İngiltere’de basın özgürlüğünü sınırlayan ve hükümeti zor durumda bırakan gazetecilerin hapsine izin veren “bilgi gizliliği” kanun tasarısı tartışılıyor

Yayıncılar Birliği düşünce özgürlüğü ve halkın hükümetin gizleyebileceklerini bilme hakkının hedef alınması konusunda uyarıyor

İngiltere İçişleri Bakanı Priti Patel yasadaki değişiklikleri destekliyor (Getty)
İngiltere İçişleri Bakanı Priti Patel yasadaki değişiklikleri destekliyor (Getty)
TT

İngiltere’de basın özgürlüğünü sınırlayan ve hükümeti zor durumda bırakan gazetecilerin hapsine izin veren “bilgi gizliliği” kanun tasarısı tartışılıyor

İngiltere İçişleri Bakanı Priti Patel yasadaki değişiklikleri destekliyor (Getty)
İngiltere İçişleri Bakanı Priti Patel yasadaki değişiklikleri destekliyor (Getty)

Ahmed Mustafa
İngiltere’de yayıncılar ve medya yöneticileri, 1989 tarihli bilgi gizliliği kanununda yapılacağı duyurulan ve hükümeti zor durumda bırakanlara yönelik cezaları ağırlaştıran, "yabancı bir ülke için casusluk" muamelesi görmelerini sağlayan değişiklikleri geçirmemesi konusunda hükümeti uyardılar. Değişiklikler savunma makamı “kamu yararı için yayınlama” argümanını kullanma hakkını iptal ederken, mevcut yasada 2 yıl olan hapis cezası sınırını, yabancı bir ülke için casusluk yapanlara verilen 14 yıla kadar çıkarabiliyor.
Yayıncılar Birliği, düşünce özgürlüğünün ve halkın hükümetin gizleyebileceklerini bilme hakkının hedef alınmasına karşı sert bir bildiri yayınladı. İngiliz Gazeteciler Sendikası da değişiklikleri araştırmacı gazeteciliği boğmak, kamu yararına bilgi sızdıranları basına açıklama yapmamaları için sindirmeye yönelik bir kampanya olarak eleştirdi.
Çok sayıda üst düzey İngiliz gazeteci ve medya uzmanı, bu değişikliklerin önceki basın kampanyaları sırasında mevcut olsaydı, düşman casusları gibi mahkûm edilmiş ve cezaevinde olacaklarını ifade ettiler.Bazıları, makalelerinde ve sosyal medyadaki yorumlarında, İçişleri Bakanlığı'nın değişikliklerle ilgili bu haftaki istişarelerinin sona ermesiyle, eski sağlık bakanı Matt Hancock'u basına sızdırılan video kamera görüntüleriyle ilgili devam etmekte olan soruşturma arasında bağlantı kurdu.
İngiliz polisi, bakanın ofisinde korona salgınıyla mücadele kapsamında uygulanan sosyal mesafe kurallarını ihlal ederek, yardımcısını (bakanlığı sırasında müdür olarak atadığı üniversiteden eski bir meslektaşı) öperken görüldüğü kamera görüntülerini kimin basına sızdırdığını bulmak için Sağlık Bakanlığı çalışanlarının kişisel bilgisayarlarını kapsamlı bir şekilde araştırıyor.

Diktatörce değişiklikler
Değişiklik, Başbakan Boris Johnson'ın Downing Street'teki ofisini yenilemenin maliyetini, vergi mükelleflerinin mi yoksa hayırsever bir iş adamının mı üstlendiği sorusunun sorulduğu bir zamanda geliyor. Aynı zamanda Başbakan’ın eski baş danışmanı Dominic Cummings de geçen yıl korona salgını ile mücadelede hükümetin yaşadığı kafa karışıklığı ve ne yapacağını bilememe durumunu gösteren kendisi ile başbakan arasındaki mesajların metnini yayınladı.
İngiliz Kanunlar Komitesi, elektronik alanda korsanlık ve casusluk faaliyetlerinin arttığı bir dönemde devlet sırlarının korunmasını artırmak ve dijital bilgilerin güvenliğini sağlamak için 2017 yılında da bilgi gizliliği kanunu gözden geçirmişti. İçişleri Bakanlığı 1989 kanunun artık mevcut dijital çağa uygun olmadığını ve değiştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Kanunda değişiklik yapılması ve devlet sırlarının korunmasının önemi konusunda herkes hemfikir. Pek çok gazeteci ve medya mensubu, azami düzeyde korunması gereken ve ulusal güvenliğe zarar veren sırların olduğu konusunda ihtilaf olmadığını yazdı. Bununla beraber, değişikliklerin bilgi sızdıranların ve gazetecilerin yasal haklarının kaldırılmasına ilişkin paragraflarını; kamu yararına bilgi sızdırılmasını engellemeye, “gizli kalması istenen bir şeyi ifşa ederek hükümeti zor durumda bırakmaları” durumunda gazetecileri mümkün olduğunca ağır şekilde cezalandırmaya yönelik diktatörce bir önlem olarak görüyorlar.
İçişleri Bakanlığı tarafından yapılması istenen ve Muhafazakâr hükümetin İçişleri Bakanı Priti Patel tarafından desteklenen değişikliklerle ilgili belgeye göre, bilginin "yetkisiz ifşası" ülkeye en az yabancı bir ülke için casusluk yapmak kadar zarar verebilir. Belgede şu da ekleniyor, “Bu nedenle, düşman bir ülke lehine casusluk yapmak ile 1989 kanununda olduğu gibi bilginin yetkisiz ifşasının verdiği zarar arasında mutlak bir fark görmüyoruz.”
Değişikliklerle ilgili belgede, “hükümet, mevcut en ağır ceza olan 2 yıl hapis cezasının, yetkisiz ifşa davalarında mahkemeye yeterli caydırıcı güç sağlamadığı yönündeki tavsiyeyi memnuniyetle karşılamaktadır” ifadesi yer aldı. Önerilen değişiklikler belgesi doğrudan medya ve gazetecilerden bahsetmese de, tek başına bilgi sızdıranları caydırmaya yönelik cezalar, basını hükümetin çalışmalarını denetleme ve kamuoyunu çıkarlarına karşı yapılan hatalar konusunda aydınlatma olanağı sağlayan önemli bir bilgi kaynağından mahrum bırakacak. Belge ayrıca, bilgilerin izinsiz olarak ifşa edilmesi durumunda iddia makamının bu tür açıklamaların kamu yararına olmadığını kanıtlamak zorunda kalmaması için savunmanın, “kamu yararı” argümanını kullanma hakkının iptal edilmesi çağrısında da bulunuyor. Bu ise herhangi bir gazetecinin veya haber kuruluşunun yasaları ihlal etmekten ve ulusal güvenliği tehlikeye atmaktan kolayca mahkûm edilebileceği anlamına geliyor.

Önemli emsaller
Bu tartışma, 2003'te yasadışı saydığı için Irak'a yönelik savaşla ilgili bir İngiliz istihbarat belgesini basına sızdıran Katharine Gun davasını hatırlatıyor. Söz konusu belge, Amerikan istihbarat servislerinin İngiliz dinleme servislerine gönderdiği ve Güvenlik Konseyi üye devletlerinin yetkililerini dinlemelerini, Irak'ı işgal etme kararını kabul etmeleri için kendilerine karşı şantaj olarak kullanılabilecek "bir kirli çamaşırlarını bulmalarını" isteyen bir mesajdan ibaretti. Gelgelelim Güvenlik Konseyinden istenen karar çıkmadı ve ABD, İngiltere ve müttefikleri uluslararası hukuka göre yasadışı bir savaşa girdiler. 2004'te Katharine Gun davası görülürken, hükümet savcıları, İşçi Partisi başbakanı Tony Blair hükümetine savaşın yasadışı olduğu konusunda resmi olarak bilgi verilmiş olmasının ifşa olmasından korkarak, sızıntının kamu yararına olmadığını ileri sürmekten son anda geri adım attılar.       Gavin Hood'un yönettiği 2019 yapımı “Resmi Sırlar” filminde hikayesi anlatılan Katherine Gunn da beraat etti.
Bu değişikliklerle birlikte, basının 2009 yılında ifşa ettiği “Milletvekillerinin harcamaları” skandalı gibi hükümet skandallarını ifşa etmesi mümkün olmayacak. Bu skandal ile milletvekillerinin harcamalarla ilgili ihlalleri, kamu fonlarını, vergi ödeyicilerinin milyonlarının kaybolmasına yol açacak biçimde kişisel amaçları için kullandıkları açığa çıkmıştı. Skandal, geniş çaplı istifalara yol açmış, milletvekillerine verilen ikramiye ve ödeneklerin dağıtımına ilişkin kuralların değiştirilmesi, parlamentonun uygulamalarını denetleyecek bağımsız bir organın oluşturulmasıyla sonuçlanmıştı.
Bu değişikliklerin “ulusal güvenliğe zarar” bahanesiyle özgür gazeteciliğin ağzını kapatmak, düşünce özgürlüğünü bastırmak anlama geldiğine dair pek çok örnek var.
Yayıncılar, gazeteciler ve medya çalışanları, hükümetin “kamu yararını” belirleyecek tek taraf olmasına karşı çıkıyorlar çünkü bu, herhangi bir demokratik sistemin temellerini ihlal ediyor. İçişleri Bakanlığı sözcüsü, değişikliklerin basın özgürlüğünü hedef aldığını veya medyanın hükümetin çalışmalarını denetleme rolünü oynamasını engellediğini reddediyor. Ne var ki, yasa uygulamada hükümete özellikle de kendisini zor durumda bırakması ve bir skandalı ortaya çıkarması söz konusu olduğunda, neyin halka açıklanıp neyin açıklanamayacağını belirleme konusunda geniş yetkiler verecek. Ayrıca “kamu yararı” argümanının ortadan kaldırılması durumunda mahkemelerin cezalandırma yetkilerini de genişletecek.
İngiliz İçişleri Bakanlığı'nın bilgi gizliliği kanununa ilişkin incelemesinin kabul veya ret edilmesi süresi 22 Temmuz Perşembe günü sona eriyor. Kabul edilmesi halinde bu tarihten itibaren 2 hafta içinde bir yasa tasarısı olarak parlamentoya sunulacak.



İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.


Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.


Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.