Putin, Rusya’nın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni onayladı: Çin ve Hindistan ile ittifak güçlendirilmeli

Rusya’nın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin önceliklerinin, modern tehditlerle mücadelenin yanı sıra Çin ve Hindistan ile ittifakın güçlendirilmesi olması dikkat çekti

Putin, Rusya’nın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin hızla yürürlüğe girmesini sağlayacak başkanlık kararnamesini imzaladı (EPA)
Putin, Rusya’nın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin hızla yürürlüğe girmesini sağlayacak başkanlık kararnamesini imzaladı (EPA)
TT

Putin, Rusya’nın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni onayladı: Çin ve Hindistan ile ittifak güçlendirilmeli

Putin, Rusya’nın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin hızla yürürlüğe girmesini sağlayacak başkanlık kararnamesini imzaladı (EPA)
Putin, Rusya’nın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin hızla yürürlüğe girmesini sağlayacak başkanlık kararnamesini imzaladı (EPA)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin Ulusal Güvenlik Stratejisi'nin revize edilmiş halini onayladı. Putin’in imzaladığı başkanlık kararnamesi, Rusya Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin 2015 yılında kabul edilen versiyonunda kapsamlı değişikliklerin yapıldığı yeni versiyonun bir an evvel yürürlüğe girmesini şart koşuyor. Resmi hükümet platformunda yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde, Rusya'nın dış politika ile ilgili önceliklerinin ve stratejik güvenliğine ilişkin dosyalarının Rusya'nın özellikle bazı ülkelerdeki konumu bağlamında, ‘tehdit kaynakları’ veya ‘askeri düşman’ olarak kabul edilen uluslararası ve bölgesel bloklar veya ülkelerde karşı karşıya olduğu yeni zorluklar ve tehditler dikkate alınarak kapsamlı bir incelemeye tabi tutulduğu ortaya çıktı. Belgeye göre Rusya'nın Çin ve Hindistan ile ittifakı güçlendirmeye büyük öncelik vermesi oldukça dikkat çekiciydi.
Belgede, bu stratejinin uygulanmasının ‘Rus halkını korumaya, insan yeteneklerini geliştirmeye, yaşam kalitesini ve vatandaşların refahını iyileştirmeye, ülke savunmasının artırılmasına, Rus toplumunun birliği ve uyumuna katkıda bulunmaya, ulusal kalkınma hedeflerine ulaşılması ve Rusya Federasyonu'nun rekabet gücünün ve uluslararası konumunun güçlendirilmesine yönelik olduğunu vurgulandı.
Strateji aynı zamanda ‘Rusya'yı yurtdışından kontrol altına almayı amaçlayan bir politikayla mücadele’ çerçevesinde ‘toplumun geleneksel temellerini korumayı’ vurgulayan bir madde de içeriyor. Bu bağlamda belgede, “Dost olmayan ülkeler, Rusya Federasyonu'nun sosyal ve ekonomik sorunlarını içerideki birliğini bozmak, protesto hareketlerini kışkırtmak ve radikalleştirmek, marjinal grupları desteklemek ve Rus toplumunu bölmek için kullanmaya çalışıyorlar. Rusya Federasyonu içinde uzun bir süre devam etmesi istenen bir istikrarsızlığı körüklemek için giderek daha fazla dolaylı yöntem kullanılmaktadır. Bilgilerin çarpıtılması, psikolojik baskı ve kendi kültürüne yabancılaştırma girişimleri, Rusya'nın kültürel egemenliğini kaybetme riskinin yanı sıra hem Rusya hem de dünya tarihini tahrif etme, gerçekleri çarpıtma, tarihi hafızayı yok etme, etnik ve dini çatışmaları kışkırtma ve devleti zayıflatma girişimleri artmaktadır” ifadeleri yer aldı. Belgede ayrıca modern dünyada bireysel özgürlüğün mutlaklaştırıldığına, müsamahakarlık, ahlaksızlık ve bencillik propagandasının yapıldığına, şiddet, tüketim ve zevk kültürünün yetiştirildiğine dikkat çekildi.
Belgeye göre Rusya’nın yeni Ulusal Savunma Stratejisi, ülkenin savunma kapasitesini, iç birliğini, siyasi istikrarını, ekonomisinin modernleşmesini ve sanayisinin gelişmesini güçlendirmeye giden yolda Rusya'yı dış baskı girişimlerine karşı etkin direnişe dayalı bağımsız bir iç ve dış politika izleyebilen bir ülke haline getirmeyi amaçlamaktadır.  Bu bağlamda belgede, ‘güçlü bir devlet ve halk refahının uyumlu bir karışımının kurulmasının hedeflendiği’ vurgulandı.
