Biden, Avrupa’da Obama’nın hatalarını tekrarlar mı?

ABD Başkanı’nın, diğer başkentleri görmezden gelip Berlin ve Brüksel’e odaklanması ölümcül bir hata olabilir.

Eski Trump yönetimi yetkilileri, Biden yönetiminin ABD ve Rusya zirvesinden birkaç gün önce Ukrayna’ya askeri yardım paketi sağlama kararını eleştirdi (APF)
Eski Trump yönetimi yetkilileri, Biden yönetiminin ABD ve Rusya zirvesinden birkaç gün önce Ukrayna’ya askeri yardım paketi sağlama kararını eleştirdi (APF)
TT

Biden, Avrupa’da Obama’nın hatalarını tekrarlar mı?

Eski Trump yönetimi yetkilileri, Biden yönetiminin ABD ve Rusya zirvesinden birkaç gün önce Ukrayna’ya askeri yardım paketi sağlama kararını eleştirdi (APF)
Eski Trump yönetimi yetkilileri, Biden yönetiminin ABD ve Rusya zirvesinden birkaç gün önce Ukrayna’ya askeri yardım paketi sağlama kararını eleştirdi (APF)

Tarık eş-Şami
Rusya ve Çin karşısında transatlantik ortaklığının canlandırılmasının bir sonucu olarak ABD Başkanı Joe Biden’a, Avrupa’ya yaptığı ilk yurtdışı gezisi dönüşünde bir dizi olumlu tepki dalgası eşlik etti. Bununla birlikte özellikle de Almanya’nın Avrupa’nın en güçlü ekonomi lokomotifi olduğu göz önüne alındığında, dış stratejisini yalnızca iki başkente, yani Berlin ve Avrupa Birliği’nin (AB) de başkenti Brüksel’e odaklayan Biden, daha az etkili başkentleri göz ardı etti. Bu durum sonrasında Joe Biden, eski Demokra Başkan Barack Obama’nın Avrupa’ya yönelik yaklaşımından farklı bir yaklaşım benimseyip benimsemeyeceğine dair soru işaretleriyle karşı karşıya. Peki Biden, aynı hatalar yapacak mı yoksa, özellikle de bazı Avrupa ülkeleri bu politikanın yansımalarından şikâyet etmeye başlayınca çok geç olmadan bu hataları onaracak mı?

Başarılı bir ziyaret… Ama
ABD Başkanı’nın Avrupa ziyareti, eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimini dört yıllık disiplinsiz dış politikasının ardından iki taraf arasındaki uyumu göstermeye başladı. Bunun yanı sıra, ABD ve AB’nin karşı karşıya olduğu uzun vadeli küresel zorluklardan bazılarını ele almak üzere ortak bir yol tanımlama açısından genel olarak başarılı oldu. Avrupalılar, ABD’nin geleneksel rolüne dönmesiyle rahat bir nefes aldı. Bununla birlikte bazı ülkelere hala kızgınlık duygusu hâkim. Bu duygu, Polonya Dışişleri Bakanı Zbigniew Rau’nun ifadelerinde de açıkça görüldü. Rau, gazetecilere yaptığı bir açıklamada, ABD’lilerin Varşova’da ortaklarıyla istişareleri görmezden gelmesi sonrasında ABD- Polonya ilişkilerinin iyi olmadığını ifade etti. Öyle ki Biden, Varşova ve Washington’un projeyi durdurmak için yıllarca birlikte mücadele etmesine rağmen, Rusya’dan Almanya’ya uzanan ‘Nord Stream 2’ gaz boru hattı üzerindeki yaptırımları kaldırma kararı aldı.
Görünen o ki Polonya gibi bazı Avrupa ülkeleri, kendilerini dışlanmış gibi hissediyor. ABD ile ilişkileri, eski Başkan Obama yönetiminde yıllarca ihmal edildikten sonra Trump döneminde önemli ölçüde iyileşmişti. Bu nedenle bazı gözlemciler, Biden’in şu anda ‘Almanya ve AB’ye liderlik edilen Brüksel’ ile ‘ABD’nin Obama yıllarında görmezden geldiği stratejik açıdan önemli diğer Avrupalı ​​müttefikler arasında’ ayrım yapma hatasını tekrarlama riskiyle karşı karşıya olduğuna inanıyor.

