Özbekistan, Rusya ile askeri ittifaka geri dönmeyeceğini duyurdu

Şanghay Örgütü ülkelerinin dışişleri bakanları, NATO’nun Afganistan'dan çıkışının ardından güvenlik sorunlarını tartışıyorlar.

Afganistan ile sınırın güvenliğinin sağlanması, Rusya dahil komşu ülkelerin başlıca endişeleri arasında yer alıyor. (AP)
Afganistan ile sınırın güvenliğinin sağlanması, Rusya dahil komşu ülkelerin başlıca endişeleri arasında yer alıyor. (AP)
TT

Özbekistan, Rusya ile askeri ittifaka geri dönmeyeceğini duyurdu

Afganistan ile sınırın güvenliğinin sağlanması, Rusya dahil komşu ülkelerin başlıca endişeleri arasında yer alıyor. (AP)
Afganistan ile sınırın güvenliğinin sağlanması, Rusya dahil komşu ülkelerin başlıca endişeleri arasında yer alıyor. (AP)

Sami Amara (Gazeteci yazar)
Özbekistan, Moskova’nın NATO güçlerinin Afganistan'dan çekilmesinin sonuçlarını kontrol altına alma çabalarını sürdürdüğü bir zamanda, daha önce kendisinin yanı sıra Orta Asya ülkelerini ve eski Sovyet uydusu bir dizi ülkeyi saflarına dahil eden Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne (KGAÖ) geri dönmeyi düşünmediğini duyurdu. RIA Novosti haber ajansının Özbekistan Devlet Başkanı Basın Sözcüsü Şerzod Asadov’dan aktardığına göre ülkesinin yetkili makamları KGAÖ'ne geri dönmeyi düşünmüyor. Ayrıca ülke yeniden katılması yönünde bir davet de almadı.
Asadov, söz konusu karara ilişkin yaptığı açıklamada Özbekistan anayasasının ve kanunlarının askeri ittifakların kurulmasını ve ülke topraklarındaki varlığını yasakladığını belirtti. Bu, Taşkent'in ABD'den Afganistan'daki uluslararası terörizmle mücadele kapsamında 11 Eylül 2001 olaylarından sonra orada kurduğu askeri üssünü kaldırmasını talep ettiğinde de öne sürdüğü gerekçelerin başında geliyordu.
Sovyetler Birliği’nin eski Varşova Paktı’nın dağıldığını açıklamasının ardından NATO’ya benzer bir askeri ittifak olarak 1992’de kurulan bu örgütün kuruluşuna tanık olan Özbekistan, daha önce 1999’da da örgüt üyeliğinden çekildiğini açıklamış ama Haziran 2006’da geri dönmüştü. 28 Mart 2008’de parlamentosu üyelik kararını onaylamış ancak 2012’de bir kez daha üyelikten ayrıldığını deklare etmişti.
Bu bağlamda dikkat çekici olan; Özbekistan, Rusya ve bazı eski Sovyet uydusu ülkeleri bir araya getiren birçok organizasyon ve anlaşma çerçevesinde bu Avrasya ülkeleri arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine rağmen ocak ayında Özbekistan’ın Brüksel'deki NATO temsilciliğinin açılışını duyurmasıydı. Dalir Hakimov’un ülkesinin bu askeri örgütteki büyükelçisi olarak NATO Genel Sekreteri Jans Stoltenberg'e itimatnamesini sunmasıydı.

