Gençlerin Dera’dan göçü, Şam’ın açtığı kapı ile daha da arttı

Seyahat izni almak için Dera'daki askerlik bürosunun önünde toplanan gençler (Şarku’l Avsat)
Seyahat izni almak için Dera'daki askerlik bürosunun önünde toplanan gençler (Şarku’l Avsat)
TT

Gençlerin Dera’dan göçü, Şam’ın açtığı kapı ile daha da arttı

Seyahat izni almak için Dera'daki askerlik bürosunun önünde toplanan gençler (Şarku’l Avsat)
Seyahat izni almak için Dera'daki askerlik bürosunun önünde toplanan gençler (Şarku’l Avsat)

Deralı Ahmed göç etme arzusu ile bunu başarmaya ya da kalmaya yönelik atılacak adımlar arasında 'büyük bir fark' olduğunu düşünüyor. Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Ülkemizde güvenliğimiz ve işimizi kaybettikten sonra ülkeyi terk edip özgürlüğümü, haysiyetimi ve insanlığımı koruyacak bir ülkeye göç etme fırsatı arıyorum. Buradaki çaresizlik beni son çare olarak göçün gerekli olduğunu düşünmeye sevk ediyor. Hayatımın geri kalanında kendim ve ailem için iyi bir hayat istiyorum. Savaş devam ediyor ve Dera'da ve Suriye'nin tamamında ekonomik ve güvenlik durumu gün geçtikçe daha da kötüye gidiyor” dedi.
Avrupa'ya ulaşmanın risklerini ve oraya ulaşmak için ödeyeceği yüksek maliyetleri düşünen Ahmed, yine de bunun ya iyi bir hayata kapı açan ya da en kötü onları bu cehennemde kalmaktan kurtaran bir macera olduğunu düşünüyor. Göç eden diğer gençlerin deneyimlerini görüyor.  Bunlar, Suriye’deki durum göz önüne alındığında başarılı deneyimler. Amcasının iki ay önce Almanya’ya göç etmek üzere Dera’dan ayrılıp İtalya’ya giden 29 yaşındaki oğlu Cesim’in hikayesinden etkilenen Ahmed, Cesim ile yaptıkları telefon görüşmesinde bunu başarmak için hayatını tehlikeye attığını söyledi. Cesim anlattığına göre Dera’nın batı kırsalındaki memleketinden ayrılıp Suriye’de konuşlanan rejim güçlerinin kontrol noktalarından geçmelerine olanak sağlayan ‘askeri yazı’ adı verilen belgelere sahip kaçakçılarla birlikte Lübnan’a doğru yola çıktı. Onlarla birlikte önce Şam’a oradan da Humus’a gitti. Orada onu Lübnan ağzı ile konuşan ikinci bir grup karşıladı. Onu, Vadi Halid isimli bir bölgeye götürdüler. Yolun güvenli olup olmadığını sorduğunda kendisiyle dalga geçtiklerini söyledi. İşlerinin onu götürmek olduğunu kendisi ya da yolun güvenliğiyle ilgilenmediklerini söylediler. Ancak Cesim varıştan emin olduklarını bildirdi. Cesim’in anlattığına göre yaklaşık bir saat boyunca yürüdüler ve adını hatırlayamadığı küçük bir kasabaya ulaştılar ve orada onu Lübnan’ın Aramun şehrine götüren bir arabaya bindiler.
Başından geçenleri anlatan Cesim, “Yaklaşık iki ay kadar Lübnan’da kaldım. Lübnan’daki Suriye büyükelçiliğinden pasaport alarak Libya’ya gittim. Libya’da da Avrupa’ya göç etmek üzere yola çıkan çok sayıda Suriyeli ile tanıştım. Kaçakçılar bizi bir deniz bölgesine getirdi ve İtalya’ya götürmek üzere şişme botlar temin ettiler. İtalya’ya uzanan bu yolculuğun maliyeti 5 bin dolardı” ifadelerini kullandı.