Polonya ve Ukrayna
Polonya’nın coğrafyası, ülkeyi ABD-Rusya ilişkilerindeki değişikliklere duyarlı hale getirirken sorun, Polonya’nın direncini artırıyor. Bu durum, Nord Stream 2 gaz boru hattına yaptırım uygulamama kararı ile (ABD yönetiminin NATO ile Ukrayna arasında bir düzenlenmesini engellemek üzere müdahalesinin yanı sıra) Biden’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşmesi arasında bağlantı kuran Polonya Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarıyla açıkça ifade ediliyor. Hiç şüphe yok ki bu adımlar, Biden’in, ‘yönetiminin son yılında Trump’ın Polonya’ya ABD kuvvetleri gönderme kararını’ tersine çevireceğinden korkan Polonyalıları alarma geçirmek için yeterli.
Eski Trump yönetimi yetkilileri, Biden yönetiminin Biden- Putin görüşmesinden birkaç gün önce ‘Pentagon’dan Ukrayna’ya askeri yardım paketi sağlama’ kararını eleştiriyor. Ancak paket, ‘Javelin’ tanksavar füzelerini bilinmeyen bir şekilde göz ardı ediyor. Bunlar, Demokratların Rusya Devlet Başkanı Putin’e karşı koymaya istekli olduğunun kanıtı olarak Trump’tan Ukrayna’ya sağlamasını istediği silahlar olarak biliniyor.

Orta Avrupa ülkeleri
Ancak Polonya, Biden’in Avrupa ile ilişkilerinde Berlin, Brüksel ve Paris’e odaklanarak, kendisini göz ardı ettiğini düşünen tek ülke değil. Orta Avrupa’nın çoğu, Obama yıllarında bir geçiş bölgesi olarak kabul edilmişti. Şu an Biden yönetimi, bu duruma geri dönme riski alıyor. Eski ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Fransa’ya 34 kez ziyarette bulunurken, Slovakya, Romanya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’ni ziyaret etmemişti. İranlılar ve Ruslarla görüşmek için Viyana’yı 11 kez ziyaret etmesine rağmen, Avusturya’ya hiçbir zaman resmi bir ziyaret gerçekleştirmemişti.
Cumhuriyetçiler ve Trump yönetimi, bu eğilimi Avusturya ve Vişegrad Grubu ülkelerine (Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Slovakya) büyük önem veren eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun ziyaretleriyle karşılaştırıyor. Çinli ve Rus yetkililer, ülkelerinin bu ülkelerdeki etkisini geliştirmek için söz konusu grupla özel bir önemle iş yapıyor.
Orta Avrupa ülkeleri, Trump döneminde ABD’nin kendileriyle ilişkilerini ve çıkarlarını güçlendirmesinin, Biden yıllarında Washington ile ilişkilerdeki olumlu yolun devamlılığını engelleyebileceğinden korkuyor. Trump yönetimi, bu ülkelerdeki yatırımlarını desteklemiş, Çin ve Rusya yatırımlarına alternatif oluşturmak için girişimlerde bulunmuştu. Ayrıca Pompeo da AB’nin 27 üye devletinden biri hariç tümü tarafından imzalanan, Çin telekomünikasyon şirketi ‘Huawei’ ile mücadele etmek için ‘Temiz Ağ’ girişimini başlatmıştı. Aynı şekilde Avusturya ve diğer Orta Avrupa ülkeleriyle derinleşen ilişkiler, Balkanlar ve başka yerlerde ABD hedeflerine ulaşmak için bu ülkelerin desteklerini kazanmaya da yardımcı olmuştu.

Kıbrıs ve Yunanistan
Çok sayıda cumhuriyetçi lider, Biden’in yaklaşımının, örneğin Yunanistan ve Kıbrıs’a ulaşmak için Orta Avrupa’nın ötesine geçebileceğine inanıyor. Yetmişli yılların ortalarından bu yana, hangi parti olursa olsun, birbirlerini takip eden ABD yönetimleri, Türkiye’yi kızdırma endişesiyle bu iki ülke ile ilişkilerini derinleştirmekten kaçındılar. Bu durum, Trump’ın Doğu Akdeniz’deki stratejisiyle açık şekilde değişti ve ABD, Yunanistan ile savunma ilişkilerini güçlendirmeye yöneldi. Ayrıca Kıbrıs’a güvenlik yardımı yasağına son verdi.