Moskova için kritik zamanlama
Özbekistan'ın eski Sovyet uydusu ülkelerle askeri ittifaklarına geri dönmeyeceğini açıklaması, Rusya topraklarında faaliyetleri yasaklanan terör örgütleri listesine resmi olarak dahil olmasına rağmen Taliban Hareketi’nin heyeti ile ülkesinde görüşmek zorunda kalan Moskova için çok kritik bir zamanda geldi. Moskova'nın 8-9 Temmuz'da Taliban heyetini kabul etmek zorunda kalmasını, Rusya ve Orta Asya ülkelerinden müttefiklerinin paylaştığı Tacikistan'ın saldırılara veya silah ve uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetlerine maruz kalma olasılığının yanı sıra uluslararası terörizm ve aşırılıkçı hareketler risklerine ilişkin endişelerine bağlayanlar var. TASS haber ajansı, Taliban heyetinin Moskova'ya yaptığı ziyaretin "NATO güçlerinin Afganistan'dan çekilmesiyle eşzamanlı olarak Hareket’in ülkede devam eden ilerlemesi ışığında, Tacikistan'ın KGAÖ ülkelerinden Afganistan ile sınırlarının güvenliğini sağlamak için yardım talep etmesinden bir gün sonra, Tahran'da Taliban ile Afgan hükümeti arasında yapılan görüşmelerin arka planında" gerçekleştiğini aktardı.
Rus kaynakları, Moskova'daki "Taliban" görüşmelerinin, ABD ve Uluslararası Koalisyon’un Afganistan'dan güçlerini çekme kararının ardından Rus başkentinin bölgedeki mevcut değişikliklerle ilgili temasları çerçevesinde gerçekleştiğini belirttiler. Görüşmelerde Rusya’nın askeri üssünde bulunan Rus kuvvetlerinin Afganistan ile güney sınırının güvenliğini üstlendikleri komşu Tacikistan için ne gibi tehdit kaynaklarının bulunduğunun da ele alındığı kaydedildi.
Rusya Devlet Başkanı Putin'in Afganistan Özel Temsilcisi ve Dışişleri Bakanlığı İkinci Asya Departmanı Direktörü Zamir Kabulov, Moskova’nın Taliban'ın daha önce Rusya'da faaliyetleri yasaklanan örgütler ve yaptırımlar listesinden çıkarılması talebine ilişkin açıklamada bulundu. “Bu adımın ancak Afgan taraflar arasında anlamlı müzakereler başladığında, üzerinde uzlaşılmış açık ve kesin bir gündeme varıldığında mümkün olduğu” gerekçesiyle kabul edilmediğini söyledi.
TASS haber ajansı, Taliban Hareketi Siyasi Büro Sözcüsü Muhammed Suheyl Şahin’in, “Afganistan topraklarının Rusya ve komşu ülkelere saldırmak için bir üs olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz” sözlerini aktardı. Şahin, “Taliban tabii ki Afganistan-Tacikistan sınırına saldırmayacak. Rus tarafını politikamızın saldırmamak üzerine kurulu olduğu konusunda temin ederiz” dedi.

Orta Asya güvenlik sistemi
Bu Moskova'nın, barış ve istikrarı sağlama, Orta Asya'da terörün yayılmasını önleme çıkarları açısından KGAÖ ve Şanghay İşbirliği Örgütü de dahil olmak üzere oluşturulan çok taraflı kurum, kuruluş ve ittifakları destekleme konusuna verdiği önemi ortaya koydu. Rusya, bir yandan bu örgütlerin güvenlik sisteminin tek unsuru olmadığını vurgularken diğer yandan da bölgede sürdürülebilirliğin ve istikrarın sağlanmasında kilit rol oynadığını söylediği ikili mekanizmaların önemini beyan ediyor.
Rus siyasi liderliği, Orta Asya güvenlik sisteminde bağımsız ve önemli bir kurum olarak Rusya ile Özbekistan arasındaki ikili ilişkilere özel önem veriyor. Çünkü Özbekistan, 1980’li yıllara uzanan eski deneyimlere dayanarak terörizm, İslami aşırılık ve radikal örgütlerle mücadelede seçkin deneyimlere sahip. Rusya ve Özbekistan, Afganistan'da Orta Asya'yı Afganistan üzerinden İran ve Pakistan'daki limanlarla bağlayacak ulaşım projeleri geliştirmekle ilgileniyorlar. Moskova'daki gözlemciler, "Çin ile ABD arasındaki yoğun rekabetin bir veya iki yıl içinde sona ermeyeceğini, teknolojik bir soğuk savaşa dönüşmesi muhtemel önümüzdeki 10 yılda baskın bir yönelim haline geleceğini" tahmin ediyorlar.
Moskova, bu iş birliğini yoğunlaştırmak ve arzu edilen Afgan uzlaşısını gerçekleştirmek için mevcut tüm formülleri seferber etmeye çalışıyor. Afganistan'da aktif hale gelmelerinden bu yana terörist grupların oluşturduğu artan tehlikelerin farkında olan Moskova, Kuzey Afganistan’a yakın Tacikistan'ın güney sınırları ile eski Sovyet uydusu ülkelerin sınırlarına konuşlanma ihtimaline hazırlık olarak bu tehlikeleri kontrol altına almak için iş birliğine hazır olduğunu duyurdu.
Tacikistan, Taliban'ın NATO güçlerinin ülkeden çekilmesi arka planında Afganistan'da ilerleyişini sürdürdüğünü ilan etmişti. TASS haber ajansı, Tacikistan'ın KGAÖ Daimi Temsilcisi Hasan Sultanov’un geçen hafta sonu yaptığı şu açıklamayı aktardı:
“Afganistan ile en uzun kara sınırına sahip olan Tacikistan, durumu kontrol altına almak, komşu ülke Afganistan'da mevcut risk ve meydan okumalar ile başa çıkmak için gerekli önlemleri alıyor. Afganistan ile sınırının bir kısmı özellikle ulaşılması zor ve engebeli dağlık alanlarda yer aldığından Tacikistan'ın bu hedefe tek başına ulaşması zor olacak.”
Tacikistanlı yetkili ayrıca Afgan hükümet güçlerinin yaklaşık bin 500 üyesinin, Taliban'ın ilerleyişi nedeniyle Tacikistan'a sığınmak zorunda kaldıklarını ve bunun da “Duşanbe'nin ülkenin güney sınırlarını koruma kapasitesinin güçlendirilmesi dahil olmak üzere, KGAÖ çerçevesinde uygun bir karşılık” gerektirdiğinin altını çizdi.

Şanghay İşbirliği Örgütü’nü güçlendirmek
Gözlemciler, bu konuların, Tacikistan'ın dönem başkanlığını yaptığı "Şanghay İşbirliği Örgütü"nün 13-14 Temmuz tarihlerinde başkent Duşanbe'de düzenlenecek dışişleri bakanları toplantısının ve üye ülkelerin dışişleri bakanları ile Afganistan Cumhuriyeti dışişleri bakanı arasında 14 Temmuz'da yapılacak görüşmelerin gündem maddesi olacağını tahmin ediyorlar. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Şanghay Örgütü ülkelerinin dışişleri bakanlarının yaklaşmakta olan toplantısında kabul edilmesi beklenen güçlü bir karar paketi ile çok yönlü iş birliğinin tüm önemli konularını kapsayan diğer belgelerin incelenmesinin beklendiğini bildirdi. Söz konusu belgeler arasında 2022-2024 dönemi terörizm, ayrılıkçı hareketler ve aşırıcılıkla mücadelede Şanghay İşbirliği Örgütü üye ülkeleri iş birliği programları taslağı ve 2018’de imzalanan Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin uyuşturucuyla mücadele stratejisinin uygulanması için eylem programı maddelerinin uygulanmasına ilişkin 2021-2023 eylem planı yer alıyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:
"Bir sonraki toplantıda, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün 20inci kuruluş yıl dönümü münasebetiyle dönem başkanı Tacikistan tarafından hazırlanan, üye devletlerin küresel ve bölgesel gündemin güncel konularına ilişkin birleşik pozisyonlarını yansıtan Duşanbe Deklarasyonu taslağı ele alınacak.”
Rus kaynaklar, güvenlik konularının Şanghay İşbirliği Örgütü'nün gündemindeki artan önceliğinden hareketle şu değerlendirmelerde bulundular:
“Terörizm, radikalizm, uyuşturucu kaçakçılığı, sınır ötesi sorunlar ve organize suçlar, bilgi alanındaki riskler ve diğer konular da dahil olmak üzere giderek daha fazla iç içe geçen güvenlik sorunları ve tehditler karşısında örgütün kapasite ve gücünün artırılması planlanıyor.”



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.