Biden yönetimi yeni bir Oslo Anlaşması mı planlıyor?

ABD, geçici tedbirler ve güven artırıcı önlemlerle Filistin ve İsrail arasında bir fikir birliği oluşturma arayışında

Biden yönetimi, Filistin Yönetimi ile İsrail hükümeti arasındaki güveni yeniden inşa etmenin yollarını araştırıyor (AFP)
Biden yönetimi, Filistin Yönetimi ile İsrail hükümeti arasındaki güveni yeniden inşa etmenin yollarını araştırıyor (AFP)
TT

Biden yönetimi yeni bir Oslo Anlaşması mı planlıyor?

Biden yönetimi, Filistin Yönetimi ile İsrail hükümeti arasındaki güveni yeniden inşa etmenin yollarını araştırıyor (AFP)
Biden yönetimi, Filistin Yönetimi ile İsrail hükümeti arasındaki güveni yeniden inşa etmenin yollarını araştırıyor (AFP)

Tarık Fehmi
ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki İsrail ve Filistin İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Hady Amr, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, özellikle İsrail’de yeni bir hükümetin kurulmasından ve barışa ulaşma şansının artmasından sonra Filistin Yönetimi ile İsrail hükümeti arasında güveni yeniden inşa etmenin yollarını araştırdığı bir dönemde, İsrailli ve Filistinli yetkililerle diplomatik süreci yeniden başlatma fırsatlarının ele alınacağı bir görüşme turu için Tel Aviv ve Ramallah'ı ziyaret etti. Amerikalı ve Filistinli heyetler arasında yapılan son toplantılarda siyasi sürecin iki aşamaya bölünmesine yönelik bir anlaşmaya varıldı. Bu aşamalardan ilki iki taraf arasındaki güveni yeniden inşa etmek, ikincisi ise müzakereleri sürdürmekti.

Doğrudan hedefler
Hadi Amr’ın iki görevi vardı: Birincisi, Gazze ile İsrail arasındaki müzakerelerin önündeki engelleri kaldırmak ve böylece yeni bir çatışmayı etkisiz hale getirmek, ikincisi de Naftali Bennett hükümetiyle İsrail’in yerleşim birimleri politikası ve Batı Şeria'daki evlerin yıkılması hakkında konuşmaktı. Hadi Amr'ın görevi zor ve başarısı oranı az olabilir. Hatta ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Bennett hükümetinin tüm dosyalarına doğrudan müdahale etmeden tek başına başarıya da ulaşamayabilir. Çünkü Bennett, İsrail muhalefetine malzeme olacak hükümetiyle ilgili hiçbir meseleyi çözümsüz bırakmak istemiyor.
Bu açıdan ABD’nin temasları, Filistin-İsrail ilişkilerini düzenleyen Oslo Anlaşması kapsamında Filistin halkının meşru temsilcisi olan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile resmi olarak başladı. ABD, Tel Aviv’in yıllar önce başta ‘2050 Yılına Kadar Kudüs'ün Yahudileştirilmesi Projesi’ olarak bilinen Yahudileştirme planının Kudüs'te uygulanmaya başlanması, demografik yapının değiştirilmesi konusundaki eylemlerin ısrarla sürdürülmesi ve Batı Şeria’da yerleşim birimleri politikasının yeniden başlaması olmak üzere Oslo Anlaşması metnini ihlal eden faaliyetlerine rağmen bu adımı attı.
ABD’nin bu hamlesine karşılık Filistin Yönetimi’nden, başta İsrail'in tüm Batı Şeria şehirlerini kapsayan, ‘A’ olarak sınıflandırılan ve Batı Şeria bölgesinin yüzde 18'ini oluşturan bir dizi büyük beldede güvenlik kontrolünün Filistinliler tarafından sağlanması olmak üzere bir takım şartlar öne sürüldü. Talepler arasında, Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne bağlı havaalanının kurulması ve Batı Şeria'nın toplam alanının yüzde 40'ını oluşturan Filistinli sivil ve güvenlik kontrol alanlarının, bu bölgelerdeki Filistinlilerin nüfus artışını karşılayacak şekilde genişletilmesi ve ortak komitelerin yeniden canlandırılması, iki taraf arasında güvenlik, medeni, mali ve ekonomik alanlarda imzalanan anlaşmaların, bir takım değişikliklerin yapılması ihtiyacıyla birlikte uygulanması şartları da yer aldı.
Wahington, Filistin rotasına yönelik politikasının yanı sıra Trump yönetiminden bu yana ertelenen bir silah anlaşmasının tamamlandığını duyurarak İsrail hükümeti rotasına yönelik de bir politika yürütmeye başladı. Buradan ABD yönetiminin, Tel Aviv'in tutumunu dikkate değer bir şekilde desteklediği ve İsrail'in güvenliğini korumaya, İsrail'in varoluşsal güvenliğini tehdit eden Gazze'deki Filistinli örgütler karşısında askeri yeteneklerini desteklemek için doğrudan temasta kalmaya çalıştığı anlaşıldı. Bu destek, İsrail tarafının ABD’nin kendisine sağladığı 10 yılda 39 milyar dolar olan ve Tel Aviv’in önümüzdeki iki yıl içinde 56 milyar dolara çıkarmayı hedeflediği yardımın artırılmasının yanı sıra Arrow gibi savunma sistemlerinin finansmanında desteğinin artırılmasını ve Demir Kubbe programının yeni aşamasının finanse edilmesini talep etmesine kapı aralayacaktır.
ABD yönetimi, belirli bir eylem planı veya çerçevesi (bir vizyon veya proje) üzerinde değil, ayrıntılar üzerinde çalışmayı amaçlıyor. Dolayısıyla Gazze'deki Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) yardımda bulunmaya devam edecek, Doğu Kudüs'teki ABD Konsolosluğu’nun ve Washington'daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ofisinin açılması için de çalışacaktır. Filistin müzakerelerinin yeniden başlaması için mevcut ortamı hazırlamaya yönelik başka önlemler de alınacaktır. ABD’nin bu planı henüz çok yeni ve durum, Başkan Biden iktidarının ortalarına kadar netleşmeyecektir.

