Kulislerin arkasında İsrail hükümeti ile Filistin Otoritesi arasında neler oluyor?

ABD’nin desteğiyle güvenlik ve siyasi çevrelerde yeni uzlaşmalar, temaslar ve toplantılar yapılıyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye (AFP)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye (AFP)
TT

Kulislerin arkasında İsrail hükümeti ile Filistin Otoritesi arasında neler oluyor?

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye (AFP)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye (AFP)

Tarık Fehmi
Filistin Otoritesi, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın yönlendirmesi ve Iştiyye hükümetinin bazı üyeleri aracılığıyla İsrail hükümetiyle görüşmelere başladı. Bu da Filistin Otoritesi’nin, gözlemci sıfatı ile Gazze Şeridi'nde olup bitenleri takip etmekten, Oslo ve Paris anlaşmaları uyarınca Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nin baş sorumlusu olarak görüşmeleri sürdürmeye geçeceğini gösteriyor. Dolayısıyla, Filistin-İsrail atmosferinde daha fazla yakınlaşma olma olasılığı yüksek. Zira perde arkasında bir yakınlaşma söz konusu ve şu anki atmosfer Oslo Anlaşmaları’nın imzalanmasından önceki atmosferi andırıyor.

Filistin Otoritesi’ni harekete geçiren sebepler
Ekonomi meselelerini ele almak ve Filistin Otoritesi’nin ekonomik faaliyetini zorlaştıran engelleri kaldırmak için ortak bir İsrail-Filistin komitesi kurmak üzere müzakereler başladı bile. Meretz Partisi'nden Bölgesel İşbirliği Bakanı Issawi Frej bu müzakereleri yönetiyor ve başta Filistin Sivil İşler Bakanı Hüseyin eş-Şeyh olmak üzere Filistin Otoritesi'ndeki üst düzey yetkililerle adımlarını koordine ediyor. İsimleri henüz açıklanmayan başka bakanlar ile birlikte Bakan Frej’in İsrail adına komiteye bizzat başkanlık edeceği bilinirken, ağırlıklı olarak finans ve ekonomi konularına odaklanacak bu özel müzakerelerde Filistin Otoritesi’ni kimin temsil edeceği henüz belli değil.
Filistin Yönetimi, özellikle son çatışmalardan sonraki süreçte mevcut sahneden uzak olması ve Hamas'ın yaşananları tek başına yönetmesi ile birlikte yaşanan gelişmeler ışığında siyasi ve stratejik olarak yeni bir realite kazanmaya çalışıyor. Bu nedenle Filistin Otoritesi, İsrail hükümetiyle yeniden uzlaşarak siyaset sahnesinin yönetimine yaklaşmaya karar verdi. Bu yakınlaşma, Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın adamları (oldukça küçük bir daire) da dahil olmak üzere nüfuzu ve ağırlığı olan isimler tarafından başlatıldı. Abbas’ın adamları asıl sorunun eski İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’da olduğunu söyleyerek yakınlaşma yönünde baskı yaptılar. Zira yakınlaşma Netanyahu’nun gidişi ile gerçekleşti. Güvenlik ve istihbarat kanalları rollerini oynamaya başladı ve böylece ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) görevlilerinin gözetimi altında gelişmelere ilişkin Macid Ferec’in adı ön plana çıktı. Bunun öncesinde Ramallah, Washington ve Tel Aviv'de Filistin-İsrail temaslarını önemli bir boyuta taşıyan bir dizi güvenlik görüşmesi yapıldı.
Bu çerçevede Hamas Hareketi’nin sahneyi tek başına yürütmede başarısız olması, yeni bir Filistin hükümeti kurmayı reddetmesi ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) kota sistemine göre İslami Cihad Örgütü ile birlikte girmesinde ısrarcı olmasının -ki bu en büyük kurtuluş örgütü olan Fetih Hareketi’nin ana alternatifi olması demek- ardından Filistin Otoritesi’nin siyasi meşruiyetini yenilemeye çalıştığına ve Ramallah ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri yeniden birleştirmeye çalıştığına işaret ediliyor. Hamas’ın bu tavırları Abbas’ı gerçek eylem yollarını yenilemeye ve yeni bir yönetim ışığında İsrail’e yönelmeye itti. İsrail’deki yeni koalisyon hükümetine Naftali Bennett ve Yair Lapid liderlik ediyor. Her ikisi de Filistin Otoritesi tarafından iyi biliniyor. Koalisyon hükümeti Likud Partisi dışında İsrail’deki tüm partileri içeriyor. Bu da Likud Partisi tarafından temsil edilen İsrail muhalefetinin ve bizzat Netanyahu’nun üzerinde çalıştığı kriz yayma planına bakılmaksızın koalisyon hükümetini mevcut siyasi sahnenin kalbine yerleştirmiş oluyor. Bu yüzden Filistin Başbakanı Iştiyye özellikle ABD'nin İsrail Maslahatgüzarı Michael Ratney'ın olup bitenleri yakından takip etmesiyle Tel Aviv ile resmi olarak yeniden temasa geçmek için çalışmalar yürüttü.

