Afganistan’da Taliban’ın dönüşü, etnik çatışmaların patlak vermesi korkularını uyandırırken eski savaş ağaları yeniden sahneye çıktı

Tacikler ve Özbekler organize olurken bir Peştun-Peştun savaşının patlak vermesinden korkuluyor

Hamid Karzai (AP) - İsmail Han (Herat Aslanı) (AFP) - Gulbeddin Hikmetyar (AFP) - Abdul Resul Seyyaf (AFP/Getty Images)
Hamid Karzai (AP) - İsmail Han (Herat Aslanı) (AFP) - Gulbeddin Hikmetyar (AFP) - Abdul Resul Seyyaf (AFP/Getty Images)
TT

Afganistan’da Taliban’ın dönüşü, etnik çatışmaların patlak vermesi korkularını uyandırırken eski savaş ağaları yeniden sahneye çıktı

Hamid Karzai (AP) - İsmail Han (Herat Aslanı) (AFP) - Gulbeddin Hikmetyar (AFP) - Abdul Resul Seyyaf (AFP/Getty Images)
Hamid Karzai (AP) - İsmail Han (Herat Aslanı) (AFP) - Gulbeddin Hikmetyar (AFP) - Abdul Resul Seyyaf (AFP/Getty Images)

Taliban Hareketi’nin Afganistan’ın çeşitli bölgelerinde kaydettiği geniş kapsamlı ilerleme, ülkenin, tıpkı geçmişte olduğu gibi, savaşçıların büyük ölçüde etnik olarak bölündüğü bir iç savaşa sürüklendiğine dair korkuları uyandırdı.
Ancak Taliban'ın özellikle ülkenin güneyinde ve doğusunda Peştunların yaşadığı bölgeler olan geleneksel nüfuz bölgelerinin dışında ilerleme kaydetmesinin, her ne kadar Taliban Hareketi’nin Peştun olmayan muhaliflerinin şuan Taliban’ın kendi bölgelerindeki ilerleyişini püskürtmek için destekçilerini harekete geçirdiğine ve silahlandırdığına dair bir takım göstergeler olsa da, etnik gruplar arasında mutlaka bir çatışma patlak vereceği anlamına gelmediği düşünülüyor.
Aslında, resmi olarak 14 etnik gruptan oluşan Afgan toplumundaki etnik dağılıma ilişkin net istatistikler bulunmuyor. Tahminlerin çoğu, Peştunları, ülkenin toplam nüfusunun yüzde 40'ından fazlasına sahip Afganistan'daki en büyük etnik köken olarak gösteriyor (diğer tahminlere göre bu sayı çok daha yüksek). Ardından ise yaklaşık yüzde 25’lik bir oranla Tacikler geliyor. Hazaralar ve Özbekler de yüzde 10’luk birer dilimle önemli bir sayıya sahip azınlıkları oluşturuyorlar. Bu açıdan bakıldığında, Taliban'ın ilerleyişinin başta Peştun hakimiyetinden korkan azınlıkların yoğun olduğu bölgelerden, özellikle Tacikler, Özbekler ve Hazaraların yoğun nufüsa sahip olduğu ülkenin kuzeyi ve merkezindeki bölgelerden muhalefetle karşı karşıya gelebileceği tahmin edilebilir. Aynı zamanda Peştunların kendi içinden ve özellikle 2001 yılında Taliban rejiminin devrilmesinden sonra ortaya çıkan yeni hükümetin bel kemiğini oluşturan aşiretlerden muhalefet edilebilir.

Kuzey İttifakı
Birkaç gün önce yayınlanan çeşitli raporlar, Tacikler ve Özbekler arasında, 1990’lı yıllarda Taliban'ın tüm Afganistan'ın kontrolünü ele geçirmesini önlemede çeşitli roller üstlenen eski “savaş ağaları” olarak tanımlanan liderler tarafından yürütülen geniş çaplı bir silahlanma faaliyeti olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda eski Belh Vilayeti Valisi Atta Muhammed Nur’un adı öne çıkıyor. Nur, 2011 yılında Kabil'de düzenlenen intihar saldırısında öldürülen eski Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani liderliğindeki Cemiyet-i İslami Partisi’nin bir kanadına liderlik eden ve önde gelen bir Tacik lideridir. Cemiyet-i İslami Partisi, 1990’lı yıllarda özellikle “Kuzey İttifakı” olarak bilinen örgüt aracılığıyla Taliban'ın genişlemesine ve 11 Eylül 2001 saldırıları arifesinde suikasta uğrayan askeri lideri Ahmed Şah Mesud'a karşı muhalefette önemli bir rol oynadı. ABD güçleri 2001 yılında Kabil'deki Taliban rejimini devirdikten sonra Nur, yeni hükümette önemli roller üstlendi, ama o Afganistan'ın kuzeyindeki kalesini istiyordu. Bu nedenle ülkenin kuzeyindeki Belh vilayetine vali oldu. Nur, birkaç gün önce, Belh vilayetinin merkezi olan Mezar-ı Şerif'te taraftarlarıyla bir araya gelerek komutası altında faaliyet gösteren silahlı sivil adamları içeren kuvvetler için bir ‘komuta merkezi’ kurulduğunu duyurdu. Nur savaşçılarına hitaben, “İnsanların çalışmalarına, hukuki ve adli işlerine karışmamalısınız. Şehirde (Mezar-ı Şerif) dolaşmaktan kaçının ve üssünüzde kalın. Gerektiğinde sizden hizmet etmeniz istenecek” ifadelerini kullandı.
Ancak silahlanma ve asker toplama faaliyetleri Afganistan’ın kuzeyindeki Taciklerle sınırlı değil. Özbekler de Taliban’ın kendi bölgelerine yayılmasının ardından safları sıkılaştırmak için hazırlıklar yapıyor gibi görünüyorlar. Ancak Taliban Hareketi’nin Özbek muhaliflerinin, Taliban’ın kendi bölgelerindeki yayılmasını durdurabilecek kapasiteye sahip olup olmadığı henüz net değil. Taliban'ın kontrolü altında bulunan ülkenin kuzeyindeki Cüzcan vilayetinde ise eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Abdul Raşid Dostum'un adı öne çıkıyor. Afganistan Ulusal İslami Hareketi Partisi’nin lideri olan Dostum, geçtiğimiz Cuma günü yaptığı bir açıklamada, Kabil hükümetine, Taliban’ın ilerleyişiyle karşı karşıya kalan savaşçılarına destek ve mühimmat göndermediği için sert eleştirilerde bulundu. Cuma günü telefon aracılığıyla destekçilerine yaptığı konuşmada, hükümetin, savaşçılarına henüz yeterli desteği sağlamadığını söyleyen Dostum, Taliban'ın kendi alanlarında kaydettiği büyük ilerlemeye rağmen bu insanların moralinin ‘oldukça yüksek’ olduğunu ifade etti. Eski savaş ağası, yirmi yıl önce ABD’nin Afganistan’ı işgalinin ardından (ülkenin kuzeyindeki) Kunduz'dan kamyonlarla mahkumları taşırken Taliban Hareketi’nin yüzlerce militanını öldürmekle suçlandığından, Taliban'ın Dostum ve destekçilerine tahammül edebileceğine inanılmıyor. Ancak Dostum, bahsi geçen suçlamayı reddediyor ve böyle bir olaydan sorumlu olmadığını söylüyor.

Afganistan’ın batısı
Taliban'ın Afganistan'ın batısındaki ilerleyişini durdurmak için de benzer bir hareketlilik söz konusu ve “Herat Aslanı” olarak bilinen eski bir savaş ağası İsmail Han tarafından yönetiliyor. Tacik olan Han, Taliban'ın İran ile Afganistan arasındaki en büyük ticari geçiş noktası olan Herat vilayetine bağlı sınır ilçesi İslam Kala'daki sınır kapısının kontrolünü ele geçirmesinin hemen ardından hareket etmeye başladı. İsmail Han, geçtiğimiz Cuma günü bir araya geldiği destekçilerine, “Çok yakında cepheye gideceğiz. Allah'ın yardımıyla durumu değiştireceğiz” diye seslendi. Han, ülkenin dört bir yanından yüzlerce sivilin kendisiyle temasa geçtiğini ve Taliban'a karşı savaşmaya hazır olduklarını vurguladı.
Herat Aslanı, destekçilerini Herat'ı savunmak için bir araya getireceğine söz verse de geçmişte Taliban karşısında edindiği deneyimler pekte cesaret verici değil. Han, 1995 yılında Taliban Hareketi tarafından Herat'tan kovduğunda, binlerce destekçisiyle İran'a kaçtı. 1997 yılında Taliban'a karşı direniş hareketini örgütlemek için Afganistan’ın kuzeyinde, Türkmenistan sınırında yer alan Feryab vilayetine geri döndüğünde Taliban tarafından tutuklanan Han, üç yıl boyunca Taliban’ın kalesi Kandahar'da esir kaldıktan sonra 1999 yılında Taliban’ın elinden kaçmayı başardı. Daha öncede bazı bakanlık görevleri üstlenen İsmail Han, 2001 yılında Taliban rejiminin düşmesinden sonra önemli roller üstlendiği yeni rejimle sahneye geri döndü. 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra hükümetteki görevleri de son buldu.

Hazaralar
Son günlerde Taliban tarafından dağıtılan görüntülerde, Taliban'ın Afganistan'ın orta kesimlerindeki Hazara bölgelerinde de kayda değer bir kolaylıkla ilerlediği görüldü. Bu gelişme, Taliban’ın orada da destekçileri olduğuna işaret ediyor. Bu durum, çoğunluğu Şii olan ve İran tarafından açıkça desteklenen Hazaraların, belki de Taliban'la daha önceki acı deneyimlerinin bir sonucu olarak, kendilerini çoğunluktaki Peştunlara karşı çıkmamaları gereken bir azınlık olarak görmeleriyle ilgili olabilir. Taliban Hareketi, 1980'lerde Sovyet Kızıl Ordusu'na karşı savaşta önemli bir rol oynayan, ancak diğer Afgan mücahit gruplarıyla silahlı çatışmalara giren (Şii) Vahdet-i İslami Partisi eski lideri Abdul Ali Mezari ile 1995 yılında bir görüşme talep etti. Mezari, Kabil yakınlarındaki buluşma yerine vardığında, Taliban onu esir aldı ve iddiaya göre Mezari’yi öldürmeden önce ciddi şekilde işkence etti. Taliban ise Mezari’nin uçakla Kandahar’a götürülürken korumalarına düzenlenen bir saldırı sırasında öldürüldüğünü öne sürdü. Daha sonra, 1990’lı yılların sonralarında Taliban’ın Afganistan’ın kuzeyine doğru ilerleyişi sırasında Hazara savaşçıları ile Taliban üyeleri arasında büyük çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalar, Taliban’ın zaferiyle sona erdi. O zamanlar Hazaralar Kuzey İttifakı çatısı altında yer alan bileşenlerden biriydi ve ülkenin kuzeyinde Vahdet-i İslami Partisi lideri Muhammed Muhakkik tarafından temsil ediliyorlardı. Taliban rejiminin 2001 yılında devrilmesinden sonra, Hazaralar yeni hükümette önemli roller üstlendiler. Muhakkik Cumhurbaşkan Hamid Karzai'nin yardımcılığı görevini üstlendi. Muhakkik, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinden zaferle çıkan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin rakibi Abdullah Abdullah'ı destekledi.

Peştunlar
Peştunların, Taliban’ın yirmi yıl önce kaybettiği rejimi yeniden tesis etme adımına karşı ne ölçüde muhalefet edecekleri henüz belli değil. Ancak şimdiye kadar Afganistan’ın güneyinde Taliban’a karşı muhalefetin Peştun aşiretlerinden, özellikle son yirmi yıldır Kabil'deki yeni yönetimi destekleyen aşiretlerden geldiği ortadadır. Güneydeki aşiretlerden Taliban’ın en önde gelen muhalifleri arasında, eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai'nin de mensubu olduğu Dürrani (Abdalî) aşiretinin en önemli kollarından biri olan Popalzai aşireti yer alıyor.
Taliban’ın ülkenin güneyindeki muhaliflerinin kalelerine girmeye yönelik herhangi bir girişimi Peştun-Peştun savaşına yol açabilir ve Peştunları, rakipleri karşısında daha zayıf düşürebilir. Ülkenin güneyindeki durum böyleyken güneydoğusu ve doğusunda da benzer bir senaryo söz konusu olacaktır. Çünkü oradaki mevcut Afgan yönetimi, Taliban'a muhalif olan Kabil'deki yeni hükümetin yanında yer alan Peştunlara dayanıyor ve tıpkı bir siyasi partiye dönüşen ve Afganistan parlamentosunda temsil edilen İttihad-ı İslami lideri Peştun kökenli Abdul Resul Seyyaf ve Kabil hükümetiyle bir barış anlaşması imzalayan ve 2016'dan beri Kabil’de ikamet eden Hizb-i İslami lideri Gulbuddin Hikmetyar gibi 1980’li ve 90’lı yıllarda faal olan Afgan Mücahitleri’nin en önde gelen liderleri listelerinde yer alıyor. Seyyaf ve Hikmetyar’ın, 1990'larda Kuzey İttifakı'nın bir parçası olmalarına ve Taliban'ın Afganistan'daki kontrolünü durdurmalarına rağmen, bu başarıları bir kez daha ulaşabilecekleri düşünülmüyor. Seyyaf’ın lideri olduğu grup, siyasi partiye dönüştüğünden beri askeri güce sahip değil. Hikmetyar'a gelince, ülkenin doğusundaki geleneksel bölgelerinin DEAŞ'ın Afganistan kolu olan DEAŞ-Horasan Vilayeti örgütünün ana kalesi haline gelmesinden sonra destekçilerinin gücü büyük ölçüde azaldı.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.