Filistinlilerden İsrail’in yeni bir din savaşına neden olacağı uyarısı

Filistinliler ile İsrail polisi arasında dün Mescid-i Aksa’da yaşanan çatışmanın ardında bıraktığı yıkım. (Reuters)
Filistinliler ile İsrail polisi arasında dün Mescid-i Aksa’da yaşanan çatışmanın ardında bıraktığı yıkım. (Reuters)
TT

Filistinlilerden İsrail’in yeni bir din savaşına neden olacağı uyarısı

Filistinliler ile İsrail polisi arasında dün Mescid-i Aksa’da yaşanan çatışmanın ardında bıraktığı yıkım. (Reuters)
Filistinliler ile İsrail polisi arasında dün Mescid-i Aksa’da yaşanan çatışmanın ardında bıraktığı yıkım. (Reuters)

Filistinliler pazar günü Mescid-i Aksa'ya düzenlenen baskının ardından burada İsrail’i yeni bir dayatma uygulamaya çalışmakla suçladılar. Ayrıca İsrail’in Mescid-i Aksa'dan elini çekmemesi halinde yakın bir din savaşının bölgeyi yakacağı konusunda uyarıda bulundular.
Filistin Devlet Başkanlığı’ndan, yapılan açıklamada güvenlik ve istikrar için tehdit oluşturan ve Kudüs'teki tarihi statükonun korunmasına yönelik ABD çağrısına meydan okuyan bu gerginlikten İsrail hükümetinin sorumlu olduğu ifade edildi. İsrail hükümetini güvenlik ve istikrarı bozmak ve bölgeyi tüm bölgeyi yakacak din savaşlarına sürüklemekle suçlayan Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne şu ifadeleri kullandı:
“İsrail, dini yerleri işgal etme politikasını sürdürerek Filistin halkına meydan okuyor ve uluslararası pozisyonları, özellikle de Kudüs'teki statükoya uyulmasını talep eden ABD tutumunu göz ardı ediyor.”
Sayıları bin 300’ü geçen fanatik Yahudi dün sabah saatlerinden gruplar halinde Mescid-i Aksa'nın güneybatısındaki El-Meğaribe (Fas) Kapısı'ndan Harem-i Şerif'e baskın düzenlediler. Fanatik Yahudilerin sözde Süleyman Mabedi'nin yıkılışının yıl dönümü olarak kabul ettikleri ve "Tişa Beav" ismini verdikleri matem günü dolayısıyla gerçekleştirdikleri baskına İsrail polisi de destek verdi. İsrail polisi, işgal altındaki Doğu Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinin çevresini kapattı ve Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyerek Filistinlileri dışarı çıkarmaya çalıştı. Bunun üzerine İsrail polisi ile Filistinliler arasında çatışmalar yaşandı. Yerleşimciler Kubbet-üs Sahra önünde Talmud ayini düzenlediler.
İsrail Başbakanı Naftali Bennett da saldırıların devamı için yeşil ışık yaktı. Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Başbakan Naftali Bennett, İç Güvenlik Bakanı Omer Bar Lev ve Emniyet Genel Müdürü Kobi Shabtai ile güvenlik durumu değerlendirmesi yaptı ve Yahudilerin Tapınak Tepesi'ne düzenli ve güvenli bir şekilde girişlerinin devam etmesi talimatını verdi. Başbakan, en son gelişmelerden düzenli olarak haberdar edilecek ve gün boyunca durumla ilgili ek değerlendirmeler yapacak.”
Bu talimatlar İsrail Polisi ile Filistinliler arasında Mescid-i Aksa’da meydana gelen çatışmaların ardından geldi. İsrail polisi Filistinlileri Mescid-i Aksa’dan çıkarmak için göz yaşartıcı gaz ve ses bombası kullandı. Aşırı güç kullanımı bununla sınırlı kalmayan İsrail polisi ayrıca Filistinlilere ateş de açtı.
Kudüs İslami Vakıflar İdaresi tarafından konuya ilişkin şu açıklamada bulunuldu:
“Bu saldırılar, bölgeyi katlanılamaz sonuçları olan bir din savaşına sürüklemeyi amaçlayan aşırılıkçılığı ve gizli nefreti gösteriyor. İsrail polisi, fanatik Yahudi grupların Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlemesine, kışkırtıcı hamleler yapmasına ve avluda ayinler düzenlemesine imkan sağladı. İsrail polisi bunu, Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyip Filistinlileri caminin dışına çıkararak gerçekleştirdi.”
Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyen fanatik Yahudi yerleşimcilere Knesset Üyesi Amichai Shikli önderlik etti. Shikli, “Bölge (Mescid-i Aksa) İsrail halkının en önemli ulusal sembolüdür” dedi.
Baskından bir gün önce, İsrail'in son aylarda Yahudilerin Mescid-i Aksa’da ibadet etmelerine örtülü bir şekilde izin vermeye başladığını belirten bir rapor ortaya çıkmıştı. Bu karar, İsrail'in 1967'de şehrin doğu kısmını işgal etmesinden bu yana statükodaki büyük bir değişikliği yansıtıyor. Mescid-i Aksa’da duaların ve ayinlerin yanı sıra polisin örtülü onayı ile Tevrat dersleri verildiği kaydedildi.
Fetih Hareketi Merkez Komite üyesi Hüseyin eş-Şeyh, “Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlenmesi, İsrail'in işgalci bir emri vaki tesis etmeye yönelik siyasi bir karar alması ve uluslararası iradeye bir meydan okumasıdır” dedi. Mescid-i Aksa İmam Hatibi Şeyh İkrime Sabri de İsrail'in caminin kontrolünü tamamen ele geçirmek istediğini söyledi. Kudüs İşleri Bakanı Fadi el-Hedmi yaşananları "Mescid-i Aksa’daki statükoyu değiştirmeye yönelik kabul edilmez bir girişim" olarak nitelendirdi.
Avrupa Birliği'nin Filistin Temcilcisi Sven Kühn von Burgsdorff, Mescid-i Aksa çevresinde devam eden gerilimden duyduğu endişeyi dile getirdi. Burgsdorff, İsrail makamlarını ve her iki tarafın din ve toplum liderlerini bu değişken durumu sakinleştirmek için acilen harekete geçmeye, kışkırtma eylemlerinden kaçınmaya ve statükoya saygı göstermeye çağırdı.
Ürdün Dışişleri Bakanlığı da resmi bir protesto notası göndererek İsrail'i ihlallerini ve provokasyonlarını durdurmaya, tarihi ve yasal statükoya saygı göstermeye, caminin kutsallığına, ibadet edenlerin özgürlüğüne ve Kudüs İslami Vakıf İdaresi’nin ve Ürdün’ün Kudüs’teki Evkaf Müdürlüğü’nün yetkisine saygı duymaya çağırdı.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Dayfullah el-Fayiz, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Bakanlık İsrail'e resmi bir protesto notası gönderdi. Mescid-i Aksa, 144 dönümlük alanı ile tamamen Müslümanlara ait bir ibadet yeridir. Kudüs İslami Vakıf İdaresi ve Kudüs’teki Ürdün’e bağlı Evkaf Müdürlüğü, Mescid-i Aksa’nın tüm işlerini yönetmek ve camiye girişi düzenlemek için yargı yetkisine sahip yegane iki organdır."
Saatler süren gerilimin ardından İsrail polisi tarafından yapılan açıklamada, “Durum normale döndü. Bölgede sükunet hakim. Herkesi sahada polisin talimatlarına uymaya çağırıyoruz” denildi. Ancak fanatik Yahudi gruplar, Mescid-i Aksa’ya yeniden baskın düzenleyeceklerini duyurdular.



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.