Washington'un FKÖ’nün Doğu Kudüs'teki ve Washington'daki ofislerini yeniden açma sözü, iki taraf arasındaki görüşleri daha da yakınlaştırdı. Bu, yasama veya başkanlık seçimlerinin yapılması için yeni bir fırsatın olmaması, mevcut durumun devam etmesi ve bunun Batı Şeria’daki sahnenin şimdiki gibi kalması anlamına gelmesi ışığında gelecek dönemde Filistin Otoritesi’nin büyük çıkarlarını gerçekleştirmesi için bir başlangıç noktası olabilir. Hamas Hareketi, gelecek dönemde esir takası anlaşmasının tamamlanmasını beklerken ve İsrail ile yaşanan son çatışmanın meyvelerini toplarken Gazze Şeridi'nde yeni kazanımlar elde etmeye çalışıyor. Bu özellikle Hamas’ın dışarıdaki siyasi ofisi ile iç düzeyi arasında gerçek bir çatışma yaşanırken hareketin liderleri için öncelikli bir mesele sayılıyor.
Halid Meşal’ın basında ve siyasi alanda son zamanlarda boy göstermesiyle birlikte Hamas’ın önceliklerinin değişmesinden ötürü gönderilen mesajlar önemli ve doğrudan gözüküyor. Bunun Filistin’in durumuna yansımaları olacak ve Fetih hareketi ile ilişkileri etkileyecek. Ayrıca şu anda kapsamlı Filistin uzlaşmasının rolü zayıflamış durumda. Öyle ki, Mısır ve Katar yeni siyasi düzenlemelere karışmak istemiyor ve durumun olduğu gibi devam etmesine razı geliyor.

İsrail’in tavrı
Bennett ve Lapid’in liderlik ettiği koalisyon hükümetinin istikrara ve siyasi hayata daha fazla sürdürülebilirlik kazandırmaya yönelik koşulları hazırlamaya ihtiyacı var. Bu, gelecek dönemin ana başlığı olacak ve istikrar konusundaki bahis sürdürülecek. Ayrıca istikrar mevcut hükümetin önceliklerinin en tepe noktasında yer alıyor. Zira hükümet olası kapsamlı bir değişiklik olmasından korkuyor. Çünkü Knesset’in içinde hükümet için pusuya yatanların yıllık bütçe konusu tartışılırken hükümeti devirmeye çalışma olasılığı var.
Dolayısıyla hükümetin Knesset’in içindekilerle başa çıkmak için doğrudan senaryoları var. Aynı zamanda, Filistin Otoritesi’ne açılma ve otoritenin ortak çıkarlar ve karşılıklı kazançlar stratejisine göre birlikte çalışma önerisine uyarak kendi cephesini güvence altına alma konusunda çıkarları var. Mevcut İsrail hükümetinin şu anki durumunun sloganı Filistin Otoritesi ile birlikte çalışmak. Nitekim İsrail hükümeti irtibat komiteleri ile güvenlik koordinasyon ofisleri ağı ve Filistin Otoritesi’nin önde gelen isimleri aracılığıyla kayıt dışı olarak siyasi ve güvenlik düzeyinde görüşmeler gerçekleştirdi. Bu, her iki tarafta da yakınlaşma konusunda siyasi bir arzu olduğunu gösteriyor. Bu yüzden bunun siyasi sahnenin tümünün yönetilmesine yansımaları olacak ve daha fazla yakınlaşmaya zemin hazırlayacak. Böylelikle İsrail hükümeti Batı Şeria'da sükuneti sağlamaya ve Abbas’ı devirmeye değil de desteklemeye çalışacak. Ayrıca ABD yönetiminin Filistin Otoritesi’ne açılma ve varlığını destekleme önerisini takip edecek. Çünkü Hamas Hareketi’nin gelişmeler temelinde genel olarak Filistin sahasını kontrol altına almasından ve saflarındaki birçok ismin gerçek bir ulusal birlik hükümetine katılmayı reddetmesi dikkate alındığında, hareketin sahayı en tepeden yönetip Filistin Otoritesi'ne alternatif olma çabalarından endişe duyuluyor. İsrail hükümeti bunun üzerinde çalışıyor ve belirli bir siyasi ve stratejik bağlama ve kapsamlı bir vizyona göre ilerliyor.
Gelişmeler ışığında İsrail-Filistin Ortak Komitesi, Oslo Anlaşmaları’nın Paris Ekonomi Protokolü’ne göre çalışacak. Protokol, ortak komitenin her iki taraftan da eşit sayıda üyenin katılımıyla oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca her iki tarafa da protokolde yer alan bir dizi ekonomik konuda ortaya çıkan problemleri takip etmek veya tartışmak ya da turizm ve tarımsal kalkınma projeleri, veteriner gözetimi ve sanayi ile ilgili konuları ele almak üzere toplantı yapılmasını talep etme olanağı sağlıyor. Özellikle asıl anlaşma, komiteye büyük bir alan bırakıyor. Zira tüm bunların içerisinde anlaşma komitenin Filistin para biriminin piyasaya sürülme olasılığını incelemesine de imkan tanıyor.
Mevcut İsrail hükümeti, Filistin Otoritesi ile birlikte siyasi ve stratejik hesaplardan hareketle çıkarlarını kabul ettirmek istiyor. Ayrıntılarından vazgeçmek istemiyor. Özellikle Bennett ve Lapid liderliğindeki koalisyon hükümetinden bazı öne çıkan isimler, Filistin Otoritesi’nin desteklenmesi, iktidarda kalması ve Abbas’ın gitmesi durumunda ya da koltuğu için kavga edilmesi durumunda sıfır toplamlı seçeneklere gitme korkusuyla Filistin Otoritesi’nin siyasi boşlukta çalışmaya bırakılmaması çağrısında bulunuyor. Sıfır toplamlı seçeneklere gidilmesi, iki taraf arasında üst düzey güvenlik ve istihbarat temaslarının yeniden başlaması ışığında İsrail'e çok pahalıya mal olabilir. Özellikle Oslo ruhunu yeniden canlandırmanın İsrail İç İstihbarat Servisi Şin-Bet (Şabak) birimleri için önemli ve gerekli bir mesele haline geldiği göz önüne alınırsa Filistin Otoritesi’nin desteklenmesi önemli sonuçlara kapı aralayabilir. Ayrıca her iki tarafta istikrar sağlanması konusunda önemli sonuçlar doğurabilir ki, İsrail tarafı da Filistin Otoritesi ile ilişkilerinden bunu istiyor ve her şeyden önce ABD yönetimi ile temasların devam etmesi için ortamı sakinleştirmeye çalışıyor. Nitekim Joe Biden yönetimindeki Orta Doğu Ekibi fiili olarak uzlaşma seçeneklerine yönelmeyi, müzakere sahnesini canlandırmayı ve resmi otoriteyi desteklemeyi öneriyor. Özellikle Biden'ın bizzat, Bennett ve Lapid’in dönüşümlü olarak başbakan olacağı mevcut koalisyonun devam etmesini desteklemesinden ötürü İsrail hükümeti bu önerileri şu anki siyasi değerlendirmelerinin arasına koydu.