Belgede, dünya genelindeki meselelerle ilgili olarak ise küresel ekonomik ve siyasi gelişmelerin olduğu merkezlerin sayısındaki artışın dünya düzeninin yeni bir yapısının, kurallarının ve ilkelerinin oluşmasına yol açtığı vurgulanırken, Batılı ülkelerin bu alandaki hegemonyalarını sürdürme arzusuyla ve ekonomik kalkınmaya yönelik modern araçlarda bir krizin patlak vermesi, ülkelerin kalkınmasındaki dengesizliklerin ve toplumsal eşitsizliklerin artması, ulusüstü şirketlerin rollerini sınırlanması, uluslararası kurumların nüfuzunun zayıflaması ve küresel güvenlik sisteminin etkinliğinin azalmasıyla mücadele edilmesi gerektiğine işaret edildi.
Yeni Ulusal Savunma Stratejisi’nde Rusya'nın ekonomik istikrarını tüm dünyaya gösterdiği ve yaptırımlara dayanma kabiliyetini kanıtladığını vurguladı. Ekonominin kilit sektörlerinde ithalata bağımlılığı azaltmak için çalışmaların devam ettiği belirtilen belgede, gıda ve enerji güvenliği seviyesinin arttığı belirtildi. Belgede, Rusya'nın ulusal çıkarlarını, yabancı devletlerin dostça olmayan eylemleri de dahil olmak üzere tüm dış ve iç tehditlerden korumak için mevcut başarıların ve rekabet avantajlarının daha verimli bir şekilde kullanılması gerektiği vurgulanırken yurtdışıyla olan ekonomik işlemlerde dolara bağımlılığın azaltılmasının da Rus devletinin ekonomik güvenliğini sağlamanın yollarından biri olduğunun altı çizildi. Belgede, Rusya'ya yönelik askeri tehditlerin arttığı da vurgulandı.
Rusya'nın yabancı ülkelerin dostça olmayan eylemlerine karşı eşit düzeyde önlemler alma hakkına sahip olduğu belirtilen belgede “Rusya Federasyonu, dış politika hedeflerine ulaşmak için, komşu ülkelerdeki gerginlik ve çatışma kaynaklarının ortaya çıkmasını önlemek ve bu kaynakların kurutulması için çalışma niyetindedir” ifadeleri yer aldı. Bu çerçevede, ‘Rusya'nın egemenliğini güçlendirmek’ amacıyla bilgi güvenliğinin sağlanmasına ilişkin bir maddenin yer aldığı belgede Washington’ın dostane olmayan eylemleriyle mücadele bağlamında, “ABD, küresel füze savunma sistemi yeteneklerinin geliştirilmesinin arka planında silah kontrolü alanındaki uluslararası yükümlülüklerden vazgeçme yolunda istikrarlı bir yol izliyor. ABD, orta ve kısa menzilli füzelerinin Avrupa ve Asya-Pasifik bölgesine konuşlandırmayı planlarken, stratejik istikrar ve uluslararası güvenlik için bir tehdit oluşturuyor” denildi. Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası uzay, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Kore Yarımadası'nın çatışma bölgelerinde gerilimin artarak devam ettiğine işaret edilen belgede, bu durumun, uluslararası terörizmin ve radikalizmin yayılması için elverişli koşullar yaratan küresel ve bölgesel güvenlik sistemlerinin zayıflamasına yol açtığı kaydedildi. Belgeye göre yeni Ulusal Savunma Stratejisi, bu çerçevede, Rusya’nın ‘savunması, topraklarının bütünlüğü ve egemen kararı için özel görevler’ belirlemektedir. Ayrıca mevcut ve potansiyel askeri risk ve tehditlerin zamanında belirlenmesi, askeri planlama sisteminin iyileştirilmesi ve nükleer caydırıcılık yeteneklerinin yeterli düzeyde sürdürülmesi gibi görevlere özel önem vermektedir. Stratejiye göre Rusya’da süregelen sosyo-ekonomik sorunların artmasının arka planında kamu yönetiminin verimliliğini artırma, sosyal adaleti sağlama, yolsuzlukla mücadeleyi güçlendirmenin yanı sıra bütçe ve devlet mallarının kötüye kullanılmasının engellenmesi gerekiyor. Stratejinin yazarları, çevre güvenliğinin sağlanması ve doğal kaynakların doğru kullanımı konularına da değinirken bu bağlamda belgede, “Bu çalışmanın amacı, insan yaşamı için gerekli çevresel kaliteyi elde etmek, doğayı korumak, doğayı eski haline getirmek ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltmaktır” ifadeleri yer aldı.
Yeni Ulusal Savunma Stratejisi’nde siber güvenlik konusu ise ‘bazı ülkelerin, Rusya’nın iç işlerine müdahale etmek için bilgi teknolojisini kullanması ve Rusya'ya yönelik siber saldırıların sayısında önemli bir artışın olması nedeniyle Rusya’nın stratejik ulusal öncelikleri listesine eklendi.



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal