 6 ay sonra yaklaşık yüzde 90 oranındaki etkinliğini koruduğunu gösteriyor. Ama aslında aşıdaki bu koruyuculuğun 6 aydan daha uzun süreceği düşünülüyor.
AstraZeneca/Oxford aşısıyla ilgili yeni bir araştırma ise en az 6 aylık aradan sonra uygulanan üçüncü dozun antikor seviyelerini 6 kat artırdığını ve bağışıklık tepkisini koruduğunu ortaya koyuyor.
Bu bulgular, güçlendirici dozların ne kadar sıklıkla yapılması gerektiğine dair fikir verebilir.
Ankara Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Bşk. Prof.Dr. İsmail Balık, "Hatırlatma dozunun ne zaman yapılacağı aşıdan aşıya değişir" demiş ve Sinovac aşısında hatırlatma dozunu 2. dozdan 6 ay sonra  yapılmasını önermişti. Balık, mRNA aşılarında bu sürenin bir ya da iki yılı bulabileceğini savunmuştu.
Bakan Koca'nın açıklamasının ardından yurttaşların üçüncü doz aşı randevusunu, ikinci dozu olduktan ne kadar süre sonra olabileceği ise MHRS randevu sistemi üzerinden anlaşılacak.
Öte yandan, Dr. Fauci mayısta Washington Post'a yaptığı açıklamada etki oranında zaman içinde düşüş beklendiğini ama bu düşüşün ne kadar sert olacağının henüz belirlenemediğini söylemişti.
Hatta uzmanlar, deneylerle ölçülen koruma süresinin gerçek hayatta farklılık gösterebileceğini de düşünüyor.

Üçüncü dozu başka hangi ülkeler tercih ediyor: Türkiye öncü ülkelerden
Risk altındaki gruplarda üçüncü doz uygulamasını duyuran ilk ülke Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmuştu. BAE yetkilileri mayıs ortasında yaptıkları açıklamada yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için destekleyici aşıya erişim sağlayacaklarını açıklamıştı.
O dönemde yurttaşların yüzde 73'ünü aşılamış olan ülkede aralarında Pfizer/BioNTech aşısının da bulunduğu 4 aşı acil kullanım izni almıştı. Ülkede Çin'in Sinopharm firmasının geliştirdiği inaktif aşı da yaygın olarak uygulanıyor.
Aynı dönemde Bahreyn de sağlık çalışanları ve diğer acil müdahale ekiplerinin, yaşlıların ve altta yatan sağlık sorunları olanların üçüncü doz aşı olabileceğini duyurmuştu. Sinopharm aşısı, Bahreyn'de de yaygın olarak kullanılıyor.
Bunun yanı sıra, Bakan Koca'nın üçüncü doz açıklaması yaptığı sırada Birleşik Krallık (BK) da güçlendirici dozlara yeşil ışık yaktı. BK Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), eylül ayında üçüncü doz uygulamasını hayata geçirmek için hazırlıklara başladı.
BK yetkililerinden gelen açıklamada 50 yaş ve üstü tüm yetişkinlerin ve grip aşısı olmaya hak kazanan daha genç kişilerin üçüncü doz koronavirüs aşısını olabileceği ifade edildi.
Astrazeneca/Oxford aşısının kullanıldığı BK'de yetkililer, ilk olarak Hindistan'da görülen Delta varyantı nedeniyle Kovid vakalarında meydana gelen artışla mücadele ediyor.
Oxford aşısının yerli üretim versiyonu CoviShield'ı kullanan Hindistan da üçüncü doz uygulamasını değerlendiriyor.
Çinli Sinovac firmasının aşısını kullanan Şili de üçüncü dozu değerlendiren ülkeler arasında. 
mRNA aşılarına verdiği acil kullanım izinleriyle dünyaya öncülük eden ABD ise henüz üçüncü doz uygulaması planlamıyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'nin (CDC) internet sitesinde "Kovid-19 destek dozlarına duyulan ihtiyaç ve bu ihtiyacın zamanlaması henüz belirlenmemiştir. Şu anda ek doz önerilmemektedir" ifadeleri yer alıyor.
Ancak ABD'nin önde gelen cerrahlarından Dr. Vivek Murthy, yurttaşların bir yıl içinde aşı takviyesi almaya hazırlanması gerektiğini söylemişti:
"Halk, bir yıl içinde yeniden aşıya ihtiyacımız olabileceği gerçeğine hazırlıklı olmalı."

Kokteyl aşı tartışması: Aşıları karıştırmak işlevli mi?
İkinci ve üçüncü dozlarda farklı türlerden aşıları tercih etmenin ne kadar etkili ve güvenli olduğu sorusu da Bakan Koca'nın açıklamalarının ardından yeniden gündeme geldi.
Koca, "Üçüncü doz aşının hangi aşı türü ile olduğunun herhangi bir kısıtlaması ya da önceliği yoktur. Vatandaşlarımız ve sağlık çalışanlarımız ilk iki dozda hangi aşıyı yaptırmış olurlarsa olsunlar üçüncü doz olarak istedikleri aşıyı olabilirler. Bu konuda tercih sizlere aittir. Gönül rahatlığı ile istediğiniz aşıyı 3'üncü doz olarak yaptırabilirsiniz" ifadelerini kullanmıştı.
Medyada kokteyl aşı diye de bilinen bu uygulama, uzun süredir bilim gündemini meşgul ediyor. Birkaç gün önce Oxford Üniversitesi'nden bilim insanlarının yayımladığı bir araştırmada, birinci ve ikinci dozda farklı aşıların uygulanmasının daha etkili olduğu ortaya konmuştu. Çalışmada BioNTech ve Oxford aşıları incelenmişti.
Mayıs ayında İspanyol bilim insanlarının yürüttüğü bir diğer araştırmada da hem Oxford hem de BioNTech aşılarının kullanılmasının koronavirüse karşı güçlü bir bağışıklık tepkisi ürettiği görülmüştü.
ABD'deki Johns Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu'ndan Dr. William Moss, Kovid aşılarını tetanoz ve grip aşılarıyla karşılaştırıyor.
"Kovid-19 aşılarında küçük bir nüans var" diyen Dr. Moss'a göre diğer hastalıklarda hatırlatıcı dozlar, genellikle daha önce uygulanan aşının aynısını kullanıyor. Ancak Kovid-19 aşılarındaki güçlendiricilerde, farklı aşıların kullanılması mümkün.

Kokteyl aşı uygulayan var mı?
İlk doz Kovid-19 aşısını Oxford'la yaptıran Almanya Şansölyesi Angela Merkel, kokteyl aşıyı gündeme getiren ilk kişilerden olmuştu. Merkel ikinci doz aşıda Moderna'nın mRNA aşısını tercih etmişti.
İtalya Başbakanı Draghi de Alman mevkidaşının yolundan gitmişti. Draghi'nin ilk doz aşısını AstraZeneca olduğu, ikinci dozu ise BioNTech olmayı tercih ettiği bildirilmişti.
Üçüncü doz uygulamasına geçen ilk ülkelerden BAE ve Bahreyn, haziran başında, Türkiye'ninkine benzer bir açıklama yayımlamıştı. İki ülke de ilk dozlarını Sinopharm aşıyla tamamlayan kişilerin hatırlatıcı dozlarında BioNTech tercih edebileceğini duyurmuştu.
Bu Körfez ülkeleri, diğer aşıları uygulamaya koymadan önce yurttaşlarını Sinopharm'la aşılamaya başlamıştı. Ancak aşılama oranının epey yüksek olmasına rağmen iki ülkedeki vaka sayılarında da artış görülüyor.
Bahreyn'in sağlık müsteşarı Waleed Khalifa Al Manea, Sinopharm aşısının yüksek derecede koruma sağladığını söylemişti.
Öte yandan Wall Street Journal'a verdiği demeçte müsteşar, Bahreyn'de 50 yaşından büyük ve kronik hastalıklardan mustarip kişilerin ikinci Sinopharm dozunu aldıktan 6 ay sonra Pfizer takviyesi yaptırmalarını istediklerini bildirmişti.
Independent Türkçe



Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)
TT

Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

Araştırmacılar, insanların uzayda nasıl üreyebileceğini araştırmacıların acilen düşünmesi gerektiğini söylüyor.

İnsanlık Dünya'nın ötesinde yaşamayı hedeflerken, insan üremesinin gerçekte nasıl işleyeceğini anlamamız gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak bu soru "soyut bir olasılıktan pratik bir meseleye" dönüşmesine rağmen uzayda insan doğurganlığı ve üreme sağlığını yönetmek için net standartlar hâlâ yok.

Bunlar, üreme sağlığından uzay tıbbına kadar farklı alanlardan 9 uzmanın bir araya gelerek insanların uzayda nasıl üreyebileceğini anlamak için yeni bir çerçeve önerdiği yeni bir çalışmanın sonuçları.

Uzayın insan yaşamı için "düşmanca bir ortam" sunduğu gerçeğine dayanan araştırmacılar, halihazırda bilinen bir dizi zorluk olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında yerçekimindeki değişiklikler, artan radyasyon ve uyku döngülerindeki bozulmalar yer alıyor, ki bunların hepsi üreme sağlığını etkileyebilir.

Bu soruları incelemeden uzay araştırmalarına devam etmenin tehlikeli olabileceği uyarısı yapan uzmanlar, gerçek anlamda pratik sorunlara dönüşmeden önce bu meseleleri ele almamız gerektiğini belirtiyor. Üreme teknolojileri genellikle adım adım tanıtılır ve biz çoğunlukla sonradan bunları kavrarız ama uzay araştırmalarında bundan kaçınmak gerekiyor.

NASA'nın araştırmacı bilim insanı ve çalışmanın kıdemli yazarı Fathi Karouia "İnsan uzayda daha geniş bir alana yayıldıkça üreme sağlığı artık politikanın kör noktası olmaya devam edemez" diyor. 

Kritik bilgi boşluklarını kapatmak, hem profesyonel hem de özel astronotları koruyan etik yönergeler belirlemek ve nihayetinde Dünya'nın ötesinde sürdürülebilir bir yaşantıya doğru ilerlerken insanlığı korumak için acilen uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.

"Reproductive biomedicine in space: implications for gametogenesis, fertility and ethical considerations in the era of commercial spaceflight" (Uzayda üremenin biyotıbbı: Ticari uzay uçuşları çağında gametogenez, doğurganlık ve etik değerlendirmelerin etkileri) başlıklı rapor, hakemli dergi Reproductive BioMedicine Online'da yayımlandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/space


Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
TT

Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)

Paris Savcılığı dün X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu sosyal medya platformunu terk ettiğini duyurdu. Açıklamada, Fransa’daki X ofislerinde çeşitli ihlaller şüphesiyle gerçekleştirilen bir aramaya atıfta bulunuldu.

Savcılık, ilave ayrıntı vermeden, “Bizi LinkedIn ve Instagram’dan takip edin” ifadelerini kullandı. Mesajda ayrıca, Ocak 2025’te başlatılan bir soruşturma kapsamında, Fransa’daki X ofislerinde Ulusal Siber Suçlarla Mücadele Birimi’nin, Avrupa polis teşkilatı Europol ile  iş birliği içinde bir arama gerçekleştirdiği belirtildi.

Paris Savcılığı daha önce, X platformunun sahibi Elon Musk’ın 20 Nisan’da ifade vermek üzere çağrıldığını açıklamıştı. Fransa Başsavcısı Laure Beccuau, Musk ile X’in eski CEO’su Linda Yaccarino’nun, “iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği dönemde X platformunun fiili ve hukuki yöneticileri sıfatıyla” 20 Nisan’da ifade vermeye çağrıldıklarını bildirdi.

2025 yılının başlarında milletvekillerinin yaptığı şikâyetler üzerine başlatılan bir soruşturma kapsamında bu gelişmeler yaşandı. Şikâyetlerde, Musk’a ait X platformunun algoritmalarının taraflı olduğu ve bunun platformun işleyişini olumsuz etkilediği öne sürüldü.

Soruşturma daha sonra genişletilerek, çocuk pornografisi görüntülerinin bulundurulması ve yayılması ya da sistematik biçimde erişime sunulmasına iştirak, cinsel içerikli deepfake üretimi ve Holokost inkârı gibi başka iddialarla da genişleyerek kapsamlı hale geldi. X platformu ise dün yayımladığı bir açıklamada, Fransız makamlarını, siyasi adımlar atmakla nitelendirdi.

Platformun “uluslararası hükümet ilişkileri” ekibi, “Paris Savcılığı, bugünkü baskını geniş biçimde duyurarak, bunun siyasi amaçlar doğrultusunda tasarlanmış, istismarcı ve gösterişli bir kolluk kuvveti eylemi olduğunu açıkça ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, “Bugünkü baskına dayanak oluşturan iddiaların hiçbir temeli yoktur ve X platformu herhangi bir ihlal gerçekleştirdiği iddiasını kesin bir dille reddetmektedir” ifadeleri yer aldı.

Beccuau’nun açıklamasına göre Musk ve Yaccarino’nun yanı sıra X’te çalışan bazı personel de 20-24 Nisan 2026 tarihleri arasında ifade vermeye çağrıldı. Başsavcı, “Yöneticilerle yapılacak bu gönüllü ifadeler, kendilerine olaylara ilişkin görüşlerini sunma ve gerekirse kurallara uyum için önerilen tedbirleri açıklama imkânı tanıyacaktır” dedi.

Öte yandan, Birleşik Krallık Veri Koruma Düzenleme Kurumu da dün, Elon Musk’ın platformu ve yapay zekâ şirketi xAI hakkında, sohbet botu Grok tarafından oluşturulan cinsel içerikli açık görüntüler nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu. Söz konusu görüntüler dünya genelinde tepkilere yol açmıştı.


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.