Beklenen senaryo
Filistin-İsrail kulislerinin arkasında neler olup bittiği konusuna gelirsek, meselenin Filistin Devlet Başkanı Abbas ve Fetih’in destekçilerinin yönelimleri ve Iştiyye’nin gözetimi altında çalışan ve farklı yönelimlere sahip hükümetteki bazı siyasi isimlerin ve güvenlik yetkililerinin yanı sıra Devlet Başkanı’nın korumaları ve güvenlik ve istihbarat servislerinin liderlerinin vizyonu ile bağlantılı olduğu göz önüne alındığında, Filistin açısından şimdiki ve gelecekteki durumunu tahmin etmek mümkün.
Öyleyse İsrail’in görüşü, Tel Aviv'in kırılgan bir istikrara değil de gerçek bir istikrara ihtiyacı olduğunu vurgulayan gerçek sahneleri esas almaya devam edecek. Bu da İsrail hükümetinin Filistin Otoritesi ile birlikte siyasi ve güvenlik alanında daha fazla yakınlaşmaya, Filistin Otoritesi’nin rolünü güçlendirmeye ve Hamas hareketi karşısında varlığını ön plana çıkarmaya çalışacağını gösteriyor. Esir takası anlaşmasının tamamlanması uzun sürerse, İsrail hükümeti belirli baskılar altında çatışmalar yürütme ve Gazze Şeridi'ni hedef alma politikasına geri dönebilir. İsrail’in böyle bir durumda açık çatışmalara ya da yeni bir savaşa girmeyeceği tahmin ediliyor. Böylece bu noktada İsrail’in hesaplarının belli bir çerçevede olduğu ve Filistin Otoritesi ile öncül bir hareketin temeli olarak siyasi ve stratejik hedefler bankasını yenilemekle ve gelişmeler ışığında başka seçeneklere başvurmamakla sınırlı olduğu görülüyor. İsrail Başbakanı’nın ilk etapta siyasi değerlendirmelerinin içine koyacağı şey bu. Başbakan, yerleşimcilik ve Yahudileşme ile ilgili taşıdığı fikir ve vizyonlara erteleme ve Batı Şeria’da ya da Gazze Şeridi’nde Filistin tarafıyla çatışmama stratejisini takip ederken sadece Şeyh Cerrah Mahallesi’nde değil, bilakis mevcut hükümetin öncelikleri arasına konulan bütün temas bölgelerinde “transfer” planını uygulama üzerinde çalışmasına rağmen genel bir siyasi ve stratejik söylemle yetinecek. Bu, her iki tarafın siyasi arzusunun varlığına ve büyük çıkarlarına göre sınırlı daireler içinde gerçekleşen kayıt dışı görüşmeler ışığında birçok dosyayı teste tabi tutmuş olacak.
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.