Kararlı tutumlar
ABD yönetimi, Filistin Yönetimi’nin meşruiyetinde eksiklik olduğunu, bu meşruiyetin yenilenmesi gerektiğini ve önemli olduğunu, böylece Filistin çevrelerinde atmosferin iyileştirilmesi ve gerek yasama gerek cumhurbaşkanlığı seçimleri olsun ertelenen seçimlerin ve Ulusal Konsey seçimlerinin düzenlenmesi gerektiğine inanıyor. Biden yönetimi, Başkan Joe Biden'ın zaferinin ardından İsrail ile güvenlik koordinasyonu yeniden başlattığında, Filistin tarafına onu cesaretlendirmek ve daha cesur önlemler almaya zorlamak için bir teşvik listesi sunmaktan çekinmedi. Biden yönetimi ayrıca Filistin Yönetimi ile Washington'daki FKÖ ofisinin ve Doğu Kudüs'teki ABD Konsolosluğu'nun yeniden açılmasını teşvik edecek bir iletişim kanalının kurulduğunu duyurdu. Aynı şekilde dondurulan yardımların, Gazze Şeridi’ndeki UNRWA ofisine gönderileceğini ve Trump yönetiminin kararıyla askıya alınan ekonomik yardım programının da yeniden gözden geçirileceğini açıkladı.
ABD yönetimi, özellikle beyan ettiği çoğulculuk, liberalizm ve demokrasi değerleri uygulamaya çalışırken, Filistinlilerin davranışlarını da gözlemlemeye ve takip etmeye devam edecektir. Filistinlilerin güvenilirliğinden emin olduğunda Filistin halkının meşru temsilcisi olan Filistin Yönetimi ile ciddi bir şekilde ilgilenmeye başlayacaktır. Ancak aksi olursa ABD yönetimi, her durumda devam edecek olan İsrail talebine dayalı güvenlik ve stratejik iletişim kanallarını sürdürecek olsa bile mevcut tüm olumlu tutumlarını dondurabilir.
ABD yönetiminin Filistin hava sahasını düzenleme konusundaki tutumu, etkileşim ve iletişim açısından önem taşıyor. Bunun yanı sıra yakın zamanda yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesinden sonra Abbas'ın görevlendirmesiyle kurulacak hiçbir Filistin hükümetinde Hamas Hareketi’nden bakanların bulunmasını kabul etmeyecektir. Eğer bağımsız veya teknokrat isimlerin hükümette yer almasını kabul ederse, Ortadoğu Dörtlüsü’ne geri dönüşü bir tür müzakere yolu olarak kabul etmesi çerçevesinde Hamas Hareketi’nin silahsızlandırılmasının gerekliliği, İsrail'i tanıması ve Avrupa'yı hedef alabilecek silahlardan vazgeçtiğini açıklamasıyla Amerikan yönetimlerinin anlaşmadaki değişmezleri yeniden teyit edilecektir.

Ortaya atılan fikirler
ABD yönetimi, İsrail ve Filistin'de yaşananlar açısından yeni bir öneride bulunmayacak veya siyasi bir yaklaşım başlatmayacaktır. Daha ziyade, gelişmeleri bekleyip görmek için geri planda kalacaktır. ABD’nin İsrail ile Filistin arasındaki ilk arabulucunun ve müzakere sürecini başlatanın kendisi olduğu yönündeki iddiası devam edeceğinden, diğer tarafların önerilen müzakere sürecine girme isteksizliği, müzakerelerin, Filistin tarafının eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminden bu yana Ortadoğu Dörtlüsü mekanizmalarının yeniden devreye sokulmasını talep ettiği, ancak ABD’nin o dönem Filistin Yönetimi ile iletişime geçmeyip talebini de göz ardı ettiği, Mısır, Ürdün, Almanya ve Fransa arasında bir dizi toplantının yapıldığı ‘Münih Formülü’ ile yeniden başlatılması bağlamında sunulanlarla ilgili gerçek bir Amerikan anlaşmasına kapı kapatılacaktır.
Filistinlilerin ve İsraillilerin başına gelecekleri beklemek ve öngörmek, ABD yönetiminin Filistin Yönetimi, Avrupa Birliği (AB) ve Rusya'nın çağrıda bulunduğu, şuan Filistinlilere pazarlanan ve hem Arap hem de Avrupa ülkelerinin desteğine sahip bir fikir olan Filistin için Uluslararası Ortadoğu Barış Konferansı düzenlenmesi çağrısıyla özdeşleşme planlarını görmezden geldiği anlamına gelmiyor. Bundan sonra, Biden yönetimi, Fransa'nın Paris'te Ortadoğu Barış Konferansı düzenlenmesi için çağrı yaptığında konferans çalışmalarını sabote eden önceki ABD yönetimine benzer bir konuma sahip olacaktır.
ABD yönetimi, müzakere sürecini sürdürmek için kamuya açık seçenekleri desteklemeye devam edecek, ancak Washington’daki bazı yetkililer tarafından yapılan (ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki bazı müsteşarlar tarafından önerilen bir girişim veya genişletilmiş bir Arap-İsrail zirvesi çağrısı) uluslararası bir konferans çağrısına yanıt vermeyecek ve (çoğu Obama yönetiminden kalma olan) şu anda önceliği olmayan diğer fikirleri öne çıkarmayacaktır. En azından ABD yönetiminin orta vadede tutumlarını netleştirmeyeceğinin altını çizmekte fayda var. Bunun hiç değilse Biden iktidarının ortalarından önce olmayacağı tahmin ediliyor.

Sürecin önündeki engeller
Çözüme giden birden fazla yolun olması: ABD böyle bir adım atsa da bu adım, Filistin pahasına İsrail'in yanında yer alması nedeniyle sahada ateşkesi tamamlamada gerçek, etkili ve doğrudan bir rol oynayacak mekanizmalardan ve iradeden yoksundur.
Gerçek güvenilirliğin olmaması: ABD’nin taraflı tutumu çerçevesinde ABD yönetiminin şuan gerçek, etkili veya güçlü bir arabuluculuk yapması oldukça zordur. Böyle bir arabuluculuk için birden fazla yönde geri dönüşüm hesapları ve politikaları gerekir. Aynı zamanda Mısır-Ürdün aracılığını kullanmaya devam ederken, önümüzdeki dönemde birden fazla seçeneği benimsemeye de zorlamaktadır.
İsrail tarafının aldatmaları: ABD’nin Tel Aviv'e verdiği desteğe rağmen İsrail'in şantaj fikrine dayanan ve tek taraflı çıkarlarını elde etmeye çalışan mevcut davranışıyla ilgili gerçek bir sorun var ki bu da ABD'nin her iki yolda ilerlemesini engelleyecektir. Belki de Başkan Biden'ın Beyaz Saray'a gelişinden bu yana devam eden güvenlik diyaloguna rağmen Tel Aviv’in Washington’a yaptığı İsrail’in güvenlik gereksinimlerini dikkate almadığı yönündeki suçlamalar çerçevesinde, İran dosyasının ayrıntılarını tamamlayacak beklenen bir takım çatışmalara yol açabilir.
Filistin Yönetimi’nin Zayıf Noktaları: Filistin Yönetimi ile ABD arasındaki temaslar yeniden başlasa da, esas olarak mevcut durumda karar verecek olanın Filistin Yönetimi olmaması ve mevcut stratejik kararın Fetih değil, Hamas'ın elinde olmasıyla ilgili bir sorun söz konusu. Bu da Biden yönetiminin mevcut planının mevcut sahneyi çözümünde bir tür sızma olmasını istemediğini teyit ediyor.

Bir sonraki senaryo
ABD yönetiminin Mısır ve Ürdün ile ortak bir şekilde Filistin ve İsrail'in mevcut durumunu incelemeye devam edeceği ve özellikle Tel Aviv konuyu ABD’nin bir iç meselesi olarak gördüğünden İsrail tarafını olup bitenler karşısında güvenlik ve stratejide desteklemeyi sürdüreceği söylenebilir. ABD Kongresi'nde İsrail’in desteklenmesi konusunda yaşananlara rağmen buna itiraz edilemez. Bu da, Tel Aviv'in pragmatik bir Amerikan politikası çerçevesinde bu konuya uygun olarak hareket etmeye devam edeceğini teyit ediyor. Tel Aviv ayrıca, Gazze Şeridi ile yaşanan askeri çatışmalar sırasında eleştiri oklarının hedefi haline gelen savunma sistemlerinin finanse edilmesi ve artık birer havai fişek olmayan Filistin roketleriyle başa çıkamaması nedeniyle Demir Kubbe'nin geliştirilmesi için ABD yardımının artırılması için çalışacaktır.
Öyle ya da böyle Biden yönetiminin Filistinlilerin arzuladığı ve başarmaya çalıştığı Filistin-İsrail temaslarına dayalı yeni bir strateji benimsemesi beklenmiyor. Özellikle Filistin Yönetimi, yasama ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerçekleştiremedikten ve hatta Hamas ve direniş örgütlerinin artan rolü çerçevesinde başka alternatifler üzerine bahse girdikten sonra, mevcut çatışmaların yarattığı krizden çıkıp siyasi başarısızlık durumundan kurtulacaktır. Sonuç olarak, ABD yönetimi kendisini Filistin ve İsrail’deki kritik siyasi ve stratejik gelişmelerle karşı karşıya bulacaktır. Burada gelişmeleri yakından takip etmek ve geri planda kalma politikası izlememek önemlidir.
Ayrıca, ABD yönetimi böyle bir ortamda Filistin-İsrail temaslarını resmi olarak sürdürmek için gerçek bir girişimde bulunmayacak ve İsrail'in ulusal güvenlik gereksinimlerini öncelikli olarak yerine getirmek için çalışacaktır. Ayrıca BM tarafından sunulan uluslararası arabuluculuğu destekleyecektir. Mısır'ın arabuluculuk hareketlerini de bir uzlaşı vizyonu belirlenmeden iki tarafın mevcut durumu ve İran ile imzalanan nükleer anlaşmayla ilgili mevcut anlaşmazlıklara eklenecek yeni çatışmaların patlak vermesi korkusuyla İsrail tarafına verilmeye devam eden sınırsız desteği ışığında izleyecektir.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Ukrayna, Birleşik Krallık'ta drone fabrikası açtı

