Sudan halkı arasında ‘Cin Adası’ olarak bilinen Sevakin Adası

Sevakin’de beyaz mercan taşından yapılmış çok katlı binalar bulunur

Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan halkı arasında ‘Cin Adası’ olarak bilinen Sevakin Adası

Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Mina Abdulfettah
Antik ve tarihi bir yer olan Sevakin Adası’nın sakinleri, burada Süleyman peygamber zamanından beri cinlerin yaşadığına inanıyorlar. Bu inanışla Sudan’ın bu güzel adasıyla ilgili birçok mit ve efsane de dilden dile dolaşmaktadır.
Arkeolojik sit alanlarına sahip olan Sevakin, gelişme ve kentleşmeden etkilenmemiş yarı ıssız bir adadır.  Turistik bir bölgeye dönüştürülmeye çalışılan doğu bölgesi, diğer bölgeleriyle benzerliğini genel olarak korumuştur. Ada ile ilgili anlatılan hikayeler, bölge halkının zihnindeki Sevakin Adası tasavvurunu Müslümanlığı kabul etmelerinden sonra dahi etkilemiştir.

Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Efsaneler ve mitler

Sevakin Adası, aynı adı taşıyan bir şehre bağlı, 20 kilometrelik bir alanda, Port Sudan'dan 54 kilometre ve başkent Hartum'dan 642 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Osmanlı ve İngiliz mimarisinden esinlenmiş çok katlı binaları, balkonları, büyük pencereleri ve beyaz mercan taşından yapılmış mimarisi ile ön plana çıkmaktadır. Adanın adıyla ilgili farklı rivayetler vardır. Sevakin adı, eski Mısır diline dayanmaktadır, ancak bu dilin büyüsü, özellikle antik bir bölge olması ve Ptolemaioslar, Yunanlılar, Mısırlılar ve Osmanlılar dahil birçok döneme tanıklık etmesi nedeniyle adayı çeşitli efsanelere ve mitlere konu olmaktan alıkoyamamıştır. Mehdi Savaşı yenilgisinden ve 1899'da İngilizlerin Sudan'ı yeniden ele geçirmesinden sonra, İngilizler, büyük gemiler için uygun olmadığından Port Sudan’daki Sevakin limanına alternatif bir liman kurdular.
Muhammed Mehri tarafından kaleme alınan ‘Mısır ve Sudan Yolculuğu’ adlı kitapta Sevakin, Sudan, Mısır, Hicaz, Hindistan ve Avrupa'nın tüm mallarının satıldığı bir yer olarak tanımlanıyor. Ancak adayı daha da önemli kılan, Sudan'ın tüm komşu ülkelerinden Mekke'ye giden Müslüman hacıların güzergahı üzerinde olmasıydı. Sevakin halkı arasında adanın kuruluşuyla ilgili bir efsanesi anlatılır. Derler ki, “Habeşistan krallarından biri, Romalı sezarlardan biriyle dosttu. Bu yüzden ona hediye olarak yedi bakire gönderdi. Bir gemiye binip Sevakin'e gelen bakireler burada yedi cinle karşılaştılar. Cinler onları yollarına devam etmekten alıkoydular. Bakireler, cinlerle evlendiler ve onların çocuklarını doğurdular. Şehrin adı artık ‘Seb’a Cin’ (Yedi Cin) olmuştu. Sonra bu isim zaman geçtikçe önce ‘Sevacin’e ve ardından ‘Sevakin’e dönüştü. Adanın tam kuruluş zamanı bilinmemekle birlikte tarih kaynakları, adanın, Mısır'daki Ptolemaioslar döneminden beri önemli bir ticaret merkezi olduğuna ve Ptolemy Philadelphus'un burayı fil dişleri için depo olarak kullandığına işaret etmektedir.

Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Irkların ve dinlerin karışımı