Hayal kırıklığı ve korku
Ahmed ve Cesim’i buna iten ana nedenler hayal kırıklığı ve korkuydu. Artık Dera’yı yaşam açısından en riskli bölgelerden biri olarak görmeye başladılar. Söylediklerine göre neredeyse her gün suikast, cinayet ve tutuklamalar meydana geldiği için güvenlik koşulları artık katlanılabilir durumda değil. Çalışmak için yeterli fırsatların olmaması, gelir eksikliği, ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalar ve Dera bölgelerindeki güvenlik kıskacı zorluğu ve maliyetine rağmen göç seçeneği onlar için en iyi çözüm haline geliyor.  
Gazeteci Muhammed el-Hammadi, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Dera’da ve Suriye’nin genelindeki gençlerin birçoğu zihinlerini yoran acı gerçek altında yıllarca huzura kavuşmayı bekledi. Fakat bu beklentiyi bir hayale dönüştüren birçok sebep söz konusu. Tutuklamalar, mücbir sebepler, ekonomik koşullar, işsizlik ve güvenlik kargaşası, gençleri denizlerde seyahate çıkmaya ve başka bir hayata başlamak için hayatlarını riske atmaya iten faktörler olarak sayılabilir” şeklinde konuştu.
Suriye'den kaçma ve sığınma girişimlerinin son zamanlarda arttığına dikkat çeken Hammadi, bunların özellikle de Beşşar Esed’e yedi yıl daha yönetimde kalma yetkisi veren seçimlerden sonra iki katına çıktığını söyledi. Hammadi, “Bu, güvenlik otoritesinin ve savaşın devam etmesi ve Suriye meselesine uluslararası bir kayıtsızlık ve yüz binlerce Suriyeliyi öldüren ve Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre Suriye halkının yarısından fazlası Suriye içine ve dışına dağıtan Esed'in yönetimde kalması yönünde zımni onay ile birlikte ufukta beliren bir çözümün yokluğu anlamına geliyor” dedi. Suriyeli kaçakların çoğunun denize çıkmanın tehlikelerini ve güvenli bir bölgeye ulaşana kadar her an ölümle karşı karşıya kalacaklarını önceden bildiğini ancak buna rağmen Suriye'de kalıp her gün Suriye'deki kontrol noktaları ve diğer baskı araçlarıyla onursuz bir şekilde ölmemek için bu macerayı tercih ettiklerini ifade etti.
Dera halkından biri olan ve geçtiğimiz yıl Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Cihad el-Musaleme, “Mezun olduktan sonra askerliğe çağrıldım. Bunun üzerine şehirde ansızın kurulan geçici kontrol noktalarında yakalanma korkusu nedeniyle vaktimin büyük çoğunluğunu evde geçirmeye başladım. Suriye’nin güneyindeki gençlerle birlikte beni de kapsayan tecil kararının ardından askerlik bürosundan seyahat onayı aldım. Şimdi Libya'ya seyahat etmeye hazırlanıyorum. Oradan da kaçak yollarla İtalya’ya oradan da kardeşimin yanına Hollanda’ya gitmek istiyorum” şeklinde konuştu. Musaleme, ayrıca “Ülkemde artık bir gelecek göremiyorum, gençliğimin baharında ve hayatımın en verimli dönemindeyken, mezun olalı bir yıl geçmiş olmasına rağmen hala işsizim ve ailemden para almak zorundayım. Hayat bana artık karanlık bir oda gibi görünüyor. Kendimi kırık bacakla kendi etrafımda dönüyor gibi hissediyorum. Gençliğimin çok başındayım. Önümde hayat düzeni, evlilik ve çalışma hayatı gibi meseleler var. Bana göre savaştan bitkin düşmüş, adam kayırmacılığın ve baskıcı rejimin egemen olduğu bir ülkede bu mümkün değil” dedi.

Avrupa’ya doğru
Deralı aktivist Muhanned Abdullah, “Yerel istatistiklere göre son iki ayda çok sayıda genç, Avrupa ülkelerine göç etmek amacıyla Dera’dan farkı ülkelere doğru yola çıktı. Almanya, İtalya, Fransa, Türkiye ve Lübnan’a ulaştılar. Özellikle de Suriye rejiminin Dera ve Kuneytra’daki gençlere askerlik konusunda istisnai bir tecil sağlaması ve bunun onlara Suriye dışına seyahat izni vermesi göz önünde bulundurulduğunda bu sayı, içerisinde bulunduğumuz ayda daha da artabilir” dedi.
Abdullah, genel olarak Suriye özel olarak da ülkenin güneyindeki gençlerin ‘güvenlik endişeleri (tutuklamalar, suikastlar, adam kaçırmalar ve soygunlar), iş fırsatlarının olmaması ve herhangi bir iş kurma imkanının zayıflığı, Suriye lirasının dolar karşısındaki değerinin düşüşü bir doların 3 bin 200 Suriye lirasını bulması ve hayatın her alanında aşırı yüksek fiyatlar gibi Suriye dışına göç etmeleri ve seyahat etmeleri için yeterli nedenleri olduğunu açıkladı. Bu durumun, güney Suriye'deki gençlerin daha iyi bir yaşam ve iş arayışı içinde seyahat etmeleri veya göç etmeyi düşünmeye sevk ettiğini ifade etti.
Aktivist Basil el-Gazavi, “Suriye rejiminin gençlerin Suriye'nin güneyinden seyahatlerini kolaylaştıracak eylemleri, bölgenin gençlerden özellikle de muhalif ideolojiye sahip aranan isimlerden arındırılması operasyonudur. Aranan gençlerin Dera'daki güvenlik servislerine nakledilmesini denetleyenler, Suriye rejiminin memurlarıyla ilişki içinde olan ve Hizbullah'tan gruplarla koordineli olarak Suriye'nin kuzeyine veya Lübnan'a gönderilmelerini kolaylaştıran gruplardır. Böylece Suriye rejimi kendi çıkarlarına hizmet eden çeşitli faydalar elde ediyor. Güney bölgelerinde varlığına karşı çıkan bir gençlik grubunu dağıttı. Büyük bir finansal fayda elde etti. Bir kişiyi kuzey Suriye veya Lübnan'a kaçırmak için gereken miktar 600-1000 ABD dolarına ulaşıyor. Suriye'nin güneyindeki gençlerin yaşadığı güvenlik durumu ve ekonomik kısıtlamalardan bahsetmiyorum bile. Eski muhalefet mensupları ve liderlerine yönelik suikast, adam kaçırma ve tutuklama operasyonları devam ediyor” şeklinde konuştu.
Öte yandan Suriye rejim güçleri, son olarak ülkenin güneyindeki projelerine hizmet etmesi için bölgedeki kontrolleri arttırıp güvenlik noktalarını güçlendirdi.



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.