Ukrayna'nın Britanya Büyükelçisi Valeri Zalujni, fabrikanın iki ülke arasındaki işbirliğinin genişlemesini temsil ettiğini söyledi (Valeri Zalujni / X)
Ukrayna'nın Britanya Büyükelçisi Valeri Zalujni, fabrikanın iki ülke arasındaki işbirliğinin genişlemesini temsil ettiğini söyledi (Valeri Zalujni / X)
TT

Ukrayna, Birleşik Krallık'ta drone fabrikası açtı

Ukrayna'nın Britanya Büyükelçisi Valeri Zalujni, fabrikanın iki ülke arasındaki işbirliğinin genişlemesini temsil ettiğini söyledi (Valeri Zalujni / X)
Ukrayna'nın Britanya Büyükelçisi Valeri Zalujni, fabrikanın iki ülke arasındaki işbirliğinin genişlemesini temsil ettiğini söyledi (Valeri Zalujni / X)

Ukrayna'nın ilk drone üretim fabrikası çarşamba günü Suffolk'ta faaliyete geçti ve bu da Britanya'nın savunma sanayisine ivme kazandırdı.

Ukraynalı firma Ukrspecsystems, Mildenhall ve Elmsett'teki tesislerine 200 milyon sterlin (yaklaşık 12 milyar TL) yatırım yaptı. Sözkonusu yerlerde ve Birleşik Krallık'ın (BK) daha geniş tedarik zincirinde 500'e kadar iş yaratması bekleniyor.

Savunma Tedarikinden Sorumlu Devlet Bakanı Luke Pollard şunları söyledi:

Ukrspecsystems'in yeni fabrikası, BK'nin desteğine duyulan güvenin bir göstergesi ve uluslarımızın savunma sanayileri arasındaki derinleşen işbirliğinin altını çiziyor. Bu yatırım, İngiltere'nin doğusunda 500'e kadar yeni iş yaratacak, savunmayı büyümenin motoru haline getirecek ve Ukrayna'nın Putin'in saldırganlığına karşı kendini savunmasına yardımcı olacak.

BK daha önce Ukrayna'daki Ukrspecystems fabrikalarından 80'den fazla SHARK ve Mini-SHARK drone'u sipariş etmiş ve fabrikanın açılışını iki ülke arasındaki 100 Yıllık Ortaklığın "açık bir göstergesi" diye nitelemişti.

2014'te kurulan firma, Britanya Savunma Bakanlığı'na göre Şubat 2022'den bu yana Vladimir Putin'in savaş makinesine yaklaşık 3 milyar dolar zarar veren çeşitli drone'lar üretiyor.

Ukrayna'nın Britanya Büyükelçisi Valeri Zalujni çarşamba günü yaptığı açıklamada, fabrikanın iki ülke arasındaki işbirliğinin genişlemesini temsil ettiğini söyledi.

Sosyal medyada, "Ukrayna, sürekli füze saldırıları, altyapı yıkımı ve üretim tesislerine yönelik tehditler arasında bir savaş veriyor. Dolayısıyla BK'de üretimin başlatılmasının derin bir stratejik mantığı var" ifadelerini kullandı.
 

sdvfbgh
Ukrayna silahlı kuvvetlerinin eski komutanı Zalujni, 2014'te kurulan üretici Ukrspecsystems'in drone'larının cephede etkinliğini kanıtladığını söyledi (Valeri Zalujni/X)

Bu, odak noktasının Ukrayna’dan kayması anlamına gelmiyor. Bu, ortak yeteneklerimizin genişletilmesi ve üretimin sürekliliğini garanti eden ikinci bir savunma hattının oluşturulması.

Zalujni, mühendislik uzmanlığı merkezinin Ukrayna'da kalacağını, üretiminse Britanya'nın savunma sanayisine entegre edileceğini söyledi.

Ukrayna'nın savunma sanayisi, Rusya'yla 4 yıllık savaş boyunca hızla büyüdü. Üretim kapasitesinin bu yıl 50 - 55 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor ve Ukrayna ordusunun ihtiyaçlarının yüzde 50'sinden fazlasını karşılıyor.

Kiev ayrıca 4 yıl sonra ilk kez malzeme ve hizmet ihracatına yeniden başlamaya hazırlanıyor.

xcvfbg
Ukrayna'nın üretim kapasitesinin bu yıl 50 - 55 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor ve Ukrayna ordusunun ihtiyaçlarının yüzde 50'sinden fazlasını karşılıyor (Valeri Zalujni / X)

Kiev Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Başkan Yardımcısı Davyd Aloian, geçen hafta ülkenin 2026'da birkaç milyar dolarlık mal ve hizmet ihraç edebileceğini ve bunun savaş öncesi ihracatın izin verdiğinden "önemli ölçüde daha yüksek" bir potansiyele sahip olduğunu söyledi.

Ukrspecsystems'in internet sitesinde şirketin BK'de British Eagle Eye Innovations Ltd ve Digital Concepts Engineering Ltd'yle birlikte 1Force konsorsiyumunun bir parçası olarak çalıştığı belirtiliyor.

Independent Türkçe


Trump'ın baş ticaret sorumlusu son gümrük vergilerinin geçici olduğunu açıkladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump'ın baş ticaret sorumlusu son gümrük vergilerinin geçici olduğunu açıkladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Donald Trump'ın en üst düzey ticaret müzakerecisi, Yüksek Mahkeme'nin Trump'ın kapsamlı Kurtuluş Günü" tarifelerini iptal etmesinin ardından açıkladığı yüzde 10 ya da 15'lik gümrük vergisinin, Trump aksini iddia etse de Kongre adım atmadıkça yalnızca 150 gün yürürlükte kalabileceğini kabul etti.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, çarşamba günü Bloomberg News'a, Trump'ın geçen haftaki Yüksek Mahkeme kararının ardından tüm ithalatlara küresel olarak yüzde 10 vergi uygulama kararının, Trump'ın 1977 tarihli ve gümrük vergilerinden hiç bahsetmeyen bir yasa uyarınca keyfi olarak uygulamaya koymayı iddia ettiği, artık geçersiz kılınmış vergilerle "süreklilik" sağlamayı amaçlayan "geçici, 150 günlük bir yetki" olduğunu söyledi.

Trump'ın Amerikan ticaret yasasının az bilinen bir bölümü olan 122. Madde uyarınca uyguladığı bu gümrük vergileri, ancak Kongre'nin özel izniyle 150 günlük sürenin ötesinde yürürlükte kalabiliyor.

Ancak Trump, gümrük vergilerini uzatmak için yasama organının adım atmasına gerek olmadığını savunuyor.

Başkan, Ulusa Sesleniş konuşmasında, 122. Madde de dahil kullandığı yetkilerin "zaman içinde kendini kanıtlamış ve onaylanmış" olduğunu iddia ederek, "Kongre'nin adımına gerek duyulmayacağını" belirtti.

Greer ayrıca, kamuoyu yoklamalarına göre Amerikalıların büyük çoğunluğu tarafından genel olarak beğenilmese de yönetimin "bu politikayı sürdürmek" için Trump'ın yasadışı vergi planını "alternatif araçlarla yeniden yapılandırmayı" planladığı uyarısını yaptı.

"Sadece uygulamanın yasal dayanağı değişecek" dedi.

ABD ticaret müzakerecisinin Trump'ın gümrük vergisi yetkisinde bazı sınırlamalar olduğunu kabul etmesi, ülkenin muhafazakar çoğunluğa sahip yüksek mahkemesinin, Carter döneminden kalan yasanın kendisine herhangi bir gerekçeyle ithalat vergisi koyma yetkisi vermediği gerekçesiyle, Trump'ın 1977 Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası'nı kullanarak gümrük vergisi uygulayamayacağına hükmetmesinin üzerinden bir hafta geçmeden gerçekleşti.

Karar, Trump'ın tüm gümrük vergilerini değil, sadece 1970'lerde çıkan yasa kapsamında uygulananları etkiledi. Bu, nisanda "Kurtuluş Günü" diye adlandırdığı etkinlikte duyurduğu "karşılıklı" gümrük vergilerini ve özellikle Kanada, Çin ve Meksika'ya fentanil akışını durdurmak için uygulanan gümrük vergilerini de içeriyordu.

Trump, tek taraflı gümrük vergisi politikasının büyük bir kısmını iptal eden 6'ya 3'lük Yüksek Mahkeme kararına sert tepki göstererek, kararı "son derece üzücü" diye nitelendirmiş ve imza politikasını desteklemeyen mahkemedeki Cumhuriyetçi atamalarından "kesinlikle utandığını" belirtmişti.

Trump, "Aptallık ediyorlar ve RINO'larla radikal sol Demokratlara uşaklık yapıyorlar... Vatanseverlikten son derece uzaklar ve Anayasamıza ihanet ediyorlar" dedi ve kendisine karşı karar veren üç muhafazakar yargıcın (Baş Yargıç John Roberts ve onun atadığı iki yargıç, Yargıç Neil Gorsuch ve Yargıç Amy Coney Barrett) "Sadece İsim Olarak Cumhuriyetçi" (Republicans In Name Only) olduklarını belirten bir kısaltma kullandı.

Independent Türkçe


İsrail ziyaretini 10 milyar doları aşan anlaşmalarla tamamlayan Modi, onur madalyasına layık görüldü

Binyamin Netanyahu ve Narendra Modi (AFP)
Binyamin Netanyahu ve Narendra Modi (AFP)
TT

İsrail ziyaretini 10 milyar doları aşan anlaşmalarla tamamlayan Modi, onur madalyasına layık görüldü

Binyamin Netanyahu ve Narendra Modi (AFP)
Binyamin Netanyahu ve Narendra Modi (AFP)

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, iki gün süren İsrail ziyaretini, toplam değeri 10 milyar doları aşan ortak anlaşmalara imza atarak tamamladı. Ancak ziyaret sırasında kendisine İsrail Parlamentosu tarafından verildiği duyurulan ve “tarihi ve benzeri görülmemiş bir onur” olarak sunulan sözde “Knesset Nişanı”nın niteliği konusunda İsrail’de tartışmalar yaşandığına dair iddiaların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.

İsrail ziyareti boyunca Modi ve Netanyahu arasındaki samimiyet, vedalaşma anında da gözlemlendi. Netanyahu, “İsrail halkı sözlerinle derinden etkilendi; tek bir kuru göz kalmadı. Yahudi-Hint kardeşliğini yeniden tesis ediyorsun. ABD ile birlikte en güçlü demokrasi ittifakını kuruyoruz” diye konuştu. Modi’nin bu sözler karşısında duygulandığı kaydedildi.

Bununla birlikte İsrail’in ziyarete verdiği önem yalnızca duygusal mesajlarla sınırlı kalmadı. İki hükümet arasında çeşitli alanlarda 16 mutabakat zaptı imzalandı. Anlaşmaların toplam değerinin 10 milyar dolar olduğu belirtildi.

vfdvdf
Narendra Modi, Binyamin Netanyahu ve eşinin hazır bulunduğu törende, İsrail Knesset ziyaretçi defterini imzaladı (AFP)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, söz konusu anlaşmaların “iki ülkenin güvenlik, ekonomi ve kültür alanlarında kazançlı çıkacağı stratejik bir ittifakı pekiştirdiğini” söyledi. Herzog, Modi’nin kendisine yaptığı resmi Hindistan davetini yakın zamanda yerine getirme sözü verdi.

Önemli bir iş birliği durağı

Ziyaret, Kudüs’teki King David Hotel’de gazetecilerle (soru alınmaksızın) gerçekleştirilen basın açıklamasıyla sona erdi. Netanyahu ve Modi, görüşmelerin içeriğini özetleyen açıklamalarda bulundu.

Netanyahu, “Ziyaret ve sonuçları birçok açıdan olağanüstüydü. Görüşme kısa ama verimli ve etkileyiciydi.” Tarafların “somut planlar” üzerinde çalıştığını belirten Netanyahu, ilerleyen dönemde Hindistan’da ortak bir hükümet toplantısı düzenleneceğini açıkladı.

Netanyahu, iki ülkenin geleceğinin inovasyona dayandığını vurgulayarak, İsrail ve Hindistan’ın “geçmişleriyle gurur duyduklarını ancak moderniteye inanan iki çağdaş ülke olarak geleceği birlikte yakalamaya kararlı olduklarını” söyledi.

scsd
Binyamin Netanyahu ve Narendra Modi (AFP)

Modi ise ziyaretinin “iki ülke ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti. Hindistan ile İsrail arasındaki iş birliğinin güvenlik, tarım, su, kalkınma ve iş gücü alanlarında güçlendiğini ifade eden Modi, “İsrail ile karşılıklı fayda sağlayacak bir serbest ticaret anlaşmasını yakında sonuçlandıracağız” dedi.

Modi ayrıca savunma alanında geliştirme, üretim ve teknoloji transferi konularında ortaklığa gidileceğini söyledi ve iki ülkenin ilişkilerini “özel bir stratejik ortaklık” seviyesine yükselttiğini belirterek bunu “doğal ve vizyoner bir gelişme” olarak nitelendirdi.

Hindistan Başbakanı, Gazze konusunda temasların sürdüğünü de kaydederek, “Hindistan terörü en güçlü ifadelerle kınamıştır ve her türden teröre izin verilmemesi gerektiğine inanmaktadır” dedi. Modi, ABD Başkanı Donald Trump’ın planını da överek güçlü destek verdiğini ve bunun bölgede gerçek bir barışın önünü açabileceğini söyledi.

Askerî ittifakın taçlandırılması

Sağ eğilimli Israel Hayom gazetesi, ziyareti Hindistan ile İsrail arasında stratejik askerî ittifakın taçlandırılması olarak değerlendirdi. İsrail sağının önde gelen isimlerinden Albay Yoni Stepoun, ziyareti “uluslararası siyasette tarihi bir kırılma” şeklinde tanımladı. Stepoun, “Avrupa merkezli eski dünya sona erdi. Bugün ABD var ve biz ile Hindistan onun müttefikleriyiz. Uluslararası satranç tahtasında bir oyuncu haline geldik. Avrupa bizi kuşatırken bu ziyaret konumumuzu güçlendiriyor ve gücümüzü teyit ediyor” ifadelerini kullandı.

Haaretz gazetesi ise Netanyahu’nun ziyaret sırasındaki coşkusuna dikkat çekti. Gazete, Netanyahu’nun Modi’ye sarıldığı anlarda son yıllarda görülmeyen bir sevinç sergilediğini yazdı ve “Başı gökyüzündeydi, ancak ayakları İsrail iç siyasetinin çamuruna saplanmıştı” yorumunu yaptı. Bu değerlendirme, hükümetin yargı sistemi ve yönetim yapısına ilişkin reform girişimleri nedeniyle muhalefetin Netanyahu ile Knesset Başkanı Amir Ohana’nın konuşmalarını boykot etmesine atıfla yapıldı.

Konu edilen nişan tartışması

Kanal 12’nin siyasi analisti Ben Caspit ise, Çarşamba günü Knesset Başkanı Amir Ohana tarafından Modi’ye takdim edilen ve “Knesset Nişanı” olarak adlandırılan ödülün niteliğine ilişkin tartışmalara dikkat çekti. Ohana, bunun İsrail Parlamentosu tarihindeki ilk ve en yüksek nişan olduğunu söylemişti.

Ancak Caspit, “Knesset’te nişan sistemi yoktur; bu tür bir nişanı kararlaştıran bir komite de bulunmamaktadır” diyerek açıklamaların şaşkınlık yarattığını belirtti.

Caspit’e göre Modi’ye verilen nişan “ilk bakışta göründüğü gibi saf altın değil, altın kaplama bronzdan yapılmıştı; yani değeri düşük ve devlet liderlerine layık olmayan bir nesneydi.”