Independent Arabia’ya konuşan Tuğamiral Sadık Abdullah şunları söyledi:
“Sevakin şehri, tüm binalarının ve yapılarının yüzlerce yıllık olmasıyla ön plana çıkmaktadır. Sevakin sakinlerini, Beca kabilesi ve onun kolları olan el-Emrar, el-Hadendeva, el-Artika, el-Beni Amir, el-Habbab kabileleri ile onların eski zamanlardan beri Hadramut, Habeş, Hicaz, Mısır, Levant, Hindistan, Yunanistan, Sicilya, Batı Afrika ve diğer milletlerden evlilik yoluyla edindikleri akrabaları oluşturmaktadır. Sudan’ın eski Devlet Başkanı Mareşal Abdurrahman Sivar ez-Zeheb, 1986 yılında burayı ziyaret edip Sevakin'in yeniden yapılandırma kapsamına alındığını duyurdu. Ancak şehirdeki yeniden yapılandırma sınırlı kaldı. 1990’larda liman yenilendi ve çalışmaya başladı. Ama genel olarak bölgeye ve tarihi zenginliklerine ilgi gösterilmedi.”
Tuğgeneral Abdullah, Sevakin'in dini kimliği ile ilgili olarak ise şöyle konuştu:
Hıristiyan ve Yahudi hacılar, Etiyopya'dan Kudüs'e giderken, Sudan ve Batı Afrika’dan Müslüman hacılar ise hac ve umre ibadetlerini yerine getirmek için Mekke'ye giderken Sevakin’den geçmektedir. Ayrıca burada birçok fıkhi mezhep var. Şehir her biri dört fıkıh ekolünden birini temsil eden dört camiye sahiptir. Sufi tarikatları arasında Hatemiyye, Şazeliyye ve Ticaniyye bulunmaktadır. Sevakin'in en ünlü simgesel yapıları ise kapısı ve 1879 yılında Mısır tarzında inşa edilmiş, üç katlı ve 365 odalı, erkekler ve kadınlar için ayrı ayrı (haremlik-selamlık) misafir odaları bulunan eş-Şenavi Bey Sarayı'dır.”
Cinlerle ilgili söylentilerin ise özellikle deniz kıyısındaki terk edilmiş binalarda yaşayan ve karınlarını doyurmak için ya balık bulmak ya da restoran ve kafe sahiplerinin iyiliğine olmak zorunda olan büyük Sevakin kedileriyle ilişkilendirildiğini söyleyen Tuğgeneral Abdullah, “Bu kediler, müşterilere patilerini uzatmaları ya da cevap vermedikleri takdirde patilerini sallamalarıyla ünlüler. Kedilerin bu hareketi garip karşılandığından bazı söylentiler ortaya çıktı” şeklinde konuştu.

İsminin kökeni
Port Sudan Çevre Mahkemesi’nde birinci derece hakim olan Ahmed Ali Hebnay, Independent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede,  “Sevakin'de cinlerin olduğuyla ilgili hikaye, her seferinde farklı anlatılsa da bölge halkı adada cinlerin olduğu konusunda hemfikirdir. Dedelerimiz, ninelerimiz bize bu hikayeyi şöyle anlatırlardı: ‘Süleyman peygamber, bir grup cariyeyle Yemen'e giderken gece yol üzerinde Sevakin'de dinlenmek için gemileri limana yanaştırır. Gece cinler cariyelerle yatarlar ve aynı gece cariyeler cinlerden olan çocuklarını doğururlar. Süleyman peygamber de onları denizin dibine hapseder. Sonra cinlerin ailelerini adadan ayrılmamaları, denizden ise gün batımından sonra çıkıp gün doğmadan geri dönmeleri şartıyla serbest bırakır. Süleyman peygamber ve askerleri, cinlerin çocuklarını Sevacin adını verdikleri Sevakin adasında bırakıp sabah yeniden yola koyulurlar.’ Bunun yanı sıra Firavunlar, Bizanslılar ve Romalılardan sonra buraya Emeviler ve Abbasiler, ardından ise Türklerin geldiği ve her seferinde Karadeniz çamuru ile deve sütü karıştırılarak yapıların yenilendiğine dair bir rivayet vardır. Bu, çimentodan çok daha güçlü bir malzemedir. Bu yüzden yapılara ‘cinler tarafından inşa edildi’ anlamına gelen ‘Sevahu Cin’ adını verdiler. Ayrıca adada gün batımında başlayıp sabaha kadar devam eden tam bir sessizlik hakimdir. Büyüklerimiz bunu geceleri cinlerin denizden çıkmalarına bağlamıştır” dedi.
Sevakin Adası'nın ıssız olmasına rağmen kökleri Osmanlıya dayanan Babud, Bavaris ve el-Berberi gibi tanınmış iş adamlarının ailelerinden bazı yaşlıların halen adada olduğunu, ancak gençlerin Port Sudan’a taşındıklarını söyleyen Hebnay, “Bazen bu ailelerin fertleri tarafından ailedeki bazı kadınların tedavi için cinlerin zar (tefler ve tütsüler eşliğinde özel dansların yapıldığı ve özel cümlelerin söylendiği bir halk geleneği) ritüelini yapmaları gereken hastalıklara sahip oldukları gibi garip hikayeler anlatılıyor. Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa'nın eşinin, hiçbir doktorun tedavi edemediği bir hastalığa yakalandığı, son çare olarak zar ritüeline başvurulduğu ve Sevakin'de tanınmış bir kadın zar şeyhine haber gönderildiği, bunun üzerine kadın şeyhin grubu ve tefleriyle birlikte Kahire'ye gittiği rivayet edilir. Sonrasında Mısır Hidivi’nin karısı iyileşir ve kadın şeyhe hediyeler ve Bey rütbesi verilir. Bundan sonra halk, kadın şeyhe Arife Bey demeye başladılar” bilgilerini paylaştı.

Sevakin'in evleri geniş balkonlara ve pencerelere sahiptir (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sanrılar ve yanılsamalar

Cinleri doğrudan görünmemeleri nedeniyle insanların onları kedi, yılan ve güzel kızlar şeklinde gördüklerini zannettiklerini ve onlara Çukub ve Tehşu gibi hayali isimler verdiklerini söyleyen Hebnay, çocukların “Kaşa kaşa Çukub Çukub kulin kulin” diye tekerlemeler söylediklerini de ekledi.
Şartku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, Sevakin’deki cinlerle ilgili hikayelerden birini daha paylaşan Hebnay, “1974'te ben henüz öğrenciyken genellikle gün batımından sonra evde kalıp dışarıya çıkmadığımızı hatırlıyorum. O dönem şehirdeki otellerde bile hareketlilik olmazdı. Bir gün akrabalarımdan biri eve geç kaldı. Yolda Sevakin halkının bir zamanlar yerleşim yeri olduğunu ve gece kimsenin yaklaşmadığını söyledikleri yaklaşık 70 yıldır terk edilmiş halde olan eski tren istasyonunun önünden geçerken, istasyondan yüksek ve çınlayan sesler duymuş ve istasyondan büyük bir ısı yayılıyormuş. Histeriye tutulmuş halde çığlıklar atarak eve geldi. Şeyhlerden biri ona okuyana kadar susmadı. Sabah bize o bölgede yoğun ateş ve garip şekiller gördüğünü söyledi” diye anlattı.
Hebnay, Sevakin'deki cinlerle ilgili bir efsane daha anlattı. Rivayete göre bir adam gün batımından önce eve gelmemesini şart koşan bir peri ile evlenmiş ve ondan bir oğlu olmuştur. Adam gündüz vakti gelmiş ve ağaçtaki güzel bir kuşa bakarken ,10 yaşındaki oğlu ona, “Onu sana getirebilirim” der. Babası ise buna inanmaz. Fakat oğlu uçup kuşu babasına getirir. Bunun üzerine adam şeyhe gider ve ona oğluyla yaşadığı olayı anlatır. Şeyh ona, “Oğlunun sırrını ifşa ettin, o artık yaşayamaz” der. Bunun üzerine hemen evine dönen adam, oğlunun öldüğünü görür. Karısına baktığında ise ona çirkin bir biçimde görünür. Adam histerik bir halde çığlıklar atmaya başlar. Bazı şeyhler adama, bu perinin onu boşanana kadar asla bırakmayacağını ve boşanmasının ona 40 altına mal olacağını söylerler. 

Binalar ve yapılar yüzlerce yıldır yerinde duruyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Görünmeyene olan yakın ilgi

Sosyolog Hind es-Seyyid, cinlerle ilgili bu mitleri, psikolojik olarak onlara inanmaya hazır olan toplum kesimlerinin düşünce yapısından kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Bunun halen popüler miras ve doğaüstü güçlere olan inançtan beslendiğini vurgulayan Seyyid, “Bazı durumlar henüz bilimsel bir açıklama bulamadığından spekülasyona kapı aralamıştır. Kur'an-ı Kerim'de cinlerden bahsedilmektedir. Ancak cinleri bedenlerini ele geçirdiklerine inanılan bazı kişilerin içinden çıkarmak için din adamlarına ve şeyhlere başvurmak, bir tür sahteciliğe dönüştü. Bu, yanlış bir din anlayışıdır. Gerçeklikten kaçmak için görünmeyene olan yakın ilgiden ibaret olan bu durum, büyük şehirlerde neredeyse tamamen ortadan kalksa da bu yakın ilginin yüzdesi mekana göre değişmektedir. Sevakin, küçük bir şehir olduğundan Sevakin sakinleri bu konuda biraz daha istikrarlılar. Yüzlerce yıldır inandıklarının aksini savunmak ve farkındalık yaratmak daha güç. Cinlerin yaşadığı terk edilmiş evler fenomenine ve onlara yaklaşan insanların bedenlerini ele geçiren cinlerin hikayelerine gelince, bunlar efsane olarak kalacaktır. Bu konudaki araştırmalar birçok vakayı psikolojik bozuklukların belirtileri olarak sınıflandırırken, insanların yaşadıkları yerlerde başka varlıkların var olduğu da bilimsel olarak kanıtlanamadı. Sevakin’deki durumda tam olarak budur. Burada cinlerle ilgili yaygın inanç, yerleşik bir kültür ve sosyal yabancılaşma durumundan kaynaklanmaktadır. Bu hikayelerin doğruluğunu sorgulamanın cinlerin öfkesine ve intikamına yol açacağı şeklindeki bir hurafe de Sevakin’deki durumun önünde bir başka engeli teşkil etmektedir” değerlendirmesinde bulundu.

 


Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.