İspanya, Portekiz ve Norveç
Aynısı, farklı bir yolla da olsa diğer ülkeler için de geçerli. Trump döneminde ABD, İspanya ve Portekiz ile ticari teşvik diplomasisini yoğunlaştırdı. Söz konusu her iki ülke, Portekiz ile ticareti yüzde 40’a çıkaran yoğun ABD ticaret teşvik diplomasisine tanık oldu. Nihayetinde bu çabalar, bu iki ülkenin, Huawei’nin 5G (5. Nesil Mobil Telekomünikasyon Hizmeti) ağları için bir altyapı inşa etme planlarını reddetmesiyle sonuçlandı. Norveç’e gelinde, AB’ye üye olmasa da stratejik açıdan önemli bir ülke. ABD ile olan savunma ilişkileri, Trump yönetiminin Rusya ve Çin’in Kuzey Kutbu’nu işgal etme girişimlerini engelleme çabalarının bir parçası olarak önemli ölçüde genişledi.

İngiltere… Soru işareti
Belki de en büyük soru işareti, ABD’nin İngiltere ile ilişkileri ve bunun hâlâ Başkan Biden yönetimi açısından bir öncelik olup olmadığıyla ilgili. Obama’nın İngiltere’nin AB’nden ayrılmasına sıkı şekilde muhalif olduğu iyi biliniyor. Önerilerine karşı çıktığında Obama, İngiltere’yi ticaret görüşmeleri listesinde son sıraya koymuştu. Trump ise tamamen farklı bir tavır takınarak, ikili bir serbest ticaret anlaşması müzakerelerini başlattı. İngiltere ve AB’ye, Brexit (İngiltere’nin AB’den ayrılması) müzakerelerinin sonucu ne olursa olsun özel ilişkinin bir öncelik olarak kalacağını söyledi.
Biden, Avrupa turunun başında İngiltere’ye ulaştığında iki ülke arasındaki özel ilişkinin öncelik olduğundan söz etse de iki taraf arasındaki ticaret anlaşmaları hala belirsiz. Taraflar arasındaki ticaret anlaşması müzakereleri ertelendi. Aynı zamanda ABD yönetimi, bu ülkelerin ABD teknoloji şirketlerine bağlı sosyal paylaşım sitelerine dijital hizmet vergileri uygulaması sonrasında İngiltere, İspanya, İtalya, Türkiye ve Hindistan’a sanal hizmet vergisi getirebileceğini duyurdu.
ABD yönetimi, İngiltere’nin Kuzey İrlanda’nın gelecekteki statüsü hususunda AB ile olan anlaşmazlığına dair tarafsız olduğunu açıkladı. İngiltere hükümeti ise Biden yönetiminin, Londra’ya Brüksel’den daha fazla baskı yapma eğiliminde olduğunu belirtti.

Merkez ve taraflar
Biden yönetimi, Berlin, Brüksel ve Paris’te Avrupa’nın kalbi ile ilişkilerini pekiştirmeye ve sağlamlaştırmaya önem verse de Çin ve Rusya’nın ticari ve stratejik başarılar elde ettiği Avrupa’nın bazı bölgelerinde nüfuz için rekabet etme ihtiyacı nedeniyle tarafları da görmezden gelmemek zorunda. Zira büyük güçlerin rekabetinde ana arena olan bölgeler ihmal edilirken, sadece Avrupa’nın merkeziyle ilişkilere odaklanmak büyük bir hata. Aynı şekilde bu yaklaşım, ters tepecek ve ABD’nin ulusal çıkarlarına uzun vadeli zararlar verecek.
Bununla birlikte Biden’ın ziyaretinin, geride hala yarım kalmış bir iş bıraktığına dair bir his var. Avrupalılar, bazı tartışmalı konularda anlaşmaya vararak mevcut ticaret anlaşmazlıklarından meyve almayı umuyordu. Ancak yalnızca Avrupa merkezli ‘Airbus’ ve ABD merkezli ‘Boeing’ arasındaki anlaşmazlığın askıya alınmasına karar verildi.
Ancak nihayetinde fırsatın kaçırıldığı hissi tamamen kaybolmadı. Aktif iş birliği ve pratikte Washington ile iş birliğinin ne anlama geldiğinin net bir şekilde anlaşılması için hala bahisler mevcut. Atlantik’teki iyi niyet, iki taraf arasındaki kafa karışıklığı ve olası çekişmelerden etkilenme riskiyle de karşı karşıya kalacak.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.

 


Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal